Dosya: "Avrupa'da Ezan Düzenlemeleri" Avrupa Ses Sahasında “İslam’ın Sesi”: Hollanda’da Ezan

Avrupa'da Ezan Düzenlemeleri

Hollanda’da ezan 1980 yılından beri okunuyor. Ülkede camilerin ezan okuması önünde yasal bir engel olmasa da birçok cami komşularını rahatsız etmemek için kısık sesle ve günde yalnızca bir kere ezan okuyor. Öte yandan ezan, İslam’ın kamusal alanda işitsel temsilinin en önde gelen aracı.

Pooyan Tamimi Arab 1 Kasım 2018

Hollanda’da İslam’ın kamusal tezahürleri konulu doktora tezi araştırmalarım 2011’de, cami destekçileri ve karşıtlarının -hatalı bir şekilde- “Avrupa’nın en büyük camisi” olarak tanımladığı Rotterdam’daki Essalam Camisi’nin açılışının hemen ardından başladı. Avrupa’da cami inşası ile ilgili literatüre katkıda bulunmak istedim ve ezanın hoparlörden okunmasıyla ilgili yapılan tartışmalara odaklanmaya karar verdim. İlk başta, ezanla ilgili bir çalışmanın önemi konusunda pek emin değildim. Çünkü “Avrupa’da ezan” konusu, son derece sekülerleşmiş bir toplumda oldukça marjinal bir olgu gibi görünüyordu. Ancak “ezan okunan bir cami”nin savunucuları ile karşıtları arasındaki konuşmaları dinledikten ve ezana karşı itirazları bizzat deneyimledikten sonra gözlerim açıldı. Ezanın, bir ülkenin görsel ve işitsel manzarasına dair ön yargılar ve fikirlerle ilgili çok uygun bir konu olduğunu düşündüm. Aynı zamanda ezan; kültür, din ve kimlik, din ve devlet ayrımı ile dinî hoşgörünün kırmızı çizgileri hakkındaki varsayımları incelemek için de oldukça uygun bir araştırma alanıydı.

Hollanda’da Ezana Dair Yasal Çerçeve: Anayasa ve Kamusal Bildiri Yasası

Avrupa’da ezanla ilgili araştırma yapanların bilmesi gereken ilk şey, Hollanda Anayasası’nın (Fl. “de Grondwet”) sahip olduğu belirleyici roldür. Hollanda Anayasası, kamusal alanlarda ibadethanelerin ya da dinî mabetlerin inşası gibi çeşitli dinî tezahürlere hak tanır. Örnek vermek gerekirse Den Helder ile Almere’deki Hindu tapınakları, Lahey’deki Şii törenleri, dinî giyim ve beslenme kurallarına uyma serbestisi ve ayrıca ezanın hoparlörle okunması hakkı bu kapsamdadır.

Hem Hollanda Anayasası hem de Kamusal Bildiri Yasasınca (Fl. “Wet Openbare Manifestaties”) korunan ezan da, 1980’lerden beri Hollanda semalarında duyulmaktadır.

“Avrupa Ses Sahasında İslam’ın Sesinin Yükselişi” (İng. “Amplifying Islam in the European Soundscape”) adlı kitabımda, ezana karşı duyulan önyargılar ele alınıyor. Ama aynı zamanda kitapta, bir camiden yankılanan ezan sesinin itirazlara yol açması durumunda, Hollanda hükümetinin ezana nasıl kolaylık tanıdığı da anlatılıyor. Genelde ezanın Hollanda kültürüne, dinî mirasına ya da Hollanda’da söylendiği gibi “kilisesizleştirme”ye (Fl. “ontkerkelijking”), hızlı bir sekülerleşme sürecinden geçmiş bir topluma uygun olmadığı söylenir. Ancak öte yandan vatandaşlık, yani kültür ve dinden bağımsız olan siyasi kimliğimiz, pratikte maddi ve duyusal bir dine dönüşüyor. Ezan sesinin duyulmasında ısrar eden Müslümanlar için ezan, Müslümanların yaşadıkları şehirdeki haklarının ve hür ve eşit vatandaşlar olarak ülkedeki konumlarının tezahürü olan caminin ayrılmaz bir parçası olarak görülüyor. Öte yandan Hollanda hükümeti de, ezanın hoparlörden okunması gibi kamusal pratikleri yasalarla düzenlerken aynı zamanda, dini dindarların vicdanına ya da iç dünyalarına hapsetmeyen bir yaklaşımı ortaya koymuş oluyor. Tam da bu nedenle dönemin Amsterdam Belediye Başkanı Jozias van Aartsen’in Hollanda’daki diğer camilerde ve kilise çanlarında olduğu gibi Western Camii’nde de ezanın hoparlörden okunmasına destek vermesi şaşırtıcı değil.

Dosya: "Avrupa'da Ezan Düzenlemeleri" 2 Kasım 2018

Avrupa’da Ezan: Bir Çatışma Kaynağı Mı, Yoksa Dinî Çoğulculuğun Göstergesi Mi?

Avrupa’da ezan tartışması, yalnızca “ezan” etrafında yaşanan bir tartışma değil. Bu tartışmada ezanın fonksiyonu, Müslümanların kitlesel tepkileri göğüsleyebilme yeteneği ve kamusal alan gibi konular da yeniden ele alınıyor.

“Camiler Ezan Konusunda Mütevazi”

Hollanda’daki camilerin neredeyse yarısının Türk-Hollandalı kuruluşlara ait olduğu göz önünde bulundurulduğunda, ezanın hoparlörden okunması da birçok açıdan Hollanda’daki Türkiye kökenlilerin konumuyla yakından alakalı. Bu toplulukta kısmen var olduğuna inanılan Türk ulusalcılığı, sembolleri ve pratiklerine bağlılık; diğer yanda bazı bağlamlarda Hollanda vatandaşı olmakla çelişen bir gerilim oluşturabiliyor. Örneğin birden fazla kimliği olan kimseler için ezan sesi, Türkiye’de geçirdikleri gençlik yıllarının verdiği nostaljik duyguları, Hollanda’ya duydukları aidiyet duygusu ile aynı zamanda eski Osmanlı görkemine duyulan yersiz özlemi uyandırabiliyor. Bu ve benzeri ulusaşırı kimlik karmaşalarına doktora tezimin araştırma sürecinde İstanbul’daki Gezi Parkı gösterilerindeki barışçıl protestocuların biber gazı ve daha kötü yöntemlerle dağıtıldığına tanık olduğumda da şahit oldum. O zamandan beri Türkiye’deki laiklik ile din arasındaki gerilim daha da artmış, Hollanda’da ezana dair kamusal anlamlandırma biçimi de bundan etkilenmiştir.

Bu durum beni, yalnızca antropolojik bir yaklaşımla cevaplanamayacak kadar zor siyasi, felsefi ve pratik soruları düşünmeye ve bunu yaparken, siyasi sekülerizmin mevcut eleştirileriyle yetinmek yerine daha yapıcı bir yaklaşımda bulunmaya zorladı. Burada benim açımdan şu sorular da ortaya çıktı: Bir caminin ezanı hoparlörden vermesi neye mal olur? İslami kuruluşlara ezan bağlamında ne tarz beklentiler yöneltilebilir? Ve “İslami seslere” itiraz edebilecek diğer vatandaşlardan beklentiler nelerdir?

Avrupa’nın göçmenlere, onların çocuklarına ya da özellikle 2015’ten beri mültecilere yönelik yükselmekte olan yabancı düşmanlığı ile diğer yanda Türkiye kökenli topluluk arasında git gide katılaşarak artan ulusalcılık; dinlerarası anlayışa ve birlikte yaşamaya dair büyük idealler hakkında insanı düşünmeye zorluyor. Kısaca, din ve yaşam felsefesi özgürlüğü konusunda eşit haklara sahip olma amacını toplumsal bütünlüğün desteklenmesi ya da kültürel bir ulus kimliğinin şekillendirilmesine dair öncelikli bir araç olarak yorumlamıyorum. Eşit haklar, eşit biçimde uygulanır. Hollanda’da ezanın hoparlörden okunmasıyla ilgili hiçbir caminin mahkemeye verilmemesine de bu nedenle şaşırmamak gerekir. Bunun nedeni şudur: Hollanda’daki camiler ezan sesi konusunu nispeten mütevazi biçimde ele almaktadır.

Örneğin ezan öğleden sonra tek bir kere okunmakta, yalnızca birkaç dakika sürmekte ve ezan sesi 60 desibelin üzerine çıkmamaktadır. Bu durumda ülkedeki ezan karşıtlarının mahkemeyi kazanma şansları da yok.

Dosya: "Avrupa'da Ezan Düzenlemeleri"

“Cami ve Minare Tartışması, Kamusal Alan Hakkında Bir Tartışma”

1 Kasım 2018

“Kamusal Alanda Dinden Rahatsız Olanlar, Aslında Özgürlüğün Kendisinden Rahatsız Oluyorlar”

Kamusal alanda din özgürlüğü pozitif bir özgürlükken; buna karşın diğerlerinin istenmeyen sembolik seslerle rahatsız edilmeme gibi negatif bir özgürlükleri de var. İyi işleyen bir sistemde, kaygılı vatandaşlar ve/veya organizasyonların, uzlaşmaktan başka seçenekleri yok; ancak bu uzlaşma asla inananların ezanı işitmelerini tamamen engelleyecek biçimde olmamalıdır. Hollanda’da ezan sesi, yerel belediyeler tarafından düzenlenebilirken, Hollanda Anayasası, ezan sesinin her halükârda duyulabilir bir hâlde yankılanmasını güvence altına alır. Bu güvenceler arasında caminin istediği sıklıkta ezan okuması da yer alır; bunun için herhangi bir izne ihtiyaç yoktur. Ne var ki, çoğu cami komşularıyla sorun yaşamamak için hoparlör kullanmayı tercih etmiyor. Buna rağmen Hollanda’da Rotterdam ve Lahey gibi büyük şehirlerde ve ayrıca ülkedeki küçük kasabalarda hoparlör kullanımı oldukça yaygın. Bu camilerin çoğunluğu ezanı yalnızca cuma günleri ya da günde bir ya da iki kez hoparlörden veriyor.

Sonuç olarak, Hollanda’da ezan ile ilgili yaptığım çalışma şunu doğruluyor: Dinî çeşitlilik fikrini ve bunun kamusal tezahürlerini, Hristiyan bir geçmişi olan ve ağırlıklı olarak seküler bir toplumun geçmişindeki dinî kalıntılarda aramamak gerekir. Dinî çeşitlilik, din özgürlüğünün bir sonucu ve dolayısıyla liberal-demokratik ve anayasal düzene sahip bir devletin ürünüdür. Siyaset felsefecisi John Rawls’un da dediği gibi, farklı dinî kurumların ya da bireylerin kamusal varlığından rahatsız olanlar, özgürlüğün kendisinden rahatsız oluyor demektir. Dinî çeşitlilik, bu nedenle, şimdi ve gelecekte de, özgür toplumlardaki eşit vatandaşların en temel ayırt edici özelliğidir.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar