Avrupa Avrupa’daki Müslümanların Namaz Vakti Tartışması: Takvim Birliğinin Neresindeyiz?

Her ramazan aynı sorun: Neden kimi takvimlerde yatsı geç, kimilerinde ise daha erken oluyor? İlhan Bilgü, Avrupa’daki Müslümanlar açısından “takvim birliği”ni değerlendirdi.

İlhan Bilgü 17 Mayıs 2018

Bilindik bir sorundur. Ramazan gelir, teravih namazları başlar. Fakat o da ne? Bazıları için yatsı çok geç olmakta, kimileri ise teravihi daha erken kılmaktadır. Avrupa’daki Müslümanlar için her sene ramazan ayında tekrarlanan bu tartışma, yatsı ile imsak arasındaki saat farkıyla ilgili. Kimi takvimlerde yatsı ile imsak arasında 3 dakika gibi uçuk bir süre var. Kimileri yatsıyı kılarken kimileri için henüz vakit girmemiş oluyor. “Takvim birliği” adı altında ele alınabilecek bu tartışmaya dair kısa bir özet sunalım.

Takvimlerdeki Namaz Vakti Farkları

Ramazan ayı geldiğinde Müslümanlar arasında yatsı ve imsak vakti tartışmaları her sene gündemde. Üstelik burada aslında tartışılan konu yalnızca “vakitler” de değil, bir yönüyle ramazan ayına has ibadetler de bu tartışmadan etkileniyor. Örneğin namaz vakitleri ile ramazan orucu ve teravih namazının doğrudan alakası var. Güneşin battığı an, hem orucun açıldığı vakit hem de akşam namazının vakti. Sabahleyin, imsak bittiği an, aynı zamanda sabah namazının başlangıcı. Yatsı namazının hemen devamı, teravih namazının başladığı an. Tüm bunlar da bu tartışmaları ramazan ayında iyice ayyuka çıkartmaktadır.

Takvimlerdeki vakitlerin farklılıkları, konuya dair geniş bilgisi olmayan Müslümanların aklını karıştırıyor. Bazen birkaç saati bulan yatsı ve imsak/sabah namazı vakitleri arasındaki farklılıklar bu karışıklığı daha da derinleştiriyor. Erbabınca, kolayca aşılabilecek olan bu tartışmaların bir süre daha süreceği de ortada.

Namaz Vakitleriyle İlgili İlk Çalışma

Avrupa’da namaz vakitleri ile ilgili olarak ilk çalışma merhum Prof. Dr. Muhammed Hamidullah tarafından yapılmıştır. 1957 yılında yazdığı ve Türkçeye de “İslam’a Giriş” adıyla çevrilen kitabında Hamidullah, 45. paralelin kuzeyinde olan bölgelerin yatsı ve sabah namazı vakitlerinin Mekke’deki namaz vakitlerine göre ayarlanabileceğini vurgulamıştı. Daha sonra 1980 ve 1982 yıllarında Brüksel’de yapılan iki toplantıda yatsı vaktinin güneşin batışından sonra, imsak vaktinin de güneşin doğuşundan önce 1 saat 15 dakika şeklinde dünyanın her tarafında ve her mevsimde uygulanabileceğini dile getiren Hamidullah, aynı toplantıda bu önerisine ilave yaparak bu sürenin 1 saat 30 dakika olarak da tespit edilebileceğini dile getirmiştir. Hamidullah, bu önerilerini Hindistan’ın Haydarabad kentinde kendisini de yetiştiren İslam âlimleri ile özel olarak görüşmesi sonucu tespit ettiğini bildirmiştir.

Hamidullah’ın bu önerilerinin, özellikle yaz aylarında yatsı namazının gece yarısından sonra kılındığı ve aradan çok az bir süre geçtikten sonra da imsak vaktinin başlatıldığı bir dönemde yapılması yepyeni bir devrim niteliğindeydi. Hamidullah’ın önerileri büyük oranda kabul gördü ise de, bu toplantılarda önerilen uygulamalar yine de farklı bir şekilde takvimlere geçmeye devam etti. Birkaç takvim ise eski uygulamasına devam etti. Takvimlerin yayıncıları o dönemden beri kendi takvimlerinde çeşitli değişiklikler yaptı.

Burada Hamidullah hocayı rahmetle anarken, yüzyıllar boyu 45. paralelin kuzeyinde yaşayan Müslümanların geleneksel uygulamalarına dokunulmamasını tavsiye etmesi de dikkat çekicidir. Hamidullah bu ifadesi ile Rusya’daki Müslümanların önemli bir bölümü ile, Polonya, Baltık ülkeleri ve Finlandiya Müslümanlarına işaret etmektedir. Ne var ki, bu tartışmalar artık o bölgelerdeki Müslümanları da etkiler duruma gelmiştir.

“Takvim Birliği” Yönündeki Çabalar

Avrupa Fetva Kurulu takvimlerdeki namaz vakitlerinin içtihadi olması sebebiyle farklı uygulamaların kabul edilebileceğini ilan etse de, 2015 yılında takvimlerde birlik gerçekleştirilmesi için özel toplantılar yapmış, bazı takvim yapımcıları bu davete uymamıştır. Ayrıca yapılan toplantıda bir sonuca da varılamamıştır. Ortak namaz vakitleri için yapılan görüşmelerde maalesef bazı takvim yayıncıları kendilerinden başka doğru bir takvim yapılamayacağı gibi büyük bir iddia ile ortaya çıkmaktadır. Bu tavırda diğerlerine yönelik “bana uyun, anlaşalım” mesajı kendisini göstermektedir.

Takvimlerle ilgili tartışmalar, sadece Almanya’ya mahsus değil. Aynı şekilde diğer ülkelerde de bu tartışmalar hâlâ sürüyor. Nitekim Türkiye’de bu tartışmalar her sene televizyonların klasik gündemi arasında yer almış durumda.

Neden Farklı Takvimler Var?

Peki takvimlerdeki ve namaz vakitlerindeki bu farklılıkların sebepleri neler? Bu sebepleri şu şekilde sıralamak mümkün:

1- Takvimlerdeki farklılıkların temel nedeni, nasların (ayet ve hadislerin) ifade ettiği vakitlerin, saat/dakika ile belirlenmemiş olması, dolayısıyla genel ifade içeren ve “an”ı değil de vakti/süreyi belirleyen ölçülerin olması. (Güneşin batışı ile doğuşu gibi.)

2- Diğer bir neden, fıkhi terminoloji ile astronomik terminolojinin uyumsuzluğu. Buna göre her iki sahada kullanılan aynı terimler, aynı “an”ı ifade etmiyorlar. Meselâ astronomide, sahurun bittiğini ve sabah namazının başladığını bildiren Fecr-i Sâdık gibi bir terim yok. Buna rağmen kimi İslam alimleri astronominin kendi tabir ve ölçülerini şer’î ölçüler olarak kabul edebiliyor.

3- Bir diğer sorun özellikle oruç için sahurda vaktin girme ya da çıkma endişesinden dolayı uzun temkin/ihtiyat vakitlerinin konulmuş olması ve temkin vakitlerinin takvimlerde bulunmasının âdeta farz şeklinde algılanması.

4- 45. paralelin kuzeyinde kalan bölgelerde astronomik ölçümlerin sonuçlarının aşırıya kaçması ve bu durumda takdir yapılıp yapılamayacağının bilinmemesi de farklılıkların nedenleri arasında.

Bu sebepleri biraz daha artırmak mümkün olmakla birlikte, gelinen noktada bir takvim birliğinin oluşması daha uzun süreceğe benziyor. Bütün bu ihtilaflarda en çok gözden kaçan şey ise, ibadet vakitlerindeki birlikteliğin, Müslümanların cemiyet hayatı üzerindeki etkisi.

Diyelim ki bir iftar vakti, farklı takvimlere uyan bir cemaatle karşılaştınız. Aradaki bir kaç dakika fark için beklemek ile fiilî bir birliktelik sağlansa bile, yatsı/teravih vaktinde veya imsak ve sabah namazı vaktinde bu birlikteliğin mevcut takvimlere göre sağlanması mümkün değil. Yani özellikle yatsı/teravih, sabah/imsak vakitleri arasındaki farklılıkta ciddi uçurumlar ortaya çıkıyor. Aynı dine inanan insanların, aynı dinin aynı ibadetinin vaktini belirlemedeki bu ihtilafı psikolojik bir yılgınlığı da beraberinde getiriyor. Bir cemaat diğer bir cemaate dinî konularda güvenemez, diğerinin yanlış yaptığına inanır hâle gelebiliyor. Bu da güvensizliği, daha doğrusu İslami birliği ve kardeşliği zedeliyor. İftarın ardından bir camiye gidiyorsunuz, bakıyorsunuz ki Müslümanlar namaza başlamış, siz de “öteki” takvime uyan bir Müslüman olarak, vakit olmadığı hâlde o cemaatin namaz kıldığını düşünüyorsunuz. Namaz kılan o Müslümanlar da sizi vakti olmadığı hâlde sabah namazına başlamakla itham ediyor. Bu ortamda İslam ittihadından bahsetmek nasıl mümkün olabilir?

Burada “takvimlerde ittihad mümkün mü sorusu?” gündeme gelmektedir. Şahsî kanaatimiz bunun mümkün olduğu yönündedir. Yeter ki, kendi takvimini dayatmaya değil, ittihad etmeye niyet edilsin.

İlhan Bilgü

İslam Toplumu Millî Görüş (IGMG) Din İstişare Kurulu Sekreteri.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar