Avusturya'da Yeni Koalisyon Avusturya’da Yeni Hükûmet Tam Bir Hayal Kırıklığı

Her koalisyon bir uzlaşı çabasının ürünüdür. Avusturya’da kurulan yeni koalisyon her ne kadar bir hayal kırıklığı olsa da Yeşiller’in şimdiye kadar izlediği pozisyon Müslümanlar için bir ümit barındırıyor. Ünal Koyuncu, yeni hükûmeti değerlendiriyor.

Ünal Koyuncu 2 Şubat 2020

Avusturya’daki yeni koalisyon hükûmeti ülkedeki muhafazakâr Avusturya Halk Partisi (ÖVP) ile Yeşiller arasındaki bir uzlaşının ürünü. İbiza skandalıyla birlikte oluşan krizden galip çıkan ÖVP lideri Sebastian Kurz hükûmet kurma sınavından da başarıyla çıktı. Yeşiller koalisyonda yer alarak seçimlerde gösterdiği başarıyı taçlandırdı. Zira Werner Kogler liderliğindeki Yeşiller geçen yıl eylül ayında düzenlenen genel seçimlerde %14 oranında oy alarak seçmenlerin kayda değer desteğini görmüş ve Meclis’e girmeyi başarmıştı. Başbakan Kurz, koalisyon mutabakatıyla ilgili yaptığı açıklamada “iklimi ve sınırı korumak mümkün” sözüyle yeni hükûmetin uzlaşısını bir cümlede özetledi. Böylelikle siyasi krizle yüz yüze olan Avusturya’da sular durulmuş ve siyasal alan yeniden seçimle iş başına geçen bir hükûmetin yönetimine bırakılmış oldu. Ancak ülkede yaşayan Müslüman azınlığın hakları ve toplumsal katılımı açısından yeni hükûmet bir hayal kırıklığı oldu. Bu hayal kırıklığının muhatabı da daha çok Yeşiller idi.

Yeşillerin Pozisyonu Hükûmet Programında Yer Almıyor

Yeşiller’in koalisyon hükûmetinde yer alacak olması, koalisyon görüşmelerinin başında, ülkede yaşayan Müslümanlar açısından zehirlenmiş olan siyasal iklimin tekrar sağlığına kavuşması yönünde ümit vermişti. Aşırı sağcı Avusturya Özgürlük Partisi (FPÖ) her ne kadar bir skandal sonucu iktidar ortaklığına veda etmiş olsa da geride Müslümanların kabulü ve yerelleşmesi noktasında tedavisi yıllar alacak yaralar bıraktı. Hak kısıtlamaları ve algı manipülasyonlarıyla oluşan mağduriyetler Müslümanların Avusturya’daki varlığının normalleşmesini zedeledi. Kuruluş felsefesinde göçmenlere ve Müslüman azınlığa, onların haklarına karşı ılımlı yaklaşımı barındıran Yeşiller geçmişte FPÖ ile muhafazakâr Avusturya Halk Partisi’nin oluşturduğu koalisyon hükûmetinin bu alandaki uygulamalarına karşı eleştirilerde bulunmuştu. Ancak seçimler sonrasında iktidar ortağı olmakla yüzleşti.

Bu yüzleşme aynı zamanda kendi parti pozisyonunu uygulamaya geçirme noktasında da bir sınava tabi tutulmak anlamına geliyordu. Hükûmet programıyla ortaya çıkan tablo, bu partinin göçmenler, daha doğrusu yeni Avusturyalılarla ve Müslüman azınlıkla ilgili sınavı kaybettiğini gösterdi. Küresel felakete doğru götüren iklim değişikliğiyle mücadeleyi öncelikle sahiplenen ve bunu yeni hükûmetin programına yansıtan parti, göç ve İslam politikalarını ortağının sorumluluk alanına bıraktı. Dolayısıyla özellikle de ülkede yaşayan Müslümanlar açısından ümitler boşa çıktı. Hükûmet programı, nasıl ki ÖVP-FPÖ koalisyonuyla geçirilen yıllar heba edilmişse gelecek yılların da kaybedileceğine işaret ediyordu. Yeşiller, Müslümanların dinî haklarının Avusturya’da eşit düzeyde ele alınması ve varlıklarının “güvenlik sorunu” olarak görülmemesi yönünde atılacak adımlar için bir bakıma tarihî olarak nitelendirebileceğimiz bir fırsatı ıskaladı.

Avusturya'da Yeni Koalisyon

Avusturya'da Değişen İktidarda Değişmeyen Yabancı Karşıtlığı

13 Ocak 2020

Vural: Azınlıklara Yönelik Kışkırtma Siyaseti Devam Edecek

Müslüman azınlığın hayal kırıklığını anlamak açısından onları temsil eden Avusturya İslam Cemaati (İGGÖ) Başkanı Ümit Vural’ın tespitleri dikkate değer. Vural, haber portalı IslamiQ’e verdiği demeçte, “Yeşiller’in büyük seçim zaferinin ve koalisyon görüşmelerinin ardından sistemin ve siyasi iklimin değişmesini bekliyorduk. Maalesef Yeşiller’in benimsedikleri ve onlar için doğal olan ayrımcılıkla mücadele siyaseti hükûmet programında yer almıyor. Aksine, azınlıklara yönelik kışkırtma siyaseti açıkça devam edeceğe benziyor. Göç, sığınma ve entegrasyon alanlarını sürdürülebilir tedbirler, teşvik ve yapıcı iş birliği yerine kontrol, yaptırım ve ceza yaklaşımı şekillendiriyor.” açıklamasında bulundu. Yeni Entegrasyon Bakanı Susanne Raab’ın göreve gelir gelmez yaptığı 14 yaş altı kızlar için başörtüsü yasağının ivedi uygulanması talebi, bu endişenin ne kadar yerinde olduğunu gösterdi.

“Siyasal İslam”la Mücadele

Peki, Avusturya’daki Müslümanlar açısından hayal kırıklığına sebep olan hükûmet programında neler yer alıyor? “İslam”, “Müslüman”, “başörtüsü” veya “imam” kelimelerinden hareketle hükûmet programını incelediğinizde şöyle bir manzarayla karşı karşıya kalıyoruz: Avusturya’nın anayasal düzeni için tehdit olarak görülen “siyasal İslam” kavramı programda yedi defa geçiyor. Bu politik kavramın dışında yer alan “İslam din dersleri materyallerinin anayasal değerler doğrultusunda incelenmesi”, “anaokullarında şeffaflık” veya “14 yaş altı kızlara başörtüsü yasağı” konularını da “siyasal İslam” ile mücadeleyi öncelikli hedef olarak gören mantığın diğer alt hedefleri olarak kabul etmek mümkün. Bu taramanın ardından kişinin aklına şu soru geliyor: “Din” olarak İslam neden hükûmet programında yer almıyor?

İslam, Avusturya’da Yaşanan ve Yaşayan Bir Din

Avusturya’da yaşayan yaklaşık 700 bin kişi İslam dinine mensup. Bu sayı toplam nüfusun yaklaşık %8’ine tekabül ediyor. Bu kesimin camileri, çalışanları, okula giden çocukları ve gençleri var. Günlük hayatta dinlerini yaşamak istiyorlar. İslam, Avusturya’da yaşanan ve yaşayan bir dindir. Tam da bu noktalarda aşılması gereken sorunlar var. Kitlesel olarak yarım asrı geçen bir süredir Avusturya’da yaşayan Müslümanlar, kurumlarının, hak ve taleplerinin Avusturya toplumu ve düzeninde eşit düzeyde yer bulması için mücadele veriyorlar. Bu süreçte de birçok sorun yaşanıyor. Mesela yine İGGÖ Başkanı Vural’ın belirttiği gibi, “Birçok kişi için Müslüman karşıtı ırkçılık ve İslam düşmanlığı günlük yaşanan bir tecrübe hâlini aldı. Bu olgunun hükûmet programında yer almaması Müslüman topluluğun siyasete karşı güvensizliğine neden oluyor.” Böyle bir konjonktürde dine karşı ılımlı olan muhafazakâr dünya görüşüne sahip bir partiyle göçmenlerin ve azınlıkların haklarının geliştirilmesine olumlu bakan bir partinin ortaklığında kaleme alınan hükûmet programından ne beklenir? En azından bir meselenin yapıcı bir şekilde çözümüne ilişkin bir madde, değil mi? Yukarıda ifade edildiği gibi, sahici ve samimi bir şekilde bu sorunlarla yüzleşmek yerine tehlike ve tehdit varsayımıyla sorunların çözümü ötelenmiş durumda.

Avusturya

Avusturya’da Yeni Hükümet Müslümanların Hayatını Daha da Zorlaştıracak

8 Ocak 2020

Yeşiller’den Ümidi Kesmemeli

Anlaşılan iktidar ortakları hâlâ Müslümanların oluşturduğu gerçeği anlamış veya kabullenmiş değil veya anlamak ve kabullenmek istemiyor. Bir siyasi parti olarak varlığını ve gücünü korumak için bu alanı kullanıyor olabilir. Kültürel değer, “siyasal İslam”, güvenlik söylemleriyle partisini seçmen nazarında güçlendirmeyi hedefleyebilir. Yeşiller için bu yorumlarda bulunmak kısmen haksızlık olabilir belki ama bu tespitler muhafazakâr parti için yerinde. Nitekim “Başörtüsüne zorlanan bir çocuk bile fazladır.” sözü FPÖ mensubu bir kişiye değil, iktidarın muhafazakâr kanadından entegrasyon bakanı olmuş Susanne Raab’a ait. Raab’ın kavgacı söylemi diğer ülkelerde de benzer örneklerini gördüğümüz yeni popülist çatışmacı dili yansıtıyor.

Bu tabloda sessizliğine ve pasifliğine rağmen iktidar ortağı Yeşiller’den en azından durumun daha da kötüleşmemesi adına ümidi kesmemek gerek. ÖVP’nin kendi sağındaki parti olan FPÖ seçmenine hitap etmek için Müslümanlarla ilgili çatışmacı ve yasakçı yaklaşımları devam ettirmesi ihtimal dışı değil. Böyle bir durumda Yeşiller’in frenleyici rol oynaması toplumsal barış adına hayati bir işlevi yerine getirecektir. Öte yandan bu partinin Avusturya’da yaşayan göçmenlerin kabulü noktasında Boşnak kökenli Alma Zadic’i Adalet Bakanlığı görevine getirmesi, üzerinde ayrıca durmaya değer bir gelişme. Tüm olanlara ve olacaklara rağmen her iki partiyle ilişkiyi güçlendirmek ülkede yaşayan Müslümanların ve onları temsil eden kurumların asli görevi. Bu görevi yerine getirecek, Müslümanların meselelerini anlatacak ve onları kabullendirecek aktörlere gelecekte çok daha fazla ihtiyaç olacak.

Ünal Koyuncu

Siegen Üniversitesi siyaset bilimi, sosyoloji ve tarih dallarında yüksek lisans eğitimini tamamlayan Koyuncu’nun uzmanlık alanları göç, entegrasyon, diaspora politikaları ve Avrupa ülkelerinde Müslümanlar gibi konulardır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar