Dosya: "Avrupa'da Müslümanlar ve Depresyon" “İthal Evlilikler” ve Depresyon

DOSYA

Göç ve akabinde tecrübe edilen mekân, kültür ve toplum değişimi hem bedensel hem ruhsal etkileri olan çok sarsıcı bir deneyim. Peki Türkiye’den evlilik yoluyla Avrupa’ya gelen gelin ve damatların yaşadığı psikolojik problemlerde bu deneyim ne derece etkili oluyor?

Meltem Kural 14 Mart 2019

Not: Gerçek kişilerle yapılan röportajlar neticesinde ortaya çıkan bu yazıda kullanılan kişi ve şehir isimleri değiştirilmiştir.

Aile birleşimi ya da evlilik göçü çerçevesinde Türkiye’den gelen çok sayıda kadın ve erkek Avrupa’da yaşıyor. Türkiye’den eş getirmek suretiyle yapılan bu evliliklere bilhassa ikinci nesil arasında çok sık rastlanıyor. Evlenerek Avrupa ülkelerine gelenler ise Türk toplumunda “ithal gelin” ve “ithal damat” olarak biliniyor. Yeni sorumlulukların yüklenildiği ve baba evinden kopuş anlamına gelen evlilik tecrübesi insan hayatında başlı başına büyük bir değişim iken, bu süreç başka bir ülkeye göç deneyiminin getirdiği zorluklarla birleştiğinde ortaya ciddi ruhsal ve fiziksel rahatsızlıklar çıkabiliyor. Bu nedenle, Türkiye’den gelen gelin ve damatlar arasında depresyon, kaygı, psikoz ve psikolojik kökenli fiziksel rahatsızlıklara sıkça rastlanıyor. 

“Aile Birleşimi” ve Yalnızlık

Herhangi bir Avrupa ülkesinde ikamet iznine sahip olan bir Türk vatandaşı eşini veya çocuklarını “aile birleşimi” vizesi çerçevesinde yaşadığı ülkeye getirebilme hakkına sahip. Bu durum Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenli pek çok göçmenin çocuklarına çeşitli nedenlerle Türkiye’den bir eş seçme eğilimi göstermesine neden olmuş. Azalmakla birlikte uzun süre devam eden bu trend incelendiğinde dikkat çeken husus bu evliliklerin genelde yakın veya uzak akraba çevresi içerisinde gerçekleşiyor olması. 

Aile birleşimi ile 2005’te Avusturya’ya yerleşen Mehmet Bey 24 yaşındayken teyzesinin kızıyla evlenmiş. 2013’te Belçika’ya gelin gelen Filiz Hanım da annesinin kuzeniyle evlenmiş. Her ne kadar çoğunlukla akrabalarından oluşan bir çevreye girseler de Türkiye’den evlilik yoluyla tanımadıkları bir ülkeye gelenlerin yaşadığı ilk sorun şüphesiz yalnızlık ve özlem oluyor. Kalabalık bir aileden gelen Filiz Hanım normal prosedürün aksine evlendikten sonra Belçika’ya turist vizesiyle giriş yapıp iltica başvurusunda bulunmuş. Başvurusunun neticelenmesi seneler sürdüğünden uzun süre ailesini görmeye gidememiş ve yaşadığı psikolojik çöküntünün büyük bölümünü buna bağlıyor. “Şu an psikolojim iyi diyebilirim. Neden derseniz, oturum hakkı kazanmamın psikolojime büyük katkısı oldu. Türkiye’ye gidip gelmenin bana çok iyi geleceğini düşünüyorum.” diyor neşeyle.

Aile bağları Filiz Hanım’ınkiler kadar güçlü olmayan Mehmet Bey’in Avusturya’ya geldiği ilk günlerdeki hissiyatına ise özlemden çok içine girdiği yeni ortama dair derin bir yadırgama duygusu hâkim: “İstanbul gibi hareketli bir şehirden sonra burayı çok sessiz bulmuştum. Sokağa çıkıyorum kimse yok, bu çok tuhafıma gitmişti.”

Tetikleyici Nedenler

Göçmenler arasında görülen bilhassa “ithal gelin” ve “ithal damatların” yaşadıkları psikolojik sorunların temelinde çoğu zaman sadece yaşadıkları göç tecrübesinin yattığı düşünülüyor. Oysa bu insanların göç sürecinden önce de çeşitli sorunları ve travmatik duygu birikimleri olabiliyor. Tıpkı Filiz Hanım örneğinde görüldüğü gibi. Filiz Hanım, çocukluk ve genç kızlığını Türkiye’de üvey babasının baskısı altında geçirmiş. Hatta onu “ithal gelin” olmaya iten süreç de bu şekilde gelişmiş. Üvey babasını kastederek: “Beni istemeye geldiklerinde ondan kurtulma psikolojisiyle kabul ettim.” diyor. 

Evlendiği günün ertesi çok şiddetli bir kriz geçirmiş Filiz Hanım: “Epilepsi krizi gibiydi. O günden sonra bir buçuk sene boyunca toparlanamadım, sürekli yataktaydım, krizler geçiriyordum, yığılıp kalıyordum.” Filiz Hanım yaşadığı depresyona neden olarak ise çocuklukta yaşadığı bazı olumsuz tecrübeleri işaret ederek “Onların patlak verdiğini düşünüyorum.” diyor.

Mehmet Bey de yanında psikolojik rahatsızlıklar için bir rezerv getirenlerden. Askerdeyken annesi vefat eden Mehmet Bey, bu travmayı üstünden uzun süre atamamış. “Ben görüşemeden, konuşamadan, göremeden nasıl ölür diye annemin vefatını ilk 5 sene kabul etmekte zorlandım. Annemi çok sevmiştim, ama onunla doğru düzgün hiçbir şey paylaşmamışım, beraber hiçbir şey yaşamamışız. Bunun pişmanlığını yaşadım. Onu hiç mutlu edemediğimi düşündüm. Bu suçluluk duygusunu hâlâ çekiyorum.” diyor Mehmet Bey. 

Evlenmeden 2 ay önce müstakbel eşinin geçirdiği ağır bir trafik kazası Mehmet Bey için bardağı taşıran son damla olmuş. Evlenip Avusturya’ya gelmesinin üzerinden henüz 3-4 ay geçmişken hastalığının ilk belirtileri ortaya çıkmaya başlamış. 13 sene önce yakalandığı ve hâlâ da devam eden bir psikoz hastalığına yakalanmış. 

Dil Sorunu

Türkiye’den evlilik yoluyla Avrupa ülkelerine gelen gelin ve damatlar için dil bilmemek büyük bir sorun teşkil ediyor. Gelinler dil bilmedikleri için evin dışında atacakları her adımda başkalarına bağımlı kalarak ev ve akraba çevresi dışında sosyalleşememe problemi yaşıyorlar. Filiz Hanım da bu durumu bizzat tecrübe etmiş: “Dil zaten en büyük sorun buraya yeni gelen bir insan için. O dönem kendimi çok yalnız hissettim. Tamamen eşime bağlanıp kendimi onunla avutmaya çalıştım.” Belki tam da bu nedenle ailesinden uzakta bağlanıp güvendiği tek kişi olan eşi tarafından gördüğü şiddet Filiz Hanım’ı derinden etkilemiş: “Çok büyük bir çöküş hissettim içimde. Psikolojim altüst oldu.”

Öte yandan dil sorunu geleneksel Türk aile yapısında erkeğin rolü düşünüldüğünde damatlar açısından farklı bir boyut kazanıyor. Zira evin geçim ve idaresinden sorumlu olan erkeğin iş bulabilmesinin önündeki en büyük engellerden biri dil yeterliliğinin olmaması. Bu bakımdan özellikle dil bilmemek Mehmet Bey için de başlarda çok zor olmuş. Hastalığının ortaya çıkmasına neden olan en önemli etmenlerden biri olarak Avusturya’ya geldiğinde yaşadığı dil problemini gösteriyor Mehmet Bey: “Erkek olarak çalışmak zorunda olan birine, dil gerekliydi. Dil olayını istediğim kadar hızlı çözemeyişim ve buna bağlı olarak yaşadığım başarısızlık hissi, kısa süre öncesinde yaşadığım annemin ölümü ve eşimin trafik kazasının bende bıraktığı hasarla birleşince bunlar hastalığımda etkili oldu sanıyorum.”  

Dil bilmeme ve anadilde profesyonel psikolojik destek veren Türk terapistlerin eksikliği rahatsızlıkların tedavisinin önünde de bir engel teşkil ediyor. Bu durumda hasta tedavisini Türkiye’ye giderek devam ettirmeyi uygun görüyor. Filiz Hanım da dil engeli yüzünden yaşadığı şehirde Fransızca terapi almayı hiç düşünmemiş: “Beni bir psikoloğa yönlendirdiler, ama dilini bilmediğim için, derdimi anlatamayacağım için gitmedim.” diyor. Bu nedenle oturum hakkını kaybetme pahasına Türkiye’ye dönerek tedaviye orada başlamış. Mehmet Bey de benzer bir süreçten geçmiş. İlk önce Almanca terapiyi denemiş ancak, “Gittiğimiz Almancadan Türkçeye çeviriyle yapılan terapi bir işe yaramadı.” diyen Mehmet Bey de tedavisine Türkiye’de devam etmiş. 

Dosya: "Avrupa'da Müslümanlar ve Depresyon"

Göçmenlerin Psikolojik Rahatsızlıkları ve Tedavi İmkânları

28 Şubat 2019

Kendi Kendini Onarma Süreci

Problemli evliliklerde bir aile terapistinden profesyonel yardım alma düşüncesi ise yurt dışında yaşayan Türkler arasında sık rastlanan bir durum değil. Bu hususta aile ve çevreden gelecek tepkiler ve ayıplanma endişesi büyük ölçüde belirleyici oluyor. Filiz Hanım da eşiyle ilişkilerini tamir etmek için böyle bir yardım almayı hiç düşünmemiş: “Çevremde hiç böyle bir şey duymadım, görmedim. Şimdi ben kalkıp Anvers’te böyle bir şeye yeltensem reklam ederler beni. Eşim de zaten kabul etmez. O nedenle kendi içimde halletmeye çalışıyorum.” diyor.

Geleneksel Türk aile yapısında bir erkek için çalışmak evin geçimini sağlamanın ötesinde aynı zamanda bir iktidar ifade ediyor. Kronik hastalığı ve kullandığı ağır ilaçlar nedeniyle 13 yıldır düzenli bir çalışma hayatı olmadığını belirten Mehmet Bey bu durumun çocuklarıyla olan ilişkisini de etkilediğine inanıyor: “Yeri geliyor kafanı kaldıramıyorsun. Bu hem kendin hem eşin hem de çocukların için çok zor bir durum. Çünkü ister istemez pasif bir imaj çiziyorsun ve bu çocuklar için iyi değil, çünkü baba olarak bir rol modelsin. Anne çok aktif, baba çok pasif. Kendine ve ailene ayırman gereken zaman ve enerjiyi hastalıkla cedelleşerek harcıyorsun.” diyerek çocuklarına ve eşine olması gerektiği gibi bir eş ve baba modeli sunamadığını düşünüyor. 

Bununla birlikte Mehmet Bey hastalığıyla ilgili en büyük desteği eşinden görmüş. “Eşim en başından beri bana çok yardımcı oldu. Bana hep ‘Sen kafanı topla iş önemli değil.’ dedi. Bana geniş bir alan bıraktı. Her halükârda eşimin tanıdığı tolerans bana çok iyi geldi.” diyerek kriz anlarında çok dindar olduğunu vurguladığı eşi sayesinde öğrendiği sureleri okuyarak rahatlamaya çalıştığını söylüyor.

Filiz Hanım ise yaşadığı tüm zorluklara rağmen kendi kendini tedavi etme yöntemleri geliştirmiş. “Sadece Allah’a sığınıyorum ve hiçbir şeyi kafaya takmıyorum. Neşeli kişiliğimden de asla ödün vermedim, hâlâ şakacı biriyim. Kendi kendime ve evladımla mutlu olmaya çalışıyorum.” diyen Filiz Hanım depresyonu yenmeyi de başarmış. “Burada kendimi geliştirdiğimi hissediyorum. 5 sene içinde Fransızcayı öğrendim. Şimdi Anvers’in bir ucundan diğer ucuna kendi başıma gidebilirim.” diyor.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar