Hapishanede Manevi Rehberlik “Kimse, ‘Ben Asla Hapse Girmem’ Demesin”

Bir katille ya da uyuşturucu satıcısıyla düzenli olarak buluşup, ona umut olmaya çalışmak kolay mı? Muharrem Keskin, tam da bu tarz ağır ceza mahkumlarına hapishanede manevi rehberlik yapıyor. Keskin yaptığı işi, “suç” kavramını ve hapishanede yaşamı Perspektif’e anlattı.

Elif Zehra Kandemir 13 Haziran 2020

Muharrem Keskin, Avusturya’da hizmet veren bir hapishane manevi rehberi. Aslen Avusturya’da İslam din dersi öğretmenliği yapan Keskin, üniversiteyi bitirdikten sonra bir arkadaşının teklifi üzerine hapishanelerde gönüllü olarak danışmanlık yapmaya başlamış.  

Avusturya’da toplamda 9.000’e yakın mahkum var. Bunlardan 2.000 kadarının Müslüman olduğu biliniyor. Mahkumların etnik kökeniyle ilgili sayılar her dönem değişse de Avusturya’da Türk mahkumların sayısı hayli yüksek. Avusturya toplumunda Müslümanların oranı yüzde 8 iken, hapishanedeki Müslüman mahkumların oranı ise yüzde 20’nin üzerinde. Bu nedenle hapishanelerde Müslüman mahkumlara yönelik manevi rehberlik çalışmaları oldukça önemli. Fakat Hollanda ve Belçika’nın aksine Avusturya’da hapishanelerde manevi rehberlik, tamamen gönüllülük esasına göre işliyor. Yani Keskin ve Avusturya genelindeki 45 Müslüman hapishane rehberi, yaptıkları çalışma karşılığında tek bir kuruş bile almıyorlar.

Hapishanede Ramazan

Avusturya’da Müslüman Mahkumlar: “Birilerinin Orada Olması Gerek”

22 Mayıs 2020

“Cinayet İşleyen Biriyle Tek Başına Bir Odada Oturamazdım”

Keskin Avusturya’da ağır ceza mahkumlarının kaldığı bir hapishane içinde hizmet veriyor. Bu cezaevindeki Müslüman mahkumlarla iki haftada bir Cuma günleri grup görüşmesi yapıyorlar. Çalıştığı mahkumlar arasında müebbet hapis cezası alanlar da var. Hapishanede 100’e yakın Müslüman mahkumdan 40 tanesi onun sohbetine geliyor. Bunun dışında isteyen mahkumlarla birebir görüşmeler de yapıyor.  

Ağır ceza mahkumlarıyla çalışmak oldukça zor. Cinayet işleyen, uyuşturucu kullanan, psikolojik sorunları olan mahkumlarla çalışmak, herkesin yapabileceği bir iş değil. Keskin bu durumu şöyle anlatıyor: “Herkes, cinayet işleyen bir insanla tek başına bir odada oturamaz. Veya psikolojisi alt üst olmuş, ruhsal bunalım yaşamış birisiyle uzun uzun konuşamaz. Ben de böyleydim; bu tip insanları gördüğümde rahatsızlık duyardım.”

Bu düşüncesine rağmen Keskin’in mahkumlara bakışı bir anda değişmiş. Bu süreçte yaşadığı bir hastalık etkili olmuş: “Dünya üzerinde ciddi sorunları olan insanlardan kaçarken, Allah bana psikolojik bir rahatsızlık verdi. Yıllarca panik atak yaşadım. O an ‘insan’ ne demek anladım. İnsan, hâlden hâle düşebilen bir varlıkmış meğer. Bugün çok iyi durumda olan bir insan, bir anda çok kötü bir duruma düşebiliyor. Koronavirüs sürecinde de bunu gördük. Birçok şey elimizde değil. Bir anda, hiç hesap etmediğiniz bir acziyetin içerisine düşebiliyorsunuz. Mahkumlarda da durum böyle. Birbirimizi yanlış yapan, günah işleyen, aciz varlıklar olarak kabul etmek zorundayız.”

Keskin’e göre mahkumlar ve suç olgusunun kendisi, insanlığa büyük bir ders anlatıyor. “Düşünün, 28 yaşında tertemiz bir genç. Yüzünü görseniz, ‘Senin hapishanede ne işin var?’ dersiniz. Fakat konuştuğunuzda ‘Bir anda kendimi kaybetmişim, ne yaptığımı hatırlamıyorum.’ diyor. Bu tarz bir duruma bizim asla düşmeyeceğimizi kim garanti edebilir? Kimse, ‘Benim başıma bu gelmez, ben hapse girmem.’ demesin. Hiç ummadığım insanları gördüm hapishanede.”

Yaşadığı panik atak dönemi, onun sadece mahkumlara bakışını değil, hayata bakışını da bütünüyle değiştirmiş: “Psikolojik bunalım geçirdiğim, kendimi kimseye anlatamadığım, yalnız kaldığım günler yaşadıktan sonra bunun ne kadar yanlış olduğunu gördüm. İnsanların iç alemlerinde nasıl büyük sıkıntılar yaşayabileceğini, kimsenin yardım edemeyeceği bir hâle düşmenin ne demek olduğunu bizzat yaşadım. Bu da bende, insanları anlama konusunda özel bir ruh hâli oluşturdu. Önceden çevremdeki insanları suçlar, yargılardım. Şimdiyse zor durumda olmanın ne demek olduğunu iyi biliyorum. Artık insanları damgalamıyorum. ‘Mutlaka vardır bir sıkıntısı.’ diyorum.”

“Birinin Çocuğunu Öldürmüş Birine Yardım Ediyorsunuz”

Hapishanede çalışmak, aynı zamanda toplumun tamamıyla yüz çevirdiği insanlarla çalışmak demek. Bu yönüyle de hapishane manevi rehberliği, diğer yerlerdeki manevi rehberlik çalışmalarından ayrışıyor. Keskin bu durumu şöyle anlatıyor: “Düşünün; birisi sizin çocuğunuzu öldürmüş. Siz o katilin yanına, ona yardım etmeye gidiyorsunuz. Ya da uyuşturucu satan, yüzlerce gencin hayatını karartmış birini düşünün. Hapishaneye düşmüş o uyuşturucu satıcısına manevi rehberlik sunuyorsunuz. Bunu yaparken çevremden eleştiri aldığım bile oldu. Kimsenin görmek istemediği, duymak istemediği, yardım etmeyi bir kenara bırakın; belki ölümü hak ettiğini düşündüğü insanlara umut olmaya çalışıyorsunuz.”

Ramazan 2020

Hapishanede Ramazan: “Benim Şu An Evde Çocuklarımla Olmam Gerekiyordu”

13 Mayıs 2020

Keskin, bu göreve başlamadan önce hapishaneye ilk gidişini hiç unutmadığını da ekliyor: “Çocukluğumdan beri tanıdığım bir ağabey vardı, hapse düşmüştü. 18 yaşımdayken onu ziyaret etmiştik. Onun o hâli aklımdan hiç çıkmaz. Kimse yardım etmiyor, kimse yanına gelip gitmiyor. Tamamen yalnız bırakılmış, toplumun unuttuğu, kendisiyle ilgilenmeye değer görmediği birisi. Ve bu durumda bir kenara atılmış yüzlerce mahkum var.”

Keskin’in çevresinden birçok insan ve okuldaki öğrencileri, onun hapishanede cinayet işleyenlerle nasıl sohbet edebildiğini, bu mahkumlara nasıl merhamet gösterebildiğini merak ediyormuş. Keskin cevabı şöyle veriyor: “Hapishaneye her gittiğimde, çok farklı bir ruh hâliyle dışarı çıkıyorum. İnsan namaz kılarken bazen Allah’la irtibata giremediği anlar olur. Ya da Kur’an okurken ilahi mesajı tam olarak hissedemediği anlar vardır. Ama hapishaneden çıkarken, bende çok farklı bir ruh hâli oluyor. Allah’la irtibatım güçleniyor. Onun yaptığım bu işten razı olduğu hissine kapılıyorum. Bu hâl beni motive ediyor.”

“Katolik Manevi Rehberler Eşlik Ediyor”

Avusturya’da Müslüman mahkumlara yönelik manevi rehberliğin tamamen gönüllü olmasının yanında başka yapısal sorunlar da var. Bir kere her şeyden önce Müslüman mahkumlara yönelik manevi rehberlik, birçok cezaevinde yapısal olarak sisteme entegre edilmemiş durumda. Keskin bu durumun bazı sonuçları olduğunu şöyle anlatıyor: “Gönüllü çalıştığımız için hapishane içinde anahtarımız yok. Hapishanede istediğimiz yere girip çıkamıyoruz. Mahkumları odalarında ziyaret etmek için yanımızda Katolik manevi rehber geliyor. Senede iki kere tüm mahkumların yanına gidip, onları grup görüşmelerine davet ediyorum. Tek görüşmeleri ise özel odalarda gerçekleştiriyoruz.”

Bunun haricinde bazı Müslüman mahkumların, manevi rehberlerle görüşmelerinde “radikal” görüntüsü vermemek için grup görüşmesine değil, sadece teke tek görüşmelere katıldığı biliniyor.

Keskin teke tek görüşmelerde, hiçbir mahkumun suç geçmişiyle ilgilenmediğini ekliyor. Mahkumlar görüşmelerde ne kadar isterlerse o kadarını anlatıyor. Birebir görüşmelerde mahkumlarla Keskin bir odada kilitli şekilde yarım saatlik sohbetler yapıyor: “Mahkumlarla aramızda bir hasbihal ortamı var. Ben sohbet yapıyorum, sonra ne anladığımızı konuşuyoruz. Çoğu zaman hapishanedeki arkadaşlara, ‘Ben size manevi rehberlik için geliyorum ama siz bana manevi rehberlik yapıyorsunuz.’ diyorum. İçeride farklı bir samimiyet var. Hapishaneye her gittiğimde kendim için büyük dersler çıkartıyorum.”

Keskin bir mahkumla yaptığı konuşmayı şöyle hatırlıyor: “Bir keresinde bir mahkumla baş başa kaldık. Kendisi cinayet işlemiş. 1,5 saat konuştuk. Hayatımdaki en öğretici sohbetlerden bir tanesi idi; çünkü pişmandı. Bana şunu sordu: ‘Bana yol göster. Ben bu günahtan nasıl kurtulurum? Ben kesin cehennemlik miyim? Allah bir insanı öldürenin bütün insanları öldürmüş gibi olacağını söylüyor. Acaba ben bir insanın hayatını kurtarsam Allah beni affeder mi?’ Ben ona şunu dedim: ‘Allah sana merhamet etmese, senin üstünü çizmiş olsa; bizi seninle buraya tövbe hakkında konuşmak için 1,5 saat kilitler mi? Demek Allah sana bir şey anlatmak istiyor.’ Böyle dedim kendisine. Bugün düşündüğümde şunu görüyorum: Belki de Allah o mahkumu bana göndermiştir; benim bir şeyler anlamam için.”

Elif Zehra Kandemir

Lisans eğitimini Münster Üniversitesinde Sosyoloji ve Siyaset Bilimi bölümlerinde çift anadal olarak tamamlayan Kandemir, Duisburg-Essen Üniversitesinde sosyoloji yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir. Ağırlıklı çalışma alanları göç sosyolojisi ve ulusaşırı Türk toplulukları olan Kandemir Perspektif dergisi editörüdür.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar