Dosya: Avrupa'da Türkiye Kökenlilerin Siyasi Temsili Siyasal Katılımın Vazgeçilmez Unsuru: Siyasal Temsil

Siyasi temsil, siyasi aktörlerin vatandaşların çıkarlarını göz önünde bulundurarak kamusal politikaları bu doğrultuda şekillendirmelerini gerektiriyor. Avrupa’da yaşayan Müslümanların siyasi temsilini değerlendirmek için önce siyasi temsil kavramını masaya yatırmak gerekiyor.

Ahmet Aslan 1 Temmuz 2021

İnsanlık tarihinin ilk dönemlerinden itibaren insanların toplum hâlinde yaşadıkları kabul edilmektedir. İnsanlar aile, klan, kabile gibi küçük toplumsal örgütlenmeler şeklinde de olsa her zaman bir toplumda, toplulukta ve toplumsal ilişkiler içinde yaşamıştır. Bu kabul aynı zamanda insanlık için “toplum-öncesi” bir durumun entelektüel bir kurgudan ibaret olduğu anlamına gelmektedir.

Toplum içinde başka insanlarla ilişki hâlinde yaşamak ahlak kurumunu vazgeçilmez kılmaktadır. İnsanlık tarihinin ilk dönemlerinde toplumsal hayat ahlak kuralları ile düzenlenmiştir. Ancak tarihin nispeten ileri dönemlerinde insanlar, “doğal ahlaki toplumdan” yeni bir toplum biçimine, hukuki-siyasi topluma geçmişlerdir. Hukuki-siyasi toplum, bir toplumun üyelerinin belli bir egemen gücün yönetimi altında ve onun çıkardığı yasalarla birbirleriyle hukuki ilişkilere girdikleri toplum biçimidir. (Arslan, 177-178)

Devlet olarak adlandırılan egemen gücün yönetimi altında ve onun onayladığı hukuk düzenine göre yaşamaktan doğan olaylar, siyasal olaylar olarak tanımlanabilir. Bu siyasal olayların önemli bir kısmı iktidar, egemenlik ve meşruiyet kavramları altında değerlendirilmektedir. En basit toplumlardan en karmaşık toplumlara kadar iktidar sahiplerinin yetkilerinin kaynağı önemli bir tartışma konusudur. “Kim, kimi, hangi meşruiyetle, nasıl yönetebilir?” gibi sorular “temsil” kavramını karşımıza çıkarmaktadır.

Batı’da Temsilin Kökeni

Antik Yunan’da temsile benzer uygulamalar bulunmasına rağmen “temsil” (İng. “representation”) terminolojisinin genel olarak Roma hukuku kökenli olduğu bilinmekte. (Pitkin, 2014: 233) Batı’da “temsil” kavramının ilk kullanımı bugünkü kullanımına yakın anlamda 13. ve 14. yüzyıllarda kilise konseylerine katılmak üzere gönderilen kişiler veya İngiliz Parlamentosu için kullanılmaya başlandı. Örgütlü ve merkezî bir dinî toplum yaratma çabasında olan Orta Çağ Kilisesi, giderek daha karmaşık hâle gelen kurumun yönetimi için pratik yöntemler geliştirmek durumunda kaldı. Feodal hukukun yerine Roma hukukunun yeniden yorumlanışı ile siyasal otoritenin halktan alındığı veya halkın tüm iktidarı sürekli olarak yöneticiye devrettiği (lex regia) gibi anlayışlar yerleşti.

Papa Clement V, 1311 yılında evrensel kilisenin temsilcisi olarak gördüğü Viyana Konseyi’ne katılacak piskoposlar bağlamında “temsil” kavramını ilk defa tanımladı. Ancak kavram henüz kesin siyasal bir içeriğe sahip değildi. Kavramın siyasal içerik kazanmasında iki önemli adıma ihtiyaç vardı: kolektif yaşamın kişiselleşmesi ve kolektif yaşamın temsil aracının belirlenmesi. Zira temsilin fiilen gerçekleşmesi için bir temsil aracının oluşturulması, bunun için de bir tekniğin geliştirilmesi gerekiyordu. Toplum bireysel çıkarları ve hakları olan kişilerin toplamı olarak görülmeye başladıktan sonra ancak toplumu temsil fikri olgunlaştı. (Örs, 2006:2-5)

İngiltere’de 1215’te ilan edilen Magna Carta, temsilî demokrasiye giden yolda önemli dönüm noktası olarak gösterilmektedir. Bu belgeye göre kral, parlamentonun onayını almadan yeni vergiler koyamayacaktı. 14. yüzyılda krallar, keyfî vergilendirme gücünü kullanmamaya başladılar. Böylece İngiltere’de parlamento baronların, şövalyelerin, ruhban sınıfın ve burjuvazinin ayrı ayrı temsil edildiği birden fazla bölümden oluşan bir kurum hâline geldi. Burada temsilciler krala bölgelerinin sorunlarını anlatıyor, onunla tartışabiliyor, bölgeleri adına konuşuyor ve kararlar veriyorlardı. Böylece İngiliz parlamenterler, yöneten ve yönetilen arasında iletişim kanalı işlevi gören temsilci rolünü oynadılar. Nihayet 14. yüzyılın sonunda, diğer Avrupa monarşilerinde de benzer gelişmeler sonucu, temsilî kurumlar yönetim mekanizmasının bir parçası hâline geldi. Ancak feodal toplumda yaşanan bu gelişmelerle oluşan temsil kurumu tüm halkın değil toprak sahiplerinin çıkarlarını önceliyordu. Kısacası “temsil” demokrasinin bir icadı olarak değildi; Orta Çağ monarşik ve aristokratik devletlerin bir kurumu olarak gelişti. (Örs, 2006: 5-6)

ÖZEL DOSYA

Avrupa'da Türkiye Kökenlilerin Siyasi Temsili

DEVAMINI GÖR

Siyasi Temsil

Günümüz demokratik sistemlerinin tartışmasız kabul ettiği temsil çeşidi halkın belirli özelliklere sahip olan kesiminin kendilerini temsil etmesi için, adaylar arasından bazılarını seçmesi biçiminde gerçekleşen “dolaylı” temsildir. Nüfusun yoğun olmadığı dönemlerde toplum üyelerinin kendileri ile ilgili her karara oy vererek katıldığı, yani herkesin kendisini temsil ettiği “dolaysız” temsil tarihte kalmıştır. Temsilin ne olduğu; temsilcinin kimi, neyi, ne kadar, nasıl temsil ettiği ve nasıl seçileceği soruları geçmişte de günümüzde de tartışma konuları arasındadır.

Siyasi temsilde en önemli hususlardan biri bireylerin temsil edildikleri duygusuna ya da inancına sahip olmalarıdır. Ancak bunun nasıl oluşacağı da ayrı bir sorundur. Bununla birlikte temsilde somut bir işlemin olması söz konusu duygunun ya da inancın oluşmasında etkilidir. Temsili yetki devri olarak gören anlayışa göre temsilci, daha önce sahip olmadığı eylemde bulunma hakkı verilen kişi; temsil edilen ise kendisi yapmış gibi, yapılan eylemin sonuçlarından sorumlu olan kişidir. Temsilcinin aldığı yetki dâhilinde gerçekleştirdiği bütün eylemler temsildir, yetkisini aşan eylemlerde bulunduğun anda ise temsil işlevi bitmiştir.

Eric Voegelin, seçimle iş başına gelen meclisin ve seçilmiş yürütmenin temsilini “betimleyici” temsil olarak adlandırır ve temsilin basit şekli olarak görür. Ona göre muğlak bir sağduyu kavramına dayanan bu temsilin gerçek bir temsil işlevi gördüğü şüphelidir. Voegelin, bu noktadan sonra temsilin bir toplum için varoluşsal anlamına dikkat çeker. Ona göre yetkili kılınmış temsilcinin eylemlerinin tüm topluma atfedilebilmesi için, temsilcinin “toplumun ruhu”na, toplumsal ortak “idea”ya uygun olması gerekmektedir. Burada toplum kendisinin ötesinde bir şeyin, “aşkın” bir gerçekliğin temsilcisi olarak ele alınır. (Pitkin, 2014)

Temsili toplumun yansıması olarak gören anlayışa göre temsil için seçim mekanizması şarttır ve temsilciler meclisi tüm toplumu yansıtmalıdır. Buna göre bir meclis toplumu ne kadar yansıtabiliyorsa o kadar temsilî bir nitelik taşır. Toplumdaki en küçük çıkarlar; en irrasyonel görüşler; tüm sosyal, iktisadi, kültürel, dinsel, siyasal vb. farklılıklar toplumdaki ağırlıkları oranında meclise yansımalıdır. Bu yaklaşımda esas olan temsilcilerin temsil edilenler adına eylemde bulunması değil onların bütününü mecliste ne kadar yansıttığıdır. Kamuoyunu anlama, analiz etme ve iletme konusunda uzman kimseler olması beklenen temsilcinin, en önemli işi konuşarak seçmenlerin görüşlerini temsil etmektir.

Temsilcilere hem temsil edilenlere karşı “sorumluluk” yükleyen hem de “karar alma görevi” veren anlayışa göre temsilci toplumu yalnızca temsil etmez, o aynı zamanda toplum adına eylemde bulunur. O, aktif olmanın yanında faaliyetlerinin niteliği, temsilci olarak işlevleri ile seçmenlerine karşı sorumludur. Bu sorumluluk; mümessil ile temsil edilen arasında bir bağın, temasın, iletişimin somutlaştırdığı uyumu öngörmektedir. Söz konusu uyum her iki tarafın görüş, istek, ihtiyaç ve çıkarlarını kapsar.

Avrupa’da Müslümanların Siyasi Temsili

Siyasi temsile ilişkin konular siyaset felsefesi ve biliminin bitimsiz sorunları arasındadır. Bu sorunların farklı toplumsal kültür ve yapılara göre çok daha karmaşık hâle gelmesi kaçınılmazdır. Avrupalı Müslümanlar da yaşadıkları ülkelerde siyasi temsil açısından çeşitli sorunlar yaşamaktadır. 2020’de yayımlanan bir araştırma, Avrupa’da Müslümanların yaşadıkları ülkelerin meclislerinde yeterince temsil edilmediklerini ortaya koymaktadır. 2007- 2018 yılları arasında 26 Avrupa ülkesinde ulusal parlamentoların alt meclislerindeki Müslüman temsiline odaklanan araştırma, Müslüman azınlıkların sadece birkaç AB ülkesinde değil, Avrupa’nın genelinde ciddi bir temsil sorunu yaşadığını göstermektedir.

Batı Avrupa’da hem genel nüfusa hem de diğer diğer dinî topluluklara oranla Avrupa’nın en geniş Müslüman nüfusunu barındırmasına rağmen Fransa’da Müslümanların siyasi temsilleri düşük seviyededir. Ülkedeki Müslüman nüfusun oranına göre 40’tan fazla temsilciyle temsil edilmesi gereken Müslümanlar, 2017 seçim sonuçlarına göre yalnızca 8 vekille temsil edilmektedir. Bu temsil; Fransa’daki Müslüman varlığının asırlık tarihine nazaran oldukça geç bir dönemde, 2012’de 4 vekille başlamıştır. Fransa’nın aksine Belçika’da Müslüman azınlık, ülke nüfusuna oranla kendi dilimine düşen 8 temsilci sayısından daha çok olacak şekilde 10 vekille temsil edilmektedir. (Aktürk & Katliarou, 2020: 397-99)

Araştırmaya veri sağlayan ülkeler arasında Belçika, Bulgaristan, Hollanda, Romanya ve Sırbistan’da Müslüman azınlıklar daha yüksek temsil düzeyine sahiptir ve bu ülkeleri Hırvatistan, Rusya, Finlandiya, Karadağ ve Norveç izlemektedir. Buna karşılık Fransa, İsviçre, İspanya, İtalya, Birleşik Krallık ve Almanya’daki Müslüman azınlıklar en az temsil edilen toplumsal gruplardır. Araştırmada etnik veya dilsel resmî kurumsallaşmasının azınlığın dinî ve siyasi temsiline fayda sağladığı savunulmaktadır. Mesela Müslüman azınlıkların siyasal arenada yüksek seviyede temsil edildiği Belçika’da bu duruma katkı sağlayan faktör; araştırmaya göre ülkenin tarihinden kaynaklanan sebeplerle etno-kültürel çeşitliliğin yüksek seviyede kurumsallaşmasıdır. Belçika’ya yirminci yüzyılın sonlarında yerleşen Müslüman azınlık bu durumdan yararlanmıştır.

Belçika’dan sonra etno-kültürel çeşitliliğin kurumsallaşmasının en belirgin olduğu diğer ülkeler sırasıyla Rusya, Karadağ, Finlandiya, Slovenya ve Kuzey Makedonya’dır. Buna karşılık Fransa’daki gibi resmî olarak kurumsallaşmış tek bir kolektif kimliği, tek ulusu tanıyan ve çeşitli etnik, dilsel ve kültürel kimlikler yerine resmî alanda yalnızca bireysel vatandaşlıkların ifade edilmesine izin veren yönetim biçimleri; Müslüman azınlıkların ulusal yasama organlarında önemli ölçüde eksik temsiline sebep olmaktadır. Bu kategoride Fransa’yı takip eden diğer ülkeler Yunanistan, Portekiz, Almanya, İtalya ve Bulgaristan’dır (Aktürk & Katliarou, 2020: 401-02).

Sonuç Yerine

Uluslararası alandaki gelişmeler, iletişim teknolojilerindeki yenilikler, toplumsal ve ekonomik şartlardaki değişim, büyük göç hareketlerinin sonuçları yerleşik siyasi kurum ve değerlerin sorgulanmasına sebep olmaktadır. Yakın zamana kadar anlamlı ve değerli görünen 20. yüzyılın siyasal teori ve kurumları günümüz toplumlarının sorunları karşısında yetersiz kalmaktadır. Rejimlerin meşruiyetini sağlayan parlamentoların değişen koşullara uyum sağlayamaması uzun vadede sorunların oluşmasına sebep olacaktır. Sahip olduğu gelişmiş bilgi teknolojileriyle günümüzde devlet, bireylerin aleyhine daha kapsayıcı bir konumdadır. Bu konumuyla devlet, demokrasinin totalitarizme kayma potansiyeliyle bireylerin ve kültürel toplulukların varoluşsal ihtiyaçlarına kayıtsız kalabilmektedir.

Almanya gibi Batı Avrupa toplumları olanca zenginliklerine rağmen ekonomik eşitsizlikle baş edemeyen toplumlardır. Bu toplumlarda yapısal ve sosyal eşitsizliğe paralel olarak kültürel ve duygusal özdeşleşme yoksunluğundan kaynaklanan bir çözülmeden (Alm. “Desintegration”) bahsedilebilir. Yine bu toplumlarda toplumun önemli bir kısmı “kimlik stresi” yaşamaktadır. Söz konusu sorun için küreselleşme korkularına ek olarak, “Avrupa yorgunluğu”, eşitsizlikler ve toplumsal cinsiyet sorunları yanında, “topluma yabancı baskını” ve “İslamlaşma” korkusu gibi açıklamalar getirilmektedir. Dünyaya açık olamamak, liberal çoğulcu demokrasiyi yaşatamamak azınlıklara, yabancıya, ötekine karşı düşmanlık olarak tezahür etmektedir. (Foroutan, 2019:12-13) Böyle bir denklemde tartışılmaz öneme sahip siyasi temsil; azınlıklar, göç kökenliler için daha da karmaşık bir görünüm arz etmektedir. Temsil edilemeyen her toplumsal kesim, liberal temsilî demokrasinin vaatlerinin geçersizliği anlamına gelmektedir.

Dipnotlar
Aktürk, Ş, & Katliarou, Y. (2020). Institutionalization of Ethnocultural Diversity and the Representation of European Muslims. Perspectives on Politics, 19(2), 388-405.
Arslan, A. (2009). Felsefeye Giriş, 12. Baskı. İstanbul: Adres Yayınları.
Foroutan, N. (2019). Die postmigrantische Gesellschaft. transcript-Verlag.
Örs, B. (2006). Siyasal Temsil. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 0 (35), 1-22. Retrieved from https://dergipark.org.tr/en/pub/iusiyasal/issue/601/6051
Özkan, M. (2020). “Temsili Demokrasiden Demokratik Temsile: Pitkin’i Yeniden Düşünmek”, Muhafazakâr Düşünce Dergisi, 55-83.
Pitkin, H. F. (2014), Temsil Kavramı, çev.: Seda Erkoç, Sakarya: Sakarya Üniversitesi Kültür Yayınları.

 

Ahmet Aslan

Bir dönem Almanya’da ikamet etmiş olan Ahmet Aslan, Din Sosyolojisi alanında doktorasını tamamlamış olup gençlik, değerler ve göç sosyolojisi alanlarında araştırmalarını sürdürmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar