Fransa Fransa’nın Yeni Cumhurbaşkanı: Emmanuel Macron

Emmanuel Macron “ne sağ, ne de sol” çizgisiyle Fransa’nın yeni cumhurbaşkanı. Macron seçmenlerinin yüzde 43’ü fikirlerine katıldıkları için değil, Le Pen’e karşı olmak için ona oy verdiler.

Hassina Mechaï 1 Haziran 2017

General De Gaulle gibi, Emmanuel Macron da daha önce hiç seçilmemişti. Louvre Sarayının avlusunu Beethoven’in “Neşeye Övgü” adlı eseri eşliğinde geçtikten sonra Macron da François Mitterrand gibi resmî bir konuşma yaptı. 1974’te 48 yaşında seçilen Giscard d’Estaing gibi Macron da genç, hatta bu zamana kadar göreve gelen en genç Cumhurbaşkanı. Sadece 39 yaşında, bu rakam Fransa’nın yaş ortalamasına da denk düşüyor. Hasılı, “En Marche!” hareketinin kurucusu Beşinci Cumhuriyet’in 8. Cumhurbaşkanı olacak. Hem de şimdiye kadar seçilmişlerin en genci.

Peki 4 yıl öncesine kadar tanınmayan Emmanuel Macron kimdir? Macron hakkında ışık hızında, fakat pek de orjinal olmayan bir siyasi kariyere sahibi olduğu söyleniyor. Nitekim Macron tipik elitist Fransız okullarının doğrudan bir ürünü: Eğitimini Henri-IV Lisesi ve ENA’da tamamladıktan sonra, Finans Yüksek Müfettişliği yaptı. Ketum ekonomi ve siyaset danışmanı Jacques Attali, onu fark etti ve tıpkı François Mitterrand’a yaptığı gibi onun da kulaklarına “fısıldadı”. Sonrasında François Hollande’nin seçilmesiyle birlikte Macron Elysee Genel Sekreteri olarak atandı ve nihayetinde onu Fransa’nın “büyük mutemeti” yapan Maliye Bakanlığı koltuğuna oturdu. Özel hayatı ise bir romandan fırlamışa benziyordu: Kendisinden 24 yaş büyük eski Fransızca öğretmeni Brigitte Macron ile evlendi ve böylece 7 torun dedesi oldu.

Macron’un Planı

Macron’un seçim akşamını geçirmeye karar verdiği Louvre’nin avlusunda röportaj yaptığımız bir seçmen, Perspektif’e, “Emmanuel Macron benim son umudum.” diyor gülümseyerek. Macron, yüzde 34 oy alan Ulusal Cephe adayı Marine Le Pen’e karşı, oyların yüzde 66’sını aldı. Bu oldukça açık bir zafer.

Jardin des Tuileries’de toplanan bir grup genç Parisli de zaferi “yüksek sesle” kutluyorlar. Hukuk öğrencisi Camille sevinçle, “Kazandık” diyor. “Macron genç, yeni bir yüz olmanın getirdiği bir cazibesi var ve geleneksel sol/sağ kanat muhalefetin dışında. O sadece yıllardır siyasette olan yaşlı politikacılarla değil, ülkenin sivil toplum temsilcilerinin de müdahil olduğu bir reform gerçekleştirmek istiyor.”

Biraz ileride Latifa’ya rastlıyoruz, parlak pembe bir başörtüsü takmış ve elinde bir Fransız bayrağı taşıyor. Kendini hafiflemiş hissediyor: “Marine Le Pen Fransız toplumu için tehlikeli. İnsanları birbirine düşürüyor. Ben Fransızım ama ona göre yalnızca kimlik/kağıt üzerinde öyleyim. İlk tur sonrasında korkmuştum, ama şimdi mutluyum.” diyor bayrağını sallayarak.

Emmanuel Macron, Louvre Piramitinin önünde yaptığı resmî konuşmasında önümüzdeki beş yıl için önceliklerinin ne olacağını açıkladı: İlk olarak parlamento seçimleri yaklaşıyor (11 – 18 Haziran) ve sandalye çoğunluğuna ihtiyacı var. Macron, birçok seçmenin kendisine sadece Marine Le Pen’in seçilmesine engel olmak için oy verdiğini ve dolayısıyla bu sonucun seçmenin kendisine tam yetki verdiği anlamına gelmediğinin farkında olduğunu belirtti. Ulusal Cephe seçmenleriyle ilgili olaraksa, “Ne kadar kızgın olduklarını, ne kadar umutsuz hissettiklerini ve kendilerine ne kadar inandıklarını gösterdiler. Bunun için onlara saygı duyuyorum. Ancak, oylarını bir daha aşırı sağcılara vermemeleri için önümüzdeki bu beş yılda elimden gelenin en iyisini yapacağım.” dedi.

Macron’un öncelikleri şu şekilde sıralanabilir: Siyasi faaliyetleri/hayatı ahlakileştirmek, küçük işletmelerin hayatını kolaylaştırmak, kararnameler yardımıyla iş piyasasını daha esnek hâle getirmek için reform yapmak. Macron ekonomi ve toplum anlamında bir liberal, AB yanlısı ve Euro bölgesi ortak bütçesinden yana. Kendisini “mutlu göçebe Fransız halkının elçisi” olarak adlandırıyor.

Macron’a ilk tebrik telefonu da Almanya Başbakanı Angela Merkel’den geldi. Macron ayrıca göç yanlısı ve göçü bir şans olarak görüyor; sekülerizm konusunda ise Fransız toplumunda mevcut olan sekülerizm anlayışının aşırı kısıtlayıcı bir hâl aldığını söyleyerek bu anlayışa karşı çıkıyor.

Hükmen Galip

Peki Fransızlar Emmanuel Macron’a fikirlerine katıldıkları için mi yoksa başka seçenekleri olmadığı için mi oy verdi? Birinci oylamadan hemen sonra, Marine Le Pen’in seçilmesini engelleme çağrıları yoğunlaşmıştı. İlk seçim anketlerine göre, Macron’un seçmenlerinin yüzde 43’ü Macron’un fikirlerine katıldıkları için değil, Le Pen’e karşı olmak için oy kullandılar. Hatta Macron’un seçmenlerinden bazıları onun gerçekleştirmeyi vadettiği tüm o kararnameler ile çalışma kanununa zarar vereceğinden endişe etmeye başlamıştı bile. Seçmenlerinin sadece yüzde 33’ü onun yeni bir başlangıç olacağına inandıkları için, yüzde 16’sı siyasi fikirleri için, yüzde 8’i ise kişiliğini sevdikleri için Macron’a oy verdiğini belirtiyor.

Bilhassa Macron’un yeni bir Hollande olduğunu düşünenlerin öyle düşünmekte pek de haksız olmadıklarını, sonuçların ardından oldukça sevinen bir François Hollande portresi tasdik ediyor. Annie ilk oylamada Mélenchon’a oy vermiş ve sonrasında Macron’a oy vermeye razı olmuş. “Macron ve Hollande, ikisi de birbirinin aynısı. Her ikisi de ekonomik kemer sıkma politikasına inanıyor ve AB’den gelen her şeyi harfiyen takip ediyor. Ama Marine Le Pen, kendisine oy veremeyeceğim ve Fransız toplumu için büyük tehdit arz eden biri.” “La France Insoumise” hareketinin kurucusu Jean-Luc Mélenchon ısrarlı bir şekilde herhangi bir aday tercihi tavsiyesinde bulunmayı reddederek kendisinin “Ulusal Cephe’ye oy vermeyeceğini” açıklamakla yetindi ve bu konuda daha açık bir pozisyon almaktan kaçındı.

Macron’un nasıl seçildiğine daha yakından bir göz atacak olursak yeni seçilen başkanın yüzleşeceği sayısal sıkıntıları hemen fark edebiliriz. Seçmenlerin yalnızca yüzde 43’ü ona oy verirken, yüzde 25.3’ü çekimser kaldı. Cumhurbaşkanlığı seçimleri ikinci oylamasında ise 1969’dan bu yana görülen en yüksek çekimserlik oranına şahit olundu.

Bu kısmi başarı geleneksel partiler içerisinde bir dalgalanmaya neden oldu. Sağ cenahta, Cumhuriyetçiler Macron’un hareketine katılmak veya tamamen çözülmek arasında bocalıyor. Söylendiğine göre Cumhuriyetçilerden parlamento seçimlerini düşünerek Macron’un “En Marche!” hareketine katılacak kimseler partiden ihraç edilecekler.

Bununla birlikte bazı Cumhuriyetçiler yeterli çoğunluk sağlanamadığı takdirde uzlaşmaya gitmek zorunda kalacaklarını belirtiyor. Bu da onların Macron ile “açık hükûmette” beraber çalışmaya hazır oldukları anlamına geliyor.

Sol cenahta, sosyalistlerin birçok önde gelen ismi hâlihazırda Macron’un hareketine katılmış durumda, hatta Manuel Valls gibi bu konuda en az istekli olanlar bile. Yeni cumhurbaşkanına karşı duyduğu antipatiyi saklama gereği bile duymayan eski başbakan Valls, seçim kampanyaları sırasında kendisiyle yakınlaşmış ve insanları o dönem ön seçimleri kazanan Benoit Hamon’a karşı Macron’a oy vermeye çağırmıştı.

Emmanuel Macron da görüşlerinde bir takım değişikliklere gitti. Pek çok sosyalistin partisine katılmasının ardından partisinin küskün sosyalistler için bir sığınak hâline gelmesinden endişe duyarak başlarda partiye katılan sosyalistlerden “sosyalist düşüncelerini” reddetmelerini isterken bugün bu konuda daha az kararlı bir duruş sergileyerek onlardan artık böyle bir istekte bulunmuyor. Sadece yaklaşan parlamento seçimlerine “En Marche!” Partisi milletvekili adayları olarak katılacakları sözünü almakla yetiniyor.

Seçilmiş Ama Onaylanmamış Bir Cumhurbaşkanı

Rakamsal olarak seçimde çıkan sonuç şu şekilde: Emmanuel Macron 21 milyon seçmenin oyunu aldı. Buna karşılık Marine Le Pen ise 11 milyon oy aldı. 4 milyon boş ve geçersiz oy tespit edilirken seçime katılmayarak çekimser kalanların sayısı ise 12 milyon.

Bu rakamları doğru analiz ettiğimizde Emmanuel Macron’un galibiyeti ve Marine Le Pen’in mağlubiyetinin dengelendiğini görüyoruz. Le Pen’e verilen 11 milyon oy Ulusal Cephe için bir rekor. Le Pen böylece 2002’de babasının başkanlık seçimlerinin ikinci turunda aldığı oy oranını (5.5 milyon) ikiye katlamış oldu ve seçimler arası 3 milyon yeni seçmen kazandı.

Emmanuel Macron için hoş olmayan bir başka gerçek ise Fransız seçmenin çoğunluğunun ona oy vermesinin aynı zamanda ona tam yetki vermek istedikleri anlamına gelmiyor olması. Aksine bu hususta fikri sorulan halkın yüzde 61’i onun parlamentoda tek başına çoğunluğa sahip olmasını istemiyor. Bunu isteyenlerin oranı yüzde 15’te kalırken yüzde 24’lük bir kesim ise herhangi bir görüş belirtmiyor.

Her üç seçmenden biri boş oy kullandı veya hiç oy kullanmadı. Seçmenin yüzde 25’i çekimser kaldı. Bu daha önce belirtildiği gibi 1969’dan bu yana görülen en yüksek oran.

Bazı seçmenler ise ilk kullandıkları oya sadık kalmayı tercih ederek son turda boş oy kullanmayı tercih etti. 40 yıldır her seçimde oy kullandığını belirten Colette isimli bir seçmen 8 Mayıs’ta bu geleneği bozmuş: “Benden ırkçılık ve liberalizm arasında bir seçim yapmamı istediler ve ben de bunu yapamayarak sandıkta boş oy kullandım.”

Marine Le Pen bu rakamlara dayanarak vatanseverlik/milliyetçilik ve küreselleşme arasındaki karşıtlığa daha fazla vurgu yapmaya başladı bile. Ona göre insanları ayrıştıran şey küresellikle alakalı düşünceleri, zira servetin yeniden dağılımı ve devletin ekonomideki rolü küresel bazda toplumsal bir sorun haline geldi. Le Pen partisinin daha açık fikirler benimseyeceğini ve parlamentoda etkili bir muhalefet gücü olmak için derin bir yenilenmenin gerekli olduğunu belirtti.

Jean-Luc Mélanchon ve onun “La France Insoumise” hareketi yaklaşmakta olan parlamento seçimlerini üçüncü bir oylama için şans olarak görüyor: “Marine Le Pen; Macron ve çekimserlerden sonra üçüncü sırada. Parlamento seçimleri korku ve tepki oylarından sonra gerçek düşüncelerimizi yansıtabilmemize imkan sağlamalı.” diyerek kendisine oy veren ve onu yeniden şekillenen siyasi arenada gerçek bir muhalefet gücü olmaya sevk eden 7 milyon insana sesleniyor.

Seçim gecesi caddeler de dile gelmişti. Kapitalizm karşıtı protestolar yapıldı. Şayet Emmanuel Macron söylediği gibi kararnamelerle Çalışma Kanunu’nda reform yapacaksa 2016’da bu reformun ilk ayağı olan El Khomri Yasasına karşı mücadele veren “Nuit debout” hareketi küllerinden yeniden doğabilir.

Fotoğraf:©Shutterstock.com/Frederic Legrand – COMEO

Hassina Mechaï

Cezayir kökenli Fransız gazeteci Mechaï, hukuk yüksek lisansı yapmış ve uluslararası ilişkiler ile Afrika ve Orta Doğu ilişkileri konusunda uzmanlaşmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar