Dosya: "Avrupa'da Ezan Düzenlemeleri" Avusturya’nın Sessiz Minareleri: Ezan 300 Caminin 2’sinde Duyuluyor

Avrupa'da Ezan Düzenlemeleri

Avusturya’da yaklaşık 300 cami var. Bu camilerden yalnızca ikisinde, o da yalnızca Cuma namazı için ezan okunabiliyor. Ülkede İslam kamu tüzel kişiliğine sahip olmasına rağmen camilerde ezan okunması büyük oranda yerel halkın insafına bağlı.

Richard Potz 1 Kasım 2018

2007 yılında Avrupa Parlamentosu için yapılan “Avrupa Birliği’nde İslam: Gelecekte Neler Bekleniyor?” başlıklı araştırma kapsamında İslam’ın ilgili ülkelerin hukuki sistemine yasal entegrasyonuyla ilgili problemler ele alınmıştı. Söz konusu çalışmada Avrupa’da Müslümanların varlığı neticesinde ortaya çıkan bir dizi hukuki meselenin, Müslümanların AB ülkelerinde sadece din özgürlüğünden faydalanmasıyla değil, aynı zamanda İslam’a kiliseler ve diğer dinî cemaatlerle aynı hukuki statünün verilmesi ile çözülebileceği ifade edilmişti. Almanya hariç diğer ülkelerden farklı olarak Avusturya’da dinî cemaatlerin alabileceği bu “hukuki statü”, kamu tüzel kişiliği şeklinde kendisini gösterir.

Bu araştırma kapsamında camilerin inşa edilmesi örneği verilmiş ve bazı konularda diğer dinî cemaatler için uygulanmakta olan kuralların İslam cemaati için de uygulanarak bu meselelerin çözülebileceği belirtilmiştir. Avrupa genelinde ibadethanelerin kurulması ve korunması din özgürlüğünün “korporativ” boyutuna işaret eder. Dinî cemaatler, dinî uygulamalarını cemaatle yerine getirebilecekleri uygun mekânlara ihtiyaç duyarlar. Esas itibarıyla dinî ibadetlere hizmet eden binaların somut tasarımlarına karar vermek de devlet makamlarının işi değildir. Dolayısıyla İslam dinî cemaati için münferit durumlarda minarenin gerekli olup olmadığı da öncelikle bu cemaatin kendi dinî anlayışına bağlıdır.

Tüm bunlara rağmen, söz konusu araştırmada “hukuki olarak hiç sorun teşkil etmediği” söylenen cami inşası Avrupa’da İslam’ın varlığına ilişkin olarak en çok tartışılan konulardan biri. Bu tartışmalarda meselenin hukuki açıdan farklı yorumlara kapı açan üç yönü ele alınmaktadır: Bunlardan birincisi genel olarak camilerin inşa edilmesi meselesidir. İkincisi camilerde minare bulunup bulunmayacağı; üçüncüsü de müezzinin ezan okuması meselesidir.

Dosya: "Avrupa'da Ezan Düzenlemeleri" 2 Kasım 2018

Avrupa’da Ezan: Bir Çatışma Kaynağı Mı, Yoksa Dinî Çoğulculuğun Göstergesi Mi?

Avrupa’da ezan tartışması, yalnızca “ezan” etrafında yaşanan bir tartışma değil. Bu tartışmada ezanın fonksiyonu, Müslümanların kitlesel tepkileri göğüsleyebilme yeteneği ve kamusal alan gibi konular da yeniden ele alınıyor.

Ezan Okunan Minareler “Sorunu”

Anayasal olarak korunan cami inşası meselesini ele aldığımızda, cami yapımının özellikle şehir manzarası ve peyzajının korunması göz önüne alınarak genellikle yapı ve çevre düzeni hukukuna ilişkin yönetmelikler öne sürülerek güçleştirildiğini görüyoruz. Burada modern hukuk devleti yönetiminin temel sorunu da ortaya çıkıyor: Özellikle çevre sakinlerinin, yaşadıkları çevrenin düzenlenmesi ve inşa hukukuna giderek artan bir şekilde katılıyor olmaları; daha doğrusu bu düzenlemelerin bu katılımı gerekli kılması, camilerin inşası konusunda yerel belediyeye karşı mahalli itirazlar şeklinde ortaya konan dirençleri de doğurabiliyor. Uygulamada görüldüğü gibi özellikle minarelerin yapılması Avrupa çapında tartışmalara yol açıyor. Burada da genellikle minarelerin ezan okunan mekân olma fonksiyonu sorun ediliyor.

İslam’ın Avusturya’da diğer ülkelere kıyasla daha ayrıcalıklı bir hukuki pozisyonunun olmasından tamamen bağımsız olarak, Avusturya’da şu anda mimari olarak bakıldığında cami olarak tanınabilecek yapı sayısı çok az. Bu nedenle de minare ve bununla bağlantılı olarak ezan tartışmasının görece kısıtlı olduğunu söylemek gerek.

Avusturya’da Ezana Dair Temel İtirazlar

Minare inşasına ilişkin olarak şehir manzarasının görsel olarak “yabancılaştırılması” iddiasının yanı sıra özellikle müezzinin hoparlörden ezan okumasıyla ortaya çıkan akustik etki de öne sürülüyor. Buradaki genel soru gürültü kirliliğinin engellenmesine dair yasal hükümlerin, dinî uygulamalardan kaynaklanan akustik sesleri önlemek konusunda ne derece geçerli olduğudur.

Bu noktada ilk etapta odak noktasında Hristiyan dinî ayinleri için çalan çan ve müezzin tarafından okunan ezan yer almaktadır. Çan sesleri ile ezan sesinin ortak noktası, her ikisinin de dindar insanlar için kimlik verici bir işlevi olan dinî kaynaklı “gürültü” olmalarıdır. Ancak her ikisinin hukuki açıdan tam anlamıyla eşit olduğu genel olarak reddedilmektedir. Buna gerekçe olarak ise çan seslerinin sadece dinî ayine davet etmekle kalmayıp saati de bildirdiği, dolayısıyla dünyevi amaçlara hizmet ettiği ve ayrıca sözel bir doğasının da bulunmadığı öne sürülmektedir.

Tartışmalar kapsamında bir caminin mutlaka minaresi olması gerekmediği, zira minarenin ibadetlerin yerine getirilmesi için vazgeçilmez bir unsur olmadığı da ifade edilmektedir.

Öte yandan ezanın Müslümanların çoğunlukta yaşadığı ülkelerdeki yönlendirici işlevi Avusturya için geçerli değildir. Zira Avusturya’nın herhangi bir şehrindeki camide namaz kılacak olan kişi muhtemelen uzun bir yol kat etmiştir ve namaz kılmak için zaman planlamasını müezzinin okuduğu ezana göre değil namaz saatlerine göre yapar.

Ezana Dair Yasal Düzenleme: Emisyon Hukuku

Avusturya’da bu tür özel dinî motivasyonlu “gürültü” emisyonlarına ilişkin spesifik yasal düzenlemeler mevcut değil. Federal Gürültü Kirliliğinden Koruma Yasası ezan konusunda uygulanamaz ve ahlaki düzenin ihlal edilmesi, gürültü yapmak ve onur kırıcı durumları kapsayan Federal Güvenlik Yasaları da ezan için temelde yeterli bir yasal dayanak oluşturmaz. Bu sebeple dinin akustik uygulamaları konusunda Medeni Kanun’un emisyon hukukuyla ilgili düzenlemelerine başvurulur. Bu hukuki zeminde emisyon hukukunda çan sesi tartışmalarına ilişkin gerekçeler ezan meselesine de aktarılır. Mesela seneler önce Viyana Başpsikoposu’nun bir talimatı ile çan seslerine saat açısından bir kısıtlama getirilmiş, böylece sabah 7’den önce çanların çalınması yasaklanmıştır.

Öte yandan Genel Medeni Kanun’un 364. maddesi uyarınca çan seslerine yönelik yerel protestolara, çanın “yerel bir gelenek” olduğu gerekçesi ile savunma yapılması da oldukça dikkat çekicidir. Bu gerekçeyi müezzinin ezan okuması ile ilgili olarak öne sürmek oldukça zordur. Fakat “yerel gelenek” kavramı da toplumsal değişimlere tabidir. Şimdiye kadar bu arka planda inşaat izni anlamında minarelerin uzunluğunun sınırlandırılması ve ezanın sadece cuma namazı için okunmasına izin verilmesi gibi zamansal kısıtlamalar gibi farklı koşul ve yan hükümler uygulanmıştır. Bu anlamda Bosnalı Müslüman cemaati tarafından Graz-Puntigam’da 2013 yılı için planlanan yeni cami inşaatı tipik bir örnek teşkil etmektedir. Şehir İmar Müdürlüğü tarafından mimari proje yarışması için hazırlanan şartnamede, tasarımların şehir manzarasının korunması amacıyla “oryantal tarzda” olmaması; minarenin “yerel yüksekliği” (yani 15 ila 18 metreyi) aşmaması, içine girilebilir olmaması ve ezan için hoparlörü bulunmaması şartları yer almıştır.

Dosya: "Avrupa'da Ezan Düzenlemeleri"

“Cami ve Minare Tartışması, Kamusal Alan Hakkında Bir Tartışma”

1 Kasım 2018

Avusturya’da Hangi Camilerde Ezan Okunuyor?

Telfs (Tirol) belediyesiyle minare inşası konusunda yapılan görüşmelerde Avusturya Türk İslam Kültür ve Sosyal Yardımlaşma Birliği (ATİB) en baştan minareden ezan okunmasından feragat etmiş, bu durum belediyeyle kararlaştırılmış ve tapu siciline kaydedilmiştir. Nihayetinde 2005 yılında 20 metre yüksekliğinde bir minare inşa edilmiştir. Şu anda Cuma namazı için sadece Viyana İslam Merkezi’ndeki minaredeki bir hoparlörden ve Aşağı Avusturya Eyaleti’nde Felixdorf’ta ATİB Camisi’nden ezan okunmaktadır.

Toplumsal ve dolayısıyla dinî bir hoşgörü ortamı oluşturmak devletin görevidir. Hâkim olan görüşe göre gelecekte ilgili herkesin menfaatini koruyan daha dengeli bir çözüm aranmalıdır. Bu anlamda din özgürlüğüne ve dinî cemaatlerin özerklik hakkına saygı duyulmalı ve zengin dinî çoğulculukla bağlantılı demografik koşullar hesaba katılmalı; ama aynı zamanda gürültü yükünün azaltılmasına ilişkin kamu yararı da dikkate alınmalıdır.

©Shutterstock.com/Kagan Kaya

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar