Kovid-19 Çocuklarla Gönüllü Karantina: Anne ve Babalara Tavsiyeler

Kovid-19 nedeniyle çocuklar evde. Peki salgın gölgesinde hayat çocuklu aileler için nasıl geçiyor? Çocuklara sosyal mesafelendirme ve virüs nasıl anlatılmalı? Almanya’dan 3 aile ve bir aile danışmanıyla konuştuk.

Elif Zehra Kandemir 19 Mart 2020

Kuzey Ren-Vestfalya’da Kovid-19’la teşhis edilmiş 4.743 kişi, hastalıktan vefat eden ise 13 kişi var. Korona salgını kamusal hayatı dondurmuş durumda. Anaokulları, okullar, müzeler ve oyun parkları kapalı. Sokağa çıkma yasağı olmasa da, aileler çocuklarıyla evde kalmayı yeğliyor. Peki çocuklarla gönüllü karantina hayatı nasıl geçiyor? Eyaletten 3 ebeveynle görüştük.

“Sevgi Dolu Vakit Geçirmeye Çalışıyoruz”

Köln’den Nagihan Çakar bir anaokulu eğitmeni. Annelik izninde olan Çakar’ın biri 3, diğeri 4.5 yaşında iki kızı var. “Sadece birkaç gündür evdeyiz ve şunu anladım ki: Meğer ne çok koşturuyormuşuz! Ne çocuklara, ne kendimize vakit ayıramadığımız bir hayatımız varmış. Sosyal yaşamı sıfırlayınca kendimize gelmeye başladık. Şu an evde bir sakinlik var. Çocuklar bir süre dışarıya çıkamayacağımızı kabullendiler. Bu süreçte birlikte sevgi dolu vakit geçirmeye çalışıyoruz.”

Eyalette 17 Mart tarihinde yayınlanan genelgeyle kamuya açık birçok yer kapatıldı. Çocuklarını oyun parkına götüren ebeveynler için cezai uygulamalar söz konusu. Çakar, oyun parklarının kapatılmasını yerinde bir tedbir olarak değerlendiriyor: “Bütün çocuklar oyun parkında bir araya geldiğinde sosyal mesafelendirme yapmak da anlamsızlaşıyor.”

Çakar, karantinanın ilk günlerinin aile içindeki bağlılığı arttırdığı görüşünde: “Çocuklar oynarken okula gitmek için bölünmüyorlar. Daha uzun oynuyorlar. Balkonda toprakla ekip biçme oyunları oynuyoruz. Şu aşamada evde kalmak bizim açımızdan bir dezavantaj doğurmadı.”

Kovid-19 Epidemisi

Koronavirüs Salgınında Güncel Durum ve Gelecek Tahminleri

27 Şubat 2020

Biri 9, diğeri 2 yaş ve 6 aylık çocukları olan Zeynep Kaya için de karantina uzun ve stresli bir yaşam temposunun yavaşlaması anlamına geliyor: “Şu an sanki uzun bir hafta sonu tatilindeymişiz gibi bir durum var. Çocuklar evde oldukları için çabuk sıkılıyorlar, sürekli televizyon seyretmek istiyorlar. Öte yandan çocukları dışarıya çıkartmak zorunluluğu ortadan kalkınca ciddi bir rahatlama da oldu. Kimse gidip gelmediği için ev işlerine odaklanmak durumu da yok artık. Böyle olunca çocuklarla daha fazla vakit geçiriyoruz.”

“Çocuğun Doğayla Temas Etmesi Lazım”

Essen’den Adem Bey teknik alanda danışman olarak çalışıyor. Salgın öncesinde de ağırlıklı olarak evden çalıştığı için bu gönüllü karantina süreci onun açısından bir değişiklik getirmemiş. “Çalışırken çocuklar kendilerini dışlanmış hissetmesinler diye odamın kapısını kilitlemek istemiyorum. Ama önemli görüşmeleri yaparken kapıyı kapatmak zorunda kalıyorum.” diyen Adem Bey, işlerinin tamamını çevrimiçi hallediyor.

İki çocuğu olan Adem Bey, “Çocukların canı sıkılmasın diye evde daha farklı oyun imkanları kurduk. Önceden televizyon izleme süresi kısıtlıyken o süre şimdi çoğaldı.” diyor. Çocukların sıkıldığında hırçınlaştığını söyleyen Adem Bey, bu süreçte biri 1, diğeri 3 yaşındaki çocuklarının daha iyi kaynaştığını belirtiyor: “Çocukların ikisi de evde olduğu için birbirleriyle oynamaya alıştılar. Eskiden öyle değildi, şimdi daha çok vakit geçiriyorlar.”

Almanya’da pandemi nedeniyle sosyal iletişimin kesilmesi yönündeki çağrının ne kadar süre için geçerli olduğu şu an itibariyle belli değil. Sağlık sistemine Kovid-19 hastalarının aynı anda yığılmasını engellemek ve salgını yavaşlatmak üzere uygulanan sosyal mesafelendirme sürecinin her halükarda birkaç ay süreceği tahmin ediliyor. Adem Bey, bu sürecin çocuklar açısından etkisine değiniyor: “Çocuğun dışarıda oyun oynaması, doğayla, diğer insanlarla temas etmesi lazım. 6-7 ay sürecek bir dışarıya çıkmama süreci çocukların psikolojisini herhalde olumsuz etkileyecektir.”

Ailelere Tavsiye: “Panik Yapmak Yerine Anda Kalın”

Sosyal psikolog ve eğitim bilimcisi olan Nurcan Demiryürek, aynı zamanda sistemik aile danışmanı. Çocuklara Kovid-19 salgınının nasıl anlatılması ile ilgili konuşan Demiryürek, çocukların soyut kavramları algılamakta zorlandığına işaret ediyor: “Virüs soyut bir kavram. Bu nedenle 4-11 yaş arası çocuğa gözlerimizle görmediğimiz, fakat bulaşıcı bir hastalığın yayılmaya başladığını ve bizim bu virüsten kendimizi, ailemizi ve toplumumuzu korumak adına evde kalmamız gerektiğini söylemeliyiz. Bu süreçte çocuğun güvende olduğunu bilmesi de oldukça önemlidir.”

Salgın esnasında aile büyüklerine düşen en önemli rolün, virüsün seyri ile ilgili sağlam kaynaklardan bilgi almak ve gereken tedbirleri gerçekleştirmek olduğunu söyleyen Demiryürek, ailelere şu tavsiyelerde bulunuyor: “Bazı ebeveynlerin bu süreçte abartılı bir korku içinde olması çocukları olumsuz etkileyebilir. Şunu unutmamalıyız: Bir kriz döneminde nasıl bir tutum sergilerseniz, çocuklarınız da gelecekte sizler gibi bir tutum sergileyecektir. Bu süreçte itidalli bir tutum benimsemek önemli.”

Özellikle salgın nedeniyle korku ve panik yaşayanların sayısının yüksek olduğunu söyleyen Demiryürek, ailelere “Anda kalın” çağrısında bulunuyor: “’Ya şöyle olursa, ya böyle olursa’ ile başlayan varsayımlardan kaçınmalı, yetkililerin öngördüğü tedbirleri alarak, beden sağlığı kadar ruh sağlığını da önemseyerek bu süreci geçirmeliyiz.”

Evden Çalışan Annelere: “Kendinize Çalışma Alanı Belirleyin”

Özellikle evden çalışan anne ve babalar için aile içerisinde planlamanın önemli olduğuna değinen Demiryürek, “Bu yeni süreç, aile içi rollerimizin değişmesine sebep olabilir.” diyor. Demiryürek sözlerine şöyle devam ediyor: “Hiç şüphesiz yalnız anne-babalar için değil, çocuklar ve gençler için de son derece zor bir süreçteyiz. Evden çalışan anne ve babalar bu süreçte haftanın günlerini planlayabilirler. Çocukların sürekli ders ve ödevlerle zorlanmaması gerek. Evin içerisinde serbest vakit, münferit çalışma süreleri ve aile etkinlik süreleri belirlenebilir. Bunun yanı sıra rutin ev işleri için de çocukların yaşlarına göre taksim yapılmalı, çocuklara sorumluluk verilmeli. Bu hoşlarına gitmeyebilir. Fakat bu tür sorumlulukları almak çocukta başarı duygusu oluşturarak psikosoyal gelişimine katkı sağlayacaktır.”

KOVID-19

Tüm İtalya Karantinada: “Dünyanın Ucundaki Felaket Artık Kapımızda"

11 Mart 2020

Sosyal mesafelendirme ve ailelerin salgından korunmak amacıyla evde kalma sürecinin çocuklara nasıl aktarılması gerektiğini de açıklayan Demiryürek, şunları belirtiyor: “Bu süreçte çocukların yaş ve algı kapasitelerine göre neden evde durmamız gerektiği anlatılmalı. Bu esnada zaman zaman canının sıkılabileceği, sevdiği insanları, okulunu, akrabaları ile vakit geçirmeyi ya da camideki hocasını özleyebileceği hakkında konuşulmalı. Daha sonra evde geçirilen süreçte neler yapılabileceğine dair bir liste oluşturulabilir. Bu liste evde görünür bir yere asılarak, çocuğun canı sıkıldığında bu etkinliklerden birini yapması telkin edilebilir. Bu liste ne kadar zengin hazırlanırsa, çalışan anne-babalar da çocuğa, ‘Listemize bakalım, can sıkıntının gitmesi için neler yapabilirsin’ şeklinde yönlendirmeyi o kadar kolay yapabilir. Böylece çocukların kendi çözümlerini bulmalarına da yardım etmiş oluruz.”

Çalışan anne-babaların evlerinde kendilerine çalışma alanları belirlemesi gerektiğini söyleyen Demiryürek, evin her yerinde iş ile ilgili konuşulmaması gerektiğini ekliyor: “Aileler çocuklarını sürekli meşgul etmek zorunda değiller. Bu dönemde bağımlılıkların oluşabileceğini göz önünde bulundurarak, cep telefonu, bilgisayar kullanımı ve bilgisayar oyunlarını kontrollü bir şekilde kullanıma açmak gerekir. Aynı zamanda anne ve babaların manevi değerlerin yaşanması konusunda öncü olması da mümkün. Ailece sohbet, namaz kılmak, dua etmek, zikirler ve kitap okumalar güzellikle teşvik edilmeli.”

Elif Zehra Kandemir

Lisans eğitimini Münster Üniversitesinde Sosyoloji ve Siyaset Bilimi bölümlerinde çift anadal olarak tamamlayan Kandemir, Duisburg-Essen Üniversitesinde sosyoloji yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir. Ağırlıklı çalışma alanları göç sosyolojisi ve ulusaşırı Türk toplulukları olan Kandemir Perspektif dergisi editörüdür.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar