Birleşik Krallık “Terörle Mücadele” İçin İhbar Edilen Küçük Çocuklar

Birleşik Krallık İçişleri Bakanlığının yeni önlemlerine göre çocuk yuvası eğitimcileri ile bakıcılar, “terörist” olacağından şüphelenilen çocukları gerekli mercilere ihbar etmekle “yükümlü” olacaklar.

Ufuk Seçgin 1 Şubat 2015

Başbakan David Cameron’un muhafazakâr hükûmetinin yeni terörle mücadele tedbirlerine göre çocuk yuvasındaki eğitimciler, potansiyel terörist olacaklarını tahmin ettikleri küçük çocukları ihbar etmek zorunda olacaklar. İlgili yönetmelik İçişleri Bakanlığının “Prevent” isimli terörle mücadele planını güçlendirmek için hazırlanan 39 sayfalık danışma dökümanında bulunuyor. Bu döküman, parlamentoya sunulan terörizmle mücadele ve güvenliğe dair yasa tasarısı ile birlikte çocuk yuvası sorumlularını okul ve üniversitelerle birlikte “insanların terörizme kaymasını engellemek”le yükümlü kılıyor.

Danışma dökümanında şu ibareler de yer alıyor: “Okul idareleri ve okul aile birlikleri, okul çalışanlarının bazı eğitimlere katıldığından emin olmalıdır. Bu eğitimlerde terörizm tehlikesine kayma potansiyeline sahip olan, terörizmi meşrulaştırmaya yarayan ve terörist gruplar tarafından kullanılan aşırı fikirleri benimseyen çocukları tanımaya yönelik bilgiler verilmektedir. Bu çalışanlar kime başvuracaklarını ve çocuk ve gençlere somut yardımları ne şekilde sunacaklarını bilmelidirler.” Eleştirmenler bu önerinin uygun olmadığını belirterek hükûmeti öğretmen ve bakıcılara “casus” muamelesi yapmakla suçluyorlar.

Bunun yanında eğitim sektöründe çalışanları küçük çocukları ihbar etmek konusunda hukuken yükümlü kılan önerinin uygulanmasıyla ilgili ciddi endişeler de dile getiriliyor. Bu endişelerden birisi de eski gölge bakan ve muhafazakâr milletvekili David Davis tarafından dile getirildi: “Bu önerinin hayata geçirilmesi çok zor. Ayrıca çocuk yuvalarındaki yetiştirme sorumlularından tam olarak ne yapmalarının istendiğini anlamış değilim. Eğitimciler, ‘aşırı’ olarak nitelendirilen bir vaiz ya da hatibi öven küçük çocukları ihbar mı etmeli? Bu oldukça uygunsuz bir girişim.”

Davis, İçişleri Bakanı Theresa May idaresindeki Bakanlığı alalacele bir yasa çıkarmakla suçluyor. Birleşik Krallık’ta mahkemelerde ya da parlamentodaki temel hak ve özgürlük düşüncesinin desteklenmesi amacıyla kampanyalar düzenleyen insan hakları kuruluşu Liberty’nin Müdürü Isabella Sankey ise öneriye dair çekincelerini şu şekilde dile getiriyor: “Öğretmen ya da bakıcılarımızın gönülsüz casus ordularına dönüştürülmesi terörizm tehlikesini durdurmayacaktır. Bu durum toplumun kenarında yaşayan insanları merkeze de taşımayacaktır. Bu girişim, çok erken bir yaşta insanlara bölünmüşlük, yabancılaşma ve güvensizlik tohumlarını ekecektir. Hükûmet risk altındaki gençleri destekleme konusundaki projelere yoğunlaşmak yerine demokratik prensiplerimizin içini boşaltan ve bizi şüpheli bir halka çevirerek teröristlerin işine yarayan adımlar atmaktadır.”

Öte yandan yeni yönetmelikten endişe duyan sadece siyasetçiler ya da insan hakları örgütleri değil; okul idarecilerinin sendikası olan NAHT’ın Genel Sekreteri Russell Hobby de çocuk yuvalarının “asli” görevlerinin yanlış yorumlanmasından rahatsız: “Çocuk yuvalarının aileler ile güçlü bir güven ilişkisi tesis etmesi gerçekten çok önemli. Zira ailelerin eğitim sistemine dair ilk tecrübeleri sıklıkla çocuk yuvaları aracılığıyla oluşuyor. Oysa çocuk yuvalarında ailelerin kendi ideolojilerine dair şüphelerin bulunması tam tersi bir etki oluşturacaktır. Çocuk yuvaları okuma ve yazma gibi temel bilgiler ile diğer çocuklarla düzgün iletişimin kurulmasına yoğunlaşmalıdır. Gerçek ‘koruyucu tedbirler’ bunlardır.” Hobby de diğer toplumsal aktörler gibi okul ve çocuk yuvalarının polis hizmeti gibi yükümlülüklerle donatılmaması gerektiği görüşünü paylaşıyor.

İçişleri Bakanlığının bir sözcüsü ise yönetmeliğe dair eleştirileri, “Öğretmen ve çocuk yuvası çalışanlarından aile hayatına gereksiz müdahalelerde bulunmasını beklemiyoruz. Beklediğimiz şey, şüpheli davranışlar gördüklerinde bazı tedbirleri hayata geçirmeleri.” diyerek cevaplıyor. Fakat Bakanlıktan yapılan açıklama bilhassa Müslüman aileleri daha fazla endişeye sevk edecek özellikte: “Önemli olan çocuklara temel Britanya değerlerini yaşlarına uygun bir şekilde aşılamak. Çocukların bu değerleri ilk senelerde öğrenmesi doğru ile yanlışı ayırmalarına katkı sağlayacak; öğretmenler ise olumsuz fikir ve kalıpları sorgulayabilecekler. Biz eğitim alanında çalışanların, tehlikeye kayarak radikalleşen çocukları tanımlamak için gerekli eğitime sahip olmalarını, gerektiğinde nerede ve nasıl yardım alacaklarını bilmelerini istiyoruz.”

Çocukların radikalleşme tehlikesine kapılmalarının göstergelerinden bir tanesinin de Müslüman bir öğrencinin, bir Kur’an kursu ya da medresede gayrimüslimlerin “kötü” olduğunu öğrenmesi gibi durumlar olduğu belirtilirken, Birleşik Krallık’taki yasa tasarısına dair tartışmalarda kullanılan argümanların bile kendi başına Müslümanları ne derece dışladığı henüz kimsenin dikkatini çekmiyor.

Fotoğraf: ©Flickr.com/Chris Zielecki

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar