Alman Polisi Alman İnsan Hakları Enstitüsü: “Polis Teşkilatındaki Irkçı Fişlemeler Tanınmalı!”

Alman İnsan Hakları Enstitüsü, gündemden düşmeyen Alman polis teşkilatındaki ırkçı fişlemeyle (racial profiling) ilgili tavsiyelerini sundu.

eyilmaz 28 Temmuz 2020

Almanya’nın İçişleri Bakanı Horst Seehofer geçen ay Alman polis teşkilatında ırkçı fişleme (İng. “racial profiling”) hakkında yapılması planlanan ve Irkçılık ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu (ECRI) tarafından önerilen araştırmaya gerek görmediğini belirtmişti.

Etnik azınlıkların Alman polisi tarafından hedef alındığı vakaları münferit olarak nitelendiren Seehofer’in bu kararı, özellikle sosyal medyada büyük tepkilere neden oldu. “NSU 2.0” imzalı mektup ve maillerle tehdit edilen kişilerin bilgilerinin polis bilgisayarlarından sorgulandığının ortaya çıkmasıyla polis teşkilatındaki ırkçı yapılanmalarla alakalı tartışmalar yeniden alevlendi.

Irkçı Fişleme Tanınmalı

Gündeme binaen federal ve eyalet hükûmetlerine polis teşkilatındaki ırkçı fişlemeyle ilgili bulgu ve tavsiyelerini sunan Alman İnsan Hakları Enstitüsü, gündelik polis pratiğinin bu tavsiyeler doğrultusunda yeniden gözden geçirilmesi önerisinde bulundu. Irkçı fişlemenin temel insan haklarına aykırı olduğunu vurgulayan Alman İnsan Hakları Enstitüsü Müdürü Beate Rudolf, “Hukukun üstünlüğü açısından emniyet teşkilatına eleştirel bir yaklaşım hakim olmalıdır.” açıklamasında bulundu.

Rudolf, devletin şiddet üzerindeki tekelinin yalnızca temel haklara olan bağlılığı nedeniyle meşru olduğunu açıkladı. “İnsanlara karşı ayrımcılık yapmayan bir polis pratiği, emniyet teşkilatının yararınadır. Böyle bir pratik, toplumda Alman polisine olan güveni güçlendirir.” ifadelerini kullanan Rudolf, yasama organlarına, içişleri bakanlıklarına ve polis teşkilatına ırkçı fişlemeyi tanımaları ve buna yönelik önlem mekanizmaları geliştirmeleri için çağrıda bulundu.

“Irkçı Fişleme Hakkındaki Araştırma Rotayı Değiştirecektir.”

Enstitüde araştırma görevlisi olan Hendrik Cremer, federal hükûmette, içişleri bakanlıklarında ve emniyet teşkilatında, Alman anayasası ve çok sayıda insan hakları anlaşmalarında yer alan ve ırkçı ayrımcılığı yasaklayan maddelerin doğru anlaşılmadığını gösteren fikirlerin mevcut olduğunu savundu.

Enstitünün yayımladığı bildiride, polisin yetkilerini düzenleyen bazı yasaların ırkçı fişlemeye kapı açtığı ifade ediliyor. Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılması Komitesi (CERD) ve ECRI tarafından eleştirilen Federal Polis Yasası’nın 22. (1a) maddesi bu duruma örnek olarak gösteriliyor. Bu maddeye dayanarak, federal polis, örneğin trenlerde, herhangi bir sebep olmaksızın insanları kontrol edebiliyor. Yasa federal polise, hakkında herhangi bir şüphe unsuru olmaksızın herkesi kontrol edebilme yetkisi tanıyor. İnsan hakları uzmanı Cremer’e göre, böyle bir yasal düzenleme federal polisin düzenli olarak dış görünüşe göre kontroller yapmasını mümkün kılıyor.

Cremer, “Polis teşkilatındaki ırkçı fişleme hakkındaki tartışmalar ve bu alanda yapılacak olan bir araştırma, rotayı değiştirecektir. Aynı zamanda böyle bir araştırma teori ve uygulamadaki ayrımcılıkla ilgili, temel insan haklarına dayalı bir anlayışın oluşması için fırsat sunacaktır.” ifadelerini kullandı. Irkçı fişlemenin bariz ırkçı bir motivasyon veya aşırı sağcı bir tutum söz konusu olmadan da gerçekleşebileceğini belirten Cremer, önyargıların oluşturduğu dışlama mekanizmasının ırkçı fişlemeye kapı araladığının kabul edilmesi gerektiğini savundu. (ey)

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar