CLAIM

Almanya’da Müslüman Karşıtı Irkçılıkta Yeni Rekor: 2025’te 4 Binden Fazla Vaka

2025 yılı boyunca Almanya’da 4.096 Müslüman karşıtı ırkçılık vakası belgelendi. CLAIM’in yeni raporu, Müslümanlara ve Müslüman olarak algılanan kişilere yönelik ırkçılığın münferit saldırılarla sınırlı olmadığını; gündelik hayatı, güvenlik hissini ve kurumlara duyulan güveni aşındıran yapısal bir sorun hâline geldiğini ortaya koydu.

Almanya’da Müslüman Karşıtı Irkçılıkta Yeni Rekor: 2025’te 4 Binden Fazla Vaka
Fotoğraf: Prostock-studio - Shutterstock.

Almanya’da Müslümanları hedef alan ırkçılığa ilişkin sivil toplum verileri, Müslümanların ve Müslüman olarak algılanan kişilerin günlük hayatın hemen her alanında ayrımcılık, tehdit, dışlanma ve şiddetle karşı karşıya kaldığını ortaya koydu. CLAIM tarafından yayımlanan “Müslüman Karşıtı Irkçılık 2025 Sivil Toplum Durum Raporu” başlıklı rapora göre, 2025 yılında ülke genelinde 4 bin 96 Müslüman karşıtı vaka belgelendi. Bu sayı, günde ortalama 11’den fazla vakanın kayda geçtiği anlamına geliyor.

Rapor, 2024 yılında belgelenen 3 bin 80 vakaya kıyasla yüzde 33’lük bir artışa işaret ediyor. Ancak CLAIM, bu artışın yalnızca olay sayısındaki yükselişle açıklanamayacağına dikkat çekiyor. 2025’te izleme ağının genişlemesi, danışma ve bildirim merkezlerinin daha fazla kişiye ulaşması ve ilk kez yapay zekâ destekli çevrim içi nefret söylemi taramasının sisteme dahil edilmesi, daha fazla vakanın görünür hâle gelmesini sağladı. Buna rağmen rapor, Almanya’da Müslüman karşıtı ırkçılık alanında hâlâ çok geniş bir “karanlık alan” bulunduğunu vurguluyor.

4.096 Vaka: Günde 11’den Fazla Olay Kayda Geçti

CLAIM’in 2026’da dördüncü kez yayımladığı yıllık rapor, 2025 yılı için ilk kez ülke genelinde sivil toplum temelli kapsamlı bir değerlendirme sunuyor. Veriler; 15 eyalette faaliyet gösteren 38 bölgesel danışma ve bildirim merkezinin kayıtları, doğrudan mağdur ve tanık bildirimleri, I-Report bildirim portalı, polis ve medya haberleri, federal hükûmetin soru önergelerine verdiği yanıtlar, siyaseten motive suç istatistikleri ve yapay zekâ destekli çevrim içi izleme yoluyla elde edilen vakalardan oluşuyor.

CLAIM Eş Direktörü Rima Hanano, raporun önsözünde rakamların arkasındaki insanlara dikkat çekerek, “Her sayının ve her vakanın arkasında insanlar var.” ifadesini kullandı. Hanano’ya göre asıl kaygı verici gelişmelerden biri, Müslümanların ve ırkçılığa maruz kalan diğer grupların siyaset, devlet kurumları ve demokratik süreçlere duyduğu güvenin zayıflaması. Raporda atıf yapılan güncel araştırmalara göre 2025’te Almanya’daki Müslüman katılımcıların yaklaşık üçte ikisi Federal Hükûmete güvenmediğini belirtirken, siyasetçilere güvenen Müslümanların oranı yüzde 14’e kadar geriledi.

Sözlü Saldırılar İlk Sırada, Şiddet Vakaları da Artıyor

Vaka türlerine bakıldığında en büyük grubu sözlü saldırılar oluşturdu. 2025 yılında 2 bin 379 sözlü saldırı kayda geçti; bu, türü bilinen vakaların yüzde 61,1’ine denk geliyor. Bunu 840 ayrımcılık vakasıyla yüzde 21,5’lik bir oran ve 680 “yaralayıcı davranış” vakasıyla yüzde 17,4’lük bir oran izledi. 197 vakada olay türüne ilişkin yeterli bilgi bulunmadı.

Sözlü saldırılar arasında 747 halkı kışkırtma, 1250 hakaret veya nefret içerikli hakaret, 322 tehdit ya da zorlama vakası yer aldı. Daha ağır olaylar bakımından ise tablo özellikle dikkat çekici: Raporda 2 öldürme vakası, 214 yaralama, bunların içinde 4 ağır yaralama ya da öldürmeye teşebbüs, 320 mala zarar verme, 5 kundaklama ve aralarında gasp ile mezar huzurunu bozma gibi eylemlerin de bulunduğu 139 diğer saldırı kayda geçti.

CLAIM, yaralama vakalarının 2024’e kıyasla artmasının Müslümanları hedef alan şiddette “artan bir hoyratlaşma ve vahşileşme” işareti olarak okunabileceğini belirtiyor. Rapora göre Müslüman karşıtı ırkçılık yalnızca bireysel önyargılardan ibaret değil; kamusal alanda, kurumlarda, dijital platformlarda ve gündelik ilişkilerde kendini tekrar eden yapısal bir dışlama biçimi olarak işliyor.

İnternet, Sokak ve Okul: Irkçılığın Gündelik Mekânları

Vakaların 2 bin 255’i çevrim dışı, 1644’ü ise çevrim içi alanda meydana geldi. Çevrim içi vakalar toplamın yüzde 42,2’sini oluşturdu. Ancak CLAIM, sınırlı personel ve zaman kapasitesi nedeniyle çevrim içi nefret söyleminin yalnızca küçük bir bölümünün niteliksel ve niceliksel analize dahil edilebildiğini belirtiyor. Yapay zekâ destekli sistem 2025 yılı için 74 bin 960 içerik tespit ederken, bunların yalnızca 552’si uzmanlar tarafından manuel olarak incelenip açık biçimde Müslüman karşıtı ırkçı içerik olarak sınıflandırılarak rapora dahil edildi.

Yaşam alanlarına göre dağılımda internet yüzde 53,9 ile ilk sırada yer aldı. Bunu yüzde 16,7 ile kamusal alan, yüzde 8,9 ile eğitim kurumları, yüzde 4,7 ile çalışma hayatı, yüzde 3,5 ile konut alanı, yüzde 3 ile toplu taşıma ve yüzde 3 ile mal ve hizmetlere erişim izledi. Sağlık alanı yüzde 1,5, resmî kurumlar yüzde 1,2, polisle temas yüzde 0,4 ve mahkeme-adalet kurumları yüzde 0,1 oranında kayda geçti.

CLAIM, düşük görünen kurum içi oranların gerçekte daha az olay yaşandığı anlamına gelmediğini; özellikle okul, polis, resmî daireler ve iş ortamlarında bildirim eşiğinin çok yüksek olduğunu belirtiyor. Rapora göre birçok mağdur, şikâyet ettiği takdirde ciddiye alınmayacağını, ikinci kez mağdur edileceğini veya okul, iş, oturum ve sosyal haklar gibi alanlarda olumsuz sonuçlarla karşılaşacağını düşünüyor.

Kadınlar, Çocuklar ve Görünür Müslümanlar Daha Fazla Hedefte

Vakaların kimleri hedef aldığına bakıldığında, 907 olayın doğrudan bireylere, 115 olayın gruplara, 64 olayın ise dinî kurumlara veya dinî mekânlara yöneldiği görülüyor. Cinsiyet bilgisi bulunan vakalarda kadınların belirgin biçimde daha fazla hedef alındığı kaydedildi. Buna göre mağdurların yüzde 64,5’i kadınlardan oluştu.

Raporda bu tablo, özellikle başörtüsü gibi görünür dinî işaretler taşıyan Müslüman kadınların ırkçılık ve cinsiyetçilik kesişiminde daha kırılgan hâle gelmesiyle açıklanıyor. Başörtüsünün zorla çekilmesi, kadınların kamusal alanda hakarete uğraması, tehdit edilmesi veya çocuklarıyla birlikte hedef alınması, 2025’te yinelenen vaka tipleri arasında yer aldı.

Yaş verisi bulunan olaylarda mağdurların yüzde 20’sinin 18 yaşın altında olması da dikkat çekti. Raporda, çocukların ve gençlerin hem akranları hem de yetişkinler tarafından hedef alındığı; okullarda Müslüman öğrencilerin “terörist” diye damgalanabildiği, öğretmenler tarafından İslam, terörizm ya da Gazze savaşı hakkında sınıf önünde açıklama yapmaya zorlanabildiği örnekler aktarıldı.

Eğitim Alanında Vakaların Büyük Kısmı Okullarda

Eğitim alanında belgelenen vakaların yüzde 87,7’si okullarda gerçekleşti. Danışma merkezleri, okul personelinden kaynaklanan ayrımcılıkların bildiriminin özellikle zor olduğunu, ailelerin çocuklarının eğitim hayatının olumsuz etkilenmesinden çekindiğini bildirdi. Ramazan ayında oruç tutan öğrencilerle ilgili genelleştirici tutumlar, Müslüman bayramları için izin taleplerinin reddedilmesi ve Müslüman öğrencilerin güvenlik tartışmaları bağlamında açıklama yapmaya zorlanması raporda öne çıkan sorunlar arasında yer aldı.

Raporda yer verilen örneklerden birinde, Müslüman bir öğrencinin sınıfta terörizm veya aşırıcılık konuları açıldığında öğretmeni tarafından defalarca doğrudan muhatap alındığı ve “kendi dininden insanların” bu konulara nasıl baktığını açıklamaya zorlandığı aktarıldı. Bir başka vakada ise Müslüman bir öğrenciye teneffüste defalarca “terörist” denildiği, bu hitabın “şaka” olarak sunulduğu belirtildi.

CLAIM’e göre eğitim kurumlarındaki bu tür pratikler, öğrencilerin yalnızca okul içindeki güvenlik ve aidiyet hissini değil, uzun vadede eğitim başarısını, mesleki yönelimlerini ve kurumsal güven duygusunu da zedeleyebiliyor.

Camiler, Mezarlıklar ve Dinî Mekânlar da Hedef Alındı

Dinî mekânlara yönelik saldırıların büyük çoğunluğu camileri hedef aldı. 2025’te 61 cami saldırısı belgelendi. Bu saldırılar arasında tehdit mektupları, bombalı saldırı tehditleri, nefret içerikli e-postalar, duvar yazıları, hakaretler ve mala zarar verme vakaları yer aldı. Müslüman mezarlıkları da hedefler arasındaydı.

CLAIM, camilere ve Müslüman mezarlıklarına yönelik saldırıların yalnızca ilgili cemaati değil, Almanya’daki bütün Müslümanları hedef alan dışlama ve tehdit mesajları taşıdığını vurguluyor. Rapora göre bu saldırılar, din özgürlüğünün güven içinde kullanılmasını da doğrudan etkiliyor. Özellikle devlet desteğinin yetersiz kaldığı ve güvenlik tedbirleri için gerekli maddi kaynakların bulunmadığı durumlarda, Müslüman cemaatlerde “yalnız bırakılmışlık” ve “varoluşsal tehdit” hissi güçlenebiliyor.

Göç ve Güvenlik Tartışmaları Nefret Dilini Besliyor

Rapor, olayların yalnızca münferit nefret patlamaları olmadığını, toplumsal ve siyasi tartışmalarla yakından bağlantılı olduğunu gösteriyor. Özellikle güvenlik, göç, iltica, entegrasyon ve “aidiyet” başlıkları etrafında yürüyen tartışmaların Müslüman karşıtı stereotipleri güçlendirdiği belirtiliyor.

2025’teki Federal Meclis seçim kampanyası, geri gönderme tartışmaları, Başbakan Friedrich Merz’in göçmenleri hedef alarak başlattığı “şehir manzarası”(Stadtbild) tartışması ve Magdeburg’daki Noel pazarı saldırısının ardından yayılan dezenformasyon, Müslümanların “terör”, “şiddet” ve “güvenlik tehdidi” ile özdeşleştirilmesine zemin hazırlayan başlıklar arasında sayıldı.

Raporda, Magdeburg saldırısının ardından failin Müslüman olmamasına rağmen, adı ve kökeni üzerinden Müslümanların kamusal tartışmalarda olayla ilişkilendirildiği belirtildi. Sağ ve aşırı sağ aktörlerin saldırıyı Müslüman karşıtıf mobilizasyon için kullandığı, bunun da özellikle Magdeburg ve çevresinde 2025’e uzanan ırkçı saldırı ve tehditleri beslediği kaydedildi.

CLAIM’e göre bu tür söylemler, yalnızca dijital platformlarda kalmıyor; faillerin sokakta, okulda, iş yerinde ya da toplu taşımada kullandığı dile de yansıyor. Raporda Müslümanların ve Müslüman olarak algılanan kişilerin “bombacı”, “terörist”, “İslamcı”, “bıçaklı saldırgan” veya “antisemit” gibi ifadelerle hedef alındığı; “tersine göç” (remigration) fantazileri ve toplu dışlama çağrılarının hem çevrim içi hem çevrim dışı alanda görünür hâle geldiği vurgulandı.

Bildirim Eşiği Yüksek, Karanlık Alan Büyük

CLAIM, belgelenen 4 bin 96 vakanın gerçek tabloyu tam olarak yansıtmadığını özellikle vurguluyor. Rapora göre çok sayıda mağdur yaşadıklarını bildirmiyor, bildirse bile olayların ırkçı niteliği her zaman tanınmıyor. Bazı durumlarda mağdurlar, şikâyetin sonuçsuz kalacağından, kurumlar tarafından ciddiye alınmayacağından veya fail yerine kendilerinin sorunlu gösterileceğinden endişe ediyor.

Avrupa Birliği Temel Haklar Ajansı (FRA) tarafından derlenen verilere de atıf yapan rapor, Almanya’da ayrımcılık yaşayan Müslümanların yalnızca çok küçük bir bölümünün bu deneyimi resmî makamlara veya ilgili kurumlara bildirdiğine dikkat çekiyor. Özellikle okullar, polis, resmî kurumlar ve iş yerleri gibi hiyerarşik ilişkilerin belirgin olduğu alanlarda şikâyet etmek daha da zorlaşıyor.

Bu nedenle raporda belgelenen her vakanın yalnızca tekil bir olay olarak değil, görünür olabilmiş çok daha geniş bir yapısal sorunun parçası olarak okunması gerektiği belirtiliyor.

Kurumlara Güven Azalıyor: “Bu Bir Demokrasi Meselesi”

Raporun en güçlü vurgularından biri, Müslümanlara yönelik ırkçılığın yalnızca mağdurların güvenliğini değil, demokratik kurumlara duyulan güveni de aşındırması. Rima Hanano, raporun önsözünde, toplumun bir kesiminin aynı güvenliği, aynı hakları ve aynı korunma hissini yaşayamadığı bir durumda meselenin yalnızca “azınlık sorunu” olarak görülemeyeceğini belirtti. Hanano’ya göre bu tablo, Almanya’nın tamamını ilgilendiren demokratik bir meydan okuma anlamına geliyor.

Federal Ayrımcılıkla Mücadele Sorumlusu Ferda Ataman da rapora yazdığı önsözde CLAIM’in bulgularını “ciddiye alınması gereken bir alarm sinyali” olarak nitelendirdi. Ataman, Müslümanların inançları nedeniyle hakarete, tehdide veya saldırıya uğramasının normalleşmemesi gerektiğini vurguladı.

Rapora göre birçok Müslüman, hayatına, emeğine ve toplumsal katkısına rağmen tekrar tekrar “öteki” olarak görülüyor. Bu tekrar eden deneyim, yalnızca bireysel güvenlik hissini değil, aidiyet duygusunu, hak arama isteğini ve demokratik kurumlarla kurulan ilişkiyi de zayıflatıyor.

Islamrat: “Müslüman Karşıtı Irkçılık Artık Bir Güvenlik Sorunu”

Raporun yayımlanmasının ardından Almanya İslam Konseyi de (Islamrat) Müslüman karşıtı ırkçılığın artık yalnızca ayrımcılık başlığı altında değil, güvenlik meselesi olarak da ele alınması gerektiğini belirtti. Konsey Başkanı Burhan Kesici, Müslüman karşıtı ırkçılığın “Müslümanlar ve Müslüman sanılan insanlar için çoktan bir güvenlik sorununa dönüştüğünü” söyledi.

Kesici’ye göre insanlar günlük hayatlarında korku duyuyorsa, bu yalnızca bireysel bir mağduriyet değil, hukuk devletinin koruma vaadi açısından da ciddi bir başarısızlık anlamına geliyor. İslam Konseyi, özellikle okullar, resmî kurumlar ve polisin daha büyük sorumluluk taşıdığını vurgulayarak, koruma ve eşit muamele beklenen yerlerde mağdurlar için ek engeller oluşturulmaması gerektiğini belirtti.

Konsey, federal hükûmete de açık bir çağrıda bulundu. Kesici, hükûmetin “bu sorun karşısında gözlerini kapatmayı sürdüremeyeceğini” belirterek, şiddetin ve gündelik dışlanmanın yeterince dikkate alınmamasının “vahim bir mesaj” verdiğini ifade etti.

CLAIM: “Kalıcı İzleme, Bağımsız Şikâyet Mekanizmaları ve Daha Güçlü Koruma Gerekiyor”

CLAIM’in önerileri yalnızca vaka kaydının güçlendirilmesiyle sınırlı değil. Raporda mağdurlar için koruma ve danışma mekanizmalarının genişletilmesi, okullar, üniversiteler, sağlık sistemi, iş dünyası ve polis için bağımsız şikâyet yapılarının kurulması, sivil toplum izleme çalışmalarının uzun vadeli ve kurumsal finansmanla güvence altına alınması istendi.

Ayrıca siyaseten motive suç istatistiklerinde kullanılan “İslam düşmanı” kategorisinin “Müslüman karşıtı” olarak değiştirilmesi, polis ve yargı için bağlayıcı eğitimler verilmesi, ırkçı saiklerin ceza hukukunda daha açık biçimde dikkate alınması ve mağdurların yargı süreçlerinde daha güçlü haklara sahip olması önerildi.

Raporda ayrıca Genel Eşit Muamele Yasası’nın (AGG) reforme edilmesi, Ulusal Irkçılıkla Mücadele Eylem Planı’nın Müslümanlara yönelik ırkçılığı açık ve bağımsız bir başlık olarak içerecek şekilde yenilenmesi, federal ve eyalet düzeyinde kalıcı bir Irkçılıkla Mücadele Komisyonu kurulması ve 1 Temmuz’un Almanya genelinde resmî “Müslüman Karşıtı Irkçılığa Karşı Anma Günü” ilan edilmesi talep edildi. 1 Temmuz tarihi, 2009’da Dresden Eyalet Mahkemesi’nde Marwa El-Sherbini’nin Müslüman karşıtı ırkçı saiklerle öldürülmesine atıfla, Almanya’daki Müslüman karşıtı ırkçılığın ölümcül sonuçlarını hatırlatan sembolik bir gün olarak kabul ediliyor.

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler