Savaş

Taraflar Anlaşamadı, Savaşta Yeni Aşama: ABD Hürmüz Boğazı’nı Ablukaya Alıyor

İslamabad’da 21 saat süren görüşmeler anlaşmasız bitti; nükleer program ve Hürmüz Boğazı'nın kontrolü konularında uzlaşma sağlanamadı. Bunun ardından ABD, İran limanlarını hedef alan deniz ablukasını devreye sokarak diplomatik süreci askerî ve ekonomik baskıyla yeniden şekillendirmeye yöneldi.

Taraflar Anlaşamadı, Savaşta Yeni Aşama: ABD Hürmüz Boğazı’nı Ablukaya Alıyor
İran medyasında, İslamabad’da gerçekleştirilen Tahran-Washington görüşmelerinde ortak bir çerçeve ve anlaşmaya varılamamasının nedeninin ABD’nin aşırı talepleri olduğu öne sürüldü. Açıklamaların ardından başkent Tahran’daki Vanak Meydanı’na dev bir afiş asıldı. Afişte, “Hürmüz Boğazı sonsuza dek İran’ın elinde. Trump hiçbir şey yapamadı ve boğazın kalıcı kontrolü İran’da olacak” ifadeleri yer aldı. | Fotoğraf: Fatemeh Bahrami - AA.

12 Nisan’da ABD ile İran arasında Pakistan’ın başkenti İslamabad’da yürütülen ve yaklaşık 21 saat sürdüğü bildirilen görüşmeler, tarafların “yoğun” ve “verimli” geçtiğini belirtmesine rağmen somut bir anlaşma üretmeden sona erdi. Görüşmeler, daha önce ilan edilen kırılgan ateşkesi kalıcı bir çerçeveye oturtmayı ve savaşın temel başlıklarını çözmeyi hedefliyordu. Ancak özellikle İran’ın nükleer programı, yaptırımların kaldırılması ve Hürmüz Boğazı’nın kontrolü gibi kritik konularda tarafların pozisyonları büyük ölçüde sabit kaldı.

ABD Başkanı Donald Trump, görüşmelerin ardından yaptığı açıklamalarda İranlı müzakerecilerin performansını teslim ederken, sürecin neden tıkandığını da net biçimde ortaya koydu: “İranlılar çok zekiydi ama nükleer emellerinden vazgeçmeyi reddettiler.” Trump’ın bu sözleri, Washington açısından anlaşmanın önündeki temel engelin değişmediğini gösteriyor. ABD Başkanı, diğer başlıklarda ilerleme sağlandığını ima ederek “İstediğimiz her şeyi neredeyse elde ettik.” dese de, “Bu konu benim için açık ara en önemli nokta” diyerek nükleer dosyanın belirleyici olduğunu vurguladı.

Buna karşılık İran tarafı, görüşmelerin başarısızlığını ABD’nin “aşırı taleplerine” bağladı. İran medyasına yansıyan değerlendirmelerde, Washington’ın uzun vadeli nükleer sınırlamalar ve bölgesel çekilme taleplerinin Tahran açısından kabul edilemez olduğu ifade edildi. Bu karşılıklı suçlamalar, diplomatik sürecin henüz ortak bir çerçeve üretmekten uzak olduğunu ortaya koyuyor.

ABD Diplomasiden Baskıya Hızlıca Geçti: Hürmüz Boğazı Ablukası

İslamabad görüşmelerinin sonuçsuz kalmasının hemen ardından Washington yönetimi, sahadaki baskıyı artıracak yeni bir adım attı. ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), 13 Nisan itibarıyla İran limanlarına giren veya bu limanlardan çıkan tüm gemilere yönelik deniz ablukası başlatılacağını duyurdu.

Trump, bu hamleyi daha geniş bir stratejinin parçası olarak çerçeveledi ve uluslararası destek iddiasını öne çıkardı: “Körfez’deki müttefiklerimiz de buna katılacak… NATO’dan bazı ülkeler de yardım edecek.” Ancak sahadaki uygulama, ilk etapta dile getirilen “Hürmüz’ün tamamen bloke edilmesi” söyleminden daha sınırlı görünüyor. ABD’nin fiilen İran limanlarını hedef alan bir abluka modeli tercih ettiği, boğazdan geçen tüm uluslararası trafiği kesmekten kaçındığı anlaşılıyor.

Bu ayrım kritik. Çünkü Hürmüz Boğazı’nın tamamen kapatılması, küresel enerji piyasalarında çok daha sert bir şok anlamına gelirken; İran limanlarına yönelik hedefli abluka, doğrudan Tahran’ın petrol gelirlerini ve ticaret kapasitesini sınırlamayı amaçlayan daha “cerrahi” bir baskı aracı olarak öne çıkıyor.

Reuters’ın enerji piyasaları analisti Clyde Russell, bu hamleyi Trump’ın sıkça başvurduğu bir stratejinin devamı olarak değerlendiriyor: “Tırmandırarak geri çekilme (escalate to de-escalate), Trump’ın sık kullandığı bir yöntem.” Russell’a göre bu tür sert çıkışlar çoğu zaman müzakere zemini yaratmayı hedeflese de, Hürmüz gibi kritik bir noktada aynı yöntemin tekrar edilmesi küresel piyasalarda ciddi belirsizlik yaratıyor ve riskleri büyütüyor.

Trump da bu stratejiyi açık biçimde ekonomik bir baskı mekanizması olarak tarif etti: “Diğer ülkeler, İran’ın petrol satmamasını sağlamak için çalışıyorlar ve bu çok etkili olacak.” Bu ifade, Washington’ın askeri güç kadar ekonomik boğma stratejisini de devreye soktuğunu gösteriyor.

İran’ın Hürmüz üzerindeki kontrolü yalnızca askerî değil, alternatif finansal araçlarla da pekiştirmeye çalıştığı görülüyor. 8 Nisan tarihli Financial Times haberine göre Tahran yönetimi, ateşkes sürecinde boğazdan geçecek tankerlerden varil başına ücret talep etmeyi ve bu ödemelerin yaptırımlardan kaçınmak amacıyla kripto para üzerinden yapılmasını gündemine aldı. Bu yöntem, klasik bankacılık sistemine takılmadan gelir elde etmeyi mümkün kılarken, aynı zamanda İran’ın boğazdan geçen gemileri denetim altında tutma stratejisinin bir parçası olarak değerlendiriliyor.

Trump’tan Yüksek Riskli Hamle: Askerî Gerilim Yeniden Tırmanabilir

ABD’nin deniz ablukası kararı, yalnızca ekonomik değil askerî açıdan da yüksek risk taşıyor. Uzmanlara göre bu tür bir operasyon, geniş çaplı deniz gücü konuşlandırmasını gerektiriyor ve sahada doğrudan karşı karşıya gelme ihtimalini artırıyor.

İran cephesinden gelen tepkiler de bu riskin farkında olunduğunu gösteriyor. Tahran’dan yapılan açıklamalarda, bu tür bir girişimin “fiilen savaş anlamına geleceği” ve karşılıksız bırakılmayacağı vurgulandı. İranlı yetkililer, ABD’nin hamlesini “blöf” olarak nitelese de, “Gerekirse diğer kartlarımızı ortaya koyarız.” ifadeleriyle misilleme ihtimaline açık kapı bıraktı.

Uluslararası hukuk açısından bakıldığında ise tablo daha da kritik. Uluslararası hukuk uzmanı Prof. Donald Rothwell’e göre, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda abluka uygulaması “teknik olarak ateşkesin sona erdiği ve çatışmanın yeniden başladığı” anlamına geliyor. Rothwell, deniz ablukalarının savaş hukuku kapsamında mümkün olduğunu belirtse de, bunun aynı zamanda çatışmanın yeniden tırmandığını hukuken teyit eden bir adım olduğuna dikkat çekiyor.

Hürmüz’ün Küresel Ekonomi ve Ticaret Açısından Önemi

Hürmüz Boğazı, dünya petrol ve sıvılaştırılmış doğal gaz taşımacılığının yaklaşık beşte birinin geçtiği kritik bir enerji koridoru. Bu nedenle burada yaşanan her gelişme, yalnızca bölgesel değil küresel ekonomik dengeleri doğrudan etkiliyor. Nitekim İslamabad görüşmelerinden sonuç çıkmaması ve ABD’nin abluka hamlesi, piyasalarda anında karşılık buldu. Petrol fiyatları yeniden 100 doların üzerine çıkarken, Avrupa ve Asya borsalarında satış baskısı arttı.

Kararın enerji piyasalarına etkisi konusunda Al Jazeera’ya konuşan uzmanlardan Quincy Institute for Responsible Statecraft Kurucusu Trita Parsi, ablukaya ilişkin en çarpıcı uyarılardan birini yapıyor: “Piyasadan çekilecek her ek petrol miktarı fiyatları yukarı iter ve bu da küresel enerji maliyetlerini doğrudan artırır.” Parsi’ye göre olası bir İran misillemesi veya Yemen’deki Husi unsurların devreye girmesi durumunda petrol fiyatları 150 doların üzerine çıkabilir.

Benzer şekilde enerji ekonomisti Anas Alhajji, ABD’nin yalnızca İran limanlarını hedef alan ablukasının bile fiilen tüm Hürmüz trafiğini etkileyeceğini savunuyor: “Bu aslında dolaylı bir boğaz ablukasıdır.” Çünkü artan risk ve sigorta maliyetleri nedeniyle gemilerin büyük bölümü bölgeden uzak durmayı tercih edebilir.

Tedarik zinciri tarafında ise Cameron Johnson, krizin süresine dikkat çekiyor: “Eğer bu bir müzakere taktiğiyse etkisi sınırlı kalabilir. Ancak haftalarca sürerse küresel ham madde fiyatlarında ciddi artış görürüz.” Singapur’daki Hinrich Vakfı araştırmacılarından Dr. Deborah Elms ise daha geniş bir uyarıda bulunuyor: “Sorunlar sadece enerjiyle sınırlı değil; ambalajdan gıdaya kadar birçok sektörde zincirleme etkiler ortaya çıkabilir.”

Hürmüz Kozu: İran’ın Stratejik Avantajı

Konunun stratejik boyutuna dikkat çeken Dr. Yusuf Bahadır Keskin ise Hürmüz’ün savaşın seyrini belirleyen en kritik unsur hâline geldiğini vurguluyor. Keskin’e göre İran, konvansiyonel askeri kapasite açısından dezavantajlı olsa da Hürmüz üzerinden küresel ekonomiye maliyet yükleyerek bu dengeyi kısmen tersine çeviriyor.

Keskin, “Hürmüz kozunun kullanılması Washington’u askeri çözüm yerine diplomatik arayışlara zorlayan temel faktörlerden biri” değerlendirmesini yaparken, boğazın kapalı kalmasının küresel sistem üzerinde ciddi baskı yarattığını belirtiyor.

Uluslararası Cephede Bölünme: ABD Yalnız mı Kalıyor?

Trump, NATO ve Körfez ülkelerinin ablukaya destek vereceğini öne sürse de uluslararası cephede tam bir birlik görüntüsü yok. Avustralya Başbakanı Anthony Albanese, bu yönde kendilerine herhangi bir talep iletilmediğini ve kararın “tek taraflı” alındığını açıkladı.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Hürmüz’de seyrüsefer özgürlüğünü yeniden sağlamak için ayrı bir çok uluslu bir misyonun kurulması amacıyla bir konferans organize etmeyi planlarken, Asya ülkeleri diplomasi çağrılarını sürdürüyor.

Ateşkes Sürse de Kriz Yeni Bir Aşamaya Girdi

Ortaya çıkan genel tablo, İslamabad görüşmelerinin diplomatik süreci tamamen sona erdirmediğini; ancak ABD’nin İran’ı istediği şartlara çekmekte başarısız olduğunu gösteriyor. Washington bu nedenle diplomatik baskıyı askerî ve ekonomik araçlarla desteklemeye yönelmiş durumda.

Ancak Clyde Russell’ın da vurguladığı gibi, bu “tırmandırarak geri çekilme” stratejisinin sınırları var. Her yeni hamle, küresel ekonomi üzerindeki baskıyı artırırken, geri dönülmesi daha zor bir kriz ihtimalini büyütüyor.

Önümüzdeki süreçte belirleyici olacak soru ise şu: Bu baskı İran’ı yeniden masaya mı getirecek, yoksa kırılgan ateşkesi tamamen sona erdirerek daha geniş çaplı bir çatışmanın kapısını mı aralayacak? (P/AA)

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler