Çocuk İstismarı

İsrail Kamuoyu Gush Etzion’daki Organize Çocuk İstismarı Skandalıyla Hesaplaşmaya Başlıyor

İsrail devlet televizyonunda yayımlanan belgesel, Batı Şeria’daki Gush Etzion yerleşimlerinde yıllardır reddedilen sistematik çocuk istismarı iddialarını İsrail kamuoyunun gündemine taşıdı. Bölge Konseyi tarafından vakaların yaşandığını kabul edilmesi ve Knesset’teki üst düzey isimlere uzanan mağdur tanıklıkları, skandalı kurumsal ihmal ve organize suç tartışmasının merkezine yerleştirdi.

İsrail Kamuoyu Gush Etzion’daki Organize Çocuk İstismarı Skandalıyla Hesaplaşmaya Başlıyor
©Shutterstock.com

İsrail devlet televizyonu Kan 11’de yayımlanan bir belgesel, işgal altındaki Batı Şeria’daki Gush Etzion yerleşimlerinde yıllardır dile getirilen cinsel istismar iddialarını yeniden gündeme taşıdı. Zman Emet belgesel programının “Artık inkâr yok: Gush Etzion ritüel istismarı kabul ediyor” başlıklı bölümü, mağdurların ve onlara destek veren aktivistlerin uzun süredir sürdürdüğü mücadelenin ardından kamuoyunda geniş yankı uyandırdı.

Programda, birbirlerini tanımayan beş farklı kadının tanıklıklarına yer verildi. Kadınlar, Gush Etzion bölgesinde birden fazla failin yer aldığı ritüel nitelikli cinsel istismar vakalarına maruz kaldıklarını anlattı. Tanıklıklarda, yerel toplum liderlerinin çocuklara yönelik toplu cinsel istismarlara karıştığı ve istismar görüntülerinin kaydedilerek failler arasında dolaştırıldığı iddiaları öne çıktı.

Belgeselde ayrıca ses kayıtları, gizli çekimler, yüzleştirme görüntüleri ve yıllar boyunca mağdurlarla çalışan uzmanların değerlendirmeleri de yer aldı. Sunulan bulguların, iddiaların ciddiyetini göz ardı etmeyi zorlaştırdığı ifade edildi.

Belgesel Sonrası Gelen İlk İtiraf

Belgeselin ardından Gush Etzion Bölge Konseyi bir açıklama yayımlayarak bölgede ritüel nitelikli cinsel istismar vakalarının yaşandığını kabul ederek uzun yıllar süren inkâr politikasına son verdi. Konseyin açıklamasında söz konusu eylemler “saf kötülüğün ve ahlaki çürümenin bir göstergesi” olarak nitelendirilirken, bu tür suçların toplumda hiçbir şekilde yeri olmadığı vurgulandı. Açıklamada ayrıca, “İstismar eylemlerini ve bunları gerçekleştirenleri en açık şekilde kınıyoruz. Cinsel istismar ve özellikle sistematik ve ritüel nitelikli olduğu belirtilen istismarlar, toplumumuzun bütün dokusunu yaralayan ağır suçlardır.” ifadelerine yer verildi.

Konsey, olayların tüm yönüyle araştırılması gerektiğini belirtirken, mağdurlara destek olunacağını ve benzer vakaların ortaya çıkarılması için yetkililerle iş birliği yapılacağını açıkladı. Aynı zamanda hâlâ konuşmaktan çekinen mağdurlara yaşadıklarını paylaşmaları çağrısında bulundu. Uzun yıllar boyunca bazı kapalı dinî topluluklar ve yerel güç ağlara dair bu tür iddialar reddedilmiş, tanıkların güvenilirliği sorgulanmış ve şüpheyle karşılanmıştı. Konseyin bu kabulü, İsrail’de uzun süredir dile getirilen ama çoğu zaman reddedilen sistematik cinsel istismar iddialarının yeniden kamuoyunun odağına yerleşmesine yol açtı.

Söz konusu iddiaların arka planında, 2025 yılının haziran ve temmuz aylarında Knesset’te düzenlenen oturumlarda verilen tanıklıklar bulunuyor. Kadının Statüsü ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Komitesi ile Genç İsrailliler Özel Komitesi’nin ortak toplantısında çok sayıda kadın, çocuk yaşta maruz kaldıklarını söyledikleri ve dinî ritüellerin parçası olarak gerçekleştirildiğini öne sürdükleri cinsel istismara ilişkin ayrıntılı ifadeler verdi. Ortak oturum, Israel Hayom muhabiri Noam Barkan’ın 2 Nisan 2025’de yayımladığı araştırma dosyasının ardından düzenlenmişti.

Israel Hayom Gazetesi İfşa Etti: “Karanlığın En Dibi”

İsrail’in en yüksek tirajlı ulusal gazetelerinden Israel Hayom gazetesinde gazeteci Noam Barkan’ın “Karanlığın En Dibi” (Bottom of Darkness) başlığıyla yayımladığı kapsamlı araştırması, İsrail toplumunda uzun yıllardır varlığı inkâr edilen bir olguyu gün yüzüne çıkardı. Araştırma dosyası, çocukluklarından itibaren organize ve sadist tarikat benzeri ağların içinde ritüelistik cinsel istismara maruz kalan kurbanların ilk kez bu denli organize bir şekilde konuşmalarını aktarıyordu. Araştırmada yer alan uzmanlar bunun münferit birer cinsel saldırı vakası olmadığını, mağdurların zihinlerini kontrol etmek, onları tamamen köleleştirmek ve sessiz kalmalarını sağlamak amacıyla sistematik işkence, hipnoz, uyuşturucu maddeler ve dinî sembollerin de manipülasyon ve kontrol amacıyla kullanıldığı öne sürülen “ritüel istismar” örüntüsü olduğunu vurguladı.

Araştırma dosyasına göre, failler kurbanları manipüle etmek için korkunç ayinler düzenliyordu. Bu ayinlerde hayvanların kurban edilmesi, kan içme ritüelleri ve çocukların karanlık odalara veya mezarlıklara kapatılması gibi sadistçe yöntemler kullanılıyordu. Noam Barkan’ın ulaştığı belgeler ve tanıklıklara göre iddiaların belirli ultra-Ortodoks çevrelerle sınırlı olmadığı, seküler ve nüfuz sahibi çevrelere de uzanıyor. Polisin ve adli makamların, bu tür organize “tarikat” suçlarını soruşturabilecek özel bir birime veya yönteme sahip olmaması nedeniyle açılan az sayıdaki soruşturmanın da “delil yetersizliği” veya kurbanların “akıl sağlığının yerinde olmadığı” iddialarıyla hızla kapatıldığının aktarıldığı araştırma dosyası uzun süredir varlığı inkâr edilen iddiaları resmî olarak Knesset gündemine taşıyan en büyük kırılma noktası oldu.

Dinî Liderler, Eğitimciler ve Siyasetçilere Uzanan İddialar

Knesset’teki oturumlarda konuşan mağdurların tanıklıklarına göre istismarlar ağırlıklı olarak Kudüs, Bney Brak, Hayfa, Safed ve başka bölgelerdeki mağdur tanıklıklarına göre bazı ultra-Ortodoks ve ulusal-dinî çevrelerde yaşandı. Kadınlar, bu vakaların çoğunlukla birden fazla kişinin katılımıyla gerçekleştiğini, ritüel nitelik taşıyan dinî söylem ve semboller içerdiğini anlattı. Tanıklıklarda ayrıca olayların okullarda, sinagoglarda, evlerde, depolarda, mezarlıklarda ve ormanlık alanlarda meydana geldiği ifade edildi.

Bazı mağdurlar; dinî liderlerin, toplum önderlerinin, doktorların, eğitimcilerin, polis memurlarının ve eski ya da mevcut Knesset üyelerinin de bu ağların parçası olduğunu öne sürdü. Kadınlardan biri, 15 yaşlarındayken Tel Aviv bölgesindeki bodrumlarda bir işkence yatağına bağlandığını, ailesinden bazı kişilerin bir yılanı öldürüp kanını kendi kanlarıyla karıştırarak içtiğini ve bu sırada kendisine tecavüz edildiğini anlattı. Bir başka kadın ise babasının ve bazı kişilerin kendisini çocukken istismar ettiğini, farklı kişilere yönlendirdiğini ve bu ağlarda siyasetçiler de dahil olmak üzere tanınmış isimlerin yer aldığını iddia etti.

Bazı mağdurlar, yaşananların önemli bir bölümünün kamera ya da telefonlarla kaydedildiğini de söyledi. İstismardan kurtulan Yael Ariel, ergenliğinin sonuna kadar yıllarca ritüel istismara maruz kaldığını ve başka çocuklara zarar vermeye zorlandığını belirtti. Knesset’te konuşmanın kendisi için “tarihi bir an” olduğunu söyleyen Ariel, beş yaşından 20 yaşına kadar bu törenlerde istismar edildiğini, hikâyesini anlattıktan sonra ise tehditler aldığını söyledi. Polise şikâyette bulunduğunu, ancak dosyanın birkaç ay sonra kapatıldığını belirten Ariel’e göre benzer şekilde kapatılan başka dosyalar da vardı.

Bir diğer mağdur olan Yael Shitrit ise ritüel istismanın ne olduğunun dışarıdan anlaşılmasının zor olduğunu belirterek, çok küçük yaşlardan itibaren çocukların sistematik şiddet ve ağır istismar yoluyla kontrol altına alınmasının hayal edilemeyecek bir durum olduğunu söyledi. Shitrit yaşadığı istismarın ülkenin farklı bölgelerinde gerçekleştiğini, farklı kişilerin dâhil olduğu organize bir yapı içinde yıllarca sömürüye maruz kaldığını öne sürdü. “Beni bir törenden diğerine götürdüler” diyen Shitrit, çevresinde bu olayların parçası olan çok sayıda insan bulunduğunu; terapistinin, onun eşinin ve oğlunun da kendisine zarar verenler arasında olduğunu iddia etti. Ayrıca kendisine yaşadıklarını unutturmak amacıyla çeşitli ritüeller uygulandığını ve polisin bunları bir yıldır bildiğini ancak bununla başa çıkabilecek araçlara sahip olmadığını söyledi.

Shitrit, konuşmasının devamında çok üst düzey isimlerin ortaya çıkacağını, bunların toplulukları ve devlet kurumlarını yöneten kişiler olduğunu  belirtti. Kendisine ve benzer durumda olanlara yönelik tehditlerin sürdüğünü ve çocuklarını korumak zorunda olduğunu söyleyerek, bu durumla başa çıkabilecek bir mekanizmanın kurulması gerektiğini vurguladı.

“İnanılması Güç Sadistçe Uygulamalar”

Toplantıda söz alan sivil toplum temsilcileri de benzer bir çerçeve çizdi. Fuhuş sarmalından kurtulanlara destek veren “Lo Omdot MeNegged” adlı kuruluşun başkanı Dr. Naama Goldberg, dile getirilen iddiaların zaman zaman inanılması güç denecek kadar korkunç boyutlara ulaştığını, ancak bu güvensizlik ortamının istismarcıların işine yaradığını söyledi. Goldberg, mağdurlara, “Zaten kimse size inanmaz” denilerek şikâyet etmekten vazgeçirildiklerini belirtti. Yıllar önce çocuklara yönelik sadistçe istismar vakalarına dair anlatımların gelmeye başladığını, ilk başta bunların akıl almaz göründüğünü ancak tanıklıkların kesilmeden sürmesiyle tablonun ciddiyetinin ortaya çıktığını ifade etti. Goldberg’e göre anlatılanlarda toplu tecavüz, uyuşturucu kullanımı, ayinsel uygulamalar ve belirli semboller bir aradaydı.

Toplantıda kimlikleri gizli tutularak konuşan iki mağdur daha söz aldı. Bunlardan biri, henüz 11 yaşındayken bir kuzeni tarafından fuhuş çetelerine ve insan kaçakçılarına pazarlandığını, 14 yaşına geldiğinde ise sadist kulüplere götürüldüğünü anlattı. Tanınmış, nüfuzlu ve toplumda yer edinmiş kişilerin elinde işkenceye ve açlığa maruz kaldığını, birçok açıdan zarar gördüğünü söyledi. Aynı mağdur, kapalı ayinlerde elleri kelepçeli halde yüksek bir direğe bağlandığını, çevresinde kendisi gibi kelepçelenmiş başka mağdurlar da bulunduğunu; adet kanı içme, kedi ve diğer hayvanların kurban edilmesi gibi ritüeller yapıldığını ileri sürdü. Konuşursa kimsenin kendisine inanmayacağı düşüncesinin bilinçli bir şekilde kendisine yerleştirildiğini anlattı.

Kurumsal İhmal ve Yargı Barikatı

Beş yıl önce polise suç duyurusunda bulunduğunu söyleyen mağdur, savcılığın delil yetersizliği gerekçesiyle dosyayı kapattığını, itiraz etmesi üzerine itirazının haklı bulunduğunu aktardı. Hamileliği nedeniyle yatarak tedavi gördüğü dönemde bile ifade vermeye gittiğini, buna rağmen dosyanın ikinci kez delil yetersizliğinden kapatıldığını söyledi. Kendisine her şeyi hayal dünyasında uydurduğunun söylendiğini, zarar verdiğini açıkça itiraf eden bir kişinin ses ve video kaydını delil olarak sunmasına rağmen o kadının ifadesinin bile alınmadığını belirterek, bu olaya bir terör suçu gibi yaklaşılması gerektiğini dile getirdi.

Mağdurların ifadelerine göre eğitimciler, sosyal hizmet uzmanları ve polis dahil olmak üzere birçok yetkili bu suçlardan haberdardı; ancak iddialarla ilgili etkili bir adım atılmadı. Savcıların bazı dosyaları önemsemediği, bazı durumlarda ise toplum liderlerinin bizzat istismarın parçası olduğu öne sürüldü.

İsrail Tecavüz Kriz Merkezleri Birliği Genel Direktörü Orit Sulitzeanu da örgütlü ritüel cinsel istismar mağdurlarıyla bir yıldan uzun süredir çalıştıklarını söyledi. Sulitzeanu, polise bu konuda bir yıl önce materyaller ulaştırıldığını, inceleme yapılacağı söylenmesine rağmen bunun gerçekleşmediğini ifade etti. Şikâyetlerin çoğu zaman takip edilmediğini, dosyaların hızla kapatıldığını ve bunun sonucunda mağdurların polise gitmenin bir anlamı olmadığına inandığını belirtti. Ayrıca bu tür suçlamaların çoğu zaman nüfuz sahibi, etkilerini kendilerine yöneltilen iddiaları bastırmak için kullanabilecek kişilere yöneldiğini vurguladı. Sulitzeanu, bunların aralarında hahamların da bulunduğu birden fazla failin yer aldığı grup saldırıları olduğunu, bazı vakalarda ebeveynlerin de yaşananlardan haberdar bulunduğunu ve birçok olayda çocuk kaçakçılığının da söz konusu olduğunu söyledi.

“Münferit Vakalar Değil, Organize Suç ve Mafya Yapılanması”

Knesset’teki tartışmaların bir diğer başlığı, bu olayların münferit vakalar olarak değil, daha geniş ve örgütlü bir yapı olarak ele alınması gerektiği görüşüydü. Konuya doğrudan hâkim bir Knesset kaynağı, polise bu olguyla ilgili kaç şikâyet aldıklarının sorulduğunu, ancak buna net yanıt verilemediğini aktardı. Aynı kaynak, polis temsilcilerinin ritüel cinsel istismar vakalarını diğer cinsel suçlardan nasıl ayırt edeceklerini bilmediklerini açıkça ifade ettiklerini söyledi. Kaynağa göre eldeki bulgular, istismarların sistematik ve örgütlü biçimde gerçekleştirildiğine işaret ediyordu ve bu nedenle olayların vaka bazında değil, organize suç çerçevesinde ele alınması gerekiyordu. “Bu sadece birbirinden bağımsız cinsel saldırı vakalarından oluşan bir dizi değil” diyen kaynak, “Buna organize suç gibi yaklaşılması gerekiyor. Mafya veya diğer suç ağlarında olduğu gibi noktaları birleştirmeniz gerekir” ifadelerini kullandı.

Knesset Gençlik İşleri Özel Komitesi Başkanı Naama Lazimi, ritüel boyutu tespit edilmeden bu olayların aydınlatılmasının mümkün olmadığını söyledi. Lazimi, iddialarda yer alan organize suç yapılanmaları, maddi çıkar ağları ve insan kaçakçılığı boyutlarının derinlemesine soruşturulması çağrısında bulundu. Milletvekili Pnina Tameno-Shata ise İsrail Polisi, Devlet Savcılığı ve ilgili kurumların bir araya gelerek olgunun boyutunu anlaması gerektiğini belirtti. Bu olayın ne kadar yaygın olduğunun ve nerelerde yaşandığının tespit edilmesi, ardından en azından ön bir eylem planı hazırlanması gerektiğini söyledi.

Tameno-Shata ayrıca, tarikatlarla ilgili yeni yasal düzenlemelere ihtiyaç olduğunu savundu. “İsrail’de tarikatların gerektiği gibi ele alınmadığı açık” diyen milletvekili, birçok ritüel istismar vakasının tarikatlar içinde gerçekleştiğini ve çocukların istismar edilip ardından yurt dışına kaçırıldığını ifade etti.

Hem Tameno-Shata hem de Naama Lazimi, tecavüz soruşturması altında bulunan Likud milletvekili Hanoch Milwidsky’nin kısa süre önce Knesset Maliye Komisyonu başkanlığına getirilmiş olmasına da dikkat çekti. Milwidsky’nin, tecavüz suçlamalarıyla karşı karşıya bulunan ve eski üyeleri tarafından cinsel sömürüyle suçlanan Bnei Baruch Kabala hareketinin lideri Michael Laitman’ın yakın takipçilerinden biri olarak bilindiği hatırlatıldı. Başbakan Benjamin Netanyahu’nun partisi Likud’un milletvekillerinden olan Milwidsky, 2024’te düzenlenen bir parlamento toplantısında, Filistinli tutuklulara yönelik tecavüz ve istismar iddialarını savunan açıklamalarıyla gündeme gelmişti.

İsrailli Bakan’ın Kızından Ailesine İstismar Suçlaması

Mağdurların, failler arasında nüfuzlu dinî odakların ve devlet yetkililerinin de bulunduğuna yönelik iddiaları geçtiğimiz mart ayında, kiraladığı bir dağ evinde ölü bulunan İsrail Yerleşimler ve Ulusal Görevler Bakanı Orit Struck’un kızı Shoshana Struck’ın vakasını yeniden gündeme getirdi. Shoshana, ölümünden önce yayımladığı videolarda çocukluğundan itibaren papaz olan babası, hükûmette bakan olan annesi ve erkek kardeşi tarafından yıllar boyunca cinsel saldırıya uğradığını ve bu saldırıların kayda alındığını iddia etmişti.

Ocak ayında yaptığı paylaşımda büyürken maruz kaldığını belirttiği ritüel istismar ve sözde “dönüştürme terapisi”ni, şubat ayında yayımladığı videoda ise “İki buçuk yaşından itibaren ailem beni pedofil törenlerine götürdü. Burada uyuşturucular, hipnoz ve cinsel istismar yoluyla yönlendirildim.” şeklindeki ifadelerini paylaştı. 13 yaşına geldiğinde babasının kendisini Tel Aviv’de fuhşa zorladığını ve bunun karşılığında para kazandığını da paylaşmıştı. Ölümünden yalnızca birkaç gün önce adalet arayışı için avukat tuttuğu belirtilen Shoshana, daha önce de ölü bulunması hâlinde bunun intihar olmayacağına dair paylaşımlar yapmıştı.

Ülkedeki kadın örgütleri Shoshana’nın iddialarıyla ilgili polis soruşturmasının yetersiz olduğunu vurgulayarak kapsamlı bir soruşturma çağrısında bulundu. Örgütler ayrıca Shoshana’ya ve benzer durumda olanlara yeterli koruma sağlanmadığını belirtti. Shoshana’nın arkadaşı ve kendisi de mağdur olarak Knesset’te tanıklıkta bulunan Yael Shitrit, daha fazla adım atılması çağrısını yineleyerek, “O sabah onunla konuştuk. Ölmek istemiyordu. Bir ev ve güvenlik istiyordu,” dedi. Shoshana’nın ölümünün ardından düzenlenen anma törenine katılan kadın hakları örgütleri ve mağdurlar, “Shoshana’yı yüzüstü bıraktınız; onun durumundaki çocukları ve kadınları da yüzüstü bırakmaya devam ediyorsunuz” sözleriyle emniyet güçlerini eleştirdi.

Ritüel cinsel istismar konusu, İsrail’de kimi çevreler tarafından antisemitik komplo teorileriyle ilişkilendirilen tarihsel “kan iftirası” (blood libel) anlatılarına benzetilerek böyle bir olgunun mevcudiyeti reddediliyor. Bu durum, bir yanda organize cinsel şiddet örüntülerinin anlaşılıp deşifre edilmesini zorlaştırırken, diğer yanda mağdurların yaşadıkları deneyimlerin peşinen komplo teorisi olarak değerlendirilmesine, ifadelerinin ciddiye alınmamasına ve adalete erişim süreçlerinin sekteye uğramasına neden olabiliyor. Sonuçta, ideolojik tartışmalar ile olası suç iddialarının birbirine karıştırılması, mağdur odaklı soruşturma ve destek mekanizmalarını olumsuz etkileyebiliyor.

 

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler