Sol Parti

Sol Parti Kongresinde İsrail’in Savaş Suçları “Soykırım” Olarak Tanımlandı

Almanya Sol Parti’sinin Potsdam’daki genel kurulunda delegeler, İsrail’in Gazze’deki eylemlerini “soykırım” olarak nitelendiren bir uzlaşı metnini kabul etti. Kongrede ayrıca milletvekili maaşlarına üst sınır getirilmesi kararlaştırılırken, yeni eş başkan Luigi Pantisano’nın düşük oy oranı parti içindeki görüş ayrılıklarını da gözler önüne serdi.

Sol Parti Kongresinde İsrail’in Savaş Suçları “Soykırım” Olarak Tanımlandı
Sol Partinin 19-21 Haziran 2026 tarihlerinde düzenlediği seçimli olağan kongreden görüntüler | Fotoğraflar: Die Linke Instagram hesabı. Kolaj: Perspektif.

Almanya’da Sol Parti (Die Linke), 19-21 Haziran tarihlerinde Potsdam kentinde düzenlenen olağan seçimli parti kongresinde hem iç siyasi stratejisini hem de dış politika yaklaşımını şekillendirecek önemli kararlar aldı. Genel kurul, Gazze konusunda parti içindeki derin görüş ayrılıklarının tartışıldığı, milletvekili maaşlarının sınırlandırılmasının kabul edildiği ve yeni parti yönetiminin seçildiği bir toplantı olarak öne çıktı. Özellikle İsrail’in Gazze’deki eylemlerinin parti tarafından açık biçimde “soykırım” olarak tanımlanması, partinin farklı politika tercihleri açıkladığı kurulun en dikkat çekici kararlarından biri oldu.

Parti Kongresinin Ana Gündeminde Gazze ve Soykırım Tanımı Vardı

Yaklaşık 562 delegenin yarısından fazlasının ilk kez katıldığı kongrede, ilk günü büyük ölçüde İsrail-Filistin meselesine ayrıldı. Son aylarda Almanya’da kamuoyunu ve siyaseti meşgul eden Gazze, Sol Parti içinde de farklı eğilimleri karşı karşıya getirdi. Bir tarafta Almanya’nın II. Dünya Savaşı’ndaki eylemlerinden kaynaklanan tarihsel sorumluluğu nedeniyle İsrail’in güvenliğine özel vurgu yapılmasını savunanlar, diğer tarafta ise Filistin dayanışması ekseninde daha sert bir İsrail eleştirisi isteyenler bulunuyordu.

Parti yönetimi, tartışmayı Almanya merkezli ideolojik kamplaşmanın ötesine taşımak amacıyla iki İsrailli konuşmacıyı kongreye davet etti. İsrail’in yasama organı Knesset’te görev yapan Filistin kökenli siyasetçi ve kadın hakları savunucusu Aida Touma-Sliman ile Berlin’de yaşayan antisemitizm araştırmacısı Vered Berman’ın konuşmaları delegeler tarafından dikkatle dinlendi.

Touma-Sliman, İsrail hükûmetini sert şekilde eleştirerek Gazze’deki askerî operasyonları “soykırım” olarak nitelendirdi. Vered Berman ise hem Hamas saldırılarında annesini kaybetmiş bir İsrailli olarak yaşadığı acıyı hem de Filistinli dostlarının maruz kaldığı kayıpları anlatarak, “Yahudi güvenliği ile Filistin özgürlüğü birbirinin alternatifi değil, birbirinin ön koşuludur.” mesajını verdi.

Uzlaşı Metninde Soykırım İfadesi Kabul Edildi

Saatler süren müzakerelerin ardından parti yönetimi ile farklı kanatlar arasında bir uzlaşı metni oluşturuldu. Kabul edilen metinde Sol Parti, İsrail’in Gazze’de işlediği savaş suçlarını açık biçimde “soykırım” olarak tanımladı. Aynı zamanda hem İsrail’in hem de bağımsız bir Filistin devletinin var olma hakkına vurgu yapıldı.

Metinde Hamas’ın 7 Ekim saldırıları ve sonrasındaki eylemleri de açık biçimde kınandı. Böylece parti yönetimi, bir yandan İsrail hükümetinin politikalarına yönelik sert eleştirileri kabul ederken diğer yandan İsrail’in varlığını ve Yahudilerin güvenlik hakkını savunan çizgisini korumaya çalıştı.

Bu uzlaşıya rağmen Filistin dayanışması hareketine yakın delegeler kendi alternatif metinlerini geri çekmedi. Parti içindeki Filistin yanlısı grup, İsrail’in “var olma hakkı” kavramının metinden çıkarılmasını savunuyordu.

Filistin Dayanışması Grubundan Farklı Yaklaşım

Parti bünyesindeki Filistin Dayanışması Çalışma Grubu (BAG Palästinasolidarität), kongre öncesinde yayımladığı açıklamada parti yönetiminin yaklaşımını eleştirdi. Grup, siyasi tartışmanın devletlerin varlığı üzerinden değil, bölgede yaşayan insanların eşit hakları üzerinden yürütülmesi gerektiğini savundu.

Açıklamada, Yahudilerin kendi kaderini tayin hakkının belirli bir ulus-devlete bağlanmasının problemli olduğu ifade edildi. Ayrıca İsrail ile Filistin arasında tek devletli veya iki devletli çözüm seçeneklerinden herhangi birinin önceden dayatılmaması gerektiği belirtildi. Grup, temel hedefin Akdeniz ile Ürdün Nehri arasında yaşayan herkes için eşit haklar, eşit güvenlik ve eşit özgürlük olması gerektiğini savundu.

Alternatif önerge delegelerin yaklaşık üçte biri tarafından desteklense de çoğunluk tarafından kabul edilmedi. Böylece parti yönetiminin uzlaşı metni resmî parti politikası hâline geldi.

Antisemitizm Konusu Yine Ön Plandaydı

Gazze konusundaki tartışmalar, Sol Parti içinde uzun süredir devam eden antisemitizm ve İsrail politikası gerilimini de yeniden görünür kıldı. Kongre öncesinde gençlik örgütü Solid üyelerine ait olduğu öne sürülen bazı yazışmalarda antisemitik ifadelerin yer aldığı iddiaları tartışma yaratmış, parti yönetimi bu tür söylemlerden açık biçimde uzaklaştığını duyurmuştu.

Eş Genel Başkan Ines Schwerdtner, kongrede yaptığı konuşmada “Her türlü antisemitizme karşı net bir çizgi çekiyoruz.” ifadelerini kullandı. Yönetim ayrıca stalinizme karşı da mesafe koyduklarını vurguladı. Bu açıklamalar, Gazze nedeniyle parti içinde yükselen tansiyonun kontrol altında tutulması ve İsrail eleştirisi ile antisemitizm arasındaki sınırın netleştirilmesi çabasının parçası olarak değerlendirildi.

Tartışmanın arka planında, Mart 2026’da Brandenburg eyaletinin Antisemitizmle Mücadele Sorumlusu Andreas Büttner’in kısa süre önce Sol Partiden istifa etmesi de bulunuyor. Büttner, partinin bazı eyalet teşkilatlarında İsrail’in “soykırımcı devlet” ve “apartheid sistemi” olarak tanımlanmasını, ayrıca “siyonizmin reddi” yönündeki ifadeleri kabul edilemez bulduğunu belirtmişti. Ona göre bu yaklaşım, İsrail’in var olma hakkını sorgulayan bir çizgiye yaklaşıyordu.

Parti içindeki gerilimin bir diğer boyutu ise “ithal antisemitizm” tartışmasıydı. Partinin kıdemli siyasetçilerinden Gregor Gysi’nin -Büttner krizinin ardından- antisemitizm sorununu göçmen kökenli bazı üyelerin İsrail’e dair tutumlarıyla ilişkilendiren açıklamaları, parti içinde tepki çekmişti. Göçmen Sol Federal Çalışma Grubu, bu yaklaşımın Müslüman ve Arap karşıtı genellemeleri güçlendirdiğini savunurken, parti yönetiminden bazı isimler antisemitizmin tek bir gruba indirgenemeyecek kadar çok boyutlu bir sorun olduğu açıklmasını yapmıştı.

Bu çerçevede kongrede kabul edilen uzlaşı metni, Sol Partinin denge arayışını yansıttı. Parti bir yandan Gazze’de yaşananları “soykırım” olarak nitelendirerek İsrail hükûmetine yönelik eleştirisini sertleştirdi; diğer yandan İsrail’in var olma hakkı, Yahudilerin güvenliği ve antisemitizmle mücadele vurgusunu metinde korudu.

Kongrede Partinin Yeni Yönetimi de Seçildi

Kongrede yeni parti yönetimi de belirlendi. Ines Schwerdtner yeniden eş genel başkan seçilirken oyların yüzde 85,7’sini aldı. Eş başkanlık görevine seçilen Luigi Pantisano ise yüzde 53,3 destek alabildi. Jan van Aken sağlık sorunları nedeniyle yeniden aday olmayacağını açıklamıştı.

Pantisano’nun sonucu kongrenin sürprizlerinden biri olarak değerlendirildi. Parti içindeki bazı çevreler, adaylığının tabandan gelen bir süreç yerine merkez yönetim tarafından belirlenmesini eleştiriyordu. Ayrıca CDU’ya yönelik sert açıklamaları da parti içinde tartışmalara yol açmıştı. Pantisano, Hristiyan Demokrat Birliği’ni (CDU) “faşistlere” yakınlaşmakla suçlamıştı.

Alman medyasındaki değerlendirmelere göre ortaya çıkan bu sonuç, Sol Partide yeni yönetimin parti tabanının güvenini kazanmak için önünde önemli bir süreç bulunduğunu gösterdi.

Gelecekte CDU ile İş Birliği Yapmama Önerisi Reddedildi

Son dönemde Şansölye Friedrich Merz’in şahsında CDU/CSU ve SPD’den oluşan koalisyona yönelik eleştirilerin dozunu arttıran partinin kongresinde ele alınan bir diğer konu da Hristiyan Demokrat Birlik (CDU) ile olası iş birlikleriydi. Partinin daha radikal kanatları, CDU ile herhangi bir koalisyon veya iş birliğinin kategorik olarak reddedilmesini talep etti.

Ancak parti yönetimi ve özellikle doğu eyaletlerinden gelen temsilciler, yükselen aşırı sağcı Almanya İçin Alternatif (AfD) tehdidine dikkat çekerek bu tür bir bağlayıcı kararın siyasi manevra alanını daraltacağını savundu. Yapılan oylamada delegelerin yaklaşık dörtte üçü, CDU ile olası iş birliklerini tamamen yasaklayacak öneriyi reddetti.

Milletvekili Maaşlarına Üst Sınır Getirilmesinde Uzlaşıldı

Kongrede Gazze ve parti içi tartışmaların yanı sıra Sol Partinin ekonomik-sosyal talepleri de gündeme geldi.  Kongrede kabul edilen bir diğer önemli karar ise Sol Parti milletvekillerinin gelirlerine ilişkin oldu. Delegelerin yüzde 65’i, gelecek yasama döneminden itibaren Sol Parti milletvekillerinin maaşlarının federal kamu sektöründeki ortalama çalışan ücretleri seviyesinde tutulmasını öngören öneriyi destekledi.

Partinin hesaplamalarına göre bu miktar şu anda aylık yaklaşık 5.300 avro brüt gelire karşılık geliyor. Bu tutarın üzerindeki gelirlerin ise sosyal projeleri desteklemek amacıyla oluşturulacak fonlara aktarılması planlanıyor.

Kararın destekçileri, uygulamanın siyasetçilerin toplumun gündelik yaşamından kopmasını önleyeceğini savunurken, eleştiriler de eksik olmadı. Bazı delegeler, milletvekillerinin yoğun çalışma temposu ve görev sürelerinin sınırlı olması nedeniyle böyle bir uygulamanın yanlış mesaj verebileceğini dile getirdi.

Kamu Harcamalarını Arttırmak İçin “Borç Freni” Politikasının Kaldırılması Önerildi

Potsdam kongresinde Sol Partinin yalnızca Gazze ve parti içi tartışmalarla değil, ekonomik-sosyal taleplerle de kendisini yeniden konumlandırmaya çalıştığı görüldü. Delegelerin önüne gelen karar ve tartışmalarda, federal hükûmetin sosyal harcamalarda kesinti, askerî harcamalarda ise genişleme yönündeki politikalarına karşı daha sert bir muhalefet hattı öne çıktı. Bu çerçevede parti, Almanya’daki “borç freni” (Schuldenbremse) uygulamasının sağlık, konut, enerji altyapısı, belediye hizmetleri ve sosyal yardımlar gibi alanlarda gerekli kamu yatırımlarını sınırladığını savundu.

Kongrede öne çıkan ekonomik çizgi, temel hizmetlerin piyasa kârına bırakılmaması gerektiği fikrine dayanıyordu. Enerji alanında özel şirketlerin kâr odaklı yapısı yerine belediye şirketleri, enerji kooperatifleri ve kamu denetimi öne çıkarılırken; konut ve sağlık gibi alanlarda da kamusal sorumluluğun güçlendirilmesi talep edildi. Böylece Sol Parti, kongrede kendisini yalnızca dış politika ve kimlik tartışmalarıyla değil, artan yaşam maliyetleri, sosyal kesinti politikaları ve kamusal hizmetlerin piyasalaştırılmasına karşı bir “sosyal muhalefet” partisi olarak da konumlandırdı.

Üye Sayısı Artan ve Gençleşen Bir Parti

Potsdam’daki kongrenin dikkat çeken özelliklerinden biri de delegelerin yaş ortalamasıydı. Ortalama yaşın yaklaşık 37 olduğu kongrede delegelerin yarısından fazlası ilk kez federal düzeyde bir parti kongresine katıldı. Bu tablo, son yıllarda üye sayısını önemli ölçüde artıran Sol Partinin dönüşümünü gözler önüne serdi. Ancak aynı zamanda farklı siyasi eğilimlerin ve aktivist grupların parti içindeki etkisinin arttığını da gösterdi.

Kongrenin sonunda ortaya çıkan tablo, Sol Parti’nin Gazze konusunda daha sert bir dil benimsemeye hazır olduğunu, ancak İsrail’in varlığı ve iki devletli çözüm perspektifinden tamamen vazgeçmediğini ortaya koydu. Gazze’de yaşananları “soykırım” olarak tanımlayan karar, Almanya’daki siyasi partiler arasında dikkat çekici bir pozisyon olarak değerlendirilirken, kongre aynı zamanda Sol Parti’nin büyüyen ancak daha heterojen hâle gelen yapısının da bir yansıması oldu. (P)

Enise Yılmaz

Bochum Ruhr Üniversitesinde hukuk eğitimi gören Yılmaz, Perspektif'in yayın kurulu üyesidir.
Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler