Avusturya Şüphe Siyasetinin Bir Örneği: “İslam Haritası”

Avusturya’da ‘‘Türkiye eğilimli”, “milliyetçi” ve “İslamcı” cami veya dernekleri görünür kılma amacıyla yayımlanan İslam Haritası tepki topladı. İslami ve diğer sivil toplum kuruluşları hükûmeti fişleme ve güvensizlik ortamını pekiştirmekle suçluyor.

Ünal Koyuncu 4 Temmuz 2021

Bugün Fransa ve Avusturya’da Müslümanlarla ilgili uygulanan siyasetin belirleyici vasıflarından bir tanesi “şüphe”, yani güvensizlik. “Dinî radikallik”, terör saldırıları veya Müslüman halkların çoğunlukta yaşadığı bölgelerdeki gelişmelerle şekillenen İslam algısı, bu ülkelerde Müslümanlara yönelik şüpheci yaklaşımları ve şüphe siyasetini tetikliyor. Bu noktada örnek bir uygulama geçtiğimiz günlerde Avusturya’da yaşandı. Bazı İslami akımlar hakkında bilgi toplama amacıyla kurulmuş “Siyasal İslam Takip Merkezi”nin (Alm. “Dokumentationsstelle Politischer Islam”) desteğiyle “İslam Haritası” isimli bir proje kamuoyuyla paylaşıldı.

Güveni Zedeleyici Bir Proje

Proje kapsamında Avusturya’da ne kadar cami cemiyeti, İslami dernek varsa hepsine dair bilgiler bir sayfada toplandı. Bu yapıların iletişim bilgileriyle birlikte daha çok sayfayı hazırlayan kişilerin İslami gruplarla ilgili takıntılarını, çıkmazlarını ele veren bilgilere de yer veriliyor. İslami yapıları hâlâ kökenine indirgeyen köken ülke bilgileri, “milliyetçi” (“nationalistisch”) veya “İslamcı” (“islamistisch”) gibi Almancada şiddet çağrışımları olan kavramlarla bu yapıların hangi yönelimde oldukları, kendilerini sözde nasıl konumlandırdıklarına ilişkin bilgiler de paylaşılıyor.

Dosya: "Siyasal İslam"

İslam Tartışmalarının Yeni Hayaleti: “Siyasal İslam”

1 Haziran 2021

“Siyasal İslam”ı, İslam dinini bir iktidar ideolojisi olarak gören, yani Avusturya toplumunu İslam’ın helal ve haramlarıyla dizayn etmeye çalışan -şiddet eğilimli- bir akım olarak gören “Siyasal İslam Takip Merkezi” bu projeyi hayata geçirdi. Projenin tanıtım toplantısında Entegrasyon Bakanı Susanne Raab “Siyasal İslam” ile mücadelenin önemine işaret ederken Prof. Dr. Mouhanad Khourchide bu kapsamda şeffaflığın oluşturulmasının ihtiyaç olduğuna değindi. Bu arada basın toplantısında Müslümanların hedef olmadığı da hatırlatıldı. Yani söyleme göre ortada şüpheli, güven vermeyen bir durum var ve bu nedenle şeffaflığın sağlanması gerekiyor. Ortaya çıkan proje, bu projeyi hazırlayan kişilerin söyledikleri ve projenin piyasaya çıkma zamanı bir bütün olarak değerlendirildiğinde Avusturya’daki bütün İslami yapıların, camilerin şüpheli bakış açısıyla ele alındığı sonucuna varmak hiç de zor değil.

Tablo bu olunca tepkiler de gecikmedi. Avusturya’da Avusturya İslam Cemaati (IGGÖ) ile birlikte Katolik ve Protestan cemaatler de tepkilerini dile getirdi. Müslümanların bu projeyle topyekûn şüpheli duruma düştüğü ve bu nedenle projenin ivedi bir şekilde durdurulması gerektiği talep edildi. Irkçı grup Kimlikçiler Hareketi de haritadaki bilgilerden hareketle bazı camilere yakın yerlere uyarı ilanları asınca projedeki çarpıklık daha da görünür oldu. Bu eylem Avusturya kamuoyunda projeye yönelik eleştirilerin daha güçlü bir şekilde seslendirilmesini beraberinde getirdi.  

Siyaset Yan Etkilerini Niçin Düşünmez?

“İslam Haritası” projesiyle ilgili gelişmeleri takip ettikçe şu soruları sormaktan insan kendini alamıyor: Avrupa ülkeleri arasında -Avusturya Macar İmparatorluğu’nun Bosna’yı ilhak edişini dikkate aldığımızda- Müslümanlarla birliktelikte en uzun süreli geçmişe sahip olan Avusturya’da Müslümanlarla ilgili gerçekten bilgi eksikliği mi var? Yine Müslümanları temsil eden kamu tüzel kişiliğine sahip Avusturya İslam Cemaati’nin var olduğu bir ülkede ihtiyaç duyulan şeffaflığın sağlanması için bu yapıyla birlikte bir proje geliştirmek mümkün değil mi? Şayet bilgi ihtiyacı varsa bunu “Siyasal İslam Takip Merkezi” mi yapmak zorunda? Örneğin Viyana Üniversitesi bünyesinde İslami kuruluşlarla iş birliği içerisinde bir araştırma projesi geliştirilemez mi? Projenin sahibi siyasiler ve akademisyenler böyle bir projenin ülkede yaşayan Müslümanlara yönelik hedef gösterici yan etkilerinin olabileceğini niçin hesaba katmazlar? Projeyle birlikte Müslüman azınlığın ötekileştirildiğini niçin düşünmezler?

Soruları uzatmak mümkün. Ama siyaseti belirleyen zihniyette şüpheli bir bakış açısı hâkimse bu sorular bir anlam ifade etmiyor. Siyasetçiler içinde bulundukları konjonktürde siyasi ajandalarına göre hükûmet politikalarını belirliyorlar. Avusturya’da hükûmet “Siyasal İslam” ile mücadele hedefini hükûmet programına almıştı. Viyana’da yaşanan terör olayının ardından bu akımla mücadele daha da üst sıralara çekildi. Bir yandan İslam Yasası’nda yeni değişiklikler gündeme geldi, diğer taraftan da “Siyasal İslam”a yönelik cezanın uygulanması için yasa tasarısı geliştirildi. Hükûmet politikaları bütünlüğü açısından baktığımızda “İslam Haritası” projesi tutarlı bir çalışma gibi duruyor. İslami kuruluşlarla ilgili verilen bilgilerle kamuoyunda onlara yönelik bir hassasiyet oluşturulması hedefleniyor.

Dosya: "Avrupa'da İslami Temsil Kurumları"

Avusturya'da İslami Temsil Kurumu: Avusturya İslam Cemaati (IGGÖ)

30 Aralık 2020

Dijital Fişleme Örneği

Hükûmet açısından tutarlı gözüken bu proje şüphe üzerine kurulu olması nedeniyle etiketleyici bir muhtevaya sahip. “Etiketleme” kelimesi meselenin vahim boyutunu pek yansıtamayabilir. Bu açıdan Türkçede sosyopolitik çağrışımları olan “fişleme” kelimesini kullanmak daha yerinde olacaktır. Devlet-vatandaş ilişkisinde devletin kendisi için tehlikeli bulduğu vatandaşı fişlediği yani olumsuz bir şekilde kaydını tuttuğu uygulamalar yaşanır. Türkiye tarihinde bunun farklı örnekleri mevcuttur. Bu pratiğin yurt dışına yansımaları da olmuş, örneğin dinî gruplar hakkında menfi raporların Ankara’ya ulaştığı yıllar yaşanmıştır. Bunun bir sonucu olarak bir vatandaş veya grup devletin asasını üzerinde hissetmiş, dışlamalar, muhatap almamalar uygulanmıştır. Türkiye’nin dışında Almanya’da da kendi bağlamında bir fişleme uygulaması söz konusudur. Türkiye’ye kıyasla yasal dayanağı olan bu fişleme uygulaması Anayasayı Koruma Teşkilatı tarafından yürütülmektedir. Anayasal düzen için hayati tehlike arz eden radikal sağ, sol veya din ağırlıklı yapılar hakkında yayımlanan yıllık raporlarla bilgi verilir. Devletin anayasal düzeni koruma refleksi burada kendisini gösterir.

Bu açıdan baktığımızda dijital bir platformda her an ve yerden ulaşılabilir olan Avusturya’daki “İslam Haritası” farklı bir fişleme örneği oldu. İslami yapılar hakkında yer alan bilgiler onlarla ilgili kamuoyu algısını, kamu kurumları ve sivil toplum kuruluşlarıyla olan ilişkilerini etkileyici nitelikte. Bir belediye yetkilisi bu platformdan edineceği bilgiden hareketle X camisiyle olan ilişkisini geliştirecek veya durduracaktır. Mesela bir cami hakkında ‘‘Türkiye eğilimi’’ (Alm. “türkeiorientiert”), “milliyetçi” (Alm. “nationalistisch”), “İslamcı” (Alm. “islamistisch”) gibi vasıflar yazıyorsa bu camiyle iletişimi devam ettirmeyi fazlaca düşünecek, belki de ilişkiyi donduracaktır.  

Dosya: "Siyasal İslam"

İki Toplumsal Etken: Din ve Devlet - “Siyasal İslam” Kavramı Üzerine Düşünceler

1 Haziran 2021

İslam Haritası’nda “Bilgi Sorunu”

Yukarıda verilen örnekten hareketle şu soru da sorulabilir: İslam Haritasında “Türkiye eğilimli”, “İslamcı” veya “milliyetçi” olarak vasfedilen bir cami şayet bu karakterlere sahipse bu ifadelere yer vermek nasıl bir sorun olabilir? Bu soruya iki yönden cevap vermek mümkün. İlki projeye fazlasıyla genelleştirici bir bakış açısının hâkim olması ikincisi de projeyi uygulayan kişilerin realiteye kendi anlam dünyalarını yüklemeleri.

Her bir cami veya İslami dernek kendine has bir sosyal yapı barındırır. Biraz daha açarsak her bir İslami yapının belirli sayıda cemaati, üyeleri vardır. Bunlar arasında kadın-erkek, genç-ihtiyar, üniversite mezunu-lise mezunu veya Avusturya doğumlu-Türkiye doğumlu kişiler vardır. Dolayısıyla tek tip bir cemaatten bahsetmek, bir cemaati genelleştirici bir şekilde “İslamcı” veya “milliyetçi” diye açıklamak realiteyle örtüşmez.

Projeyi uygulayan kişilerin realiteye kendi anlam dünyalarını yüklemeleri, üzerinde durulması gereken bir diğer sorundur. Bir araştırmacının kendi kabullerini araştırmaya yedirmesi ile araştırma nesnesini kendi dinamiklerinden hareketle anlamaya çalışması arasında fark vardır. Biraz daha anlaşılır hâle getirirsek: Örneğin hakkında kalıplaşmış yargılar olan bir grup hakkında araştırma yapan bir kişi, bu yargıların hâkim olduğu kaynakları dikkate alarak o grubu araştırsa büyük ihtimalle yeni bir bulguya ulaşamayacak, var olan bilgileri tekrar edecektir. Ama aynı kişi değişik sosyolojik yöntemleri kullanarak bu grubu araştırsa, grup üyeleriyle görüşse, onların çalışmalarını gözlemlese farklı sonuçlara ulaşabilecektir. Dolaysıyla ön kabullerin ispatlandığı bir sonuçtan ziyade grubun kendi öz yapısıyla daha iyi anlaşıldığı bir sonuca çıkmak mümkün olabilecektir.

Avusturya’da yaşanan son olaylar “Siyasal İslam” ile mücadele yaklaşımının ülkedeki İslam siyasetini domine ettiğini gösteriyor. Bu tarzın nasıl bir noktaya götürebileceğini “İslam Haritası” projesi gösterdi. Bir kamu biriminin eliyle şüpheyi besleyici, güveni zedeleyici ve toplumsal birlikteliğe zarar verici bir projenin hayata geçirilmesi sebepleri üzerinde fazlasıyla düşünmeyi gerektiriyor. Her ne kadar gelen tepkiler üzerine proje kısa süreliğine askıya alınmış olsa da www.islamlandkarte.at web sayfasında İslami dernekler hakkında yer alan bazı bilgiler silinerek yayına devam ediliyor. Üstelik “Siyasal İslam Takip Merkezi”nin desteğiyle. Anlaşılan gelen tepkilerden yeterince ders alınmamış.

Ünal Koyuncu

Siegen Üniversitesi siyaset bilimi, sosyoloji, tarih dallarında yüksek lisans eğitimini tamamlayan Koyuncu’nun uzmanlık alanları göç, entegrasyon, diaspora politikaları ve Avrupa ülkelerinde Müslümanlar gibi konulardır. Koyuncu, İslam Toplumu Millî Görüş (IGMG) bünyesinde Ülke Masaları’nı koordine etmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar