Dosya: "Avrupa'da Cami Mimarisi" Anlaşmazlıklardan Diyaloğa: Cami İnşa Süreci

Arka avlu camilerinden temsilî camilere geçiş çoğunluk toplum ile bazı anlaşmazlıkları da beraberinde getirebiliyor. Fakat bu anlaşmazlıklar aynı zamanda Müslümanları çoğunluk toplum ile bir araya getirerek onlara karşılıklı tanışma ve ilişkileri geliştirme fırsatı da sunuyor.

İbrahim Yazıcı 1 Temmuz 2019

Müslümanların azınlık olarak varlıklarını sürdürdüğü ülkelerde, mevcut cami ve mescitlerin çoğu sanayi bölgelerinin yakınlarında bulunan kiralanmış veya satın alınmış yapılardan oluşuyor. Kültürel ve sosyal antropologlar bu yerleri “arka avlu camileri” (Alm. Hinterhofmoscheen) olarak adlandırıyor. Cami cemaatinin artış göstermesi ve dolayısıyla daha büyük alanlara ihtiyaç duyulması gibi sebeplerden ötürü arka avlu camileri Müslümanlar için yetersiz kalmıştır. Bulundukları ülkelerde kalıcı ve söz sahibi olan Müslümanlar için bu yapılar, aynı zamanda sosyo-psikolojik açıdan belirli bir baskı oluşturmuştur. Bu baskı ibadet edilen ve gündelik buluşma noktalarını teşkil eden mekânların İslam’ı temsil edecek yeterliliğe sahip olmamasının bir sonucudur.

Gayrimüslimlerin çoğunluğu oluşturduğu ülkelerde, Müslümanları ve İslam’ı temsil edebilecek ve İslami sembolleriyle göze çarpan cami sayısı Müslüman sayısına kıyasla ne yazık ki oldukça azdır. Bununla birlikte minare ve/veya kubbeye sahip olan temsilî camilerin inşa sürecinde de yoğun İslamofobik tartışmalar kendini gösteriyor. Bu tartışmaların önlenmesi adına çoğunlukla gerekli projeler başlatılmıyor ya da başlatılan projeler oldukça yetersiz kalıyor. 

Dosya: "Avrupa'da Cami Mimarisi"

"Avrupa’da Tipik Bir Cami Mimarisi Mevcut Değil Ama Oluşmaya Başladı"

1 Temmuz 2019

Temsilî Camilerin İnşa Süreci Üzerine Yapılan Çalışmalar

Camiler hakkında özellikle Almanca dilinde yazılan akademik araştırmaların da önemli bir kısmının araştırma merkezlerinden çıktığını görüyoruz. Bu tür çalışmaları finansal açıdan destekleyen Alman Araştırma Vakfı 2000-2002 seneleri arasında “Dinî Sembollerle İlgili Anlaşmazlıklar: Alman Şehirlerinde Cami Yapımı ve Ezan” (Alm. Konflikte um religiöse Symbole: Moscheebau und Muezzinruf in deutschen Städten) isimli projeyi desteklemiştir. Bu proje Bielefeld Üniversitesinin Disiplinlerarası Çatışma ve Şiddet Araştırma Enstitüsüne (Alm. Institut für interdisziplinäre Konflikt und Gewaltforschung) verilmiş ve araştırmanın görevlisi olarak Dr. Jörg Hüttermann atanmıştır. Bu araştırmanın sonuçları 2006 yılında “Minare: İslami Semboller Hakkında Siyasal Çatışma Kültürü” (Alm. Das Minarett: Zur politischen Kultur des Konflikts um islamische Symbole) isimli kitapta özetlenmiştir.

Hüttermann bu çalışmasında, camiler üzerinden meydana gelen anlaşmazlıkların insanları birbirleri hakkında bilgilenme sürecine soktuğunu düşünmektedir. Almanya’daki bu anlaşmazlık kültürünün toplumu bütünleştirebildiğini ve bu kültür sayesinde insanların birbirine daha çok anlayış gösterdiğini aktarıyor. Şöyle ki: Müslümanlar görünür ve temsilî bir cami inşasına niyetlenince çoğunluğu oluşturan toplum ile irtibat ve diyaloğa girmek bir zorunluluk hâlini alıyor. Böylece anlaşmazlıkların akabinde ortaya çıkan karşı tarafı tanıma ve onlarla irtibata geçme niyetiyle alışılagelmiş retoriklerden uzaklaşılarak, tarafların bir araya gelmesi sayesinde ilişkileri geliştirme fırsatları yakalanıyor.

Amsterdam Ayasofya Camii Örneği

Aslında bu yazıda bizi temel olarak ilgilendiren ve bilmek istediğimiz cami inşası üzerine yapılan sosyopolitik tartışmaların Müslümanları nasıl etkilediğidir. Hollanda’nın Amsterdam şehrine baktığımızda, 2008 yılının ekim ayında gazeteler İslam Toplumu Millî Görüş Teşkilatı’nın gerekli belgelere sahip olmadığından dolayı cami inşaatının başlatılması için izin alamadıklarını ve illegal olarak inşaata başladıklarını yazdı. Oysaki, 2006 senesinde Hollanda Adalet Bakanı Piet Hein Donner ve Amsterdam Baarsjes semtinin Belediye Başkanı H. Van Waveren caminin temel atma törenine katılmıştılar. Adalet Bakanı Donner konuşmasında: “İnanç insana mahsus bir olgudur, dolayısıyla sosyal hayatın bir parçasıdır. Sürekli ve düzenli bir hayat sürmek inançsız mümkün olmaz. İnsanları inançlarından uzaklaştırmaya zorlamak yanlış bir tutumdur. Şu bir gerçektir ki; inanç hürriyeti demek, inananların kendi ibadet yerlerini inşa etme hürriyetine sahip olmaları demektir. Bu mabetlerin adının kilise ya da cami olması durumu değiştirmez.” demişti.

2010 ve 2016 yılları arasında Hollanda’daki gazetelerde camiler ile ilgili en çok tartışılan haberlerde şu noktaların öne çıktığı görülüyor: Camilerdeki pedagojik uygulamalar, çocuk istismarları, dinî eğitmenlerin yetersiz pedagojik eğitimleri hakkında raporlar, cinsiyet ayrımcılığı, cami eğitimi ile radikalleşme, camilerde verilen eğitimlerin çocuklarda demokratik değerlere karşı hoşgörüsüzlük oluşturması, çocukların çeşitli okullarda farklı eğitim yapısına maruz kalmaları ve bunun istenmeyen bir durum olması. Yine bu dönemde aşırı sağ partilerin cami inşaatına yönelik çeşitli eylemleri de baş göstermişti. Tüm bu yazılar ve tartışmalar Amsterdam’daki Müslümanlara cami inşa etme hususunda geri adım attırmadı. Cemaatin desteği ile caminin inşası bitti ve cami faaliyete geçti. Müslümanlar Hollanda’daki topluma camiler hakkında oluşturulan algının doğru olmadığını ve Amsterdam Ayasofya Camii’nin topluma zenginlik katacağı inancına sahip olduğunu belirttiler. Müslümanlar her ne kadar Amsterdam’da arzu ettikleri camiyi inşa edebilmiş olsalar da bu çalkantılı süreç onlarda Amsterdam’da dinlerini yaşama hususunda engellendikleri ve Müslüman olarak varlıklarının istenmediği gibi duygu ve düşüncelerin oluşmasına yol açtı.

Bremen Fatih Camii Örneği

Örnek olarak alacağımız bir diğer cami de Almanya’nın Bremen şehrinde bulunan Fatih Camii’dir. 1995 yılında inşaatına başlanan caminin açılışı 4 yıl sonra 1999 yılında yapılmıştır. 27 metre yüksekliğinde bir minaresi ve 12 metre çapında bir kubbesi olan cami 1300 kişilik bir kapasiteye sahip. Temsilî camilerin Almanya’daki örneklerinden biri olan Bremen Fatih Camii Amsterdam örneğinin aksine politikacılardan ve halktan destek görmüştür. O senelerde Bremen’de “Yeni Bremen” isminde bir kampanya yürütülüyordu ve bu bağlamda Fatih Camii de Bremen’in yeni görünümünde yerini alacaktı. Bremen’in cemaati Amsterdam’da olduğu gibi çok destekleyici ve gayretliydi. Caminin belirli bir görünürlüğe sahip olması özellikle yeni nesil için çok tabii bir durumdu. Cemaat o dönem Bremen şehrinin yenilenmesi ve kendilerinin siyasetçilerle olan iyi diyaloglarının vesilesi ile Bremen’de böyle bir caminin mümkün olacağı kanaatindeydi.

Müslümanlar için şehrin prestijli yerlerinde mimari açıdan anlamlı görünür camiler hem dinî hem de mimari ve sosyal açıdan önem arz etmektedir. “Bir insanın kendi ülkesi dışında bir ülkede vatan edinmesi için iki öge gerekir: Biri ibadet yerleri, diğeri ise mezarlıklar. Biz kendi eserlerimizi ortaya koyduk ve böylece bu ülkenin bir parçası olduğumuzu ifade ediyoruz.” diyen cemaat mensupları kendilerini Bremenli olarak tanıtıyor. Müslümanlar ne kadar azınlık durumunda olsalar dahi belli bir zaman sonra yaşadığı bölgeye anlam yüklemek istiyor. Bu anlam yükleme isteği, toplumdaki bireyler ve söz sahibi siyasiler tarafından kabul edildiğinde Müslümanların içinde bulundukları topluma aidiyetleri pekişiyor.

Cami İnşa Sürecinin Doğurduğu Anlaşmazlıklar ve Çözüm Önerisi

Almanya’ya baktığımızda yaklaşık 2600 adet cami derneği mevcut ve bu camilerin 200 kadarı inşa edilecek şehir ve bölgelerde anlaşmazlıklara sebep oluyor. Sosyologlar, mahallî anlaşmazlıkların siyasallaşma sebebini, camilerin arka avlularda ve sanayi bölgelerinde yer alan göze çarpmayan geçici yapılardan, kubbe ve minareli, merkezî konumlu, etkileyici ve İslami sembolleri taşıyan binalara doğru evrilmesinden kaynaklandığını ifade ediyorlar. Yerel şikâyetler, Müslümanlara karşı mevcut ön yargılar ve bunların medyadaki yansımaları, Müslümanların Avrupa coğrafyalarında yerleşik olmalarına katkı sağlıyor. Aksine yabancılaşma ve paralel toplum ihtimallerini de barındırıyor. 

Buna karşılık Müslümanlar yasal düzlemde haklarını arayarak, verdikleri eserler ile buralarda yerleşik olduklarını gösteriyorlar. Hüttermann’ın kitabında bahsettiği “misafir hakları”nın bu bağlamda beklenmedik ve hızlı bir biçimde gerçekleştiğini ve ikinci ile üçüncü nesil Müslümanların kendilerini toplumun en tabii parçası olarak gördüklerini ve öyle de olduklarını söylemek gerekir. Yine de bu durum bazı açılardan anlaşmazlıklar ortaya çıkarıyor, bu anlaşmazlıklar ise birbirlerine uzak ve yabancı olan insan grupları arasında diyalog başlatıyor.

Dosya: "Avrupa'da Cami Mimarisi"

Avrupa’nın Camileri

1 Temmuz 2019

Tam da bu noktada cami inşa sürecinde, cami inşasına katılan derneklere büyük sorumluluk düşüyor. Bu dernekler; pozitif entegrasyon dürtülerini geliştirmek, Avrupa’da yaşayan Müslümanları ve gayrimüslimleri çatıştırmadan bütünleştirme politikası gütmek, Avrupa kültürüne zenginlik getirecek İslami sembolleri pozitif bir çerçevede üretmek gibi sorumluluklarının var olduğunun farkında olmalılar. Bugün ne yazık ki, Avrupa’daki Müslümanlar kendilerine özgü yeni bir cami mimari üslubu henüz geliştirmedi ve cami mimarisini Türkiye ve benzeri İslam ülkelerinden ithal ediyorlar. Her ne kadar bilim, sanat ve kültür alanlarında ilerleme başladıysa da şu an Avrupa’da inşa edilen camilerin göç edilen ülkelerin geleneksel cami mimarisinin özelliklerini taşıması daha çok tercih ediliyor. Bu bakımdan camilerin toplumda yabancı bir mabetten ziyade konuksever bir yapı olarak algı uyandırması gerektiği kanaatine sahibim.

  Dipnotlar

Hüttermann, J. (2006). Das Minarett: zur politischen Kultur des Konflikts um islamische Symbole. S. 23-35 ve S. 220-225.

Semiha Sözeri, Hülya Kosar-Altinyelken & Monique Volman (2019). “Mapping discourses on mosque education in the Netherlands: a content analysis of the Dutch press, 2010–2016”, Discourse: Studies in the Cultural Politics of Education, 40:3, 358-371.

Tuncay, H. (2013): ELT & Linguistics Dictionary. Yalın Yayıncılık. İstanbul.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar