BM Raporu: “Almanya’da Filistin Dayanışması ve İklim Aktivizmi Ceza Hukukuyla Bastırılıyor”
BM Raportörü Irene Khan, Almanya’da Filistin aktivizmiyle bağlantılı 2100’den fazla ceza isnadı, iklim eylemleriyle ilgili 4900’den fazla dava ve protesto sloganlarına yönelik yasakları ifade özgürlüğü açısından eleştirdi. Khan, BDS’ye yönelik “şüpheli aşırılıkçı” sınıflandırmanın kaldırılması ve sloganların bağlamından koparılarak kriminalize edilmemesi çağrısında bulundu.
Birleşmiş Milletler İfade Özgürlüğü Özel Raportörü Irene Khan, Almanya’da ifade özgürlüğünün özellikle Filistin dayanışması ve iklim aktivizmi bağlamında ceza hukuku ve güvenlikçi politikalar yoluyla daraltıldığı uyarısında bulundu. Khan, antisemitizmle mücadelenin önemini vurgularken, İsrail’in politikalarına yönelik meşru eleştirilerin ve Filistin’le dayanışmanın antisemitizmle karıştırılmaması gerektiğini belirtti.
BM’nin kanaat ve ifade özgürlüğünün korunması alanındaki Özel Raportörü Irene Khan, Almanya’ya ilişkin raporunu BM İnsan Hakları Konseyine sundu. 26 Ocak-6 Şubat 2026 tarihleri arasında Almanya’da resmî temaslarda bulunan Khan’ın raporu, bu görev kapsamında Almanya’ya yapılan ilk ülke ziyareti olma özelliği taşıyor.
10 Haziran’da kamuoyuyla paylaşılan ve 15 Haziran – 10 Temmuz tarihlerindeki İnsan Hakları Konseyi 66. Oturumu’nda sunumuna devam edilen raporda Almanya’nın güçlü anayasal güvencelere, bağımsız yargıya, çoğulcu medya yapısına ve insan hakları alanında gelişmiş kurumsal mekanizmalara sahip olduğu teslim ediliyor. Ancak Khan’a göre ülke, ifade özgürlüğü bakımından kritik bir eşikten geçiyor. Artan toplumsal kutuplaşma, antisemitizm, İslam düşmanlığı, göçmenlere ve azınlıklara yönelik nefret söylemi, akademik ve kültürel alanlardaki daralma ile ceza hukukunun geniş kullanımı raporun başlıca kaygı başlıkları arasında yer alıyor.
Filistin ve İklim Aktivizmine Ceza Hukuku Baskısı
Khan’ın en sert eleştirisi, Almanya’da ceza hukukunun ifade özgürlüğünü sınırlamak için “aşırı” biçimde kullanıldığı yönünde. Rapora göre bu eğilim özellikle Filistin dayanışması ve iklim aktivizmi bağlamında görünür hâle geliyor.
Alman makamları, ülkenin tarihsel sorumlulukları ve güvenlik kaygıları nedeniyle antisemitizmle mücadele, demokrasiyi koruma ve terör tehdidini önleme gerekçeleriyle ifade alanına müdahaleyi savunuyor. Khan ise aktivizm ve savunuculuğun antisemitizm ya da terörizmle karıştırılmasının demokratik tartışma alanını daralttığını, devlet kurumlarına yönelik güveni de zayıflatabileceğini vurguluyor.
Raporda Filistin bağlantılı protestolar özel bir yer tutuyor. 7 Ekim 2023’ten sonra Almanya’da Filistin yanlısı gösteriler artarken, gösteri yasakları, slogan kısıtlamaları, polis müdahaleleri, gözaltılar, sınır dışı tehdidi ve aktivistlerin evlerine yapılan baskınlara ilişkin iddialar da gündeme geldi.
Bununla birlikte rapor, Filistin yanlısı gösterilerin büyük bölümünün yasaklandığı gibi bir tablo çizmiyor. Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinde 7 Ekim 2023 ile 31 Mart 2024 arasında Orta Doğu ihtilafıyla bağlantılı 632 gösteriden sekizi yasaklandı. Berlin’de ise 7 Ekim 2023 ile Şubat 2026 ortası arasında 1140 Filistin yanlısı gösteriden 25’i güvenlik gerekçesiyle engellendi.
Khan’ın asıl eleştirisi, doğrudan yasakların sayısından çok, protestolara getirilen kısıtlamaların kapsamı ve yarattığı hukuki belirsizlik üzerinde yoğunlaşıyor. Sivil toplum temsilcileri, gösterilerin nerede ve nasıl yapılacağı, hangi sloganların, sembollerin ve dillerin kullanılabileceği konusunda kısıtlamaların sürdüğünü aktarıyor.
“Nehirden Denize Filistin Özgür Olacak” Tartışması
Raporda “From the river to the sea, Palestine will be free” sloganı da ayrı bir başlık olarak ele alınıyor. Türkçeye “Nehirden denize, Filistin özgür olacak” şeklinde çevrilen slogan, Kasım 2023’te dönemin Federal İçişleri Bakanlığı tarafından yasaklı sembol ve sloganlar kapsamına alınmıştı. Gerekçe olarak, sloganın yasaklı Hamas örgütünün “alameti” sayılması gösterilmişti.
Ancak bu yasağın ardından Alman mahkemeleri farklı kararlar verdi. Bazı mahkemeler sloganı otomatik olarak terör propagandası kabul etmezken, kullanım bağlamına göre değerlendirme yapılması gerektiğini vurguladı. Khan’a göre bu tablo ciddi bir hukuki belirsizlik yaratıyor.
BM Raportörü, bir sloganın sadece dile getirilmesi nedeniyle genel olarak yasaklanmasını ya da kriminalize edilmesini orantısız buluyor. Bir sloganın belirli bir durumda Yahudilere yönelik nefret, şiddete teşvik ya da terör desteği anlamına gelip gelmediğinin ise olay bazında, bağlam dikkate alınarak değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor.
BDS Grupları ve Filistin Aktivizmi
Rapor, Almanya’nın İsrail boykot hareketi BDS’ye (Boykot, Tecrit ve Yaptırımlar) yaklaşımını da eleştiriyor. Almanya iç istihbarat kurumu Federal Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından Berlin ve Bonn’daki bazı BDS gruplarını “şüpheli aşırılıkçı” olarak sınıflandırıldığını belirtiliyor. Bu sınıflandırma, ilgili grupları iç istihbarat gözetimine açık hâle getiriyor.
Khan, BDS faaliyetlerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) tarafından ifade özgürlüğü kapsamında değerlendirildiğini ve çeşitli Alman mahkemelerinin BDS’ye yönelik kısıtlamaları ifade özgürlüğü ihlali olarak gördüğünü hatırlatıyor. Bu nedenle Almanya’ya, BDS’ye ilişkin sınıflandırmayı gözden geçirme ve kaldırma çağrısı yapıyor.
Raporda Berlin’de Ekim 2023 ile Ocak 2026 arasında Filistin aktivizmiyle bağlantılı 2100’den fazla “propaganda” suçu isnadı yöneltildiği, bunların 994’ünün halkı kin ve nefrete tahrik suçlamasıyla ilişkili olduğu aktarılıyor. Khan, bu davaların önemli bir bölümünün mahkemelerce düşürülmesi ya da savcılık tarafından takip edilmemesinin ceza kovuşturmasının aşırı kullanımına işaret ettiğini belirtiyor.
İklim Aktivizmi de Hedefte
Khan’ın raporu yalnızca Filistin dayanışmasına odaklanmıyor. İklim aktivizmi de ifade özgürlüğü açısından sorunlu bir alan olarak değerlendiriliyor. Rapora göre Temmuz 2024 ile Haziran 2025 arasında iklim aktivizmiyle bağlantılı 4900’den fazla ceza davası açıldı. Raporda bu eylemlerin büyük bölümünün şiddet içermeyen sivil itaatsizlik niteliğinde olduğu aktarılıyor.
BM Raportörü özellikle Letzte Generation (Son Kuşak) adlı harekete yönelik soruşturmayı eleştiriyor. Grup üyelerine yönelik ev baskınları, banka hesaplarının dondurulması, gözaltılar, gözetim tedbirleri ve Alman Ceza Kanunu’nun 129. maddesi kapsamında “suç örgütü” suçlamaları raporda kaygı verici örnekler arasında sayılıyor.
Khan’a göre böyle bir sınıflandırma yalnızca eylemcileri değil; gruba bağış yapan, gönüllü destek veren ya da medya görünürlüğü sağlayan kişileri de potansiyel olarak kriminalize edebilir. Bu da iklim adaleti aktivizmi üzerinde caydırıcı etki yaratabilir.
Antisemitizmle Mücadele ve İsrail Eleştirisi
Raporda antisemitizmin yükselişi açık biçimde kabul ediliyor. Khan, 7 Ekim 2023 sonrasında Almanya’da antisemitizmin ciddi şekilde arttığını, Yahudi toplumuna yönelik tehditlerin, saldırıların ve mülklere verilen zararların 2022-2024 arasında iki kattan fazla yükseldiğini belirtiyor.
BM Raportörü, Almanya’nın antisemitizmle mücadele için geliştirdiği ulusal strateji, Yahudi yaşamı ve antisemitizmle mücadeleden sorumlu federal komiserlik ve Yahudi kurumlarının güvenliğine yönelik fonlar gibi adımları olumlu buluyor. Ancak bu mücadelenin İsrail devletinin politikalarına yönelik meşru eleştiriyi bastırmak için kullanılmaması gerektiğini vurguluyor.
Rapora göre antisemitizm, Yahudilere yönelik ırksal ve dinî nefrettir. İsrail ise uluslararası hukuk bakımından bir devlet olarak hak sahibi değil, yükümlülük sahibi bir aktördür. Khan, “İsrail bağlantılı antisemitizm” ya da “anti-Siyonist antisemitizm” gibi muğlak kavramların ifade özgürlüğünü sınırlamak için kullanılmasının hak sahiplerinin korunmasını zayıflattığını savunuyor.
İslam Düşmanlığı ve Azınlıklara Yönelik Nefret
Khan, Almanya’da İslam düşmanlığı ve Müslüman karşıtı saldırıların yükselişine de dikkat çekiyor. Rapora göre 2022 ile 2024 arasında şiddet içeren Müslüman karşıtı saldırılar neredeyse ikiye katlandı. Müslümanların yaklaşık yarısı ise kendilerini Alman toplumunun kabul edilmiş bir parçası olarak görmediklerini ifade ediyor.
Filistinli, Arap ve diğer Müslüman temsilciler, Gazze savaşı bağlamında kültürel ve siyasi ifadelerinin kriminalize edildiğini, medyada damgalayıcı biçimde temsil edildiklerini ve farklı polis muameleleriyle karşılaştıklarını aktarıyor. Siyahlar, Kürt toplulukları, göçmenler ve diğer azınlıklar da kamusal tartışmalarda “dışarıdan gelenler” olarak kodlandıklarını belirtiyor.
Raporda, bu dışlayıcı atmosferin yalnızca güvenlik kaygısı yaratmadığı, aynı zamanda azınlıkların kamusal tartışmalara katılımını da sınırladığı vurgulanıyor.
Akademik ve Kültürel Özgürlüklerde Daralma
Raporun bir diğer önemli başlığı akademik ve kültürel özgürlükler. Almanya Anayasası sanatın, bilimin, araştırmanın ve öğretimin özgür olduğunu açıkça güvence altına alsa da Khan, özellikle Filistin ve Gazze tartışmaları bağlamında bu alanlarda daralma yaşandığını belirtiyor.
Raporda Berlin Özgür Üniversitesi araştırmacılarının Eylül 2025 tarihli çalışmasına atıfla, Orta Doğu ve Kuzey Afrika çalışmaları alanındaki akademisyenlerin yaklaşık yüzde 85’inin 7 Ekim 2023’ten bu yana akademik özgürlüğe yönelik tehdidin arttığını düşündüğü aktarılıyor.
Khan’a göre özellikle Alman vatandaşı olmayan akademisyenler iş güvenceleri, vize yenilemeleri ve oturum izinleri konusunda belirsizlik yaşıyor. Üniversitelerde kolluk varlığının artması, etkinliklerin güvenlikçi bir çerçeveye alınması ve Filistin’le dayanışma içeren akademik/kültürel programların iptal edilmesi, otosansür iklimini derinleştiriyor.
Raporda BM’nin işgal altındaki Filistin topraklarındaki insan hakları durumu özel raportörü Francesca Albanese’nin Ludwig Maximilian Üniversitesi ve Freie Universität Berlin’deki iki konferansının iptal edilmesi özellikle rahatsız edici bir örnek olarak anılıyor.
Siyasetçilere Hakaret Maddesi İçin Kaldırma Çağrısı
Khan, Alman Ceza Kanunu’nun siyasi hayattaki kişilere yönelik hakaret, kötüleme ve iftira için daha ağır cezalar öngören 188. maddesini de eleştiriyor. Rapora göre siyasetçiler, diğer yurttaşlar gibi itibarlarını koruma hakkına sahiptir; ancak daha geniş bir ceza korumasından yararlanmamalıdır.
BM Raportörü, 188. maddenin kaldırılmasını, hakaret, iftira ve karalama suçlarını düzenleyen 185-187. maddelerin de gözden geçirilmesini öneriyor. Khan’a göre bu tür meselelerde medeni hukuk yolları yeterli olabilir; ceza hukuku ise demokratik toplumda kamusal eleştiri alanını gereksiz biçimde daraltabilir.
Reform Tavsiyeleri
Raporun sonunda Almanya’ya kapsamlı reform çağrısı yapılıyor. Khan, Filistin protestoları ve aktivizm bağlamındaki hak ihlali iddialarını incelemek üzere bağımsız bir federal komisyon kurulmasını öneriyor. Bu komisyonun protesto yasaklarını, slogan ve sembol kısıtlamalarını, polis müdahalelerini ve güç kullanımı iddialarını incelemesi gerektiği belirtiliyor.
Raporda ayrıca BDS sınıflandırmasının gözden geçirilmesi, Filistin halkının haklarını destekleyen slogan ve sembollere genel yasaklardan kaçınılması, nefret söylemi iddialarının bağlam içinde değerlendirilmesi, “aşırılıkçılık” kavramının netleştirilmesi ve IHRA antisemitizm çalışma tanımı gibi bağlayıcı olmayan belgelerin ifade özgürlüğünü sınırlamak için kullanılmaması tavsiye ediliyor.
Khan’ın temel uyarısı ise şu: Almanya antisemitizm, nefret söylemi ve güvenlik tehditleriyle mücadele ederken demokratik tartışma alanlarını daraltmamalı; Filistin dayanışması, iklim adaleti savunuculuğu, akademik üretim ve siyasi eleştiri ceza hukuku yoluyla bastırılmamalı.