Dosya: "Avrupa'da Türk Esnaflar" İslam Ticaret Ahlakı ve Buna Dair Temel Esaslar

Avrupa'da Türk Esnaflar

Avrupa’da iş hayatına atılan Müslümanların üzerine büyük sorumluluk düşüyor. Peki bir Müslüman’ın ticaret ve iş ahlakı nasıl olmalı?

Hz. Peygamber’in hem zenginliğin hem de fakirliğin şerrinden Allah’a sığınması (Müslim, Zikir, 49), bu iki hâlin tek başına fazilet olmadığının delildir. Her ikisi de hayatın bir gerçeğidir. Hz. Peygamber’in (s.a.v.), “Fakirlik neredeyse küfür olacaktı.” hadisi (Kudâî, I, 342) ile “İyi insanlar için helal mal ne kadar güzeldir” (Ahmed, IV, 197, 202) buyruğu da erdemin, insan bu iki hâlin hangisi içinde bulunuyorsa onu yönetebilmekte olduğuna işaret eder. “Mülk Allah’a aittir ve O dilediğine dilediği kadar verir” (İsrâ suresi, 17:30). “Verdiklerini şükrü, vermediklerini de sabrı ile dener. Her ikisi de zor sınavdır” (Bakara suresi, 2:155, 177).

Şükür, nimeti verene saygı kabilinden o nimetten duyduğu memnuniyeti, sevinci ifade eder. Hamd ise herhangi bir nimete bağlı olmaksızın güzel olanı zikretmek anlamına gelir. Şakîk-i Belhî de hamdin üç şartı olduğunu söyler:

  • Nimeti verenin Allah olduğunun bilincine varmak
  • Allah’ın verdiğine razı olmak
  • O nimetten doğan güç/enerji bedende olduğu müddetçe O’na isyan etmemek (Kurtubî, Tefsîr, c. I, s. 134) 

Burada fiilî şükrün ya da hamdin önemli bir boyutu vardır. O da her nimetin kendi cinsinden şükrünün bulunduğudur (Âl-i İmrân suresi 3:180).

Hayat Ticaretten İbarettir

Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de Hz. Peygamber de hadislerinde hayatı ticaret üzerinden anlamlandırır. Buna göre ticaretin en kârlısı, cennet karşılığında canı ve malı Allah’a satmaktır. En kârlı alış-veriş budur (Tevbe suresi, 9:111). Bu kârlı tâcirin adı, mü’mindir. Ticarette zarar edenler ise iman karşılığında küfrü, hidayet karşılığında dalâleti/sapıklığı, cennet karşılığında cehennemi satın alanlardır (Bakara suresi, 2:16, 175; Âl-i İmrân suresi, 3:177). Bu tâcirin adı da kâfirdir. Ticareti kâr getirmemiştir. Buna göre her insan akşam evine “ya nefsini satmış ya da nefsine satılmış” olarak döner (Müslim, Tahâret, 1). Nefsini Allah’a satan, haramları bırakıp helalleri; nefsine satılan ise helaller varken haramları alan, dolayısıyla ticareti zarar eden fâsıktır. 

Bütün bunlar değerlendirildiğinde mü’min akşam evine girerken kendisine: “Nefsimi sattım mı? Nefsime satıldım mı?” diye soracak, aldığı cevabın muhasebesini yaparak nefsini satmışsa hamd edecek, nefsine satılmışsa tövbe edecek, kul hakkına girmiş ise sahibinden helallik almanın yollarını arayacaktır. Gerçek ticaret işte budur.   

Kazançta Fıkhi Meşruiyet Yanında Vicdani Meşruiyet de Olmalı

Kur’ân-ı Kerîm’de ve Hz. Peygamberin hadislerinde helal, fıkhi ve vicdani meşruiyet çerçevesinde ele alınmıştır. Kur’ân-ı Kerîm’de bütün peygamberlere (Mü’min suresi, 23:51), bütün insanlara (Bakara suresi, 2:168) ve bütün mü’minlere (Bakara suresi, 2:172; Mâide suresi, 5:87-88) helal-tayyibât duyarlılığına sahip olmaları istenir. Helal, dış görünüşü ile meşruiyet; tayyibât ise vicdani meşruiyettir (Ebü’l-Bekâ, el-Külliyyât, s. 400). Hz. Peygamber (s.a.v.) de: “İnsanlar fetva verse de sen yine de fetvanı vicdanından al!” (Ahmed b. Hanbel, c. IV, s. 227-228) buyruğuyla insanın yaptığı şeyin içine sinmesini meşruiyet ölçüsü olarak belirlemiştir. Benzer bir hadis de şudur: “Günah vicdanına rahatsızlık veren ve insanların bilmesini istemediğin şeydir” (Müslim, Birr, 14-15) buyurmuştur. Vicdan ise Nureddin Topçu’nun ifadesiyle, “Allah’ın kalbimizdeki sesidir.”

Kazancın Helal veya Haram Oluşu 

Dosya: "Avrupa'da Helal Beslenme"

Avrupa’da Helal Sertifikalandırma

1 Eylül 2019

Hz. Peygamber (s.a.v.), helal peşinde koşmanın farz üstüne farz olduğunu vurgulu şekilde belirtir (Taberânî,). Çünkü kazancın helal ve haram oluşu duaların ve ibadetlerin kabulünden aile huzuruna varıncaya kadar hayatı etkileyer (Bakara suresi, 2:168, 172; Mü’minûn suresi, 23:51; Taberânî, el-Mu‘cemü’l-kebîr, c. X, s. 74, No. 9993). Hz. Peygamber, bütün peygamberlere, bütün insanlara ve bütün mü’minlere helal duyarlılığını emreden ayetleri okuduktan sonra hac, cihad, sıla-i rahim gibi ibadetler için çıktığı yoldan gelmiş ve perişanlığı saçının-başının dağınıklığından, yüzünün-gözünün toz toprak içinde oluşundan anlaşılan bir adamın ellerini semaya açıp “Ey Rabbim! Ey Rabbim!” şeklinde yaptığı duasının, gıdasının, giyiminin haram olması sebebiyle kabul görmediğini anlatır.

İnsanın aldığı gıdalardan çıkan enerji ile hareketlerini sağladığı, helal gıdadan elde edilen temiz enerjinin insanı hayra ve iyiliğe, haram gıdadan çıkan enerjinin de insanı kötülüğe yönlendirdiği Sûfî geleneğin üzerinde durduğu bir husustur (A‘râf suresi, 7:58; Mesnevî, trc. Gölpınarlı, c. II, s. 336-337; Tâhir el-Mevlevî, c. III, s. 832-834; A.A. Konuk, c. I, s. 495-496).

Ticarette Ana İlke Dürüstlüktür

Hz. Peygamber (s.a.v.) dürüst, güvenilir (emîn) Müslüman tâcirlerin ahiret yurdunda peygamberler, sıddıklar ve şehitlerle birlikte bulunacaklarını ifade eder (İbn Mâce, Ticârât, 1; Dârimî, Büyû‘, 8). Bu hadis bir taraftan dürüstlüğün değerine işaret ederken diğer taraftan onun zorluğunu da anlatmaktadır. İnsanın zaaflarına bakıldığında ticari hayatta en değerli sermaye dürüstlüktür. Bir şeyini kaybeden sadece onu kaybeder, dürüstlüğünü kaybeden ise her şeyini kaybeder. 

ÖZEL DOSYA

Avrupa'da Türk Esnaflar

DOSYA YAZILARI İÇİN TIKLAYIN

Dürüstlük ahlakın üst ilkelerinden birisidir ve Müslüman kimliğinin ziynetidir. Birçok ülkede İslam’ın dürüst ticaret erbabı sayesinde yayıldığı dikkate alınırsa bu erdemin ne kadar değerli olduğu anlaşılır. Bugün de aynı yolla örnek olunabilir. Mesela Hz. Peygamber gayrimüslim ülkelerde yaşayan Müslümanlar için ana ilkeyi belirlediği hadisinde, “Allah’ın helalini haram, haramı helal kılmadıkça Müslümanlar koşulan şartlara bağlıdırlar.” (Buhârî, İcâre, 15) buyurur. Özellikle bu ülkelerin vatandaşı olmuş olan ya da herhangi bir sebeple mesela iş, eğitim gibi sebeplerle buralarda yaşayan Müslümanlar, bu hadise göre vermiş oldukları sözlere, girişte koşulan şartlara uymakla yükümlüdürler. Esasen bu Kur’ân-ı Kerîm’in ısrarla üzerinde durduğu “ahde vefâ” ilkesinin de bir gereğidir (Mü’minûn suresi, 23:8). Söz gelimi Müslüman müteşebbisler, işletmelerine tahakkuk eden vergileri ödemekle yükümlüdürler. Sosyal yardım kurumlarından alınan yardımlarda bu şartlara aykırı davranışlar, hileli uygulamalar büyük sorumluluk getirir. İslam’ın açıkça emrettiği ya da yasak kıldığı hususlar her yerde geçerlidir. 

Gayrimüslimlerle ticari faaliyetlerde bulunmaya bir engel söz konusu değildir. Yaptıkları işin İslami değerler açısından bir sakıncası olmaması hâlinde kendileriyle ticari ortaklık kurulabilir. İslam âlimlerinin gayrimüslimlerle kurulacak ortaklığı mekruh görmelerinin sebebi İslam’ın yasakladığı ve Müslümanlara haram olan işlere bulaşma endişesidir (Kâsânî, c. VI, s. 62). 

Kazancın Dinamiği Berekettir

Ticari faaliyetlerin sonunda elde edilen kazancı değerli kılan çokluğu değil, bereketidir (Mâide suresi, 5:100). Bereket maddi anlamda nimetin sürekliliği; manevi anlamda da mutluluktur. Bereketi veren sadece Allah’tır (Asım Efendi, Okyanûs, c. III, s. 72-73). Buna göre bir şeyin kalitesi çokluğundan daha değerli olduğundan helal/meşru yoldan kazanılan az bir para haram/gayri meşru yoldan kazanılan çok paradan daha değerlidir. Bu doğal bir kuraldır. Bir ayette bu husus şu şekilde anlatılır: “De ki! çokluğu hoşuna gitse bile pis (kirli, murdar, habîs) ile –velev ki az olsa da- temiz (tayyibât) bir olmaz.” (Mâide suresi, 5:100).

Kanaat, ticaretin kendine özgü tabii-ahlaki kurallarına dayalı kazancı merkeze alması, insanın bütün benliğini saran kazanma arzusunu (tamah, hırs, ihtiras) terbiye etmesi, kontrol altına alması, aç gözlülük etmemesi, helali-haramı ayırması, şüpheli olanlara haram gibi davranıp onlardan uzak durması anlamındadır. Buna göre kanaat, zenginliğe karşı bir tepki değildir. Helal yoldan kazanılan ve mali yükümlülükleri (zekât, infâk, vergi) eda edilen servetten oluşan zenginlik, bir de cömertlikle taçlandırılabilirse asla yerilen bir durumu olamaz.

Allah, yarattıklarının rızkını üzerine almıştır (Tâhâ suresi, 20:132). İnsana düşen helal yollardan rızkını aramak (Mülk suresi, 67:15; Cuma suresi, 62:10), bu yolda iken şeytana uyup da yasak yollara sapmamak (Bakara suresi, 2:168; İbn Mâce, Ticârât, 2), gerekeni yapıp gerekli tedbirleri aldıktan sonra sonucunu Allah’a bırakmaktır. Allah şöyle buyurur: “Karşılaştığın meselede işi bilenlerle istişare et. Bir de karar verdin mi sebeplerini işle (Fâtır suresi, 35:12; Mülk suresi, 67:15) ve sonucunu Allah’a havale ederek (tevekkül) işine devam et.” (Âl-i İmrân suresi, 3:159.) 

Dosya: "Avrupa'da Türk Esnaflar"

Hüseyin Yılmaz: “Türkiye Kökenlilerin Esnaflık Kültürü Daha Farklı”

1 Mart 2021

Kul Hakkı Duyarlılığında Hareket Etmek

İslam’ın toplumsal hayatta öne çıkardığı iki önemli ilke vardır. Bunlardan birincisi kul hakkı duyarlılığı, ikincisi de helal kazanç bilincidir. Bu iki kavram, iş hayatında kalite ve verimliliğin, ticari sahada da helal kazancın sağladığı kalp huzurunun kaynağı ve teminatını oluşturmaktadır. Bu iki husustaki bilinç, toplum ahlakını en iyi ölçecek ilkelerdir.  

Hz. Peygamber kul hakkı duyarlılığını anlattığı hadisinde haksızlıkların helalleşme yoluyla dünyada iken halledilmesini, aksi takdirde paranın geçmediği ahiret yurdunda haksızlık yapan kişinin sevaplarıyla ödeneceğini belirtir (Buhârî, Mezâlim, 10; Rikâk, 48). Özellikle ticari hayat, bu açıdan duyarlılığı gerektirmektedir. Mutaffifin suresinde, insanların önemsemediği ve peşine düşmediği basit haksızlıkların bile kayda geçtiği ve onun için büyük bir mahkeme kurularak hakların sahiplerine ulaştırılacağı açık bir şekilde anlatılır (Mutaffifîn suresi, 83:1-9). Çünkü terazisi, dolayısıyla kazancı düzgün olmayan bir toplumun hiçbir işi düzgün gitmez.

Hz. Peygamber, bir hadisinde işçinin işin, işverenin de işçinin hakkını alın teri kurumadan vermesini ister. Bunun ölçüsü de istenileni, istenildiği zaman ve istenildiği şekilde en önemlisi de içine sinecek ve gönül hoşnutluğu olacak şekilde yapmaktır (İbn Mâce, Ruhûn, 4). Ayrıca işçi ve işverenin içinde bulundukları olumsuzlukları avantaja çevirmemek, karşı tarafın içinde bulunduğu olumsuzluğu istismar etmemek gerekir (Ebû Dâvûd, Büyû‘, 25). 

Prof. Dr. Saffet Köse

Katip Çelebi Üniversitesi rektörü olan Dr. Saffet Köse’nin, İslam iş ahlakı ile ilgili çalışmaları bulunmaktadır. 

YAZARIN DİĞER YAZILARI
ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar