Dosya: İslam Sanatı “İslam Sanatları Tevhit ve Tenzih İlkelerine Bağlı”

Sanat ve din, insanı doğrudan ilgilendiren iki ana unsurdur. İslam sanatında sanatçı, inanç ve kültürü ile bulunduğu konumu da içine katarak toplumda âdeta mihenk taşı olarak yerini almıştır.

Ünal Ünalan 31 Ekim 2021

Allah insanı “ahsen-i takvim” ifadesi üzere, en güzel şekilde yarattı.1 Bu bildiri insana verilen en güzel ve en mükemmel biçim ve yapıyı anlatmakla birlikte insanın yeryüzü varlıkları içinde -gerek fizyolojik gerekse ruhsal ve zihinsel yetenekler bakımdan- en seçkin canlı olarak yaratılmış olduğunu bildirmektedir. Bununla beraber âdemoğlu insani özelliklerinin yanında doğruyu yanlıştan, faydalıyı zararlıdan, adaleti zulümden, iyiyi kötüden ayırabilme gibi yetilere sahip olmakla birlikte sanat anlayışı da muhakkak ki fıtratın bir gereğidir. Sanatın fıtri bir özellik olduğunu Süleyman Uludağ şöyle ifade eder: “Şüphesiz ki, insanı diğer varlıklardan ayıran yegâne hususiyet ‘düşünme vasfı’ değildir. Yüksek hisler (hissiyat-ı âliyye) adı verilen estetik ve din hissi gibi duygular da sadece insana mahsus olan, ona hususiyet ve imtiyaz veren vasıflardır. Din hissi gibi güzellik hissi de insanın yaratılışında ve fıtratında mevcuttur.”2 

Dinler insandaki bu fıtri özelliğe şekil veren, yönlendiren ve geliştiren en önemli unsurdur. Bir dini, inancı, kültürü anlaşılır kılabilmenin yollarının en önemlilerinden biri o inancı, kültürü sanatla buluşturarak anlayabilmekten geçer. Çünkü din, inanç ile ilgili kavramlarını soyut ifadeler üzerinden kurgular ve kendi anlam dünyasını oluşturur. İnsanın duyular ötesinde mana içeren soyut kavramları istenilen manada anlamlandırılma ihtiyacı vardır. İşte soyut kavramların ne anlama geldiğinin görünebilir ve duyulabilir hâle gelmesinin en önemli aracı sanattır. Yani sanat, soyut anlatımı somutlaştırarak, ölçüler çerçevesinde görünür ve anlaşılır hâle gelmesini mümkün kılar.

Dosya: İslam Sanatı

Karl Talip Kara: “Ön Yargıları Aşmanın Yoludur Sanat”

31 Ekim 2021

İslam Kendi Sanat Anlayışını Besler

İslam inancına baktığımızda, ilah ve ona bağlı olarak ahiret inancı, itikadi temel prensipler, ahlak anlayışı, insana ve varlığın tümünü ele alış biçimi bir ilkesel bakış açısının tezahürüdür. Bu değerleri oluşturan ilkesel bakış, İslam sanat anlayışının oluşumunda da sanat ilkelerini belirleyen unsurlar olmuştur. İslam kendi sanat anlayışını besleyen en önemli kaynak olmuştur. Böylelikle İslam ilkeleriyle bezenmiş, kendi sözünü söyleyen bir sanat anlayışı ortaya çıkmış oldu.

Fikirsel yaklaşım olarak da İslam sanatları tevhit ve tenzih ilkelerine bağlı olarak varlığını ortaya koyar. Çünkü bu sanatların merkezinde İslam, İslam’ın merkezinde ise tevhit anlayışı yatmaktadır. Bundan dolayıdır ki İslam akaidi anlatımında soyut ifadeye yer verir. Anlatmak istediğini, somut kavramların dar penceresi içerisinde değil de soyut yaklaşımların engin derinliğinde ele alır. Göze değil gözün görmediklerine de dokunmak ister. Duyu organlarının müşahede etmekten âciz kaldığı hakikat ile buluşturmak ister muhatabını. Bu sebeple tevhidî bir yaklaşımın neticesinde bütün sanat dallarında irrealizm (soyutluk) sanata özgün nitelik olarak yerini almıştır. Ve bu sebeple İslam sanatı “muhâlefetü’n li’l-havâdis” (sonradan olan hiçbir varlığa benzememe) sıfatının gereği olarak da Allah’ı asla somut anlatım yollarına başvurarak tasvir etme yaklaşımında olmamıştır.

Bu soyut niteliği anlatmanın sanatsal yolunu süsleme sanatlarında görmek mümkündür. Cami, medrese ve kervansaray gibi mimari yapıların süslemesinde tabiat aynen taklit edilmemiştir. Sanatın soyut kullanımı içerisinde ayrı bir yaklaşımla eserler oluşturulmuştur. Bu yaklaşımın neticesini minyatürlerde de görürüz. Boyutlar, şekiller, mekânlar gerçek yapılarından oldukça farklıdır. Gerçeği olduğu gibi aktarma yerine, yorumlama öne çıkmıştır. Ne Yaradan ne de Onun yarattıkları taklit edilmemiş, tevhidî yaklaşımın ekseninde soyut anlayışla yürünerek, şirk unsurunu hatırlatabilecek alanlardan temkin ile uzak durulmuş, somut yaklaşımlarda eser verilmemiştir. Bunun sonucunda da İslam kimliğinden doğan, kendine has kuralları olan, taklit unsuru taşımayan İslam sanatları dünya sanat tarihinde özgün olarak yerini almıştır.

İnsanı İyiye Yönlendirmek

İslam sanatında güzellik ve estetik arayışında ahlak, mana ve estettik iç içedir. Sanat salt olarak şekil vermek amacında olmamıştır. Şeklin önceliği her zaman insanı iyiye yönlendirecek mana arayışı ve İslam ahlakı olmuştur. Şekil manayı taşıyan aracı konumundadır. Manasız şekil karşılık bulmamıştır. En kadim İslam sanatı olan hüsn-i hat İslam sanatları içerisinde manayı taşıyan bir estetik anlayış olması adına bu bağlamda en güzel örnektir.

İslam sanatı, teorik olarak Yaradan’a doğru yapılan bir yolculuk iken, pratik hayatta insanın kendini ve çevresini güzelleştirme gayretidir. Yaradan’a karşı değil, Yaradan’a doğru bir eylemdir. Yaratıldığını bilip, Yaratıcıya doğru bir yükseliştir. Her zaman mana, estetik ve fayda iç içe olmalıdır. Örneğin bir çeşme yapılacaksa önce Allah’ın rızasını kazanmak, bütün insanlara faydalı olmak ve onu en estetik şekilde inşa etmek her zaman birbirine bağlı gayeler zincirini oluşturmuştur. “Yaratılana hürmet vardır Yaradan’dan ötürü.’’ anlayışı da faydalı olma anlayışının zihinsel örgüsüdür. Sanat eseri, kulun Rabbinin rızasını, toplumun da faydasını umarak ulvi amaçlarla ortaya koyduğu çalışmadır.

ÖZEL DOSYA

Sahihlik ile Sentez Arasında: İslam Sanatı

DEVAMINI GÖR

Tabiat ve Denge

İslam sanatları tabiatın taklidi olmayıp, kendi sözünü söyler. Fransız roman ve oyun yazarı ve Avrupa edebiyatında realizmin öncüsü olarak kabul edilen Honoré de Balzac’ın ifadeleriyle söylersek, “Sanatın vazifesi, tabiatı kopya etmek değil, tabiatı ifade etmektir.”

İslam sanatında gidilecek yol, tabiat ile tabiat üstü arasında bir denge kurmaktır. Gaye, tabiatın tasvirinden öte hakikatin bulunması ve hikmet sahibi bireylerin oluşması için çaba sarf etmektir. Tabiat motifleri kullanılırken onlar üzerinden Yaradan’a ulaşmak hedeflenir. İslam sanatları ne salt olarak madde planında bir yaklaşım ne de afaki hayaller içerisindedir.

Madde ve mana, dünya ve ahiret dengesi, sanatın dilinde her zaman yer edinmiştir. Neticede ise bu yaklaşımın sonucu olarak sorumluluklarının bilincinde bireyler oluşturma hedefi gözetilmiştir. Amaç, bütün insanlık için iyiyi, güzeli ve faydalıyı ortaya koyma çabasıdır. Yine dünya hayatının fâni, ahiret hayatının baki oluşu sanata yansımış olan ana temalardandır. Bir minyatürü ele aldığımızda, yer alan figürler âdeta dondurulmuş bir rüya anı gibidir. Minyatürde yer alan insanların yüzünden düşüncelerini veya duygularını an¬lamak mümkün değildir. Bir kutlamayı veya eğlenceyi anlatan minyatürlerde de insan¬ların yüzünde sevinç ifadesi bulunmaz. Bu, dünya hayatının geçiciliğinin, bütün mutlulukların bir an meselesi olup her şeyin geçici olduğunun İslam sanatındaki yansımasıdır.

İslam sanatları sadece sanata ilgi duyan muhataba değil, sanatkârına da gereken yolun profilini çizecektir. Amaç mükemmel olmak değil, mükemmel olana yol almaktır. İşte bu, insanı “insan-ı kâmil” denilen seviyeye çıkaracaktır. Çünkü yaratılan her zaman âcizdir. Onun eksik yönleri vardır. Kemale ulaşması için yaratıldığını ve acizliğini bilmelidir. Bu yolculukta kusursuzluk aranmaz, kusurlu olunduğu keşfedilir. Sanat muhatabına şunları fısıldayacaktır: “Sen âciz olduğunu bildiğin kadar kemale erersin. Kemale ermek ise, mükemmel olmadığını bilmekten geçer.” Onun içindir ki bir hattat bir eserini bitirdiğinde “el-fakir, el-âciz” sıfatlarını kendine layık görür ve kendini bu ifadelerle eserinde tanıtıverir.

Dosya: İslam Sanatı

İslam Sanatı Nedir?

1 Kasım 2021

Sanatkâr Fail Değil, Vesile

İslam sanatları, sanatkârın bireysel ve tarafsız duygularından değil de ilahî olandan ve evrensel anlayışları taşıyan konulardan beslenir. Kendini anlatmayı değil ilahî olanı anlatmayı esas alır. Onun için kendini eserin faili değil, vesilesi olarak görür. Sanatkâr kendini bir aracı olarak görüp muhatabını en ulvi olan mana ve duygu ile buluşturma gayretindedir. Büyük Rus yazarı Lev Nikolayeviç Tolstoy’un da ifadesiyle konuya bakarsak, “Sanat düşünebilen, gerçeği görebilen, toplumu anlayabilen insanların işidir.”

İslam sanatları tefekkür ve hendeseye dayanan bir yaklaşımın da içerisindedir. Her zaman bir ahenk, bir denge ve ölçü mevcuttur. Soyut bir yaklaşımda olsa da gerçek ile alakasını asla kesmez. İslam sanatında tefekkürün en yüce noktalarından olan sonsuzluğa ulaşmak amaçlanmıştır. Allah’a ulaşma, Onun rızasını kazanma düşüncesi sanatkârın daima ana gayesi olmuştur. Bu dinî duygu ve düşüncelerini, en güzel biçimde sanat anlayışı ile ortaya koymuştur. Hüsn-i hat sanatı ile sözlerin en güzeli olan Kur’ân-ı Kerîm soyut yaklaşımla görünür kılınırken, mimari süslemelerde bitişi olmayan, sonsuzluğu vurgulayan, ince hesabın örgülerindeki geometrik şekiller ile ezeli ve ebedî olan Allah’ın varlığını ve sevgisini insanlara hissettirmek de İslam sanatlarının amaçlarıdır.

Kur’an insanı Allah’ın varlığını ve kudretini hissetmek için gökyüzüne ve tabiata bakmaya çağırmaktadır: “Onlar, üstlerindeki göğü nasıl yapmışız, süslemişizdir bir bakmazlar mı? Onda hiçbir çatlak da yoktur.”3 Bu amaca ulaşabilmek için Müslüman sanatkâr daha çok Allah’ın varlığını ve kudretini ifade eden figüratif ve natüralist geometrik şekiller, yıldız kümeleri ve bitki motiflerini kullanmıştır.

İslam sanatları, inananları aynı düşünce ekseninde buluşturmanın yanında duygusal duyarlılıklarında da bir olmalarını yani duyguda da cemaat olmalarını arzu eder. Onun için İslam sanatları sadece bir zümreye belirli mekânda değil, bütün insanlığa, hayatın ve mekânın her türlü şeklinde kendini sunarak mesajını muhatabına ulaştırır. Sanatın hayata dair söyleyecekleri olduğundan insanın olduğu her yerdedir. Camide, çeşmelerde, kervansaraylarda, kitabelerle, kitaplarda, fermanlarda, kabir taşlarında, saraylarda, bahçelerde… Kısacası sanat; insanla var olup, insanı ve insanın taşıdığı değerleri geleceğe taşıyan medeniyetin imzasıdır.

  Dipnotlar

Tîn suresi, 95:4

İslâm Açısından Mûsikî ve Semâ’, s. 12

Kâf suresi, 50:6

Ünal Ünalan

Bursa İlahiyat Fakültesinden mezun olan Ünal Ünalan, İslam Toplumu Millî Görüş (IGMG) Kültür Sanat Birim Başkanıdır. Musiki alanında da eğitim almış olan Ünalan, geleneksel usullerde icazetini almış olup, hattat olarak sanatsal faaliyetlerini yürütmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar