Futbolda Saha Dışı

Dünyanın Kupası: Ulus Devletlerin Güçlerini Gösterme Arenası

20. yüzyıl başlarında futbol artık Britanya dışında da yayılmaya başlamıştı. Her ülkede federasyonlar kurulurken bu federasyonların birliği de oluşuyordu. Evrensel futbolun bir patronu vardı artık: FİFA…

Fotoğraf: Thomas Couto - Flickr.

1904 yılında ilk FİFA kongresi düzenlendi. Mekân Paris’ti. Sırası gelmişken söyleyelim, İngilizler oyunun kurallarını modernleştirip dünyaya sundu ama evrensel organizasyonlarda teşekkürü Fransızlara borçluyuz. 1919 yılında Fransa Futbol Federasyonu Başkanı olan Jules Rimet ve yardımcısı Henri Delaunay, FİFA’da hakimiyeti ele aldıktan sonra futbolun evrensel anlamda organizasyonu için büyük çaba harcadılar. Öncelikle olimpiyatlar millî takımların boy gösterme alanı oldu. Ancak hem 24 hem 28 olimpiyatlarında futbolun gördüğü ilgi FİFA’yı ayrı bir organizasyon için cesaretlendirdi ve 1928’de bir Dünya Şampiyonası düzenlenmesi fikri kabul edildi. İlginç bir not olarak bütün bu süreçlerde “futbolun evi” olarak kendilerini gören İngilizlerin yer almadıklarını belirtelim. Hatta FİFA’ya üye olmaya da tenezzül etmez İngilizler. Uzun süre şampiyonalara da katılmazlar. “Biz Britanya olarak İngiltere, İrlanda, İskoçya ve Galler, kendi şampiyonamızı düzenleriz. Diğerleri bizimle zaten yarışamaz.” havasındadırlar. Ta ki yüzyılın ortasında Wembley’de Macaristan karşısında hem oyun hem skor olarak hezimet yaşayana kadar, futbolda İngiliz ukalalığına şahit olur dünya. Kim bilir belki de futbolda kapladıkları alana kıyasla millî takımlar düzeyinde bu başarısızlık kaderin onlara reva gördüğü bir ukalalık cezasıdır…

Dünya Kupası’nın 20 Kasım’da başlamasıyla birlikte dünyanın en büyük futbol organizasyonlarından biri olan bu uzun maraton, milyonlarca insanın dikkatini de Katar’a çekti. Perspektif, Futbolda Saha Dışı yazı dizisinde kupanın “saha dışı dinamiklerini” merkeze alarak göç, kimlik, ulusalcılık gibi fenomenleri mercek altına alıyor. Serideki yazılara buradan ulaşabilirsiniz.
TIKLA

Kupaya Hangi Ülke Ev Sahipliği Yapacaktı?

Dünya Kupası’nın düzenleneceği ülke başlangıçtan bugüne hep çokça tartışılan bir konu olageldi. Tercihler hep eleştirildi arkasında farklı sebepler arandı. İlk Dünya Kupası’nın tarihi 1930 olarak kesinleşince adaylık için dört Avrupa, bir de Güney Amerika ülkesi başvurdu. İtalya, Hollanda, İspanya ve İsveç’in yanında Uruguay en zayıf halka görünümündeydi. Ama öyle olmadı. Uruguay kazandı…

Elbette ki bu tercih çok eleştirildi. Hatta eleştirilmekle kalınmadı, diğer 4 aday ülke turnuvaya katılmayı reddetti. Avrupa’dan sadece Fransa, Belçika, Romanya ve sonradan Yugoslavya katılma kararı bildirdi. Bu durum Avrupa ile Amerika kıtası arasında yıllarca bitmeyecek bir gerginliğin ilk adımı olmuştu ama Rimet başkanlığındaki FİFA kararından dönmedi. Az katılımlı, az gündemli de olsa Dünya Kupası geleneği başlamış oldu.

Peki neden Uruguay bütün Avrupa’nın muhalefetine rağmen turnuvaya ev sahipliği yaptı? İlk olarak hem 24, hem 28 olimpiyatlarında Avrupalıları büyüleyen bir Uruguay millî takımı gerçeği var. İkincisi Uruguay’ın 100. kuruluş yıldönümü ve devlet kesenin ağzını açıp tüm katılımcı ülkelerin seyahat ve konaklama masraflarını karşılamıştı. Üçüncü olarak bir tahminde bulunursak Avrupa’dan hangi ülkeye verse diğerleri zaten itiraz edeceği için Uruguay’a verilmiş olabilir. Yine ilginç bir not olarak Fransa, Belçika ve Romanya’nın aynı gemi ile yolculuk yaptığını, hatta gemide antrenmanların yapıldığını ilave edelim. Bu gemi arada ABD’ye de uğrayıp ABD milli takımını da almıştır. Bu Dünya Kupasının en ilginç yönü belki de budur. Yugoslavya gemiye yetişememiştir. Yugoslav millî takımının ilk Dünya Kupasına katılma sürecini anlatan “Montevido Bogvedio” isimli Balkan filmi hem o zamanların Yugoslavyasını hem  futbol ve Dünya Kupası heyecanını anlama konusunda hayli işe yarar.

Uruguay’dan İtalya’ya Futbol: Ülkelerin Kupadan Beklentileri

İlk Dünya Kupası’nda epeyce aksilik yaşanır. Uruguay’ın açılış maçı için inşa ettiği dev stadyum yetişmez ve açılış maçı bir hafta ertelenir. Ama sonuçta kupa organizasyonu sağ salim bir şekilde tamamlanır ve beklenildiği gibi şampiyon finalde Arjantin’i yenen Uruguay olur. Asıl fırtına 1934 yılında 2. Dünya Kupası’nda kopar; aynı ikinci Dünya Savaşının habercisi gibi….

İkinci Dünya Kupası için hem ev sahipliği hem katılım anlamında başvuru sayısı artar. Yine uzun tartışmalar sonucu yine en çok isteyen kazanır: Musollini’nin İtalyası. İtalya o günün şartlarında olağanüstü bir harcama vaadiyle (3 milyon Liret) kupa organizasyonuna ev sahipliği yapma hakkını elde eder. Elbette ki yine bir protesto ile cevap gelir İtalya tercihine. Bu kez Uruguay kendisine misafir olmayana misafir olmayı kabul etmez ve kupaya katılmaz. Ne olursa olsun sonuçta İtalya ve Mussollini istediğini alır ve turnuva başlar.

Aslında Musollini futbolu seven biri değildir. Lakin kısa sürede futbolun ulus devlet için birleştirici gücünü fark eder. Kısa sürede ülkede ciddi spor yatırımları başlatır. İki spor akademisi kurulur. Millî takımın başında da kendisi gibi disipline aşık biri vardır: Pozzo…Bu arada dönemin İtalya Futbol Federasyonu başkanının da bir general olduğunu hatırlatalım.

İtalya çok ciddi hazırlanır turnuvaya. Stadyumlar, Dünya Kupasına özel pul ve posterler hatta Dünya Kupası adıyla sigara markası bile hazırlanır. En ilginci ise bir elinde futbol topu diğer eli ile faşist selamı veren Herkül posteri ülkenin her yerinde meydanları kaplar. Musollini hem misafirlere hem kendi halkına gücünü ve hayalini göstermektedir âdeta. Ama bunun kemale ermesi ve istediği hedefe varması için kupayı da alması gerekir. İktidara gelir gelmez ciddi yatırımlar yapmış olsa da henüz eldeki kadro Dünya Kupası’nı kazanacak durumda değildir. Ve bizim “gurbetçi” formülümüz o zaman biraz da zorlama ile İtalya tarafından kullanılır. Dedesinin dedesi bile Güney Amerika’ya göçmüş, kendisini İtalyan hisseden tüm iyi futbolcu ve göçmenler taranır. Bir önceki Dünya Kupası’nda Arjantin’i finale taşımış 4 futbolcu bu kez İtalya millî takımında forma giyecektir. Ama ülkede yetişmiş önemli bir futbolcu da vardır başarıya ulaşmak için: Yıllar sonra adı Milano’daki stadyuma verilecek Guiseppe Meazza….

Kadro iyi, teknik adam işinin ehli, organizasyon süperdir. Ama Musollini yine de işi şansa bırakmaz. İtalya’nın tüm dünyaya gücünü göstermesi için bu fırsat kaçmamalı ve İtalya mutlaka şampiyon olmalıdır. Son adım elbette ki hakemleri etkilemek olur. Bunu da başarır Musollini ve İtalya hem kendine göre muhteşem bir organizasyon gerçekleştirir hem de muhteşem bir zafere imza atar. Üstelik Musollini bu hamlesi ile “kankası” Hitler’e de Berlin olimpiyatlarında yol haritası sunar. İtalya’nın izlediği yolu çok daha organize bir şekilde bu kez Berlin Olimpiyatlarında Nazi Almanyası ve Hitler izleyecektir. Genelde spor, özelde futbol artık ideolojilerin av sahası, ulus devletlerin güçlerini gösterme arenası hâline çoktan gelmiştir.

Erdal Hoş

Sakarya Üniversitesi’nde öğretim elemanı olarak görev yapan Erdal Hoş, TVNET’te futbol yorumculuğu ve Yeni Şafak Gazetesi’nde spor yazarlığı yapmaktadır.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi#0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler