AB’den Tartışmalı Geri Dönüş Tüzüğü: Fransa Üçüncü Ülkelerdeki Merkezlere Karşı
Avrupa Parlamentosu, sağ ve aşırı sağ grupların desteğiyle, düzensiz statüdeki kişilerin AB dışındaki “geri dönüş merkezlerine” gönderilebilmesini öngören tartışmalı tüzüğü kabul etti. Metin henüz yürürlüğe girmemişken Fransa’dan itiraz geldi: Macron, bu modelin ne pratikte etkili olduğunu ne de Avrupa’nın kurucu ilkeleriyle bağdaştığını söyledi.
Avrupa Parlamentosu, düzensiz statüde bulunan üçüncü ülke vatandaşlarının geri gönderilmesine ilişkin yeni “Geri Dönüş Tüzüğü” metnini 17 Haziran’da kabul etti. Düzenleme, üye devletlerin Avrupa Birliği dışındaki ülkelerle anlaşmalar yaparak “geri dönüş merkezleri” kurabilmesinin önünü açıyor; geri gönderme süreçlerini hızlandırıyor, idari gözetim sürelerini uzatıyor ve yaptırım araçlarını genişletiyor. Ancak metin henüz yürürlüğe girmiş bir AB yasası değil. Bunun için Konseyin resmî kabulü ve tüzüğün AB Resmî Gazetesi’nde yayımlanması gerekiyor.
Yeni tüzük, 2008’den beri yürürlükte olan Geri Dönüş Direktifi’nin yerine geçmek üzere tasarlandı. Avrupa Komisyonu, düzenlemeyi Göç ve İltica Paktı’nın eksik kalan “geri gönderme” ayağı olarak sunuyor. Komisyona göre amaç, üye devletler arasında parçalı işleyen uygulamaları ortak kurallarla birleştirmek; sınır dışı kararlarının uygulanmasını hızlandırmak ve devletler arası bilgi paylaşımını güçlendirmek. Komisyonun 2025’te sunduğu değerlendirme metni de mevcut sistemin, ulusal uygulamalar arasındaki farklılıklar ve üçüncü ülkelerin geri kabul konusundaki yetersiz iş birliği nedeniyle etkisiz kaldığını savunuyordu.
“Geri Dönüş Merkezi” Ne Anlama Geliyor?
Tartışmanın merkezinde, kamuoyunda “geri dönüş merkezi” ya da İngilizce adıyla “return hub” olarak anılan model bulunuyor. Metin bu ifadeyi ayrı ve ayrıntılı bir kurum olarak tanımlamıyor; bunun yerine üye devletlerin üçüncü ülkelerle yapacağı anlaşmalar aracılığıyla, hakkında geri dönüş kararı verilen kişilerin AB dışındaki bir ülkeye gönderilebilmesine imkân tanıyor.
Avrupa Parlamentosundan geçen tüzük metninin 17. maddesine göre bir kişi yalnızca vatandaşı olduğu ülkeye ya da resmî ikametinin bulunduğu devlete değil, AB üyesi bir devletin anlaşma yaptığı başka bir üçüncü ülkeye de gönderilebilecek. Bu anlaşmaların geri gönderme prosedürünü, kişinin üçüncü ülkedeki kalış koşullarını, tarafların sorumluluklarını ve anlaşmanın ihlali hâlinde doğacak sonuçları belirlemesi gerekiyor.
Kişinin bu üçüncü ülkeden daha sonra menşe ülkesine veya başka bir ülkeye gönderilmesi planlanıyorsa, anlaşmada uygulamayı izleyecek bağımsız bir denetim mekanizmasının bulunması da şart koşuluyor. Konseyin uzlaşı metnine ilişkin açıklamasında bu merkezlerin kişinin nihai varış noktası olabileceği ya da menşe ülkesine yapılacak ikinci bir gönderme öncesinde geçiş merkezi işlevi görebileceği belirtiliyor.
Kâğıt üzerinde bu anlaşmaların, uluslararası insan hakları standartlarına ve geri göndermeme ilkesine uygun ülkelerle yapılması gerekiyor. Bu ilke, bir kişinin ölüm cezası, işkence ya da insanlık dışı muamele riskiyle karşılaşacağı bir ülkeye gönderilemeyeceği anlamına geliyor. Ancak düzenlemenin eleştirmenlerine göre asıl sorun, bu güvencelerin metinde yer alıp almaması değil, üçüncü ülkelerde fiilen nasıl denetleneceği.
Metinde üçüncü ülke anlaşmaları kapsamında gönderilemeyeceği açık biçimde belirtilen grup refakatsiz çocuklar. Buna karşılık çocuklu aileler için aynı kategorik yasak bulunmuyor. Parlamento oylamasında çocuklu aileleri de bu koruma kapsamına alan ibarenin nihai uzlaşı metninde yer almaması, düzenlemenin en tartışmalı ayrıntılarından biri oldu.
Geri Dönüş Süreçleri Sertleşiyor
Tüzük, geri gönderme kararının alınmasından uygulanmasına kadar tüm süreci sıkılaştırıyor. Üye devletler, düzensiz statüde bulunan kişi hakkında geri dönüş kararı vermekle yükümlü olacak. Kişiye ülkeyi terk etmesi için kural olarak en fazla 30 gün süre tanınabilecek; ulusal hukuk bazı durumlarda derhâl ayrılma yükümlülüğü de getirebilecek.
Metin, kişinin geri gönderileceği ülkenin kararın ilk aşamasında kesin olarak belirlenmesini zorunlu kılmıyor. Bu ülke, sınır dışı işlemi gerçekleşmeden kısa süre önce ayrı bir idari kararla da tespit edilebilecek. Bu düzenleme, özellikle itiraz süreçleri ve geri göndermeme ilkesinin denetlenmesi bakımından eleştiriliyor.
Geri dönüş kararı verilmesi, kişinin hemen AB dışına gönderileceği anlamına gelmiyor. Kimliğin tespiti, seyahat belgesi alınması, gönderileceği ülkenin belirlenmesi ve olası itirazların sonuçlanması gibi işlemler sırasında kişi AB’de kalmaya devam edebiliyor. Tüzük, bu aşamada yetkililerle “iş birliği yapmadığı” değerlendirilen kişiler için çeşitli tedbirler öngörüyor.
Üye devletler, ulusal hukuklarının izin verdiği ölçüde sosyal yardım ve ödenekleri azaltabilecek, gönüllü dönüş desteğini kesebilecek, çalışma iznini geri çekebilecek, para ya da hapis cezası uygulayabilecek. Kişiye belirli bir adreste yaşama, düzenli olarak yetkililere başvurma, elektronik izleme veya mali teminat yatırma yükümlülüğü de getirilebilecek. Belirli koşullarda kişinin, ikamet ettiği yerin veya elektronik cihazlarının aranması ve bazı eşyalara el konulması da mümkün olacak.
İtiraz hakkı da yeniden düzenleniyor. İlk derece mahkemesine başvuru süresi kural olarak 14 günü aşamayacak. Mevcut hukukunda 30 gün veya daha uzun süre bulunan ülkeler ise istisna yoluyla bu süreyi en fazla 30 gün olarak koruyabilecek. İtiraz, otomatik olarak sınır dışı işlemini durdurmayacak. Kişinin ayrıca mahkemeden yürütmenin durdurulmasını talep etmesi gerekecek.
İdari gözetim bakımından da daha sert bir çerçeve getiriliyor. İlk aşamada azami süre 12 ay olarak öngörülüyor. Kişinin iş birliği yapmaması, seyahat belgesi teminindeki gecikmeler veya ulusal hukukta belirtilen istisnai koşullar nedeniyle bu süre 24 aya kadar uzatılabilecek. Kaçma riski bulunduğu ve yeni bilgi, seyahat belgesi ya da üçüncü ülkenin iş birliğinde değişiklik gibi koşullar oluştuğu takdirde, toplamda altı ayı geçmeyen ek gözetim süresi de uygulanabilecek.
“Güvenlik riski” sayılan kişiler için ise daha sert hükümler öngörülüyor. Bu kişiler hakkında 10 yılı aşan ya da koşullara göre belirsiz süreli giriş yasağı getirilebilecek. Ayrıca azami gözetim sürelerinin ötesine geçen ek süreler mahkeme kararıyla uygulanabilecek; istisnai durumlarda kişilerin cezaevlerinde tutulmasının da önü açılabilecek.
AP’de Tüzüğü Onaylayan Yeni Çoğunluk: Sağ ve Aşırı Sağ Grupların İş Birliği
Avrupa Parlamentosu, Komisyon, Konsey ve Parlamento müzakerecileri arasında varılan geçici anlaşmayı 418 kabul, 218 ret ve 30 çekimser oyla onayladı. Oylamanın arkasında Avrupa Halk Partisi, Avrupa Muhafazakârları ve Reformcular, Avrupa için Vatanseverler ve Egemen Uluslar Avrupası gruplarının ağırlık taşıdığı bir blok vardı.
Ancak ortaya çıkan çoğunluğu yalnızca sağ ve aşırı sağ ittifakı olarak tanımlamak eksik kalır. Renew Europe grubundan çok sayıda milletvekili, Sosyalistler ve Demokratlardan bazı isimler ile Yeşillerden iki milletvekili de metne destek verdi. Buna karşılık Sosyalistler ve Demokratların, Sol grubun ve Yeşillerin büyük çoğunluğu düzenlemeye ret oyu verdi. Parlamento kayıtlarına göre, Renew Europe’un metnin değişiklik önergeleri üzerinden yeniden oylanması talebi de reddedildi. Böylece milletvekilleri uzlaşı metnini paket hâlinde kabul etmiş oldu.
Fransa delegasyonu içindeki tablo da bu bölünmeyi yansıtıyor. Eski Fransa Başbakanı Édouard Philippe’in Horizons partisine yakın Gilles Boyer ve Nathalie Loiseau düzenlemeye destek verirken, Emmanuel Macron’un Renaissance çizgisindeki Pascal Canfin ve Fabienne Keller karşı oy kullandı. Renew Europe grubunun başkanı Valérie Hayer ise çekimser kaldı. Bu tablo, göç politikasında Parlamento içindeki geleneksel merkez çoğunluğunun daha kırılgan hâle geldiğini gösteriyor.
Sağ parti Cumhuriyetçiler (LR) üyesi Fransız milletvekili François-Xavier Bellamy oylamayı “Avrupa için tarihî bir aşama” olarak nitelerken, aşırı sağdaki Ulusal Birlik lideri Jordan Bardella kendi grubunun müzakerelerde belirleyici ideolojik rol oynadığını savundu. Buna karşılık Yeşiller ve sol gruplar, düzenlemeyi insan haklarının aşındırılması ve istisnai tedbirlerin sıradanlaştırılması olarak değerlendirdi.
İnsan hakları örgütleri ve BM uzmanları da düzenlemenin idari gözetimi genişleteceği, geri göndermeme ilkesine ilişkin güvenceleri zayıflatacağı ve üçüncü ülkelerdeki merkezlerin etkin denetimini zorlaştıracağı uyarısında bulunuyor. Eleştirilerin merkezinde, AB’nin göç politikasında iltica hakkı ve koruma yükümlülüklerinden ziyade caydırıcılık, dışsallaştırma ve sınır dışı kapasitesine ağırlık verdiği görüşü yer alıyor.
Macron: “Hem Pragmatik Hem de İlkesel Olarak Karşıyız, Fransa Bu Yolu İzlemeyecek”
Oylamanın ardından gelen en dikkat çekici siyasi tepkilerden biri Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’dan geldi. Macron, 19 Haziran’da Brüksel’deki AB liderler zirvesinin ardından yaptığı açıklamada, üçüncü ülkelerde geri dönüş merkezleri kurulmasına hem “pragmatik” hem de “ilkesel” açıdan karşı olduğunu söyledi. Bu modelin ne etkili olduğunu ne de Avrupa’nın kurucu ilkeleriyle bağdaştığını belirten Macron, Fransa’nın bu yolu izlemeyeceğini ifade etti.
Macron’un itirazı yalnızca hukuk ve etkinlik meselesiyle sınırlı değildi. Cumhurbaşkanı, AB bütçesinin Afrika’da geri dönüş merkezleri kurmak için kullanılması hâlinde Avrupa’nın Afrika kıtasındaki siyasi itibarının zarar görebileceği uyarısında bulundu. Macron’a göre Avrupa’nın yatırım ve iş birliği söylemiyle Afrika ülkelerinde geri dönüş merkezleri kurma arayışını aynı anda savunması, kıta ile ilişkilerde ciddi bir inandırıcılık sorunu doğurabilir.
Bununla birlikte Fransa’nın merkezleri kurmama tercihi, düzenlemenin diğer üye devletler tarafından kullanılmasını engellemiyor. Tüzük, herhangi bir ülkeye zorunlu kota ya da merkez kurma yükümlülüğü getirmiyor; ancak bunu yapmak isteyen devletlere ortak bir hukukî çerçeve sunuyor. Bu nedenle asıl soru, hangi ülkelerin üçüncü devletlerle anlaşma yapabileceği, bu ülkelerin hangi güvenceleri vereceği ve uygulamanın Avrupa mahkemelerinin denetiminden geçip geçmeyeceği olacak.
Düzenleme şu an için tamamlanmış bir AB yasası değil. Parlamento ilk okumadaki pozisyonunu kabul etti; dosya, Konseyin birinci okumadaki resmî pozisyonunu bekliyor. Konsey aynı metni onayladıktan sonra tüzük AB Resmî Gazetesi’nde yayımlanacak. Metin, yayımını izleyen gün yürürlüğe girecek. Geri dönüş merkezleri, yaş tespiti ve geri dönüş politikasının dış boyutuna ilişkin bazı hükümler yürürlüğe girişle birlikte uygulanabilecek; hazırlık gerektiren diğer hükümler ise 12 ay sonra devreye girecek. (P)