Fransa Fransa Cumhurbaşkanlığı Seçimleri Arefesinde Yükselen Tansiyon

Fransa’da 23 Nisan’da ve eğer ikinci tura gerek duyulursa 7 Mayıs’ta gerçekleşecek Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine aylar kala ülkedeki Müslümanlara yönelik dil de sertleşmiş durumda. Seçim kampanyaları gerçek sorunlar üzerinden değil, sözde kimlik sorunları üzerinden sürdürülüyor.

Hassina Mechaï 1 Kasım 2016

Yaklaşmakta olan Fransa Cumhurbaşkanlığı Seçimleri 23 Nisan ve 7 Mayıs’ta olmak üzere iki tur hâlinde gerçekleşecek. Fransa son iki yılda yapılan terör saldırılarının yarasını sarmaya çalışıyor. Ülkede hâkim iki görüş var: Bir yanda halk arasındaki uyumluluk son zamanlarda ciddi derecede sarsılmışken insanları barışçıl bir atmosfer içerisinde bir araya getirme arzusu var. Diğer yanda ise Fransız kimliği tartışmaları ve kültürel meseleler var; buradaki vurgu da İslam ve Müslümanların Fransız toplumundaki rolü üzerine yoğunlaşmış durumda.

İnsanları Bir Araya Getirmek Mi, Kimlik Meselesi Mi?

Politik yelpazenin sağındaki Cumhuriyetçilerden (Fr. “Les Republicains”) iki aday Nicolas Sarkozy ile Alain Juppé. Bu adaylardan ilki sağcı bir yaklaşıma sahip. Geçtiğimiz yaz uygulanan burkini yasağı nedeniyle yaşanan olaylarda birçok sahil kasabasının belediye başkanlarınca verilen resmî kararların arkasında Nicolas Sarkozy’nin olduğu ortaya çıktı. Yani aslında olmayan bir gerilim Sarkozy tarafından ateşlenmiş oldu.

Görünüş itibariyle Nicolas Sarkozy gündeme getirmeyi sevdiği malum meseleler sayesinde Ulusal Cephe’nin (Fr. “Front National”) oylarından payını almak niyetinde. Sarkozy daha da ileri gitmeyi tercih ediyor. “Bir insan Fransız olduğunda atalarının da Galyalılar olduğunu kabul etmiş olur.” söylemi bunun bir örneği. Ayrıca rakibi Fransa’nın çokkültürlülüğünden bahsederken Sarkozy “Fransa tek yürek, tek ruhtur.” gibi ifadeler kullanıyor. Şu ana dek cumhurbaşkanlığı yarışında Alain Juppé önde görünüyor. Bazı solcu aktivistler Sarkozy’nin bir dönem daha görevi sürdürmesini engellemek için ön seçimlerde cumhuriyetçi adaydan yana tercih yapmayı düşünüyor.

Diğer yanda ise birleştirici bir lider olarak görülen Alain Juppé var. 71 yaşındaki Juppé, Jacques Chirac döneminde Başbakan, Nicolas Sarkozy döneminde Dışişleri Bakanı olarak görev yaptı, Bordeaux’ın başarılı ve sevilen belediye başkanı oldu. Seçim çalışmalarında kendini tanıtmak için kullandığı ifade ise “ulusun şefkatli babası” idi.

Cumhuriyetçi adaylardan bir diğeri ise eski başbakan François Fillon. Fillon, “Katolikler, Protestanlar, Yahudiler, Budistler ve Sihler millî birliğimize tehdit teşkil etmiyor. Bu topluluklarla mücadeleye girişmeye gerek yok.” demekten çekinmeyen birisi. Fillon ve Sarkozy’e göre Fransa’daki asıl sorun İslam.

Siyasi yelpazenin aşırı sağında bulunan Marine Le Pen ise ilginçtir ki “millî barış” söylemini kullanarak âdeta Ulusal Cephe’nin AB’den ayrılma, ulusal öncelikler, sürekli göçmenleri hedef almak gibi korkunç programlarını perdelemeye çalışıyor ve “halkı bir araya getirme” kartını oynuyor. Burkini yasağı gündemde olduğu zaman “İslam Cumhuriyet ile uyumludur.” bile dedi. Her ne kadar bu fikri savunmasalar da diğer partiler bu konuda onun kadar açık sözlü görünmüyor.

Peki solcular ne âlemde ve seçim kampanyalarında ellerini güçlendirebilmek için ne yapacaklar? Sol seçmen Sosyalist Parti Arnaud Montebourg ile solun sağ kanadından olan hâlihazırdaki Başbakan Manuel Valls arasında kalmış görünüyor. Bu adaylardan eski ekonomi bakanı ve partinin ortalığı karıştıran üyesi Arnaud Montebourg, işsizliğe ve yerli sanayiyi koruma politikasına odaklanılması gerektiğini savunuyor. Diğer aday Manuel Valls ise 2017 seçimlerinden pek bir şey beklemiyor, o gözünü daha çok 2022 seçimlerine dikmiş durumda ve bu seçimlerde önemli bir rol üstlenmek niyetinde. Manuel Valls’a göre kimlik meselesi diğer ekonomik ve toplumsal meselelerden daha önemli hâle gelmiş durumda. Ülkede altı milyondan fazla işsiz bulunmasına rağmen (toplam nüfusun yüzde 10’u) Valls 2017 yılında asıl sorunun güvensizlik ortamı ve ekonomik sorunlar olmadığı düşüncesinde.

Burada iki önemli vurgu var: İlki İslam’ın Fransız toplumundaki yeri; ikincisi ise mülteci krizi. Seçim dönemlerinde Ulusal Cephe’nin popüler olduğu Güney Fransa’da fakirlikten ve savaştan kaçan mültecilerle karşılaşılması neticesinde bu ikinci “tehdit” daha büyük bir kaygı nedeni.

Peki ya François Hollande’nin pozisyonu ne? Hollande gelecek dönem için yarışa girip girmeyeceğini henüz söylemedi; ancak verdiği demeçler basında sık sık yer alıyor. Demeçlerinden oluşan “Bir Cumhurbaşkanı Bunları Söylememeli” başlıklı kitabı herkesi şaşırttı. Hollande ilk kez, “İslam’la ilgili Fransa’da bir sorun var. Bunu kimse reddetmiyor.” dedi. Bu açıklama yargıçlara ve Fransız millî takımına yaptığı eleştirilerin yanında oldukça hafif kalıyor. Hollande millî takıma yönelik “Takım içerisinde çok fazla gruplaşma var.” demiş ve futbolcuları “aşırı zengin ve görgüsüz şımarıklar” olarak nitelendirmişti. Kendi partisi içinde bile fikirleri kuşkuyla karşılanıyor. Hollande yalnızca işsizlik oranları düşüş gösterirse bir dönem daha görev yapabileceğini söyledi, ki bu da epey uzak bir ihtimal.

Seçim Kampanyalarının Ortasında Kalan Fransız Müslümanlar

2012 seçimlerinde François Hollande toplam oyların yüzde 51,66’sını alarak cumhurbaşkanlığını kazanmıştı. Müslüman seçmenlerin yüzde 92’den fazlası Hollande’ye oy vermişti. Hollande o zamanlarda Fransız halkının sayıları altı milyonu bulan azınlıklarının koruyucusu olarak görülmekteydi. Bu durum şüphesiz Sarkozy’nin görev süresi boyunca azınlıklara karşı uyguladığı nefret politikasının bir sonucuydu.

Şimdilerde Sosyalist Parti’nin Müslüman oylarını alamayacağı kesin gibi. 13 Kasım saldırılarının ardından ilan edilen olağanüstü hâl, polis soruşturmaları ve devlete karşı potansiyel tehdit olarak görülen kişilere yönelik yargı denetimleri Müslüman nüfusun zaten muzdarip olduğu tüm ön yargılardan artık bunalmasına neden oldu. Ayrıca François Hollande’nin “sağ beyni” olan Manuel Valls Müslüman nüfusu hamleleriyle hayal kırıklığına uğrattı. Mesela başörtüsünün üniversitelerde yasaklanmasını istemiş ve “Fransız kadınının sembolü olan Marianne’nin göğsü açıktır, zira o insanları besler. Türbanlı değildir, çünkü Marianne özgürdür! Cumhuriyet işte budur!” demişti.

Bu nedenle Sosyalist Parti’nin artık Müslüman oylarının çoğunluğunu alamayacağı kesin gibi. Müslümanlar ya rakip adayı tercih edecekler ya da hiç oy kullanmayacaklar. Daha uzlaşmacı olarak görünen Alain Juppé belki Müslüman halkın desteğini alabilir. Juppé’nin Fransız Müslümanlarına yönelik söylemlerinin iki yönü var: İslam ve Fransız Cumhuriyeti arasında Napolyon’un 19. yüzyıl başlarında Yahudilerle yaptığı anlaşmaya benzer bir anlaşma yapılmasını öneriyor. Ayrıca “kamu binalarında sekülerliği engelleme teşebbüslerine karşı yaptırımların getirilmesini” öneriyor.
Cumhurbaşkanlığı seçimi Fransız Müslümanları için oldukça fırtınalı geçecek. Doğruyu söylemek gerekirse kimse işsizlik ve sanayisizleşme gibi reel sosyal ve ekonomik sorunlardan söz etmek istemiyor; dolayısıyla kimlik meselesi, ormanı tamamen gizleyen en öndeki ağaç hâline gelmiş durumda.

Bununla birlikte bir şaşırtma taktiği olarak kullanılan kimlik tartışmaları miadını doldurmuşa da benziyor, zira kamuoyu yoklamalarında çıkan en kaygı verici sorun kimlik tartışmaları değil, işsizlik sorunu (yüzde 41’e karşı yüzde 4).

Fotoğraf: ©Shutterstuck.com/Frederic Legrand – COMEO

Hassina Mechaï

Cezayir kökenli Fransız gazeteci Mechaï, hukuk yüksek lisansı yapmış ve uluslararası ilişkiler ile Afrika ve Orta Doğu ilişkileri konusunda uzmanlaşmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar