DOSYA Hortlayan Aşırı Sağ: Ana Akım Siyasetten Sokak Protestolarına

DOSYA

Chris Allen 2 Mart 2018

İngiliz aşırı sağı son 10 yılda yeni bir canlanma dönemi yaşadı. Bu durumun fark edilmesini sağlayan bir dizi olayın ilki, Jo Cox’un Haziran 2016’da öldürülmesiydi. Milletvekili olan Cox, beyazlar için bir “hain” olduğu, göçmenliği ve Avrupa Birliği’ni savunduğu gerekçesiyle Thomas Mair tarafından silahla vurulmuş ve defalarca bıçaklanmıştı. Mahkeme sırasında ismini soran hâkime, “Benim ismim hainlere ölüm, İngiltere’ye özgürlük” sözleriyle cevap veren Mair’in çeşitli aşırı sağcı gruplarla bağlantısı olduğu anlaşılmıştı.

İngiltere’deki aşırı sağı “görünür” hâle getiren ikinci gelişme ise İngiltere hükûmetinin Aralık 2016’da Ulusal Eylem’i (İng. “National Action”) yasaklaması oldu. Bu organizasyon İngiltere tarihinde bu türde yasaklanan ilk organizasyondu. Üçüncü gelişme ise, geçen sene haziran ayında Londra’daki Finsbury Park Camii’nden çıkan cemaatin üzerine minibüs sürmesinin ardından terörle bağlantılı cinayet ve cinayete teşebbüs suçlarından hüküm giymiş olan Darren Osbourne olayı idi. Mair gibi, Osbourne’nin de aşırı sağcı grup ve aktivistlerle ilişkisi olduğu ortaya çıktı. Bununla birlikte ülkede hükûmetin radikalleşme ile mücadele programına yönlendirilen, aşırı sağ ideolojilere bağlı kişi sayısının hızla arttığı da görülüyor.

 

Aşırı Sağın Öncüsü: İngiliz Ulusal Partisi (BNP)

Aşırı sağdaki bu canlanmanın öncüsü İngiliz Ulusal Partisi’dir (İng. “British National Party” – BNP). 1990’lı yıllarda kendisini meşru bir siyasi parti olarak yeniden dizayn eden BNP, yoksulluğun fazla olduğu ve önemli oranda Müslüman nüfusun yaşadığı bölgelerdeki “hoşnutsuz beyaz işçi” sınıflarına hitap etti. “İngiltere’de İslam’a yer yok” ve “İslam Referandum Günü” adlı kampanyalarla BNP beyaz, işçi sınıfın toplumsal sorunlarından Müslümanları sorumlu tuttu. Örneğin belediye fonlarının yerel konutlar ya da okullar inşa etmek yerine cami inşaatlarında kullanıldığını iddia etti. 2007 ile 2010 yılları arasındaki belediye seçimlerinde, öncesinde görülmemiş bir başarı yakalayarak, İngiltere tarihinde resmî olarak muhalefet partisi statüsünü elde eden ilk aşırı sağcı grup hâline geldi. Bununla birlikte 2009’daki Avrupa seçimlerinde iki sandalye elde ederken, Londra Meclisinde bir sandalye kazandı. Manifestolarındaki taahhütleri yerine getirmemeleri ve grup içi çekişmelerden dolayı siyasal dayanağını kaybetti ve mali zorluklarla karşılaşarak nihayetinde işlevsiz hâle geldi.

 

Camileri Hedef Alan Oluşum: İngiliz Savunma Ligi (EDL)

İngiliz Ulusal Partisi’nin (BNP) çöküşüyle birlikte İngiltere’nin ilk aşırı sağ sokak hareketi ortaya çıktı. Futbol holigan şebekelerinden oluşan İngiliz Savunma Ligi (İng. “English Defence League” – EDL) ana akım siyaset rolünü oynamayı reddetti. “İngiltere’nin İslamlaştırılması” ve “şeri hukukun yayılmasına” karşı çıkan İngiliz Savunma Ligi (EDL) hızla büyüdü. Ülke çapında, cami inşaatlarını ve geniş Müslüman toplulukları hedef alan gösteriler organize etti. Alışılmadık bir şekilde başlarda EDL normalde aşırı sağcı olmayan kişilerin desteğini almayı başardı. İlk başlarda kendisini çokkültürlü bir hareket olarak tanımlayan EDL’in bünyesinde Sihler, Yahudiler, bedensel engelliler, LGBT ve kadın kolları grupları da bulunuyordu. Öyle ki ilk başkan yardımcılarından biri de Sih idi. Grubun diğer bir ayırt edici özelliği ise, gösterilerde İsrail bayraklarını taşımaları idi.

Ne var ki bir yıl içerisinde, EDL’nin “çokkültürlü” niteliği kaybolurken, yerini apaçık bir İslamofobi ve aşırı sağcı ideoloji aldı. Bir yandan İngiliz Savunma Ligi’ne verilen destek azalırken, öte yandan örgütün gösterileri daha saldırgan hâle geldi; pek çok gösteride sarhoş ve şiddet yanlısı göstericiler yer aldı. Nitekim hareketin sonunu getiren şey, etkileyici liderleri Tommy Robinson’ın 2013’teki istifası oldu. Grup destekçileri arasındaki sağcı radikalizmin boyutları konusundaki korku ve tartışmalar nedeniyle, hareket içlerinde İngiliz Savunma Gücü’nün de bulunduğu, birçok küçük hizibe bölündü.

 

Önce Britanya’nın Doğuşu

Diğer aşırı sağcı grupların çöküşünden faydalanmak isteyen bir başka grup ise “Önce Britanya” (İng. “Britain First”) idi. Öncesinde İngiliz Ulusal Partisi (BNP) üyeleri olan “Önce Britanya” kurucuları ilk olarak ana akım siyasette faaliyet göstermeye çalıştı. EDL’nin başarısına ve sonradan gelen çöküşüne tanık olan “Önce Britanya”, EDL’nin yaklaşımı ile kendine özgü sosyal medya kullanımını birleştirerek bir strateji oluşturdu. EDL’in gösterilerine benzer gösteriler düzenlemesine rağmen, “Önce Britanya” en fazla 200-300 destekçi toplayabildi. Öte yandan, “Önce Britanya” rutin bir şekilde görseller, videolar yayımlayarak Facebook’ta 1.9 milyon takipçiye ulaştı. Bu görsel ve videolar İngiliz bayrağının yanında oturan köpek yavrularından Birinci ve İkinci Dünya Savaşlarında savaşmış askerleri anmaya kadar farklılık gösteriyordu. Bu sayfada dikkat çeken ise paylaşımlarda “Önce Britanya” ya da grubun İslamofobik ideolojisiyle ilgili içeriklerin nadiren gösterilmesiydi. Dolayısıyla pek çok kişi, içeriklerin ne anlama geldiğinden habersiz bir şekilde içerikleri beğenip paylaştı ve hâlâ da paylaşmaya devam ediyor.

 

Asker Lee Rigby Cinayeti

İngiliz askeri Lee Rigby’nin 2013’te öldürülmesinden sonra, “Önce Britanya” o dönemde geniş bir kamuoyu ilgisi çeken daha fazla faaliyete girişti.

Bu faaliyetlerin arasında, Londra’nın yoğun Müslüman nüfusunun bulunduğu bölgelerinde “Hristiyan devriyeleri” oluşturmak ve “Müslüman bölgelerin” ortasında büyük beyaz haçlar taşıyarak yürümek, eylemcilerin imamların ve cemaatin önünü kestiği ve onlara zorla İngiliz ordusu İncilleri dağıttıkları “cami istilaları” düzenlemek bulunuyor. Sayıları ne kadar az da olsa “Önce Britanya” üyeleri bu faaliyetlerine hâlâ devam ediyorlar.

 

Nasyonal Sosyalist Hareket: “Ulusal Eylem”

Her ne kadar İngiltere’deki aşırı sağın yeniden hortlamasının arka planında Müslüman ve İslam karşıtlığı bulunsa da, Ulusal Eylem (İng. “National Action”) bir istisna sayılır. İngiliz Ulusal Partisi’nin (BNP) gençlik kanadından doğmuş olan Ulusal Eylem, (yasaklanmadan önce) “geleneksel” Nazizm’e bağlıydı. Kendilerini Nasyonal Sosyalist hareket olarak tanımlayan grup, Adolf Hitler ve Nazi Almanyası’nı överek, rutin bir şekilde Nazi imgelerini ve sembollerini kullandı. Ulusal Eylem ayrıca diğer aşırı sağcı gruplardan uzaklaştı; zira EDL (İngiliz Savunma Ligi) ve “Önce Britanya” gibi grupların, aşırı sağ öğretisini sulandırarak hafiflettiklerini düşünüyordu. Açık bir şekilde Antisemitik, homofobik, ırkçı ve engelli karşıtı Ulusal Eylem, “beyazların vatanını” kurarak İngiltere’yi “kurtarmayı” hedefliyordu. Bunu yapmak için de, “sopayı düşmana sallamaktan korkmadıklarını” iddia etmişlerdi. Gruptaki şiddet eğilimi Garron Helm ve Joshua Bonehill-Paine isimli iki sempatizan 2014 yılında hapse atıldığında daha bariz hâle geldi. Helm, milletvekili Luciana Berger’e Antisemitik bir tweet atmış, Berger’in alnının üzerinde “#Hitlerhaklıydı” yazan bir etiketle Davud yıldızı bulunan bir fotoğraf göndermişti. Bonehill-Paine ise Berger’i “kemirgen” ve “paragöz” olarak niteleyen yazılar yayınladığı için tutuklandı. Gruba getirilen yasak, grup üyeliğini cezai bir suç olarak tanımlarken Ulusal Eylem, “İskoç Şafağı” ve “NS131” gibi takma adlar altında devam etmiş gibi görünüyor. Diğer yandan, İngiliz ordusunun beş görevli üyesinin geçen yıl Ulusal Eylem üyesi olduklarından şüphelenilerek tutuklandığını belirtmekte de fayda var.

 

Futbol Gençleri İttifakı (FLA)

İngiltere’deki aşırı sağla ilgili son gelişme ise Futbol Gençleri İttifakı (İng. “Football Lads Alliance” – FLA) oldu. Kendisini sokak gösteri hareketi olarak tanımlayan Futbol Gençleri İttifakı (FLA) rakip “futbol kulüplerinin” tatsız çekişmelerini ve düşmanlıklarını bir kenara koymalarını, aşırıcılığa ve aşırıcılığın İngiltere’ye olan tehdidine karşı birleşmeleri gerektiğini savunuyor. Geçen yılki Manchester ve Londra terör saldırılarına tepki olarak “Futbol Gençleri İttifakı” bugüne kadar yalnızca iki gösteri düzenledi. Son gösterisinde 30 bine yakın destekçi topladı. Gösteri katılımcılarına alkolden, bayrak sallamaktan ve slogan atmaktan kaçınmalarını isteyen FLA, kendilerinin her türlü aşırıcılığa karşı olduklarını ve daha başka bir siyasi amaçları olmadığını vurguluyor. Fakat FLA tarafından düzenlenen en son gösteride pek çok tanınmış aşırı sağcı aktivist de yer aldı. İngiliz Savunma Ligi (EDL) eski başkanı Tommy Robinson bunlardan biriydi. Birçok kişi, Futbol Gençleri İttifakı’nın (FLA), zamanla yalnızca “İslamcılıktan esinlenen aşırılığa” ve daha sonra saplantılı şekilde Müslümanlara ve İslam’a odaklanan bir başka aşırı sağcı sokak hareketi olduğundan endişe ediyor. İngiliz Savunma Ligi (EDL) ile Futbol Gençleri İttifakı (FLA) arasında bu görüşü destekler nitelikte pek çok benzerlik var. FLA şayet şu anki rotasını değiştirmez ve böyle devam ederse, kendinden önceki grupların yapamadığını başarmış olacak. Çünkü Futbol Gençleri İttifakı 30 bine yakın insanı harekete geçirerek, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana İngiltere’deki aşırı sağın en büyük toplanışını gerçekleştirdi. Böylece kendinden önceki grupların topladıkları kişi sayısının on katından fazlasını toplamış oldu. Bu açıdan bakıldığında, FLA dikkat edilmesi gereken bir oluşum.

 

“İslam’a Karşı Nefreti Kendi Lehimize Kullanalım”

Burada değinilen grupların birçoğu geçtiğimiz on yılda ana akım siyaset tarafından ciddiye alınmamış olsa da aşırı sağdaki gruplar cesaretlendirildi. Bu gruplar giderek daha cüretkar, çatışmaya açık ve saldırgan hâle gelerek sinsi ideolojilerini yaymanın peşindeler. Özellikle terör olaylarının hemen akabinde bu grupların ana akım siyasetçilerle karşılıklı anlayış içerisinde olduğu düşünülürse İngiltere sağını son olayların ardından tümden birleştiren şeyin Müslümanlara ve İslam’a duyulan nefret olması şaşırtıcı değildir.

İngiliz Ulusal Partisi (BNP) lideri Nick Griffin 2008’de şöyle demişti: “[Aşırı sağ] İslam’a karşı kamusal nefretin artışını kendi siyasi amaçlarımız lehine kullanma yoluna gitmelidir.” İngiltere’nin aşırı sağı bu konuda şüphesiz epey yol kat etti. Brexit sonrası İngiltere’de –ırk ve din kaynaklı nefret suçlarının rekor sayıya ulaştığı bir düzlemde- aşırı sağın daha saldırgan ve şiddet yanlısı hâle gelmesinden korkuluyor. Daha da kaygı verici olan ise, bu kesimlerin kamuoyundan daha fazla anlayış görmeleri. Belki de bu yüzden, siyasiler, emniyet güçleri ve güvenlik hizmetleri ortaya çıkan tehdidin farkına nihayetinde varmaya başladılar.

©Shutterstock.con/Elena Rostunova

ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz!
    Perspektif açık bir tartışmayı teşvik eder. Fakat bununla birlikte ırkçılık ya da farklı gruplara yönelik aşağılama içeren her türlü yorum editörün süzgecine takılacaktır.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar