Dosya: "Avrupa'da Göç ve Müzik" “Gurbette” Müzik Yaşamı 

Avrupa’daki Türk kökenli göçmenlerin sosyal hayatlarında müzik önemli bir yer tutuyor. Ba-vullarıyla birlikte sazlarını ve notalarını da yanlarına alarak Avrupa’yı yurt edinen göçmen ve göçmen kökenliler için müzik hem kültür aktarımı hem de “ana vatanla” kurulan bir bağ işlevi görüyor. 

Haluk Yücel 30 Mayıs 2019

Göç, kimlik, diaspora, asimilasyon ve entegrasyon kavramları, içinde bulunduğumuz yüzyıl içerisinde pek çok bilimsel ve sanatsal çalışmaya konu olan toplumsal meseleler olarak karşımıza çıkmaktadır. Dünya üzerinde hâlen ciddi bir şekilde göçe dayalı kitlesel toplum hareketlerini görmek mümkün. Bu hareketlilik neticesinde kimlik olgusu ve diasporadaki yeni yaşamların asimile olma endişesi de kaçınılmazdır. Kimlik terimi kabaca “Sen kimsin?” sorusuna verilen bir yanıt olarak, kişinin bulunduğu ortamda nasıl ve ne biçimde kabul edildiğine ve dil, din, millet olarak neyi temsil ettiğine dair bir olgu olarak ele alınabilir. Öyle ki kimlik teriminin sağlıklı bir tanımı için sosyal bilimlerin farklı disiplinlerinin bilgi ve bakış açısını kapsayan bir değerlendirmede bulunmak daha akılcı olacaktır. 

Bununla birlikte diaspora kavramı da son derece mühimdir. Eski Yunancadan dilimize geçen “diaspora” terimi, Türk Dil Kurumu Sözlüğü’nde “herhangi bir ulus veya inanç mensuplarının ana yurtları dışında azınlık olarak yaşadıkları yer” ve “herhangi bir ulusun yurdundan ayrılmış kolu, kopuntu” olarak tanımlanmıştır. Göçmenler ikinci vatan kabul ettikleri ülkelere kültürlerini, âdetlerini, dinî inançlarını ve sanat anlayışlarını da beraberlerinde götürürler. Güç şartlarda yaşayan göçmenlerin bir yandan vatanlarından uzakta yaşama tutunma çabaları, diğer yandan kimliklerini koruma mücadeleleri hiç şüphesiz oldukça zorlu bir sınav niteliği taşımaktadır. 

Kültür; genel bir ifadeyle, bir toplumun gelişim süreci içinde kendini gösteren, maddi ve manevi değerlerini kapsayan son derece önemli bir sistemler bütünüdür. Kültürün en önemli aktarıcısı olan insanoğlu, geçmişten aldığı bütün kazanımları kendisinden sonraki nesillere iletmekle sorumlu bir taşıyıcı konumundadır. Sanat ise bu bütünlük içerisinde o toplumun gelişmişlik düzeyini estetik bir anlayışıyla ifade eder. Kültürün oluşumu ve devamlılığı söz konusu olduğunda tüm sanat dalları gibi müziğin önemi de tartışılmazdır. Günümüz popüler kültürü içerisinde, geleneklere bağlı müziğin korunması, yaşatılması ve gelecek kuşaklara aktarılmasında müzikbilimciler ve sanatçılar kadar, çeşitli formlarda ve makamlarda eserler veren bestekârlar da büyük önem arz eder.

Peki Türk göçmenlerin Avrupa’ya iş gücü olarak davet edilmelerinin ardından yaşanan ve yaklaşık 60 yıldır devam eden göç hareketinin göçmen Türklerin müzik yaşamları üzerinde nasıl bir etkisi olmuş ve Türkler bu kültürü diasporada nasıl devam ettirebilmişlerdir?

Almanya Örneğinde “Gurbette” Müzik Yaşamı

Türk tarihinde göç konusu oldukça önemli sosyolojik bir durum olarak kabul görmektedir. Türklerin yaşamında göç olağan bir durum olup, Orta Asya’dan başlayarak Akdeniz ve Avrupa’ya doğru sürekli bir yer değiştirme şeklinde seyretmiştir. Öyle ki; Türkiye yirminci yüzyılda Çin ve Hindistan’dan sonra üçüncü en çok göç veren ülke konumunda olmuştur. Yakın Türk tarihindeki en büyük göç hareketlerinden birisi ise 31 Ekim 1961 tarihinde Türk İşçi Alımı Anlaşması’nın yürürlüğe girmesiyle ilkin Almanya’ya daha sonra da diğer Batı Avrupa ülkelerine yapılan işçi göçüdür. Amaçları sözleşmeleri süresince çalışıp tekrar geri dönmek olan birinci nesil göçmenler zaman içerisinde gittikleri ülkelere yerleştiler. Örneğin Almanya’da önceleri misafir işçi (Alm. “Gastarbeiter”) olarak tanımlanan ve sadece iş gücü olarak görülen Türkler zaman içerisinde “yabancı vatandaşlar” (Alm. “Ausländische Mitbürger”) olarak kabul edildiler. Alman İstatistik Kurumu’nun 2012 verilerine göre bugün 3 milyona yakın nüfusuyla Türk ve Türk kökenli göçmenler Almanya’daki en büyük yabancı azınlık grubunu oluşturuyor. 

Almanya’ya ilk giden Türk göçmenler madenlerde ve fabrikalarda çalışmak üzere sağlık muayenelerinden geçirildiler. Kendilerinde herhangi bir eğitim koşulu aranmadı. Birçoğu şehir hayatını hiç tanımıyordu. Almanya’ya vardıklarında ilk kaldıkları yerler 8-12 kişi için hazırlanmış içlerinde ranzalar bulunan odalardı. Çalışma saatleri dışındaki tüm zamanlarını “Heim” yani yurt adı verilen bu yerlerde geçiriyorlardı. 

Uzun yıllar devam eden göçler sonucunda Almanya’da ciddi anlamda bir Türk nüfusu oluştu. “Gurbetçiler” 1960’lı yıllarda “acı vatan” olarak adlandırdıkları Almanya’ya giderken ümitlerinin yanında melodilerini de götürdüler. Kısaca Türk müziği Avrupa’ya ilk önce bavulların içinde gitti. Çektikleri gurbet sancısı yanlarında götürdükleri sazlarına da yansıdı. Vatan hasreti, aile özlemi gibi konularda yazılmış türküler okundu akşamları. Zamanla okunan türkülerde işçilerin yaşadıkları gerçeklere uygun olarak içerik ve konu değişiklikleri görüldü. Öyle ki dil sorunu, iş yerindeki sorunlar, millî kimlik duygusu yansıdı türkülerine.

Bir toplumun en önemli kültürel değerlerinden biri olan geleneksel müzik oluşumu ve tarihsel süreçteki devamlılığı bakımından ortaya çıktığı kültürün içerisinde harmanlanmış bir şekilde günümüze ulaşır. Yöresel yaşam tarzları, sosyo-ekonomik şartlar ve coğrafi özellikler, halkın müziksel tutumunu derinden etkileyen önemli etkenlerdendir. Aynı nedenle Almanya Türk toplumunda farklı dönemlerde Türk halk müziği, Türk sanat müziği, arabesk, pop ve rock gibi müzik çeşitleri yoğun ilgi görmüştür.

Müzik Anlayışında Değişimler ve Farklı Akımlar

1973 yılında işçi alımının durdurulması sonucunda birçok işçi Türkiye’ye dönerken pek çok işçi de ailelerini yanlarına aldırtmış ve bu durum “zorunlu bir uyum” sürecini beraberinde getirmiştir. Türklerin ticaret hayatına girmesi çalışma koşullarının görece iyileşmesine ve neticede serbest zamanlarda eğlenmek için müziğe duyulan ihtiyacın artmasına; bu da bu ihtiyaca eklemlenmiş bir eğlence piyasasının oluşmasına yol açmıştır. Böylelikle başlangıçta amatör ve daha sonraları yarı profesyonel müzisyenlerin boy gösterdiği müzikli restoranlar ve gazinolar açılmıştır. Bununla birlikte, sermaye sahibi olan Türk işadamları Türkiye’den popüler şarkıcıları Almanya’ya getirerek burada büyük “gurbetçi” konserleri düzenlemeye başlamışlardır.

1970’lerde Anadolu halk müziğiyle birlikte işçiler arasında arabesk müziğin de yaygınlaştığını görüyoruz. Bu müzik, 1960’ların sonlarında Türkiye’de gerçekleşen büyük şehirlere artan iç göçün sonucunda ortaya çıkmıştır. Ticari amaçlı üretilen arabesk müzik, Almanya’da da hızla en popüler müzik tarzı olmuş ve 1990’ların rap müziğine kadar büyük oranda egemenliğini sürdürmüştür. 

Türkiye’de 1980’li yıllarda ortaya çıkan siyasi sorunlar yüzünden Almanya’ya göç eden Cem Karaca gibi pek çok sanatçı müzik hayatını Almanya’da devam ettirmiş, bu da siyasi içerikli “protest müzik” adı verilen türün o dönem ilgi görmesinde etkili olmuştur. 1990’lı yıllara gelindiğinde ise sayıları günden güne artan Türk diskolarında çalınan şarkılar arasında, Türk pop müziği önemli bir yer tutmaktadır. Almanya’da yaşayan Türk “hip-hop”cu gençlerin oluşturdukları diyasporik kültürel kimlik özellikle 1990’lardan sonra Türk rap sanatçılarının şarkı sözlerine ve söylemlerine somut bir şekilde yansımaktadır. Bu açıdan bakıldığında, özellikle Berlin duvarının yıkılması sürecinde hip-hop giderek artan bir biçimde getto anlatısının taşıyıcısı olmuştur. Genelde hip-hopun, özelde de Türk hip-hopunun Berlin’in duvar sonrası geçirdiği hızlı değişime bağlı olarak yaşadığı dönüşümler de olmuştur.

Müzik Eğitimi

Almanya’da yaşayan Türk toplumunda müzik olgusu “usta–çırak” ilişkisi ile devam etmektedir. Derneklerde ve müzik cemiyetlerinde bilhassa Türk halk müziği eğitimi ve bağlama dersleri, nota ve usule bağlı öğretilmeyip, ezbere dayalı “usta-çırak” metoduyla sürdürülmektedir. Anadolu’nun bu geleneksel yöntemi 21. yüzyılda Avrupa’da yaşayan Türkler tarafından da devam ettirilmektedir. Bu da bizleri kültürün devamlılığı sonucuna götürmektedir. İşçi derneklerinin yanı sıra hemşehri derneklerinde de müzik faaliyetleri amatörce de olsa devam ediyor. Ancak Almanya’da yaşayan Türk toplumunda müzik dernekleri gerek altyapısı gerekse amaç ve felsefe açısından yeteri kadar kurumsallaşamamıştır. 

Günümüze gelindiğinde birçok şeyin değiştiğini gözlemlemek mümkün. Sosyo-ekonomik düzeyin iyileşmesi ve “misafir işçilikten” “yerliliğe” geçişle beraber Türkiye kökenlilerin oturdukları muhitler ve yaşadıkları evlerle beraber eğlence anlayışları da değişmeye başladı. Düğünler, sünnet düğünleri artık salonlar kiralanarak yapılmaya başlandı. Böylelikle müzik ve sazlar barakalardan düğün salonlarına taşındı. 

Dosya: "Avrupa'da Göç ve Müzik"

Kimine Göre Bir Dünya Kimine Göre Bir Enstrüman

31 Mayıs 2019

Almanca dil yeterliliğinin arttığı üçüncü ve dördüncü kuşak ise müzik okullarında daha profesyonel bir eğitim almaya başladılar. Kurulan korolar başarılı işler yaptıkça daha fazla ilgi ve destek gördü. Böylelikle Almanya’da Türkiye, bilhassa TRT bağlantılı konserler gerçekleştirilmeye başlandı. Aynı şekilde gerek özel dernekler gerekse Alman kurumlarıyla birlikte konserler gerçekleştirmeye başlandı. TRT’nin yapmış olduğu ses yarışmalarını Almanya’ya da taşımasıyla birlikte Türk müziğine ilgi arttı.  

Türk müziği konusunda yeterli imkânı olmayan Türk kökenli göçmenler kurdukları çeşitli derneklerde gerçekleştirdikleri kurslar ve korolar sayesinde 4 nesildir varlık gösterdikleri Avrupa’da millî kültür değerlerinin önemli bir parçası olan geleneksel müziklerine sahip çıkmaya çalışıyor. Bu kültürel etkinlikler bir yandan onların günlük stresten uzaklaşmalarını sağlarken, diğer yandan da Türk müzik kültürünün Avrupa’da yaşatılmasına ve tanınmasına yardımcı oluyor. Bununla birlikte göç arka planı, sosyo-ekonomik gelişmeler ve kültürel etkileşim tercih edilen müzik türü ve ele alınış şeklinde önemli ölçüde rol oynuyor. Buna bağlı olarak Avrupa’ya yerleşen Türklerin müziği yüksek oranda hayatlarına almış olmalarından, onların sosyal ve psikolojik anlamda müzikten önemli ölçüde destek aldıkları sonucunu çıkartabiliriz.

Haluk Yücel

Doç. Dr. Haluk Yücel, Düzce Üniversitesi Sanat Tasarım ve Mimarlık Fakültesi Müzik Bölümü’nde öğretim üyesi.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar