Dosya: "Avrupa Sendikaları ve Göçmenler" Bir Göçmen İşçi Direnişi: 1973 Ford Grevi

DOSYA

1973’te Almanya’nın Köln şehrinde Türkiye kökenli göçmen işçilerin öncülük ettiği Ford Grevi, Almanya tarihinde göçmen işçiler tarafından gerçekleştirilen ilk büyük grevdir.

Alihan Alıcı 2 Nisan 2019

Almanya ve Türkiye arasında 30 Ekim 1961 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti ile Almanya Federal Cumhuriyeti Hükûmeti arasında Türk firmaları işçilerinin istisna akdi çerçevesinde istihdamına ilişkin anlaşma imzalanmıştı. Bu tarihten itibaren Türkiye’den birçok kişi geride vatanını, ailelerini ve sevdiklerini bırakarak Almanya’da çalışmak üzere yola çıkmıştı. Türkiyeli göçmen işçilerin büyük bir kısmı Köln, Frankfurt, Düsseldorf, Hamburg ve Berlin gibi sanayi merkezlerinin yoğun olduğu yerlere gitmişti. Öyle ki 1973’te, Ford’da çalışan 12 bin Türk işçi, fabrika çalışanlarının üçte birini oluşturuyordu. Aynı yıl, Ford fabrikasında Almanya Federal Cumhuriyeti tarihinde görülmemiş bir işçi eylemi gerçekleşmişti. Eyleme Türkiyeli göçmen işçiler öncülük etmiş olsa da fabrikada bulunan birçok farklı ülkeden gelen işçi göçmenler de katılım sağlamıştı.

Grevin Sebebi Neydi?

Grevin başlamasındaki ana sebep o zamanki insan kaynakları müdürü Horst Bergemann’ın 300 Türk işçiyi işten çıkarmasıydı. İşçiler, ülkelerine arabayla gidip geldikleri için 4 haftalık yaz tatilinin yeterli olmadığını, 6 haftalık izin kullanmak istediklerini dile getirse de Ford yöneticileri işçilerin bu talebini kabul etmemişti. Söz konusu 300 işçi ise önceki senelerdeki gibi doktordan rapor alarak izinden geç dönmüşlerdi. Öncesinde bu tür durumlarda işçilerin fazla mesaiye kalmasıyla durum çözülse de bu sefer fabrika bu duruma müsamaha göstermedi. Nihayetinde tatilden geç dönen işçiler kovuldu. Çoğunluğu otomatik bantta, yani son montaj kısmında çalışan bu işçilerin işten atılmasıyla bu bölümdeki işçi sayısında önemli bir düşüş meydana geldi. İşten çıkarılan işçilerin iş yükünün geride kalan işçilere yüklenmesi nedeniyle fabrikada tansiyon yükselmişti. Zira kovulan işçilerin yerine kimse alınmazken, iş yükü geri kalan 35 bin işçiye dağıtılmıştı. 

Dosya: "Avrupa Sendikaları ve Göçmenler"

Avrupa Sendikaları ve Göçmenlerin Sendikalarda Temsili

2 Nisan 2019

Şunu da eklemek gerekir ki, Türkiyeli göçmen işçilerin çoğu, fabrikanın son montaj kısmında yer alıyordu. Bu kısımda çalışanlar ise saat ücreti en düşük olanlardı. Ayrıca, 47 kişiden oluşan ve ağırlıklı olarak IG Metall üyelerinden oluşan işçi temsilciliğinde beş Türk bulunuyordu. Dört tanesinin fabrikadaki işi tercümanlık yapmaktı ve diğer temsilciler bu tercümanlara çok güvenmiyordu. Yalnızca bir Türk işçi grubunu temsil ediyordu.

Başlangıcından Sonuna Ford Grevi

24 Ağustos 1973 Cuma günü, gece vardiyasında çalışan Türk işçilerden 400’ü fabrika alanında toplanarak kovulan arkadaşlarının yeniden işe alınması için gösteri düzenlemişti. İlerleyen saatlerde yine gece vardiyasında bulunan yaklaşık 8 bin Alman ve Türk işçi de çalışmayı bırakıp bu gösteriye katıldı. Fabrika yönetimine çeşitli taleplerde bulunan işçiler saat ücretinin 1 Mark artırılması, bant hızının yavaşlatılması, senelik iznin altı haftaya uzatılması, farklı ücret sınıflarının ortadan kaldırılması, senelik maaşın yanı sıra bir aylık maaş ücreti kadar ikramiye verilmesi ve de grev sebebiyle işçilere disiplin cezası verilmemesi yönünde isteklerini hep bir ağızdan dile getirdiler. 

27 Ağustos Pazartesi günü grev devam ediyor, katılım ise giderek artıyordu. Sabah vardiyasında olan 12 bin işçi de greve katılmış, işçi temsilcileri ise fabrika yönetimi ile masaya oturmuştu. Temsilciler bir yandan müzakereleri sürdürürken diğer taraftan işçilerden, işlerine geri dönmesini talep ediyordu. Grevde bulunan işçilerin büyük bir kısmı işçi temsilcilerine güvenmediğinden, kendi aralarına bir grev komitesi seçmişlerdi. Bu komiteye 9 Türk, 2 İtalyan, 1 Yugoslav ve 2 Alman işçi seçilmişti. Baha Targün ve Dieter Heinert, bu komitenin sözcüsüydü. Komitenin karar kıldığı üç temel husus vardı: Alkolün yasak olduğu, sadece provokatörlere karşı şiddet uygulanabileceği ve son olarak makinalara zarar vermenin yasak olduğu.

Süre zarfında işçi temsilciliği ve fabrika yönetimi ile sürdürülen müzakereler sonuç vermemişti. Fabrika yönetimi tarafından grevin ilk gününden sonra greve aktif katılım sağlamayan Alman işçileri evlerine gönderilmişti. Ayrıca evlerine gönderilen işçilere tam ücret alacakları yönünde söz verilmişti. Aynı gün grevciler fabrika alanının giriş noktalarını tutmaya başlamış, dışardan içeri sızabilecek provokatörlere karşı önlem almayı kararlaştırmıştı.

IG Metall sendikası greve karşı çıkıyor ve işçilere, işlerine geri dönmeleri gerektiği yönünde çağrıda bulunuyordu. İşçiler ise kararlıydı. Fabrika yönetimi bu durumla başa çıkamayacağını fark edip, grevde bulunanların fabrika alanına girmesini önlemek istemiş; ancak bu konuda başarılı olamamıştı. Özellikle Türk işçiler gece gündüz fabrikada kalıyorlardı. Kapıların kontrolünü de tamamen ele geçiren işçiler, direnmeye devam ediyordu. Toplandıkları yer ise, çoğu Türk göçmen işçinin çalıştığı son montaj salonuydu. 

28 Ağustos Salı günü bazı gazetelerde “Ford Türklerin Elinde” (Alm. “Ford in Türkenhand”) ve “Radikaller Ford’u felç etti” (Alm. “Radikale legen Ford lahm”) şeklinde manşetler atılmıştı. Aynı gün saat 15:15’i gösterdiğinde gece vardiyasında çalışan işçiler greve katılmak için fabrikadaydı. Polis ana kapıyı tutmuş, kimseyi içeri almak istemiyordu. Sayıca üstün olan grevciler bir şekilde içeri girmişti. Aynı günün akşamı Türk Konsolosluğu grev komitesi ile görüşmüş, grevcileri makinalara zarar vermemeleri konusunda uyarmıştı. 

Türk Konsolosluğu ve grev komitesinin görüşmesi sonrasında fabrikanın A salonunda bu kez Alman basını grev komitesi ile bir röportaj düzenlemişti. Diğer taraftan fabrika yönetimi de yaptığı basın açıklamasıyla çarşamba günü gece vardiyasından itibaren fabrikanın normal çalışma işleyişine devam edeceğini duyurmuştu. Fakat işçi temsilciliği ve fabrika yönetiminin sürdürmekte olduğu müzakerelerde hâlâ bir sonuca varılamamıştı. İşçi temsilciliği, açık açık ifade etmese de, işçilerin haklarını savunmak yerine fabrika yönetiminin tarafındaydı ve grevin en kısa sürede sona ermesini istiyordu. En sonunda işçi temsilciliği başkanı Ernst Lück bir açıklama yaparak yönetim ile sürdürülen görüşmelerin faydasız olduğunu dile getirmişti. 

29 Ağustos Çarşamba günü sabah vardiyasına gelen Türk işçiler aktif bir şekilde greve devam ederken, Alman işçiler evlerinde kalıyordu. Aynı günün sabahı, işçi temsilciliği fabrika yönetimi ile yürütülen pazarlıklar sonucu işçilere bir uzlaşma teklifinde bulundu: Her işçiye 280 Mark pahalılık yardımı yapılacak ve kovulan işçilerle alakalı soruşturma yürütülecekti. Ayrıca işçilere grevde bulundukları günlerin ücreti ödenecekti. Teklif, Alman işçiler tarafından kabul edilirken Türk işçiler tarafından reddedilmişti. Diğer taraftan Türkler ve Almanlar arasındaki bağlantıyı koparmayı başaran fabrika yönetimi, Alman işçilere grev sürecinde çalışmaları hâlinde %150 zamlı ücret vereceğini duyurmuştu. Sonuç olarak Alman ve Türk işçiler birbirinden tamamen kopmuş, fabrikada iki büyük grup oluşmuştu. Aynı günün akşam saatlerinde ilk kez bir kavga meydana gelmişti. Kimliği tespit edilemeyen bazı provokatörler ve öfkeli işçiler grevcilere saldırıda bulunmuştu. Bild gazetesi o günkü sayısında, fabrika alanına sızan komünistlerden söz ederken, işçi temsilcisi başkanı Ernst Lück ise Express gazetesine yaptığı açıklamada, üniversitedeki aşırıcıların oyun alanlarını Ford’a taşıdığını dile getirmişti. 

Ertesi gün yine 2 bine yakın işçi grev için toplanmıştı. Ancak bu sefer grev karşıtı gösteriler de başlamıştı. Karşıt grubun en ön sıralarında “Biz çalışmak istiyoruz.” (Alm. “Wir wollen arbeiten.”) yazılı pankartlar bulunuyordu. Grev karşıtları arasında ustalar, ustabaşıları, fabrika güvenlik personelleri, sivil polisler, Belçika’dan getirilen sopalı grev kırıcıları ve Ford yöneticileri yer alıyordu. Nihayetinde grev şiddet yoluyla bastırıldı ve grevcilerin direnci kırıldı. Kontrol artık polisin elindeydi. Grevcilerin yaklaşık yarısı ve de grev liderleri fabrika alanından dışarıya çıkarılmıştı. 

Grev sonrasında dönemin Kuzey Ren-Vestfalya Eyaleti İçişleri Bakanı Willi Weyer (FDP), Ford’un Anayasayı Koruma Dairesi tarafından gözetim altına alınmasına karar verdi. Çalışma arzusu olan işçiler polis gözetiminde işlerine geri dönmüştü. Greve öncülük etmekle suçlanan 27 kişi tutuklanmış, yaklaşık 100 işçi işten atılmıştı. 600’e yakın işçi, Ford yetkililerinin baskıları sonucunda istifa etmişti. Grevcilerin seçtiği komitenin iki sözcüsünden biri olan Baha Targün ise Türkiye’ye sınır dışı edilmişti.

Dosya: "Avrupa Sendikaları ve Göçmenler"

Türkiye Kökenli İşçilerin Sendikalarda Temsiline Dair Gözlemler

2 Nisan 2019

Grev Sonrası 

Grev şiddetle bastırıldıktan sonra gerginlik ortadan kalkmış, ortama sakinlik hâkim olmuştu. Grev sürecinde IG Metall sendikası işçilerin haklarını savunmak yerine Ford yöneticilerinin yanında durmayı tercih etmiş, grevi engellemeye çalışmıştı. Grev sonrasında Alman Bild gazetesi “Alman işçiler Ford’u kurtardı” başlığıyla grevin bitişini duyurmuştu. Diğer taraftan grev, fabrikada çalışan birçok işçide yeni bir bilinç uyandırmıştı. 

Süreç ilerledikçe fabrikadaki çalışma saatleri azaltılmış, göçmen işçilerin maaşları Alman işçilerle eşitlenmeye başlanmıştı. Almanya’da ilk kez göçmen işçiler tarafından bu denli büyük bir hak arayışına girilmişti. Hâlbuki onlar “misafir işçi” (Alm. “Gastarbeiter”) idi. Kendilerine hep gidecekleri gözüyle bakılmıştı. Fakat onlar kendi iş şartları için direnmişlerdi. Her ne kadar sonunda bastırılmış olsa da bu grev Almanya genelinde büyük yankı uyandırdı ve işverenler üzerinde önemli bir etki bıraktı. Ford Grevi Almanya tarihinde göçmen işçiler tarafından gerçekleştirilen ilk büyük hak mücadelesi olarak tarihe geçti.

Alihan Alıcı

Hacettepe Üniversitesi’nde İngilizce Öğretmenliği Bölümü’nde eğitimini sürdüren Alihan Alıcı, göç sosyolojisi alanında çalışmalar yürütmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar