2021 İzin Türkiye’de İzin Zamanının Günah Keçileri: “Gurbetçi Nefreti”

Kapıkule kalabalık. Uzun konvoylar, arabaların üzerine terfi etmiş bagajlar, günler süren çileli yolculuk... Bugünlerde Türkiye’nin sınır kapılarındaki yığılma görüntülerine bir de “gurbetçi nefreti” eşlik ediyor. Oysa Türkiye’deki birçok söylem gibi bu tartışma da “tartışılan” değil, “tartışan”la ilgili.

Rümeysa Aydın 10 Temmuz 2021

Geçtiğimiz senelerde pandemi tedbirleri nedeniyle Türkiye ziyaretlerini askıya alan “gurbetçiler” bu sene gümrük kapılarına yığılmış durumda. 1 Haziran 2021 tarihinden 8 Temmuz 2021 tarihine kadar yaklaşık yarım milyon Türkiye kökenli, karayoluyla Türkiye’ye giriş yaptı.

Türkiye’ye giriş, kimileri için sevinç gözyaşlarıyla gerçekleşirken, diğer tarafta da bu girişlerden pek hoşlanmayan bir kesim var. Anlaşılan bu sene Almanya’ya iş gücü göçünün 60. yılı kutlanmasına rağmen Türkiye’de göçün etkileri hâlâ idrak edilebilmiş değil.

Türkiye’de oy kullanma hakkından, gurbetçilerin Türkiye’ye “virüs taşıdıkları” iddiasına uzanan bu tartışma ağırlıklı olarak sosyal medyada cereyan ediyor. Haber paylaşımları altındaki yorumların dili incelendiğinde karşımızda yepyeni bir fenomen beliriyor: “Gurbetçi nefreti.” “Gurbetçiler Türkiye’de oy kullanmasın” diyenler de var, gurbetçilerin lüks arabalarla Türkiye’ye gelip trafik kurallarını ihlal ettiğini iddia edenler de.

Göç Kökenliler ve Pandemi

Almanya’da Koronavirüs Vakaları "Gurbetçiler" Yüzünden Mi Arttı?

25 Mayıs 2021

Türkiye’ye Kapıkule’den giriş yaparken gazetecilere duygusal demeçler veren izincilere genellikle aynı yorum yapılıyor: “Çok beğeniyorsanız Avrupa’daki düzeninizi bozun da buraya gelin!” Yurt dışında çok iyi şartlarda yaşadığı düşünülen izinciler genelde Euro-TL paritesi üzerinden de yorumlara maruz kalıyor: “Tabii duygulanırsınız. 1 Euro 10 TL olsa ben de duygulanırım!”

Neticede karşımızda, Avrupa’da bir eli yağda bir eli balda yaşarken, her türlü karmaşayı beraberinde getirip Türkiye’nin kucağına bırakan bir “gurbetçi” algısı var. Dahası Türkiye’den yurtdışına göçün arttığı bir dönemde Türkiye’ye “gurbetçiler”in gösterdiği bu “teveccüh”, bir anda siyasi bir pozisyon olarak okunuyor. Ve tüm bunlar, her tartışma gibi aslında “gurbetçiler” hakkında bir şey söylemiyor. Tam tersine, bu söylemi her sene bir üst seviyeye taşıyanlar hakkında bir şey söylüyor.

Bu Tartışma “Gurbetçiler” Hakkında Değil

Tüm dünyanın ortak gündemi olan pandemi, senelere yayılmış ekonomik buhran, dövizdeki baş döndürücü dalgalanma, geleceğe dair belirsizlik, beyin göçü, toplumsal kutuplaşma, ideolojik ayrışma, siyasi aktörlere yönelik genel hoşnutsuzluk… Türkiye için akla bir çırpıda gelen tüm bu faktörler karşısında “gurbetçiler” elverişli bir projeksiyon alanı hâline gelmiş durumda. Ülkedeki genel memnuniyetsizlik kendisini baskın bir şekilde hissettirirken, şimdi bir de Edirne’den güle oynaya yurda yüzbinlerce insanın gelmesi, Türkiye’de bazı kesimlerde incinmişlik yaratıyor olmalı.

Göç

Gurbetin Keşkeli Öyküsü: Gitmek Mi Zor, Kalmak Mı, Yoksa Dönmek Mi?

24 Mayıs 2020

Türkiye’de bir dönem turistlerin sokağa çıkma yasağından muaf olmasıyla birlikte ortaya, “Bu ülkenin vatandaşları ikinci sınıf muameleye tabi.” şeklinde bir retorik çıkmıştı. Yine Türkiye’deki mültecilere yönelik yardım ve düzenlemeler neticesinde “Ülkenin kaymağını Suriyeliler yiyor” retoriğini bunun bir öncülü olarak okumak mümkün. Aslında bütün tartışma, kendisini ülkesinde rahatsız hisseden bir kesimin, “dışarıdan gelenleri” kendisinden daha imtiyazlı, daha müreffeh, daha huzurlu olarak görmesi ve bu hoşnutsuzluğun dışa vurumuyla ilgili. Gurbetçi nefreti, ülkedeki her türlü mutsuzluğun sağaltılması için konforlu bir araca dönüşüyor.

Bundan 4 sene önce yaşanan “çöpçü gurbetçiler” tartışmasına benzer şekilde gurbetçilerin medeni özneler değil de; etrafa çöp bırakan, lüks arabalarıyla hava atan, tatil döneminde her türlü sorumsuzluğu yapan ilkel canlılar olduğunu düşünenler, aslında Türkiye’deki mülteciler hakkında da farklı düşünce örgüsüne sahip değil. Bu kimseler, Türkiye’nin karşılaştığı her yenilik karşısında yönetim becerisini tartışmaya açmak yerine, nefretlerini boşaltabilecekleri özneler arıyor.

Tüm bu tartışma esnasında yurt dışında yaşayan Türkiye kökenliler, hem yaşadıkları ülkelerin, hem de Türkiye’nin asli birer parçaları olduğunu bir kez daha ispatlamak zorunda kaldıkları için hayal kırıklığına uğrayabilir. Belki de göçmenlerin her iki ülkede çoğunluk toplumunun türbülanslı zamanlarında kolayca günah keçisi ilan edilmesi göçün kaderinde vardır. Aradan 60 yıl geçse bile.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar