Fransa Fransa Kendi Polis Şiddetini Fark Etmeye Mi Başlıyor?

Fransa’da sarı yelekliler protestolarına damga vuran polis şiddeti ile ilgili tartışmalar ülke gündeminde. Çoğunluk toplumu için yeni olan bu durum banliyölerde yaşayan ve göçmen kökenli işçi sınıfının çok yakından tanıdığı bir uygulama.

Hassına Mechaï 30 Nisan 2019

Mart ayının başında, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiseri Michelle Bachelet, eşitsizlik karşıtı ya da sosyo-ekonomik şartların iyileştirilmesi için protesto gösterilerine sahne olan birçok ülkede gerçekleşen polis müdahalelerine dair endişelerini dile getirdiğinde, muhtemelen böylesi büyük bir tartışmanın fitilini ateşleyeceğini bilmiyordu. Bachelet’in Cenevre’de İnsan Hakları Konseyi’ne sunduğu yıllık rapor özellikle güvenlik güçlerinin aşırı güç ve ölümcül silah kullanımı üzerinde yoğunlaşıyordu. BM yetkilisinin bahsettiği ülkeler arasında Sudan, Zimbabve, Kamerun, Haiti ve Venezuela’nın yanı sıra Fransa’nın adının da geçiyor olması, 1789 İnsan Hakları Beyannamesi’nin anavatanı olan ülkede skandala sebep oldu. 

Michelle Bachelet, “müreffeh devletlerde bile, insanlar sosyo-ekonomik gelişmelerden ve haklardan faydalanamadıklarını düşünüyorlar; bu da yabancılaşmaya, huzursuzluğa ve bazen de şiddete yol açıyor”, dedi. Bachelet, 17 Kasım 2018’den bu yana “sarı yelekliler” olarak adlandırılan oldukça güçlü bir toplumsal harekete sahne olan Fransa’yı hedef alarak, “Fransa’da Sarı Yelekliler, ekonomik haklardan ve sosyal yaşamdan dışlanmaya itiraz ediyorlar. Bizler Fransa hükûmetinin diyaloğu sürdürmesini tavsiye ediyoruz ve kaydedilen tüm aşırı güç kullanım vakalarının kapsamlı bir biçimde derhâl araştırılmasını istiyoruz.” dedi.

Rapor, Fransa’da ciddi tepkilere neden oldu. Hatta ünlü bir gazeteci Michelle Bachelet için “boş işler peşinde koşan bakan” ithamında bulundu. Hatırlatma olarak şunu belirtmekte yarar var: Michelle Bachelet, General Pinochet diktatörlük yönetimi altında işkence gördükten sonra memleketi Şili’den kaçmak zorunda kalmıştı. 2014 -2018 yılları arasında Şili Cumhurbaşkanlığı görevinden önce 2010’dan 2013’e kadar BM Cinsiyet Eşitliği Genel Sekreter Yardımcılığı yaptı. Ancak bazı Fransız siyasetçileri ve gazetecileri için, Bachelet’in insan hakları savunuculuğu ile dolu geçmişi, kendisinin Fransa hükûmetine sarı yeleklilere yönelik uygulanan polis şiddetinin soruşturmasına dair çağrı yapma hakkı vermiyor. 

Sarı Yelekliler İle Görünürleşen Polis Şiddeti

Fransa’da sarı yelekliler hareketinin başlangıcından bu yana Ulusal Polis Denetim Kuruluna (IGPN) polis şiddetine dair 100’e yakın şikâyet ulaştı. Pek çok gösterici emniyet güçlerinin kullandığı flash-ball olarak da bilinen plastik mermi (LBD) ile yaralandıklarını iddia ediyor. Diğer ülkelerde yasaklanmış olan bu silah, Fransa’da şiddetli tartışmalara neden oldu. Her gösteri sonrasında ortaya sakatlanmış, kaburgaları kırılmış, göz yaşartıcı gaza maruz kalmış insan manzaraları çıkıyor. Aralık ayının başlarında Marsilya’da kepenklerini kapatırken yüzüne göz yaşartıcı bomba isabet eden 80 yaşındaki Zineb Redouane yaşamını yitirdi. Buna rağmen Emmanuel Macron olaylar nedeniyle herhangi bir ölüm yaşanmadığını iddia ediyor. 23 Mart’ta Nice’de polisin izinsiz bir “sarı yelekliler” protestosunu dağıtma operasyonu sırasında 73 yaşındaki pasif eylemci Genevieve Legay’in kaburgası kırıldı ve kafatasında çatlaklar oluştu. Legay bir polis memuru tarafından itildiğini gösteren fotoğrafları kendisine göstermeden önce savcı, eylemcinin düşmesinden polisin hiçbir şekilde sorumlu olmadığını öne sürmüştü. Ancak bu olay karşısında, Macron yaşlı kadına sadece “birazcık sağduyu” dilemekle yetinerek, Legay’in zaten izinsiz bir gösteride yer almaması gerektiğini ima etti. 

Hareketin başladığı tarihten bu yana sosyal medya göstericiler ya da yoldan geçenler tarafından kaydedilen polis şiddetinin fotoğrafları ve görüntüleriyle dolup taştı. Ancak Fransa Hükûmeti, İçişleri Bakanı Cristophe Castaner aracılığıyla polis şiddetinin söz konusu olmadığına dair yemin ediyor. Ancak gerçekte gösteriler sırasında polisin etik kuralları sıkça ihlal ettiği gözlemlendi. Polis memurlarının plastik mermilerle kafa ve cinsel organları hedef almaları, dayak ve tartaklama gibi şiddete başvurmaları yasak olmasına rağmen pek çok insan bu ve benzeri uygulamalardan şikâyet ediyor. Resmî rakamlara göre 7 Mart itibarıyla 17 Kasım 2018’den bu yana yaklaşık 2200 gösterici yaralandı, Ulusal Polis ve Jandarma Denetim Kurulu’nda (IGPN) plastik mermi kullanımı ile ilgili hâlen devam eden 83 soruşturma davası bulunuyor. Emniyet güçleri saflarında 1500 polis, jandarma ve itfaiyeci yaralandı, yalnızca 80’i ciddi hasar gördü. Hareketin başlangıcından bu yana -15 Şubat itibarıyla- mahkemelerden 1800 mahkûmiyet kararı çıktı. Yaklaşık 1500 dava ise görülmeyi bekliyor; 1300’den fazla hızlı duruşma yapıldı. 

Gün gün yaralananların hesabını tutan gazeteci David Dufresne, mart ayının başlarında 483 şiddet olayının kayıtlara geçtiğini, bir kişinin yaşamını yitirdiğini, 202 kafa travması, 21 göz hasarı ile 5 el parçalanması yaşandığını belirtiyor. ACAT (Action by Christians for the abolition of Torture) adlı STK’ya göre, 2000’li yılların başından bu yana, “Fransa polis doktrininde önemli bir kırılma” oldu. 

Tüm gözlemciler, Fransız emniyet teşkilatında LBD 40, GLI-F4 gibi göz yaşartıcı gaz bombaları da dâhil olmak üzere, savunma fişeği fırlatıcılarının yaygın kullanımıyla silah ve mühimmattaki değişime dikkat çekiyor. Bunlar aynı zamanda olaylar patlak verdiğinden beri en ciddi yaralanmalara sebep olan silahlardı. Almanya, Birleşik Krallık ya da Belçika bu silahları kullanmazken, Fransa’nın kullanıyor olması bir Fransız ayrıcalığı olsa gerek!

Polis Şiddeti Kenar Mahalle ve Banliyölerde Rutin Bir Uygulama

Basın ve STK’lar hakkında dikkat çeken şey, polis şiddetini ve bu şiddetin boyutunu yeni keşfetmiş görünüyor olmaları. Ne var ki son yıllarda yaşanan çeşitli ciddi ve ölümcül olaylar bu hakikati bize sürekli hatırlatmaya devam ediyor. En sembolik olanı ise elbette, Zyad ve Bouna adlı iki gencin 2005 yılındaki ölümleri idi. Kimliklerini kontrol etmek isteyen polislerce kovalanan iki genç, bir elektrik santraline sığınmışlar ve orada yaşamlarını yitirmişlerdi. Fransa’nın taşra bölgeleri ve işçi sınıfının yaşadığı muhitler olay sonrasında ateşe verildi ve şehir isyanları ülkeyi sarstı. 

Bir başka simgesel olay ise, Şubat 2017’de polis şiddetine maruz kalan Theo Luhaka olayı oldu. Davadan sorumlu hâkim, teleskopik copunu cinsel istismar amacıyla kullanan polis memuruna ve kasıtlı ağır şiddet kullanımı nedeniyle diğer üç polis memuruna koğuştuma başlatmıştı. 

Sihame Assbague bir insan hakları savunucusu ve yıllardır polis şiddeti vakalarını takip ediyor. 2012 yılından beri bu konu üzerinde çalışan Assbague bir dönem “yüz kontrolünü durdur” (Stop facial control) adlı derneğin sözcülüğünü yapmış. Bu dernek aynı zamanda François Hollande’nin seçim vaadi olan ve polis memurlarının kimlik kontrolü yaptıkları bireylere rapor vermelerini zorunlu kılan düzenleme sözünün hayata geçirilmesi için kampanya başlatmıştı. 

Çok değil, henüz 2014’te “Sadece Ferguson’da değil” (Il n’y a pas qu’à Ferguson) adlı makalesinde Assbague, “50 yıldan daha az bir sürede kaydedilen 320 ölüm” hakkında konuşmak ve “polisin Fransa’da da öldürdüğünü hatırlatmak” için Mike Brown ile Bouna Traore arasındaki benzerliklere dikkat çekmişti. “Ölümler inkâr ediliyor; ölümleri meşrulaştıramadıklarında ise görünmez hâle getiriyorlar”, diyordu. Her ne kadar bu trajik olayların koşulları birebir aynı olmasa da nedenleri ve sonuçları hep aynı. 1979’dan beri hep aynı senaryo sahneleniyor: polis müdahalesi rayından çıkıyor; bir (genç) adam öldürülüyor; polis meşru müdafaa ya da “doğal ölüm” olduğu iddiasında bulunuyor; basın olayın resmî versiyonunu aktarıyor, mahalleler yanıyor, isyan bastırılıyor ve polisler aklanıyor. 

Sihame Assbague’a göre, Sarı Yeleklilere yönelik şiddet, “Fransa’da on yıllardır baskı altındaki gruplara karşı uygulanan devlet şiddeti ile aynı doğrultuda. Bu grupları ise sömürge sonrası göçmenlerin torunları, eski kolonilerden gelenler ve toplumun en savunmasız kesimleri oluşturuyor.” Assbague’a göre, “Bu meseleler üzerinde yıllardır araştırma yapan kimseler, baskı her ne kadar korkunç ve büyük olsa da bu şiddete çok da şaşırmıyorlar. Burada sapkın bireysel bir davranıştan değil, varlık nedeni mevcut ırksal, toplumsal, ekonomik ve siyasi düzenin sürdürülmesi olan bir tahakküm sisteminden bahsediyoruz. Bu bakımdan, sarı yeleklilere yönelik polis şiddetinin mekân ve zaman açısından sınırlı olduğunu, ancak toplumun diğer dezavantajlı gruplarına yönelik uygulanan sistematik şiddetin sürekli var olduğunu vurgulamak gerekiyor. 

FRANSA

"Sarı Yeleklilerin Eylemleri Öncekilerden Farklı"

4 Aralık 2018

Son haftalarda konuşulan polis şiddeti, protestoların bir parçası olarak genellikle cumartesi günleri yaşanıyor. Ancak buradaki şiddetin, beyaz olmayan bireylere, işçi sınıfı mahalleleri sakinlerine ve eski kolonilerden gelenlere uygulanan şiddet ile kesinlikle ilgisi yok. Zira bu gruplara yönelik şiddet sürekli, her gün meydana geliyor ve genellikle insanları eylemleri nedeniyle değil, kimlikleri nedeniyle hedef alıyor. Ancak, ilginç bir süreç yaşıyoruz. Sanki, bazı Fransızlar polis tahakküm sistemi üzerine hızlandırılmış eğitim almış gibiler. Her şeye şahit, tüm ayrıntılara sahip olmasalar da polis şiddeti hakkında kendilerine bazı sorular soracak ve medyanın bu konudaki sessizliğini sorgulayacak kadar bilgi sahibi oldular.”

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER ARKA PLAN YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar