Dosya: "Avrupa Aleviliği" Aleviliğin Avrupa’da Dinî Cemaat Olarak Varlığı

Avrupa Aleviliği

Anadolu Aleviliğinin hem Türkiye’de hem de Avrupa’da sosyokültürel bir harekete dönüşmesi, dahası Alevilerin Avrupa’da birer dinî cemaat olarak örgütlenmeleri, Alevi kimliğindeki değişimlerin de ana göstergeleri arasında yer alıyor.

ElIse MassIcard 11 Aralık 2015

Alevilik bir Batı Avrupa fenomeni hâline geldi. Günümüzde Alevi dernekleri Avusturya, Belçika, Danimarka, Fransa, Birleşik Krallık, İtalya, Hollanda, Norveç, İsveç, İsviçre, Avustralya, Kanada ve Amerika’da bulunmaktadır. Çoğu Alevi 1960, 1970 ve 1980’lerin başında Batı Avrupa’ya yerleşmelerine rağmen Alevilik, yerleşim ülkelerindeki kamu alanlarında henüz yenice ortaya çıkmıştır. Bu ortaya çıkış da göç süreci nedeniyle değil, kültür ve dinle ilgili sorunlara karşı artan farkındalık nedeniyle gerçekleşmiştir. Aleviliğin Avrupa’da daha görünür bir şekilde varlık göstermesinde bir diğer önemli faktör ise 1980’lerden itibaren hem Türkiye’de hem de yurt dışı yerleşim ülkelerinde gözlemlenen Aleviliğin yeniden dirilişi ve canlanmasıdır.

Aleviler Batı Avrupa’ya ne zaman ve nasıl yerleştiler? Burada üç ana safhadan söz edilebilir. İlki, 1960’larda işçi göçü nedeniyle Alevi erkekler Türkiye’den Batı Avrupa’ya, özellikle de Batı Almanya’ya büyük gruplar hâlinde göç etmeye başladılar. İkinci safha 1970’lerin başında işçi göçlerinin son bulmasıyla başlamıştır. Çelişkili bir şekilde işçi göçü dursa da özellikle aile birleşimi için gelen kadın ve çocuklar nedeniyle Türkiyeli göçmenlerin sayısı artmıştır. Üçüncü safha ise 1980 yılında Türkiye’de gerçekleşen askerî darbenin hemen öncesi ve sonrasındaki süreçtir. Bu süreçte işçi göçünden beri en büyük Türkiyeli göçmen akını meydana gelmiş; bu göçmenlerden bir kısmını siyasi sığınmacılar oluşturmuştur. Günümüzde gözlemcilerin tahminlerine göre Almanya’da yaşayan Alevilerin sayısı 400 bin ila 600 bin arasındadır. Kimi araştırmalara göre Aleviler getto denilen azınlık mahallelerinde değil, farklı bölgelerde dağınık şekilde yaşamaktadırlar.

Batı Avrupa’ya yerleşen Aleviler ilk zamanlar görünmez kaldılar. Sünniler gibi yerleşim ülkelerinde biçimselleşmiş bir dinî yaşantı kurmadılar. Bunun birinci nedeni göçlerin meydana geldiği dönemlerde Türkiye’deki Alevilerin dinî pratiklerinin zaten zayıflamakta olmasıydı. İkinci olarak göç hareketinin kendisi dinî pratiklerin azalmasına sebep oldu; zira Alevilerin dinî pratiklerinin çatısını oluşturan köy toplulukları fiziksel olarak dağıldı. Üçüncü olarak, pek çok Alevi takiyye yapmaya devam etti; yani Türkiye’de olduğu gibi göç ettikleri ülkelerde de kimliklerini halk içinde gizlemeye ya da inkâr etmeye devam ettiler. Hemen hemen hiç biri alenî olarak Alevi kimliğini açıklamadığından, Türkiye’den göçen göçmenler arasında Sünni İslam gözle görülebilen tek din hâline geldi. Türkiyeli göçmenler bu nedenle dinî açıdan homojen kabul edildi; bu durum Türkiye’nin resmî kimliği ve söylemine de uygundu. Son olarak, Avrupa’daki Aleviler, öncelikli olarak Alevi kimlikleri üzerinden örgütlenmediler.

Batı Avrupa’da Alevi kimliklerini açıkça ortaya koyan organizasyonlar, Aleviliğin yeniden canlanmaya başladığı 1980’lerin sonunda kurulmaya başladı. Aleviliğin yeniden canlanması ise küresel gelişmelerle, yani hem Türkiye’deki hem de Batı Avrupa’da yaşamakta olan Alevilerin içinde bulundukları koşullarla ilgiliydi. Diğer genel faktörlerin yanı sıra pek çok Alevinin taraftar olduğu sol hareketlerin gerilemesi önemli bir faktördü. Bu gerileme Türkiye’de gerçekleşen 1980 askerî darbesi ile daha da arttı. Aynı zamanda yeni ideolojiler, özellikle de kimlik ve etnisite önem kazandı. Bu durum Kürt sorunu ile alakalı olarak 1980’lerin başında PKK tarafından başlatılan savaş ile Türkiye’de baş gösterdi. Bir diğer faktör ise, 1980 askerî darbesinden sonra cuntanın, dümenini Türk ulusal kimliğine doğru çevirmesi, ulusal bütünlüğü sağlamak amacıyla Sünni İslam’ı vurgulaması oldu. Dahası pek çok Alevi’nin tehdit olarak gördüğü siyasal İslam Türkiye’de ivme kazanmaktaydı. 1993’teki Sivas saldırısı ile 1995’teki Gazi olayları Alevi dirilişini hızlandırdı. Türkiye ve Batı Avrupa’daki birçok Alevi, Aleviliklerini açıkça ifade etmeye başladı ve çok sayıda Alevi derneği kuruldu.

Aleviliğin dirilişi, özellikle Batı Avrupa devletlerinde çokkültürlülük politikaları sayesinde gelişti. 1980’lerde ve hatta 1990’larda çokkültürlülük, İngiltere, Almanya, Hollanda, İsveç gibi ülkelerde ivme kazandı. Bu ülkeler göç meselesine temelde kültürel farklılık olarak yaklaşmaya başlamış; farklı olma ve özgür ifade hakkını desteklemiş, kimlik ve kültür söylemlerine dayalı politikalar uygulamıştır. Çokkültürlülük Aleviliğe böylelikle Alman kamusal alanında ilk kez tanınma fırsatını vermiş oldu. Bu kültürel fırsatın Alevi derneklerinin Avrupa’da kurulma ve gelişmesi açısından önemli sonuçları oldu. Bu fırsatı yakalayan Aleviler, devlet yardımları ya da entegrasyon konularında çoğunluk toplumu ile müzakere etmek amacıyla kendilerinin “Türk kültürü”nden farklılıklarını vurgulamaya ve Aleviliği, korunmaya muhtaç bir kültür olarak tanıtmaya başladı. Örneğin ana Alevi federasyonu AABF (Almanya Alevi Birlikleri Federasyonu) Aleviliğin kültürel bir versiyonunu ortaya koymuştur. Aynı şekilde Almanya’daki çoğu Alevi derneği Aleviliği demokrasi, hoşgörü ve yardımseverliğe dayalı bir “kültür” olarak görmektedir.

Alevi dernekleri gelişmekte ve saz çalmak ve semah tutmak gibi esasında ritüellere dayalı Alevi pratiklerini öğretmektedirler. Bu pratikler Alevi kimliğinin sembolleri hâline gelmiş ve özellikle gençler tarafından benimsenmiştir. Bununla beraber Alevi dernekleri kutlamalar, anma günleri ve konserler gibi kültürel aktiviteler de düzenlemektedirler. Bu aktiviteler halkın ilgisini çekmekte ve dinî merasimlerden daha fazla ilgiyle karşılanmaktadır. Dahası Türk dernekleri gibi Alevi dernekleri de Aleviliğin tanınması için isteklerini dillendirmekte, yerleştikleri ülkelerde Aleviliği tanıtma kampanyaları düzenlemekte, özellikle kültürlerarası ve dindarlararası diyalog projelerine katılmaktadırlar. Bununla birlikte, toplum merkezleri ya da cemevleri kurmak için de çalışmalar yürütmektedirler.

Geçtiğimiz yıllarda sayıları giderek artan Alevi dernekleri -özellikle AABF ya da Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu’na (AABK) bağlı olanlar- Aleviliğin dinî boyutunu vurgulamaya başlamış, daha dinî adlar benimsemiş ve dernek binalarını ibadet yerleri olarak görmeye başlamışlardır. Bu değişim ve geçişi nasıl açıklayabiliriz? Almanya’da devlet ve dinî cemaatler ortaklaşa çalışmalar yürütmekte ve birçok dinî cemaat kamu tüzel kişiliğine sahip bulunmaktadır. Dolayısıyla dinî cemaat (Alm. “Religionsgemeinschaft”) statüsü elde etmek -göçmen olsun ya da olmasın- dinî gruplarca öncelikli bir amaç hâline gelmiştir. Bununla birlikte dinî cemaat olarak resmen tanınmış bir grup, devlet okullarında din eğitimi verme hakkını kullanabilmektedir.

Avrupa’daki Aleviliği incelemeye devam ettiğimizde ana akım Sünni Müslümanların tersine Alevilerin Avrupa’da oldukça iyi bir imaja sahip olduğunu görürüz. Aleviler kendilerinin diğer Türk göçmenlerden farklı olduklarını ifade ederek birçok insanın ön yargıyla yaklaştığı İslam’la aralarına mesafe koymaktadırlar. Aleviler arasında İslam’ın tehdit olduğuna dair genel inanışı kabul eden ve hatta İslam’ın “fundamentalist bir tehlike yaydığına dair” kalıp yargının yayılmasına katkıda bulunanlar bile vardır. Buna karşın kendilerini diğer Türk ya da Müslüman göçmenlerden daha modern, liberal ve açık görüşlü olarak tanımlayan Aleviler de mevcuttur. Bu kimseler Aleviliğin cinsiyet eşitliğini savunduğu ve alkol tüketimine izin verdiği iddialarını vurgulama eğilimi gösterirler. Böylelikle Alevi/Sünni farklılığının aslında Alevilik ile Avrupa kültürü arasındaki uyumluluğa işaret ettiği vurgusu ile Alevilerin Avrupa toplumlarındaki entegrasyonunda sorun olmadığı düşüncesi anlatılmaya çalışılır. Bu durum, Alevilerin Avrupa ülkelerindeki toplumlarla iyi ilişkiler geliştirmelerine, bu ilişkilerden hareketle de yerleştikleri ülkelerde kurumsal entegrasyon ve resmî tanınma stratejileri oluşturmalarına neden olmaktadır. Örneğin Almanya’da, AABF’ye bağlı Alevi dernekleri 2000’li yılların başında çeşitli eyaletlerde dinî topluluk olarak tanınmış, bu tanınma Sünni Müslüman derneklerin tanınmasından çok daha hızlı ve kolay olmuştur. Benzer gelişmeler diğer Avrupa ülkelerinde de mevcuttur: 2007 yılında Danimarka’daki Alevi derneği İslam’dan ayrı bir dinî cemaat olarak tanınmış ve böylelikle resmî nikâh kıymak, yurt dışından getirilen din adamlarına çalışma izni sağlamak ve Alevi mezarlıkları oluşturmak gibi pek çok hak elde etmiştir. Farklı ülkelerin birbirinden farklı kurumsal entegrasyon imkânları sağlaması Alevilerin tanınma stratejilerini etkilemiş olsa da (örneğin Danimarka’dakine benzer bir sistem Fransa’da bulunmamaktadır) şu ilginç durum bütün açıklığıyla kendisini göstermektedir: Avrupa’da Aleviler dini farklılıklarını ifade etme özgürlüklerine Türkiye’de olduğundan fazlasıyla sahiptir ve bu siyasi, toplumsal ve hukuki çerçeve Avrupa’daki Alevileri dönüştüren en büyük etmenlerden biri olmuştur.

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER DOSYA YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar