Dosya: "Avrupa'da Müslümanlar ve Depresyon" Irkçılığın Faili Toplum, Mefulü Birey

DOSYA

Irkçılık ırkçılığa maruz kalan insanların psikolojisini nasıl etkiler? Toplumda ırkçılığın ve şiddetin yeri nedir ve bunlar nasıl tedavi edilir? Irkçılık mağdurlarına nasıl yardım edilir? "Toplumda Kısılıp Kalmak" (Alm. Gefangen in der Gesellschaft) kitabının yazarı, ırkçılık ve travma odaklı çalışan psikolog Dileta Sequeira ile konuştuk.

Feyza Akdemir 28 Şubat 2019

Uyarı: Söyleşide ele alınan konular mağdurlarda travma yaşantısıyla ilgili duyguların, resimlerin ve hatıraların ortaya çıkmasını tetikleyebilir ve travmanın tekrarlamasına sebep olabilir.

Genel bir soru ile başlayalım: Irkçı davranışların buna maruz kalan insanlar üzerinde özellikle psikolojik olmak üzere ne gibi etkileri var?

Öncelikle olaya psikoterapötik açıdan yaklaşacağımı belirtmek isterim. Irkçılık deneyimlerinin mağdurların iç dünyasına ne gibi etkileri olduğu sorusuna genel bir cevap verilemez çünkü bu birçok farklı faktöre bağlı olarak değişir. Bu anlamda birincil ve ikincil sosyalleşme önem taşır. Birincil sosyalleşme ailede, ikincil sosyalleşme ise mahallede, kreşte, okulda ve aileyi tamamlayan diğer sosyal temaslarla gerçekleşir.

Şiddet ve ırkçılık deneyimlerinin kişi üzerindeki psikolojik etkilerinin, aileleri tarafından kendilerine bilinçli bir şekilde öz düzenleme/kendini onarma (Alm. Selbstregulation) becerisi ve yetisi kazandırılan insanlarda daha az olduğunu görüyorum. Ancak eğer ailenin kendisi de şiddet, ırkçılık veya nesiller arası travmalardan etkilenmiş ise bu durum birincil sosyalleşmeyi ağır bir biçimde etkiler. Bu sebeple daima, ailede ırkçılık, iltica veya göç deneyimleri olup olmadığı, oturumla ilgili yapısal sorunların bulunup bulunmadığı, aile üyelerinin vatandaşlığının olup olmadığı, ilk nesil göçmen olup olmadıkları gibi sorular cevaplandırılmalı. Bununla birlikte ilgili kişinin ırkçılığın anlamı üzerine düşünüp düşünmediği, politik olarak aktif olup olmadığı, ırkçılık eleştirisi getiren tartışmalara katılıp katılmadığı da önem taşır.

Dosya: "Avrupa'da Müslümanlar ve Depresyon"

Ayrımcılık ve Sonuçlarıyla Mücadele

28 Şubat 2019

Bu hangi açıdan önem taşır?

Bunlar bir kişinin ne derece etkilendiğini belirleyen genel faktörler. Terapist olarak edindiğim tecrübelere dayanarak, kişinin öz düzenleme becerisindeki eksikliğin en büyük problem olduğunu söyleyebilirim. Öz düzenleme, destekleyici bir ortamda güç bulma yeteneği, aynı zamanda huzurlu olma hâlidir, böylelikle günlük yaşam ve görevleri tatmin edici bir şekilde yerine getirilebilir. Eğer öz düzenleme mevcut ise, bu, kişinin ırkçılık deneyimleri ile başa çıkabilme, kendini sakinleştirebilme, durumu kontrol edebilme ve aynı zamanda tekrar güç ve enerji depolayabilme becerisidir. Bunu başarmak genellikle zordur, özellikle de ırkçılığa maruz kalan kişilerin kendilerine yardım edilmediğini ve durumun görmezden gelindiğini deneyimlemeleri durumunda. Böyle bir durumda mağdur büyük bir öfkenin yanı sıra kendini çaresiz ve güçsüz hisseder.

Fakat ırkçılık sonlanmıyor. Irkçılık deneyimleri tekrarlandığında ve aynı zamanda kişinin öz düzenleme mekanizmaları zarar gördüğünde veya az mevcut olduğunda bu durum kronik strese, benim deyimimle “travmatik strese” sebep olur. Bu travmatik stres genellikle telaş, korkular, panik ataklar, hissizleşme veya kaçınma davranışı olarak ortaya çıkar. Bu korkular bir kez somut bir hâl aldığında yayılım gösterir ve mağdur kişiler toplumdan ve diğer zorlu ve tehdit edici nitelikte olan yerlerden kaçınırlar. Bu durumdan muzdarip olan kişiler günlük görevlerini yerine getirmekte güçlük çektiklerini de ifade ederler. Eğer ırkçılık okulda gerçekleşiyorsa ve öğrenciler okulda her an ırkçılıkla karşılaşmayı bekliyorsa, kendilerini genel olarak güvensiz ve huzursuz hissederler, örneğin konsantrasyon güçlükleri gibi sorunları olduğunu söylerler.

Bu travmatik deneyimler tabiri caizse insanın zihninde birikir ve eğer bu durum üzerinde çalışılmazsa travma materyalinin yeniden tetiklenmesi için günlük hayatta yaşanan küçücük bir olay bile yeterli olabilir. Uzun vadeli olarak ırkçılık ve diğer şiddet biçimlerine maruz kalan insanlarda genellikle psikosomatik hastalıklar gelişir.

Bu nasıl olur?

Bunu açıklamak çok kolay değil. Farklı organların işleyişi için farklı hormonlar gereklidir. Eğer sürekli korku, panik, öfke veya hiddet gibi duygular sebebiyle çok fazla veya katılaşma, parçalanma ve depresyon sebebiyle çok az hormon salgılanırsa bu durum uzun vadede organlara zarar verir ve psikosomatik hastalıklar ortaya çıkar. İlgili kişiler sıklıkla özgüven ve kimlik sorunları olduğunu ifade eder ve oldukları gibi oldukları için utanç duyarlar. Kendilerini suçlu hissederler ve eğer farklı görünseler, farklı olsalar bu sorunlarla karşılaşmayacakları gibi düşünce kalıplarına hapsolurlar.

Terapistler mağdurlara, şiddete daha fazla maruz kalmamaları için travmatize edici ortamdan ayrılmayı tavsiye etmektedir. Kitabınızda siz de buna değiniyorsunuz. Fakat ırkçılık durumunda özellikle mağdur olan kişiler “patalojikleştiriliyor”. Neden?

Ben uzun bir süre cinsel ve fiziksel şiddet mağduru çocuklarla ve gençlerle çalıştım. Bu vakalarda daima aile içinde değişim potansiyeli olup olmadığını, failin gerekirse sistemi terk edip etmeyeceğini veya çocuğun sistemden alınması gerekip gerekmediğini inceledik. Bunun arkasında yatan düşünce, mağdurun şiddete katlanmak zorunda kalmasını önlemek, güvenli ve iyi bir ortamda yaşamasına izin vermek. Irkçılık durumunda ise şiddet tabiri caizse kendisinden kurtulmanın kolay olmadığı toplum tarafından uygulanıyor. Bu sebeple ırkçılık mağdurları bu durumla başa çıkabilmenin yollarını bulmak zorundalar.

Irkçılığa uğramış olan insanları patalojize etmemek çok önemlidir. “Patalojikleştirme” derken ırkçılığa maruz kalan kişilerin yaşadıkları korku, panik, belirsiz korkular gibi semptomların terapide de bu şiddet deneyimleri ile ilişkilendirilmemesini kast ediyorum. Genellikle kişide neden bu semptomların görüldüğü araştırılmadan sadece semptomlar tanımlanmakta ve sınıflandırılmakta. Daha sonra da depresyon, DEHB gibi teşhisler koyulmakta. Bu olayı patalojikleştirmektir. Aynı zamanda mağdurlar için “bunlar zaten böyle”, mesela agresif etiketi yapıştırılarak, mağdurların hepsi aynı kefeye konulur, bu da patalojikleştirmedir.

Kitabınızda mağdurların iyileşmesinden sadece kendilerinin sorumlu tutulduğuna da değiniyorsunuz. Mağdurların iyileşmesinden başka kimler sorumlu?

Irkçılıktan söz edersek, burada söz konusu olan şiddet toplumdan kaynaklanıyor. Bu sebeple aslında toplum da, ırkçılığa ilişkin bilinçlendirme, ırk ayrımına eleştirel bakış çalışmaları, okullarda önleyici çalışmalar gibi uygulamalarla tedavi edilmeli. Ancak bu maalesef ki terapötik bağlamda da çok nadiren gerçekleşir. Mağdurlar semptomları nedeniyle tedavi edilir, ırkçılık deneyimleri ise devam eder, bunlar dile getirilmez ve bunlara son verilmez. 

Sonuç olarak bu durumla bir şekilde başa çıkmak mağdurun kendisine bırakılır. Ancak ben, öz düzenlemenin (yeniden) oluşturulması ve bu bağlamda bir iyileşmenin gerçekleşmesi için mutlaka kendi sosyal çevremizde bulunan başka kişilere de ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum. Mağdurun,  gerektiğinde sorununu yani ırkçılık deneyimlerini derinden anlayan ve öz düzenlemenin yeniden oluşturulmasına katkı sağlayacak bir terapiste de ihtiyacı vardır. Mağdurların ırkçılığa maruz kalan diğer kişilerden destek ve dayanışma görmesi de iyileşmelerine katkıda bulunabilir.

Bu nasıl sağlanabilir?

Irkçılıkta mesele sadece komşuma veya okul arkadaşıma karşı nazik olup olmadığım değildir. Irkçılık tarihî bir sorundur. Bu sebeple bununla doğrudan bir ilgileri olmasa da beyazlar otomatik olarak ırkçılığa dâhil olurlar. Irkçılık aidiyetle, katılım fırsatlarıyla, ekonomik ayrıcalıklarla ilgili. Irkçılığın ne olduğuna ilişkin bilgilendirme eğitim sistemimizde daha güçlü ve daha açık bir şekilde ele alınmalı ve bu çocukluk çağında başlamalı. Biz sadece bireysel olarak ırkçılık ve şiddet deneyimlerine maruz kalan kişileri değil, toplumu da tedavi etmeliyiz.

Dosya: "Avrupa'da Müslümanlar ve Depresyon"

Göçmenlerin Psikolojik Rahatsızlıkları ve Tedavi İmkânları

28 Şubat 2019

Mağdurların birçoğu ırkçılık deneyimleri sebebiyle travma yaşamış veya hâlen yaşamaktalar. Ancak görünüşe göre bunun terapide bir yeri yok. Irkçılığı ele almadan travmaların tedavi edilmesi sizce mümkün mü?

Hayır, ırkçılık mutlaka ele alınmalı ve bir mesele hâline getirilmeli. Diğer şiddet eylemlerine ilişkin olarak danışanlarımla küçük psikolojik eğitimler gerçekleştiriyorum, yani danışanlarıma, kendilerini güçlendirme amacı ile başlarına ne geldiğini, neden böyle hissettiklerini, travmanın ne olduğunu, psikosomatik hastalıkların nasıl oluştuğunu, terapinin nasıl şekillendiğini açıklıyorum. Irkçılık mağduru hastalar bana geldiğinde, bu konuda gerekli bilgiye sahip olmalarını bekleyemem. Bu sebeple terapistler hastalara ırkçılığın ne olduğunu anlatabilmeliler. Ama maalesef ırkçılıkla ilgili bu arka plan bilgisi birçok terapistte eksik.

Diğer bir sorun da travma tedavisinin kendisi. Bu anlamda yeniden bir travmaya sebep olmamak için, travmaya duyarlı ve mümkün olduğunca travmayı tetikleyici olmadan çalışmak çok önemli. Yaşananların üzerinde çok küçük adımlarla çalışılmalı ve kişinin öz düzenleme gücü arttırılmalı.

Irkçılık mağdurlarına en iyi nasıl yardım edilebilir?

Bu konuda en önemli şey kişinin öz düzenleme mekanizmasının güçlendirilmesi. Özellikle ırkçılık son bulmadığı, yani yaşanan şiddet gerçek anlamda ortadan kaldırılamadığı için mağdurlar hoşgörü çerçevesinde (İng. window of tolerance) hareket etmeyi, yani sakinleşmeyi ve yeni güç depolamayı öğrenmeliler. Bu anlamda meditasyon, yoga, farkındalık alıştırmaları, öz bakım, sağlıklı beslenme gibi olumlu ritüeller öz düzenlemeyi güçlendirebilir. Bunun yanında biyografi çalışmaları da, hasta ile beraber hangi kaynakların mevcut olduğunu, onlara neyin yardımcı olduğunu ve kimlerin onları güçlendirdiğini/onlara güç verdiğini görmeye yardımcı olabilir. Ayrıca mağdurlara, diğer mağdurlarla birlikte ırkçılığın olmadığı alanlar oluşturmaları ve birbirlerini karşılıklı desteklemeleri için fırsat verilmesinin de çok önemli olduğunu düşünüyorum.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar