Fransa Fransa’da Umutsuz İslam Arayışı

Ocak 2015 ile Temmuz 2016 arasındaki zaman diliminde Fransa 238 kişinin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan terör saldırılarına maruz kaldı. Ülkede oluşan cinnete çözüm olarak sürülen tartışmalı olağanüstü hâl Mayıs 2017’deki Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine kadar uzatıldı. Bu esnada İçişleri Bakanı Bernard Cazeneuve kapanma noktasındaki Fransa İslam Vakfı’nı yeniden canlandırma gayretine girişti.

Hassina Mechaï 1 Aralık 2016

Geçtiğimiz ağustos ayında, aynı zamanda Din İşleri’nden de sorumlu olan İçişleri Bakanı Cazeneuve, görüşlerine başvurma gerekçesiyle alelacele Fransa Müslüman Konseyi, milletvekilleri ve diğer sivil toplum örgütlerine ziyaretlerde bulundu.

Müslümanların oluşturduğu bir vakıf fikri yeni değil, bu fikir ilk kez 2005 yılında gündeme gelmişti. O zaman dönemin Başbakanı Dominique De Villepin vakfın kuruluşuna öncülük etmişti. Kurulacak olan vakfın ana hedefi oldukça açıktı: Camilerin ve diğer Müslüman organizasyonlar ile kuruluşlarının finansman şekillerini şeffaflaştırmak ve özellikle de Fransa’daki camilerin Fas, Cezayir ve Tunus gibi –Fransa’daki Müslümanların çoğunluğunun köken ülkeleri olan- Kuzey Afrika ülkeleriyle finansal ilişkilerini yakından incelemekti. Ne var ki o dönemde önerilen modelde bazı eksiklikler söz konusuydu ve farklı federasyonlar arasındaki rekabet ve iç kavgalar nedeniyle bu hedefe ulaşılamadı. Yeniden yapılandırılan vakfın yeni hedefi ise Bernard Cazeneuve’ye göre gayet açık: “Cumhuriyet ile Fransa Müslümanları arasındaki ilişkileri” düzenlemek.

Vakfın Çerçevesi Ne Şekilde Doldurulacak?

Fransa’da İslam’ın ne şekilde finanse edildiği sorusu gerçekleşen terör saldırılarının ardından, özellikle de Ocak 2015’te gerçekleşen Charlie Hebdo ve 13 Kasım Bataclan saldırılarının ardından yeniden gündeme taşındı. Ancak bu yıl 14 Temmuz’da gerçekleşen Nice’deki Promenade des Anglais saldırısının hemen ardından durumun vahameti arttı. Manuel Valls’a göre, “Fransa’da, İslam’ın içinde huzur bozan unsurlardan arınmasına yardımcı olmak öncelikli bir hâl almıştı.”

Bu anlamda kurulması planlanan vakıf bir çözüm olarak görülüyor. Vakfın bir yandan kültürel değerlere odaklanırken, diğer yandan da bir inanç ve ibadet birliği olarak faaliyet göstermesi planlanıyor. Bernard Cazeneuve’nin ifadelerine göre din ile devlet işlerinin ayrılması prensibi uyarınca bu kuruluş cami cemiyetleri ya da imamların eğitilmesi gibi ibadet ve inançla ilgili hiçbir uygulamayı finanse edemeyecek. Bir başka husus ise vakıf Fransa Müslümanlarınca yönetilecek; laiklik prensibi gereği devlet vakfa karışmayacak. Camilerin finanse edilmesi ve imamların eğitilmesi bu ibadet/inanç derneği tarafından denetlenecek.

Peki işin finansal yönü nasıl olacak? Amacı farklı dinî inanışların barışçıl bir şekilde bir arada yaşamasını mümkün kılmak olan bu yeni İslam Vakfı’nın sadece kültürel yönünü finanse edebilmek için 5 ila 6 milyon Euro tutarında bir bütçeye ihtiyaç var. Bunun için de iş yerleri, şirketler ve işverenlerin “bağışta bulunmaları” gerekiyor. Vakıf bünyesinde “ibadetle ilgilenen kısım için de aynı finansman sorunu söz konusu. Kuruluş amacı Fransız yetkililerine göre “bazı Müslümanların radikalleşmesini teşvik eden yabancı finansmanları” engellemek olan vakıf da böylece yeni bir finansman sorunuyla doğuyor.

Vakfın Başına Getirilmesi Düşünülen Kişi

Fransa’daki bazı Müslümanları vakfın yeniden canlandırılması fikrinden daha çok rahatsız eden ise vakfın başına getirilmesi planlanan kişi. Vakfın yönetimi için geniş siyasi tecrübeleri olan, 77 yaşındaki Jean-Pierre Chevènement düşünülüyor. Hâlâ Belfort Belediye Başkanlığı görevini yürüten Chevènement milletvekilliği ve senatörlük görevlerinde bulundu, birçok kez de bakanlık koltuğuna oturdu. Mitterrand döneminde Savunma Bakanlığı, Chirac döneminde ise İçişleri Bakanlığı görevlerini üstlendi. Açık sözlülüğü ile bilinen Chevènement’in vakfın başına getirilmesi birçok farklı açıdan dikkat çekti. Burkini tartışmalarının tam ortasında Chevènement Müslümanlara kamusal alanda inançlarını ifade etmeleri bağlamında “Bir süre göze batmamaya çalışın.” şeklinde garip bir çağrıda bulunmuştu. Bu çağrı kendilerine saklanmaları söylenen Müslümanları derinden yaraladı. Her ne kadar Jean-Pierre Chevènement söylediğine pişman olmuş görünmüşse de düşüncelerini yineledi: “Barış ve huzur istiyorsak herkes üzerine düşeni yapmalı. Şu an sağduyulu olmak gerek.” Ayrıca “Paris’in kuzey kasabası Seine-Saint-Denis’te 135 farklı milletten insan yaşıyor, ama görünen o ki biri hepten yok olmuş.” diyerek başka bir polemiğe imza atan Chevènement bu sözleriyle bahsi geçen bölgede Fransa kökenli vatandaş kalmadığını ima etmişti.

Chevènement’in cumhuriyetçi ve merkeziyetçi yaklaşımı kaygı uyandırıcı nitelikte. Kimilerine göre Chevènement’in seküler vizyonu çok sert. “Fransa’nın tüm toplumsal ayrışmaların üstesinden gelmesi gerek.” diyen Jean-Pierre Chevènement’e göre “IŞİD liderlerinin tek isteği, iç savaş girdabında boğulmuş bir Fransa. Şayet komüniteryenizmi desteklersek, IŞİD’i desteklemiş oluruz.” Chevènement’in hedefi oldukça açık: Finans kaynakları yalnızca Fransız kaynaklardan gelmeli ve helal gıdalara bir tür ilave tarife eklenmeli. “Böyle bir finans politikasında elde edilen gelirler vakfa gitmeyecek, ancak doğrudan ibadet/inanç derneğine gidecek. Bu uygulama böylelikle Fransa’da İslam’ın tehlikeli ya da şüpheli finansman kaynaklarından kurtulmasına yardım edecektir.”

Müslümanların ise bekleyişi sürüyor. Coexister (Birlikte Yaşam) Derneği, Etnik Hoşgörü ve Anlayış Vakfı gibi Avrupalı kurumlar bünyesinde dinler arası programlara öncülük eden Samia Hathroubi Perspektif’e şunları söylüyor: “Bernard Cazeneuve’nin samimi çabalarını sorgulamıyorum. Ne var ki hükûmetin kendi içinde de çekişmeler mevcut. Konuyla ilgili olarak Cazeneuve daha ılımlı ve esnek iken, Valls ile Hollande daha sert bir tutum sergiliyor. Bu vakıf, laiklik ile ilgili bizzat hükûmet içerisindeki farklı bakış açılarını ortaya çıkarıyor.”

Samia Hathroubi’ye göre kaygı verici diğer bir husus ise Jean-Pierre Chevènement’in bu vakfın başına getirilmesi. Ona göre devletin bu ismi başa getirmesi aslında Fransa’da İslam’ın hâlâ nasıl algılandığının bir yansıması. Hathroubi’ye göre devlet İslam’a “sömürgecilik ve güvenlik prizmasıyla” bakıyor. Hathroubi ayrıca ilginç bir noktaya da değiniyor: “Uzun zamandır burada, Fransa’da yaşayan Müslümanların sosyolojisi bu vakfın üyeleriyle uyuşmuyor. Bu kişiler yalnızca gerçek temsilcileri ikame edebilecek kişiler; devlet tarafından meşrulaştırılmış olmalarına rağmen sorunları etraflıca ele alabilecek nitelikte değiller.”

Fransa İslamofobi ile Mücadele Kolektifi’nin (CCIF) eski sözcüsü ve insan hakları uzmanı olan Yasser Louati de benzer düşüncelere sahip: “Devlet muhatap alınacak güvenilir bir kişi ya da varlık istemiyor. Devletin konuya yaklaşımı tamamıyla neo-kolonyalist bir yapıda, Müslüman cemaatin temsilcileri bölgenin ‘yöneticisi’ tarafından belirleniyor. Bu durum bana Cezayir’in bir zamanlar Fransa’ya ait olduğu, sömürgeci yönetimin İslam’ı denetim altında tutan hayalet dernekleri ve kurumları olduğu günleri hatırlatıyor. O zamanlar sömürge yönetimi Cezayir’de laiklik prensibini uygulamayı reddediyordu, zira bu prensibin uygulanması Müslümanların ibadet etme biçimlerine serbestiyet sağlayacak ve dahası Müslümanların özgür olmalarına neden olacaktı.”

Tam anlamıyla seküler bir devlet olduğu iddiasında olan Fransa’nın içinde bulunduğu paradoks, aslında dini düzenlemek istemesiyle kendini gösteriyor. Samia Hathroubi’nin bu konudaki görüşleri daha karamsar: “Bu vakıf vasıtasıyla yaratılmak istenen Müslüman cemaat âdeta masallar diyarından fırlamış gibi.”

Burada ayrıca vurgulanan husus ise Fransız Müslümanlarının özgür olma, kendilerini örgütleme haklarının ellerinden alınması. Yasser Louati bunu şöyle açıklıyor: “Fransa yüzyıllardan beri aşırı bir merkezîleşme politikasına maruz kaldı. Bu politika şimdilerde son buldu ve bunun ne kadar yetersiz olduğu ortaya çıktı. Onlarca yıldır belirsizliği süren sorunlara acilen yanıt istememize rağmen bekleyişimizi sürdüreceğiz. Ama bu yanıtın kendi kendisini organize edebilen ve kendi bünyelerinden makul temsilciler seçebilen Müslüman cemaatten gelmesi gerekiyor.”

Fotoğraf:©Flickr.com/ Parti socialiste

Hassina Mechaï

Cezayir kökenli Fransız gazeteci Mechaï, hukuk yüksek lisansı yapmış ve uluslararası ilişkiler ile Afrika ve Orta Doğu ilişkileri konusunda uzmanlaşmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar