Müslüman Karşıtı Irkçılık “Dışarı Çıkarken Bir Elimde Biber Gazı, Diğerinde Telefonumu Tutuyordum”

Ayşe B. 2017 yılında Mannheim’da bir ırkçının saldırısına uğradı. Yüzüne, sırtına, karnına aldığı yumruklarla yere yığıldığında yanında 3 yaşındaki çocuğu da vardı. Peki geçen 3 senede Ayşe B.’nin hayatında ne değişti? Perspektif, Marwa el-Sherbini’yi anarken, geçmişte ırkçı şiddet travması yaşamış kadınlarla konuşuyor.

Elif Zehra Kandemir 29 Haziran 2020

Ayşe B. Almanya’nın Mannheim şehrinde komşusunun ırkçı saldırısına uğradığında tarih 29 Mart 2017’ydi. Apartmandaki Türk kadınları gördüğünde yere tüküren, komşu çocukların videosunu çeken adam, o gün binanın önünde Ayşe B.’nin de fotoğrafını çekmişti. Ayşe B. adama tepki verdiğinde, ilk yumruğu gözüne yedi. Saldırgan sırtına ve göğsüne yumruk attıktan sonra Ayşe B.’nin başörtüsüne asıldı. Adamı uzaklaştırmaya çalışan başka bir kadına saldırdı. En son çevredekiler yardıma koşup Ayşe B.’yi saldırganın elinden kurtardığında, “Bu daha başlangıç, ağzını burnunu kıracağım senin.” diye bağırdı ve başörtülülere hakaret etti. Ayşe B.’nin 3 yaşındaki oğlu da bu şiddet sahnesine yakinen tanık olmuştu. 

Saldırıdan Üç Sene Sonrası

Bundan üç sene önce, Perspektif’in 261. sayısında “Irkçıların Kolay Hedefi: Başörtülü Kadınlar” başlığıyla hazırladığımız dosya için Ayşe B. ile konuştuğumuzda, saldırının üzerinden henüz iki ay geçmişti. Bu iki ay içerisinde, saldırıya tanık olan çocuğunun psikolojisi bozulmuş, yalnız kalmaktan korkmaya başlamıştı. Annelerinin şişmiş gözü ve morarmış vücuduna tanık olan diğer iki çocuğu da psikolojik tedavi görürken, saldırgan serbest bırakılıp, apartmandaki yaşamına geri dönmüştü bile. Görüştüğümüzde Ayşe B. fiziki acılarının yanı sıra geceleri uyku bozukluğu yaşıyor, gündüzleri aynı apartmanda oturan saldırganla karşılaşmaktan korkuyordu.

Saldırının üzerinden geçen üç yılın ardından Ayşe B.’yi tereddütle aradım. Acaba geçen zaman içerisinde bu travmayla başa çıkabilmiş miydi? Ayşe B. telefonu üç sene önceki aynı güçlü ses tonuyla açtığında, endişe bulutlarım da dağıldı: “Hâlâ aynı apartmanda oturuyorum. O şahıs, saldırıdan 4 ay sonra ev sahibi tarafından evden çıkarıldı. Bu apartmanı, bu şehri, hatta bu eyaleti bile terk etti.”

Dosya: "Başörtülü Kadınlara Saldırılar"

“Siz Başörtülüler Buraya Ait Değilsiniz! Ülkenize Gidin!”

1 Mayıs 2017

Saldırının ardından 1 yıl süren dava sürecinde Ayşe B. saldırgan ile bir kez mahkemede karşılaşmış. 4 celse süren mahkemenin ikinci celsesinde saldırganı gördüğünde korkuları yeniden nüksetmiş. Mahkeme, tam da saldırının gerçekleştiği gün, yani 29 Mart 2018’de tamamlanmış. Saldırganın Ayşe B.’ye 1.050 Euro acı parası ödemesine karar verilmiş.

“Ben ve Çocuklarım Bir Sene Boyunca Terapi Gördük”

Saldırıdan sonraki bir seneyi şöyle anlatıyor Ayşe Hanım: “O şahıs apartmandan taşınana kadar korkularım vardı. Çocuklarıma bir şey olur mu, eşimle karşılaşır mı, bana bir şey yapar mı… O, burada oturduğu sürece benim cebimde sürekli biber gazı spreyi vardı. Evden her çıkışımda telefonumdan video kaydını başlatıyordum. Bir elim cebimdeki biber gazında, diğer elim telefonda; ancak binadan uzaklaşınca telefonu kapatıyor, normale dönüyordum. Bir sene boyunca ben de, çocuklarım da terapi gördük. Kısa bir süre psikiyatri ilaçları bile kullandım. En çok etkilenen küçük çocuğumdu. Onun terapisi daha uzun sürdü.”

Saldırgan, apartmanda oturduğu süre boyunca alaylarına devam etmiş. Bir gün de, saldırıya tanıklık eden olan başka bir kadını evinden gittiği yere kadar takip etmiş.

Ayşe B., bu tavrın dava sürecinde de aynı olduğunu söylüyor: “Bana saldıran şahıs, mahkemede karşıma geçip güldü, kafasını salladı ve ‘Sen daha fazlasını hak ettin’ gibi hareketler yaptı. Bana saldırırken şiddet uyguladığı arkadaşım, mahkemede onun bu tavırları nedeniyle sinir krizi geçirdi.”

Saldırı nedeniyle failin aldığı ceza, Ayşe B.’ye göre yeterli değil: “Onun öyle bir ceza almasını isterdim ki, bir daha böyle bir şeye cesaret edemesin. Vurmayı bırakın, başörtülü bir kadına ters bakmaya bile cesaret edemesin isterdim. Birkaç ay hapiste kalmalıydı. Para cezası caydırıcı değil. Benim için paranın önemi zaten yoktu. Mahkemenin kestiği acı parasının bir sentini bile eve sokmadım.”

“Tanımadığım İnsanlara Güvenim Azaldı”

Ayşe B., “Saldırıyı ailece atlattık, arkamızda bıraktık ve normale döndük.” dese de, etkilerinin uzun vadede görünür olduğunu ekliyor: “Bu olaydan sonra tanımadığım insanlara güvenim azaldı. Önceden dışarıda birisi başörtüme laf ettiğinde cevap verirdim. O cesaretim yok artık. Tanımadığım insanlara karşı artık kendimi savunmuyorum. Herkes her an bana zarar verebilir hissi taşıyorum. Arkadaş çevremi de küçülttüm.”

Avustralya

Başörtülü Hamile Kadına İslamofobik Saldırı

22 Kasım 2019

Ayşe B. saldırının etkileriyle başa çıkabilmek için arkadaşlarıyla olay hakkında konuşmayı kesmiş ve kendisine bu konuda soru sorulmasını da engellemiş: “Saldırının sürekli gündemde tutulması ve insanlarla konuşmanın beni ve çocuklarımı çok etkilediğini fark ettim. Bunu çevreme anlatıp, artık konuyu kapatmalarını istedim. Tekrar tekrar konuşmak, o şiddeti yaşayan kişiyi yaralıyor bence.”

Başta ailece Almanya’dan gitmeyi düşünseler de bunun zor olduğunu söylüyor Ayşe B.: “Yaşadıklarımın korkusundan değil ama, buradaki insanlara karşı güven duygum zedelendiği için Almanya’dan gitmeyi düşündüm. Çocuklarım, onların okulları, eğitimleri beni buraya bağladı. Eğer o saldırgan apartmandan taşınmasaydı, bu binada asla duramazdım. Benim korkmamdan ziyade çocuklarıma bu kaygıyı sürekli yaşatamazdım.”

 Ayşe B., kendisine yönelik şiddetin ne ilk, ne de son olmadığını biliyor. Bu yüzden de sözlü ya da fiziki ırkçı saldırılara maruz kalan Müslüman kadınlara sesleniyor: “İnsanın en iyi doktoru kendisi. Korkuyu atlatmak zorundayız. ‘Benzer bir saldırıyı yine yaşayacağım’ kaygısını bırakmak gerek. Ben başta dünyanın sonu geldiğini ve bu yaşadığımı asla atlatamayacağımı zannediyordum. Bundan daha kötü bir şey yaşayamam diyordum. Ama her şey geçiyor. Saldırıdan sonra kendime şu telkinlerde bulundum: Ayşe, başına çok kötü bir olay geldi. Yaralandın, incindin. Keşke olmasaydı, ama oldu. Allah’ın izniyle bunu da atlatabilirsin.”

“Irkçı Şiddet Tecrübesi Travmaya Dönüşebilir”

Ayşe B.’nin yaşadığı şiddet vakası, istisna değil. Almanya’da sadece 2019 yılında Müslümanlara yönelik 871 saldırı gerçekleşti. Bu saldırganlarda faillerin çok büyük bir kısmı aşırı sağcıydı. Müslüman karşıtı ırkçılık saikiyle gerçekleşen şiddet vakalarının genelde Müslüman kadınlara yöneltildiği de biliniyor.

Travma terapisti Meryem Özmen-Yaylak, ırkçı şiddetin yol açtığı zararları şöyle açıklıyor: “Irkçı saldırının her çeşidi ölçüsüz ve çirkin. Kadınların yaşadığı bu tecrübe ve duygu, bir travmaya dönüşebilir. Böylece bildikleri ve alıştıkları dünya inancına zarar verilmiş olur. Bu durumda duygusal anlamda yapılabilecek en doğru şey, kişiye destek olabilecek ve rahatlayabileceği ortamlarda bulunması olacaktır.”

Irkçı şiddet sonrası kişide anksiyete bozukluğu ortaya çıkması; sinir, gerginlik ve huzursuz hissin duyulmasının yaygın olduğunu söyleyen Özmen-Yaylak, şöyle devam ediyor: “Irkçı şiddetin tetiklediği kaygı gerçek: Kişi sürekli kötü bir şey olacakmış gibi hissedebilir, panik duygusu taşıyabilir ve kalp atışları ile nefes alışı hızlanır. Bu belirtilere sıkça rastlanıyorsa bir uzman eşliğinde  konuşma terapisi veya bilişsel davranışçı terapi dahilinde oluşan korkular terapi edilmelidir. Aksi takdirde anksiyete bozukluğu bir krize dönüşebilir.”

Irkçı saldırıdan sonra bir insanın en başta korku hissetmesinin ve yaşadığı durumu ve emniyetini sorgulamasının doğal olduğunu söyleyen Özmen-Yaylak, kurbanların dikkat etmesi gereken en önemli şeye dikkat çekiyor: “Başta saldırıya uğrayan kişinin kendisiyle ilgili kaygıları artsa da bakış açısını değiştirerek sorunun saldırıyı yapanda olduğunu anlamaya çalışmalıdır. Saldırıya uğrayan kişinin yaşayabileceği kimlik ve aidiyet sorunları aslında karşı tarafın yaşadığı bir sorun.”

Elif Zehra Kandemir

Lisans eğitimini Münster Üniversitesinde Sosyoloji ve Siyaset Bilimi bölümlerinde çift anadal olarak tamamlayan Kandemir, Duisburg-Essen Üniversitesinde sosyoloji yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir. Ağırlıklı çalışma alanları göç sosyolojisi ve ulusaşırı Türk toplulukları olan Kandemir Perspektif dergisi editörüdür.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar