Hollanda Hollanda Temsilciler Meclisi’nin Raporu: “Bir İtham Politikası Oluşmuş Durumda”

Hollanda İslam Federasyonu (NIF) Kurumsal İletişim Başkanı Kenan Aslan ile Hollanda’da camilere yönelik meclis soruşturmasının muhtemel sorunları ve çıkmazlarını konuştuk.

Ebru Hısım 28 Ağustos 2020

Hollanda’da şubat ayında “istenmeyen yurtdışı finansmanı” sebebiyle camiler ve İslami kurumlar meclis soruşturmasına tabi tutuldu. Bu soruşturmayı nasıl değerlendiriyorsunuz?

Üzüntü verici, çünkü öncelikle kendileri hakkında herhangi bir şüphe olmayan kurumların bir “soruşturma”ya tabi tutulması, onları hiç de alakaları olmayan bir “suç”la itham etmek anlamını taşıyor. Müslüman kurumların bir meclis komisyonu karşısında “ifade vermesi”, onlara doğrudan örtülü bir ithamda bulunmak demek. Söz konusu soruşturmanın çıkış noktası, Hollanda’da finansal açıdan şeffaf olmadığı iddia edilen iki cami. Bu iki caminin Suudi Arabistan ve Katar’dan finansal destek aldıkları belirtiliyor. Bu iddiadan hareketle, anayasal düzenin imkânları “suç” işleyenlere karşı yeterliyken ve soruşturma yalnızca bu iki dernekle sınırlı tutulabilecekken; ülkedeki büyük İslami kuruluşların hesap vermesi durumuyla karşı karşıyayız.

Camilerin Yurt Dışı Finansmanı

Hollanda’da Camilere Meclis Soruşturması: Siyasi, Ayrımcı ve Yaftalayıcı

1 Haziran 2020

“Parlementaire ondervraging”, yani “Meclis Soruşturması” Hollanda siyasi sisteminde en ağır yöntemlerden biri. Bu yöntemin diğer İslami kuruluşları da kapsayacak şekilde  genelleştirilmesi ise, Müslümanlara ve kurumlarına yönelik önyargının doğrudan meclis eliyle teşvik edilmesi demek. 

Burada şunu da belirtmek gerek: Bizim herhangi bir soruşturmadan hiçbir şekilde bir çekincemiz de yok; çünkü soruşturma neticesinde ortaya çıkmasından endişe edebileceğimiz herhangi bir faaliyetimiz yok. Hollanda İslam Federasyonu (NIF) olarak bu soruşturmaya tabi tutulmadık. Fakat bizim de üyesi olduğumuz çatı derneğimiz CMO, bu meclis soruşturması kapsamında ifade verdi. 

NIF olarak kendi cemiyetlerimizi çok iyi tanıyoruz. Meclis soruşturması olsa da olmasa da, kendi cemiyetlerimizdeki şeffaflık konusunda zaten senelerdir yürüttüğümüz tutarlı bir duruş var. Bunun dışında camilerimizin bütün faaliyetlerini de “hesap verilebilirlik” ilkesi etrafında şekillendiriyoruz. Bu angajmana rağmen Hollanda’da meclis soruşturmasında bütün İslami kuruluşların mercek altına alınması, bizim açımızdan bir hayal kırıklığı demek. 

“Özgür Olmayan Ülkelerden Gelen Finansman”

Söz konusu meclis soruşturması kapsamında kilise ve sinagogların incelenmemesi eleştiri topladı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Şu anda Hollanda Meclisi’nin verdiği talimat doğrultusunda Brüksel’de bir araştırma şirketi ülkedeki dinî cemaatlerle ilgili ikinci bir araştırma yapıyor. Bu ikinci araştırma camiler, sinagoglar ve kiliselere yönelik. Ülkedeki dinî cemaatlerin mevcut durumuyla ilgili bilimsel araştırmalar yapılması elbette sevindirici. Böylece bizler de kurumsal temsilciler olarak “dışarıdan bir göz”le kendimizi analiz etme şansına kavuşuyoruz. Nitekim Brüksel çıkışlı bu araştırmada biz de NIF olarak sorulara cevap verdik. 

Temsilciler Meclisi’nin şubat ayında yaptığı soruşturma ise yalnızca Müslümanlara yönelikti. İlk başta soruşturmanın başlığında yalnızca “Müslümanlar”ın yer alması tepki çekince, soruşturmanın başlığı da “özgür olmayan ülkelerden gelen finansman” şeklinde düzeltildi. Fakat bu durum yine de Müslüman cemaatten haklı olarak büyük tepki topladı.  

Bahsettiğiniz “özgür olmayan ülkeler” kavramı da çok tartışmalı. Bu kavramın içinin net bir şekilde doldurulamamasının nedeni nedir?

Bunun nedeni, bu kavramın sosyolojik ya da hukuki değil, siyasi bir kurgu olması. Hollanda’nın siyasi zemininde ya da uluslararası ilişkilerinde “özgür olmayan ülkeler” diye bir liste yok. Temsilciler Meclisi de bu terimin içini tam manasıyla doldurabilmiş değil. 

“Özgür olmayan ülkeler” ile kimin kastedildiğini yine soruşturma raporunda öğreniyoruz. Soruşturmada Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye bu şekilde sınıflandırılmış oluyor. Türkiye doğrudan “özgür olmayan ülke” olarak nitelendirilmemiş olsa da, soruşturmada Diyanet’in de ele alınması bu anlama geliyor. Buradaki eurosentrist bakışa bir itirazımız var. Neye göre bazı ülkeler “özgür olmayan ülke” olarak tanımlanıyor? Ve her şeyden önce buradaki “özgürlük” tanımını kim belirliyor? 

Var olan bir sorundan hareketle, somut deliller ortaya konulmadan tüm İslami kuruluşları bir torbada değerlendirmek doğru değil. Bütün İslami cemaatlere, “Siz de özgür olmayan ülkelerden finansal destek alıyor musunuz” şeklindeki sorularla bir itham politikası oluşturuldu. Şöyle bir örnek vereyim; iş hayatında iletişimde olduğum birçok insan bile, “Siz Suudi Arabistan’dan para mı alıyorsunuz” şeklinde sorular sordu. Bu, Temsilciler Meclisi’nin ortaya atmış olduğu sorunun, toplumdaki karşılığını gösteriyor. 

“Bu Çok Komik Bir İddia”

Şeffaflık ve yurtdışı finansmanı tartışmaları Hollanda’da uzun senelerdir konuşuluyor. Özellikle “Nieuwsuur”un yaptığı yayından sonra siyasi ajandada bu gündem daha belirgin şekilde yerini aldı. Hollanda’daki camilerde ve Kur’an okullarında, demokrasiye ve Hollanda’ya uygun olmayan söylemlerin ve eğitimlerin verildiği, bu durumun yurt dışı finansmanıyla dayatıldığı iddia ediliyor. Bu iddianın temeli nedir? 

Hollanda’daki İslami kuruluşların ezici bir çoğunluğu oldukça şeffaf bir yapıya sahipler. Buradaki esas sorun, tekil sorunların genelleştirilmesi. Nieuwsuur programında belirli camilerin ders içeriklerinden hareketle oluşturulan “sorun” algısının İslami kuruluşlar adına genellenmesi sıkıntılı. İslami eğitim kurumlarının eğitim modellerini tartışmaya açabiliriz. Hollanda’da İslami eğitimin temel çerçevesi nedir, bu eğitimin pedagojik gereklilikler ekseninde eksiklikleri var mı gibi sorular çok değerli sorular. Fakat burada tartışmanın yapıcı yürütülmediğini, içeriğe dayalı bir tartışmadan ziyade önyargıları destekleyen adımların atıldığını görüyoruz. Örneğin Diyanet de dâhil olmak üzere buradaki İslami kuruluşların çok büyük bir çoğunluğu, eğitim müfredatlarını buranın toplumsal şartlarına göre yine burada oluşturuyorlar. Mevcut kamuoyu algısı ise, camilerin tamamında Müslüman çocuklara indoktrinasyon gerçekleştirildiği yönünde. Bu elbette komik bir iddia.

Peki bu genellemeci bakış karşısında ülkedeki Müslüman cemaatin tepkisini nasıl değerlendiriyorsunuz? Etkili ve sivil bir tepki söz konusu mu?

Hollanda’daki Müslüman cemaat olarak güçlü bir sivil inisiyatif oluşturabildiğimizi söylemek zor. İnsanlar biraz bu tartışmalardan bıkmış durumdalar. Diğer yandan tamamı gönüllülüğe dayanan insan gücü sermayesi, bu tarz tartışmaları uzun vadede yönetebilmek için zayıf. Yine de tüm bunlar, Müslümanları ilgilendiren konularda eylemsiz kalmaya bahane değil. 

Şunu da söyleyebilirim: Hollanda’daki Türkiye kökenlilerde bir geriye çekilme gözlemliyorum. 11 Mart 2017 tarihinde Rotterdam Başkonsolosluğu ekseninde gerçekleşen olaylardan dolayı Türk toplumu ciddi bir darbe aldı. Haklarını savunma konusunda gençler eskisi gibi atılgan değiller; fikirlerini söylediklerinde yaftalanmak ve büyük bir medya dalgasıyla mücadele etmek onlara zor geliyor. İkili ilişkilerde devletler yaralarını belki daha çabuk sarıyor; ama bireyler daha uzun vadede etkileniyor.

Dosya: "Müslümanların Devletten Beklentileri"

Hollanda: “Türkiye Kökenli Kuruluşlardan Hâlâ Entegre Olmaları Bekleniyor”

1 Haziran 2017

Biz NIF olarak Temsilciler Meclisi’nin raporunda geçmiyoruz; fakat elbette duyarsız da kalmayacağız. Sonuçta bu soruşturma, Hollanda’daki Müslüman toplumu yakından ilgilendiriyor. CMO ve Rijnmond İslami Kuruluşlar Platformu (SPIOR) ile istişare edeceğiz. Bizim de üyesi olduğumuz CMO, Temsilciler Meclisi’nin raporuyla ilgili itirazlarını Meclis’e iletip gerekli görüşmeleri gerçekleştirecek. NIF hukukçuları da raporla ilgili bir çalışmayı sürdürüyor. 

Mesele sadece Temsilciler Meclisi’nin araştırması değil. Bir toplumsal kesime yönelik şüphe algısından hareketle oluşturulan bu tarz tartışmaların tekrarlanmaması için aktif bir çalışma gerçekleştirmek gerek. Önümüzdeki sene Hollanda Temsilciler Meclisi seçimi var. Seçim ile alakalı bilgilendirme çalışmaları yapacağız. Ayrıca bu tarz tartışmalar Meclis gündemine gelmeden altyapı çalışmalarını gerçekleştirmek istiyoruz. Daha çok orta ve uzun vadede yapabileceklerimizle ilgili bir planlama sürecimiz var.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar