Birleşik Krallık Boris Johnson: Britanya’nın Yeni Başbakanı ve Müslümanlar

Müslümanlar ve İslam hakkında yaptığı tutarsız açıklamalarıyla tanınan İngiliz Muhafazakâr Partili siyasetçi Boris Johnson’un başbakanlık koltuğuna oturmasının ardından ülkedeki Müslümanlara yönelik nasıl bir siyaset izleyeceği merak ediliyor.

Chris Allen 1 Eylül 2019

İngiliz siyasetçi Boris Johnson, daha bir yıl önce Müslüman kadınlar hakkında yaptığı “espriler” nedeniyle gazete manşetlerini uzun süre meşgul etmişti.  Bir yıl sonra Britanya’nın yeni başbakanı olarak atanmasıyla Johnson yeniden ülke gündemine oturdu. Ancak, Theresa May’in Brexit Anlaşması’nı sonuçlandıramaması üzerine istifa etmesinin ardından görevi Johnson’un devralması, İngiliz halkının desteğiyle gerçekleşmedi. Zira Johnson yalnızca İngiltere’nin siyasi çoğunluk partisi olan Muhafazakâr Parti’nin çoğunluk oylarıyla seçildi. Böylece, ortalama bir futbol stadyumundaki taraftar sayısına ve Britanya’nın toplam nüfusunun %0.13’üne tekabül eden bir oy oranıyla  başbakanlığa getirilmiş oldu. Johnson’un yükselişi kamuoyunda büyük endişeyle karşılanırken, bu endişe özellikle İngiltere’deki Müslümanlar topluluklar arasında yankı buluyor. İngiltere Müslümanlarının böyle hissetmeleri için ise geçerli nedenleri var gibi görünüyor. 

“Sorun İslam’da”

Dedesi Osmanlı topraklarında doğmuş, gazeteci Ali Kemal Bey olan Johnson baba tarafından Türk kökenli olmasına rağmen İslam dini hakkında yaptığı aşağılayıcı açıklamalarıyla tanınıyor. Bunun en açık örneği olarak Roma İmparatorluğu’nu konu edindiği 2006 tarihli kitabı gösterilebilir. “Roma Rüyası” adlı kitabının 2007 baskısı için İslam’ın yükselişi konusunda ele aldığı ek kısmında Johnson, hem İslam dini hem de İslam dünyasının Batı medeniyetinden daima “yüzlerce yıl geride”  olduğunu iddia ediyordu. Johnson’a göre bunun nedeni, İslam’ın diğer Batı değerlerinin yanı sıra liberal kapitalizm ve demokrasinin ilerleyişini engelleyen “ölümcül bir dinî muhafazakârlığı” barındırmasıydı. Johnson’un satırları şöyle devam ediyordu: “Bosna’dan Filistin’e, Irak’tan Keşmir’e kadar, neredeyse düşünebileceğiniz her küresel yanma noktası bir şekilde Müslümanların neden olduğu sıkıntılardır.” Kahramanı olarak gördüğü Winston Churchill’den de bir alıntı yapan Johnson, İslam dünyasının kalıcı sorununun her zaman İslam dininin kendisi olduğu ve olacağı yargısıyla sözlerini tamamlıyordu. 

Ne var ki, Johnson’ın bu tür konularda yazdıklarının bir yazar olarak inanılırlığı yok. Kendisini eleştirenlerden biri olan Jerry Brotton, yeni Başbakan’ın İslam’ın ne dünü ne de  bugünü hakkında bilgi sahibi olduğunu ifade ediyor. Brotton bu iddiasını desteklemek için ise doğrudan Johnson’un hem tarih konusundaki cehaletini hem de İslam, Muhammed Peygamber ve Kur’an öğretileri hakkındaki bilgisizliğini ortaya koyan kitabını gösteriyor. 

Öte yandan daha dikkat çekici olan nokta ise, Johnson’un İslam hakkındaki yanlış fikirleri ile Muhafazakâr Parti üyelerinin görüşleri arasında açık benzerliklerin olması. Bu benzerlikler, Muhafazakâr Partili vekillerin neredeyse üçte ikisinin İslam’ın “Batı medeniyetine yönelik bir tehdit teşkil ettiğine” inandıklarını ortaya koyan yakın zamanlı bir kamuoyu yoklaması  ile daha görünür hâle geldi. Buna göre bu vekillerin yarısından fazlası, İslam’ın İngiltere’de “İngiliz yaşam tarzı için bir tehdit oluşturduğuna” inanıyor. 

 

Müslümanlar Ve İslam Hakkında Tutarsız Açıklamalar

2018 baharından bu yana, Muhafazakâr Parti içerisinde İslamofobinin varlığına dair çok sayıda iddia  kayda geçti ve bunun bir sonucu olarak pek çok kişi bağımsız soruşturma çağrısında bulundu. Buna cevaben bu yılın başlarında Johnson, başbakan olduğu takdirde “parti içerisindeki her türlü ön yargıya ilişkin bir soruşturmayı destekleyeceği” sözünü verdi.  Ancak başbakan olduktan sonra bu sözünü yerine getirmedi. Bu her ne kadar şaşırtıcı bir durum olmasa da şunu kaydetmekte fayda var: Johnson verdiği taahhütte özel olarak İslamofobi’ye atıfta bulunmadı. Bunun bir sonucu olarak, Muhafazakâr Müslüman Forumu’nun eski başkanı Muhammed Emin, Johnson’un başbakan olduğu gün partisinden istifa etti. 36 yıldır parti üyesi olan Emin, kendisine Johnson’un İslamofobik olup olmadığı sorusu yöneltildiğinde,  “Her ne kadar onun Müslümanlardan nefret ettiğine inanmak için hiçbir nedenim olmasa da Johnson gibi tutarsız konuşan birinin ne düşündüğünden asla emin olamayız.” demekle yetindi.

Johnson’un İslamofobik olup olmadığı ile ilgili kafalardaki mevcut soru işaretleri, geçen yaz kendisinin peçe takan Müslüman kadınlar ile ilgili yaptığı “esprilerle” doruk noktasına ulaştı. The Telegraph gazetesinde yayımlanan bir makalesinde  Danimarka’nın peçeyi yasaklama girişimlerini kınarken Johnson, aynı zamanda İngiltereli Müslüman kadınların diledikleri gibi giyinme haklarını savunduğunu iddia ediyordu. Bunun ardından ise, peçe takan Müslüman kadınlarla onları “posta kutularına” ya da “banka soyguncularına”  benzeterek alay etti. Anketler İngiliz halkının yaklaşık yüzde 60’ının Johnson’un sözlerinin zararsız olduğunu düşündüklerini ortaya koyarken, bu durum Johnson’un “esprilerinin” ne kadar manipülatif olduğunu gösteriyor. Zira Johnson, gittikçe daha bölünmüş hâle gelen günümüz Britanya’sında sözlerinin ana akım medya tarafından hemen gündeme getirileceğini ve sonrasında İngiltere’de peçe yasağının gerekli olup olmadığı tartışmalarını ateşleyeceğini elbette biliyordu. Nitekim öyle de oldu. Halkın %59’u yasaktan taraf olurken,  Johnson ise Müslüman kadınların haklarını savunduğu iddiasını yineleyerek bu tartışmalarla arasına mesafe koydu. 

Johnson’un yukarıda birkaç örneği sunulan geçmiş söylemleri nedeniyle İngiltere başbakanı olarak atanmasının İngiltere’deki bazı Müslümanları endişeye sevk etmiş olması anlaşılabilir bir durum. Yakın geçmişinin de gösterdiği gibi Johnson, İslam ve İslam dünyası hakkında yanlışları ve iftiraları devam ettirmekle kalmıyor, aynı zamanda Müslümanları ve Müslüman toplulukları alaya alma ve manipüle etmeye hazır gibi görünüyor. Her iki tutum da Britanya’nın siyasi lider profiline uymuyor. Bazıları Johnson’ın Kurban Bayramı kutlama mesajının bir parçası olarak (İngiltere başbakanlarının ülkenin büyük dinlerine yönelik rutin bir uygulaması) İngiltere Müslümanlarına yönelik övgülerini  memnuniyetle karşılarken, bazıları da bunun iki yüzlüce bir hareket olmasa bile manipülatif bir hamle olduğuna inanıyor.

Johnson’un 2016 yılı nisan ayında aynı gün içerisinde  önce İngiltere’nin AB üyeliğini desteklediği hemen ardından ülkenin AB’den ayrılmasına yönelik çağrılar yaptığını unutmamak gerekiyor.

Pek çok kişi Johnson’un er ya da geç İngiltere Müslümanlarına yönelik daha ziyade olumsuz bir tutum sergileyeceğini düşünüyor. Hem kendi partisinde hem de İngiliz toplumunda artmakta olan İslamofobik fikirlere yönelim göz önünde bulundurulduğunda, Johnson’un şahsi ve siyasi amaçları doğrultusunda böyle bir tavır takınması şaşırtıcı olmayacaktır. İster maksatlı “espri” formunda, ister doğrudan Müslüman toplulukları hedef alan terörle ve aşırılıkla mücadele girişimleri veya Müslümanların çoğunluğu oluşturduğu ülkelerdeki askerî çatışmaları destekleme şeklinde olsun Johnson, Müslümanların sorunsallaştırılmasının dikkatleri ülkenin acil çözüm bekleyen siyasi ve toplumsal meselelerinden uzaklaştırma potansiyelini zekice keşfedecek. Bazılarının Johnson’un Brexit Anlaşması’nı ekim sonuna kadar tamamlayabilme kabiliyetini hâlihazırda sorguluyor olmasına bakılırsa, Başbakan’ın yapay gündem ihtiyacına beklenildiğinden daha erken başvuracağına kesin gözle bakılıyor.

Chris Allen

Birmingham Üniversitesi Sosyal Çalışmalar Enstitüsü’nde öğretim üyesi olan Dr. Chris Allen İslamofobi ve İslamofobik nefret suçlarının kurbanı olan Müslüman kadınlara dair çalışmalar yapmaktadır. Son kitabı “Contemporary Writings in Islamophobia volume 1: politics, women and social issues” (İslamofobi cilt 1 Çağdaş Yazarlar: siyaset, kadın ve sosyal konular”) kitapçılardan temin edilebilir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar