Dosya: "Kriz Bölgelerindeki Müslüman Azınlıklara Avrupa'dan Bakmak" “Arakan Soykırımı Uluslararası Toplumun Eylemsizliği Yüzünden Devam Ediyor”

DOSYA

Arakan Rohingya Ulusal Örgütü (ARNO) Başkanı Nurul İslam ile Arakan krizini, krizin çözümüne yönelik önerilerini, Arakanlı Müslümanlara karşı işlenen insanlık suçlarını ve bu ihlallere yönelik yaptırımları konuştuk.

Bölgedeki insan hakları ihlallerine dair hazırlanan birçok BM raporuna rağmen Myanmar’daki kriz henüz çözülmedi. Sizce bu kriz nasıl çözülebilir?

Myanmar’da Ulusal Demokrasi Ligi (İng. “National League for Democracy”, NLD) yönetimindeki hükûmetin ve hâlen gücünü koruyan askerî kuvvetlerin Arakanlı Müslümanlara yönelik herhangi bir insan hakları anlayışı bulunmuyor. Rohingyalar, yani Arakanlı Müslümanlar konusunda NLD ile ordu ne Birleşmiş Milletler’in kararlarına ve tavsiyelerine ne de dünya liderlerine ve uluslararası topluma kulak veriyorlar. Kendi insanlık dışı politikalarına ters düşen her şeyi reddediyorlar. Ben Arakan krizinin Myanmar içerisinde çözülmesi gerektiği kanaatindeyim. Myanmar yetkilileri Arakanlı Müslümanlara olan tutumlarını değiştirmek zorunda. Hükûmet, Arakanlı Müslümanların vatandaşlık haklarının ve etnik kimliklerinin tümünü ülkenin etnik unsurlarıyla tutarlı olarak tanımalı ve onlara yeniden teslim etmelidir. Bangladeş’ten ya da farklı yerlerden gelen Arakanlı Müslümanlar Myanmar’daki yerleştirme kamplarına değil, menşe yerlerine iade edilmelidir. Myanmar hükûmeti uluslararası toplumun gözetiminde gönüllü, güvenli, onurlu ve sürdürülebilir bir geri dönüşü garantilemelidir.

Bu süreç nasıl olmalıdır?

Geniş kapsamlı siyasi ve demokratik bir süreç olmalı ve Arakanlı Müslümanlar bunun bir parçası olmalı. Arakanlı Müslümanlar, Arakan/Rakhine eyaletinde, anayasa ile güvence altına alınan “toplu haklarıyla”, Myanmar Federal Birliği içinde ülkenin diğer etnik milletleriyle aynı seviyede bir arada yaşayabilmeliler. Hükûmet, iki kardeş toplum olan Arakanlı Müslümanlar ile Budist Arakanlılar arasında uzlaşma ve yakınlaşmayı teşvik etmeli ve Arakan’da barışın tesisi ve gerginliğin azalması için diyaloğun kurulmasına katkıda bulunmalıdır.

Bu esnada, uluslararası toplumun bir bütün olarak şu önlemleri alması gerekiyor:

1. Myanmar’a ve onun önde gelen müttefikleri olan BMGK’da (İng. “United Nations Security Council”, UNSC) daimî veto hakkına sahip Çin ve Rusya’ya baskıyı artırmalıdır.
2. BM Bağımsız Araştırma Misyonu’nda belirtildiği üzere, Arakanlı Müslümanlara karşı işlenen suçlar soykırım ve insanlığa karşı işlenmiş suçlar ve savaş suçları olarak tanınmalıdır.
3. Mağdurlara adaletin tesis edilmesi ve şiddet döngüsünün tekrarlanmaması için güvenilir çabalar desteklenmelidir. Tüm suçlular kanun önüne çıkartılmalıdır. Aynı şekilde, Myanmar’daki olayların Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (İng. “International Criminal Court”, ICC) ve diğer mahkemelere taşınması gerekir. Ayrıca, taraf devletler ister münferit olarak ister iş birliğiyle Myanmar’ı Uluslararası Adalet Divanı (İng. “International Court of Justice”, IC ) önünde sorumlu tutmak, devam etmekte olan soykırımı durdurmak ve zararları karşılamak için Soykırım Sözleşmesi uyarınca hareket etmelidir.
4. Myanmar hükûmeti ve ordusuna yönelik hedeflenen yaptırımlar güçlendirilmelidir. Sembolik yaptırımların ötesine geçilmeli ve ordunun somut ekonomik çıkarları hedef alınmalıdır.
5. Barışçıl şekilde ülkeye geri dönüş süreci kolaylaştırılmalı, Arakanlı Müslümanlar Myanmar içerisinde korunmalı ve gelecekte ortaya çıkabilecek şiddeti engellemek için Myanmar’ın diğer tüm etnik grupları arasında barışçıl bir ortak yaşam inşasına yardımcı olacak bağımsız uluslararası bir topluluğun yönetimi altında bir istikrar gücü kurulması çabaları desteklenmelidir. İstikrar gücü travma geçirmiş ve korkmuş mültecilerin zihinlerinde güven inşa edilmesine yardımcı olacaktır.
6. Arakanlı Müslümanlara doğrudan danışılmalı, karar alma sürecine onlar da dâhil edilmelidir; zira onların düşünceleri gelecekteki geri dönüş çabalarının niteliğini belirleyecektir.
7. Eğitim, güvenlik ve sağlık/psikolojik sağlık hizmetlerine desteğin artırılması gerekmektedir.
8. Arakanlı Müslümanlara yönelik tüm kısıtlamalar, zulüm ve gettolaşma acilen sona erdirilmelidir. 2012 yılındaki soykırım katliamlarından bu yana yarı-toplama kamplarında tutsak edilen tüm Arakanlı Müslümanlar, kendi köylerinde, kasabalarında ve mülklerinde rehabilite edilmeli ve yeniden toplumla bütünleştirilmelidir.
9. Hükûmet, insani yardımların ihtiyaç sahiplerine engellenmeden ulaşmasını sağlamalı ve uluslararası basının gözlemcilerine ve hak gruplarına Kuzey Arakan eyaletine sınırsız erişim için izin vermelidir.

Dosya: "Kriz Bölgelerindeki Müslüman Azınlıklara Avrupa'dan Bakmak"

Rohingyalar ve Uygurlar: Avrupa Müslümanlarının Siyasi Güçsüzlüğü

1 Kasım 2019

Sizce etnik, dinî ve siyasi zulümlere maruz kalan Arakanlı Müslümanların acılarına dünyanın verdiği tepki yeterli mi?

Dünyanın tepkisinin yeterli olduğunu düşünmüyorum. Acil somut eylemler gerekiyor.

Bize yurt dışına kaçamamış ve Myanmar’da kalmış Arakanlı Müslümanların durumu hakkında bilgi verebilir misiniz? Ülkede kaldıkları için hâlâ soykırım tehlikesi içerisindeler mi?

Arakan’da 600 bin kadar Arakanlı Müslüman bulunuyor ve zulüm görmeye devam ediyorlar. Sınırları kapatılmış köylerde, gettolarda, apartheid benzeri toplama kamplarında hareket özgürlüğü olmaksızın tutuluyor, eğitim, tıbbi ve diğer insani yardımlar olmaksızın uluslararası yardım organizasyonlarınca dünyanın en kötü şartları olarak tanımlanan şartlarda hayatta kalmaya çalışıyorlar.2012’deki kanlı vahşetten bu yana, içlerinde Arakanlı Müslümanların ve Kamanların da bulunduğu 140 bin Müslüman, New York Times’ın 21. yy’ın toplama kampları olarak tanımladığı Arakan devleti başkenti Sittwe ve diğer güney kentlerinde sürgün kamplarında çürüyorlar. Bir yandan da kendi köylerine ve topraklarına dönmek, yaşamlarını yeniden inşa etmek için bekliyorlar. Şimdiyse soykırımın devam ettiği bölgede, “en ağır kısıtlama ve baskıları” görmeye devam ediyorlar.
Örneğin askerî kamplara, Budist yerleşim köylerine alan açmak için Arakanlı Müslümanların toprakları devlet mülkiyeti ilan edildi. İnsanlık dışı suçlar ve toplu mezarların olası delillerini yok etmek ve mültecilerin geri dönüşünü engellemek için köyler yıkıldı. Kuzey Arakan yasaklı bölge ilan edildi, insani yardımlarsa engelleniyor. Arakan Ordusu (Arakan için daha geniş özerklik isteyen Budist gerilla gücü) ile Myanmar arasındaki çatışmalar şiddetlendiğinden bu yana Arakanlı Müslümanlar çatışmalarda arada kalarak yaşamlarını kaybediyor ya da yaralanıyorlar.

Bangladeş ve Hindistan’daki kamplarda yaşayan Arakanlı Müslümanların yasal durumları nedir? Bu iki ülkede kendilerine mülteci hakları tanınıyor mu?

Bangladeş’teki Arakanlı Müslüman mültecilerinin sayısı 1 milyon. Bangladeş hükûmeti ve halkı ekonomik sıkıntılarına rağmen Arakanlı Müslümanları cömertçe karşıladı. Fakat iki yıldan uzun bir zamandır pek çok travmatize olmuş mülteci Cox’s Bazar’daki derme çatma kamplarda sıkışmış durumda. Eğitim alamıyorlar ve aşırı mahrumiyet hâlindeler. Eğitim kurumlarına, tıbbi bakıma ve travma rehabilitasyon hizmetlerine ihtiyaçları var.

Hindistan hükûmeti verilerine göre, Hindistan’da 40 bin Arakanlı Müslüman bulunuyor ve bu kişiler Myanmar’dan yasadışı gelen göçmenler olarak tanımlanıyorlar. Mülteciler, Hindistan’ın bazı bölgelerinde kendi yaptıkları barakalarda hayatta kalmaya çalışıyorlar. Tehlikelere açık ve sınır dışı edilme tehdidiyle karşı karşıyalar. Hindistan’ın sığınmacılara barınak sağlama konusunda uzun bir geçmişi olmasına rağmen bazı mülteci gruplar sınırdan Myanmar’a teslim edildi.

Arakanlı Müslümanların evlerine güvenli bir biçimde dönmelerini sağlayan uluslararası bir anlaşma mevcut mu?

Onların güvenli dönüşlerini garantileyecek uluslararası bir anlaşma henüz mevcut değil.

BM ve uluslararası hak örgütleri Myanmar’ın Arakanlı Müslümanlara olan zulmünü kınadı ve ortada soykırım unsurları olduğunu öne sürdü. Bu ihlallerle ilgili olarak Myanmar’a uygulanan herhangi bir yaptırım var mı?

BM araştırmacıları, dünya liderlerine Myanmar ordusunun ekonomik çıkarlarıyla bağlantılı şirketlere yaptırımlar getirme çağrısında bulundu. Bu araştırmacılara göre, içerisinde Fransa, Belçika, İsviçre, Hong Kong ve Çin’den firmaların da bulunduğu en az 59 yabancı şirketin Myanmar ordusuyla ticari bağı var. Araştırmacılar ayrıca İsrail, Hindistan, Kuzey Kore ve Çin’de devlete ait kuruluşlar da dâhil olmak üzere, 2006’dan bu yana ülkedeki güvenlik güçlerine silah ve ilgili teçhizat satan 14 firmaya askerî ambargo uygulanması çağrısı yapıyorlar. BM ve uluslararası hak örgütleri bu şirketlerle ilgili bireylerin uluslararası insan hakları ve uluslararası insani hukuk ihlalleri nedeniyle yargılanabileceğini söyledi. Tüm bunlara rağmen, güçlü devletler ve uluslararası toplum tarafından Myanmar hükûmeti ve ordusuna yönelik herhangi bir somut adım atılmadı.
9 Eylül 2019’da Avrupa Parlamentosu, BM Güvenlik Konseyi’ni “geniş kapsamlı silah ambargosu” uygulamaya çağıran bir kararname ve Arakanlı Müslümanlara karşı “ciddi insan hakları ihlallerinden sorumlu olanlara” yönelik yaptırım hedefleri hazırladı. İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Ofisi’ne göre (İng. “The Office of the High Commisioner for Human Rights”) buna “soykırım savaş suçları ve insanlığa karşı işlenen suçlar” anlamına gelen “sistematik ve yaygın saldırılar” da dâhil. BM kararı ayrıca, AB üye devletlerine, BM İnsan Hakları Konseyi’nin bir sonraki oturumunda Myanmar’a yaptırımların kabul edilmesini teşvik etmesi çağrısında bulunuyor. Şimdiye kadar Arakan krizine yanıt olarak 14 Myanmar yetkilisi yaptırımlara (varlık dondurma ve seyahat yasağı) tabi tutuldu ve AB çapında bir silah ambargosu da yürürlükte bulunuyor.
Soykırım bir devlet eylemidir ve diğer devletlerin tepki göstermesi gerekir. Ne yazık ki, 1948’de “Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi” uyarınca uluslararası toplumun soykırımın önlenmesi ve cezalandırılması konusundaki eylemsizliği yüzünden soykırım hâlen devam ediyor. Uluslararası toplumun kararsızlığından cesaret alan Myanmar kuvvetleri hem suç politikalarını hem de amaçlarını gerçekleştirdiler: Yani Arakanlı Müslümanları yok ettiler, üstelik herhangi bir yaptırımla karşılaşmadan.

Dosya: "Kriz Bölgelerindeki Müslüman Azınlıklara Avrupa'dan Bakmak"

Arakan Meselesi: Dünyanın Seyrettiği Yeni "Soykırım"

1 Kasım 2019

Uluslararası Ceza Mahkemesi Savcısı mahkeme hakimlerinden Arakanlı Müslümanlara karşı işlenen suçlarla ilgili soruşturma açılmasını istedi. Sizce soruşturmanın sonucu ne olacak?

2002’den bu yana faaliyet gösteren ve Roma Yönetmeliği yürürlüğe girdiğinden bu yana işleyen Uluslararası Ceza Mahkemesi (İng. “International Criminal Court”) bireyleri soykırım, insanlık suçları ve savaş suçları nedeniyle yargılayan ilk kalıcı, özerk uluslararası ceza mahkemesidir. Myanmar, Roma Yönetmeliği’ne taraf olmadığını söyleyerek ICC’nin yargı yetkisini kabul etmeyi reddetti. Ne var ki, ICC Ön Soruşturma Dairesi, kendisi de bir taraf devlet olan Bangladeş’te sınır dışı edilme suçuyla ilgili yargı yetkisini kabul etmiştir. Mahkeme hâkimleri tarafından yetkilendirilen ICC Savcılık Ofisi Temsilci Heyeti, devam eden ön inceleme kapsamında 6-11 Mart 2019 tarihleri arasında Bangladeş’i ziyaret etti. Ancak ön inceleme soruşturma demek değildir; yalnızca bir soruşturmanın açılıp açılmayacağının kararının verilmesi için Roma Yönetmeliği kriterlerinin değerlendirilmesidir. Aslına bakılırsa epey uzun bir yol. Zoraki tehcir sorunu, Myanmar topraklarında işlenen cinayet, imha, hapis, işkence, tecavüz ve cinsel şiddet gibi diğer uluslararası suçların hesabının verilmesini garantilemiyor. Yargı yetkisi Bangladeş sınırlarıyla sınırlı kalıyor.

Bunun üstesinden nasıl gelinebilir?

Bunu başarmanın en iyi yolu, Güvenlik Konseyi’nin Myanmar’ı Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (ICC) sevk etmesidir. Ancak çok dar bir fırsat penceresi var; dolayısıyla ilave seçenekler de masaya yatırılmalıdır. Bu, Uluslararası Ceza Mahkemesi başvurusu için uğraşmayı bırakmalıyız anlamına gelmiyor.
Örneğin yeni, özel ve geçici bir mahkeme bir seçenek olabilir. BM Araştırma Misyonu bu özel mahkemenin BM Genel Konseyi tarafından oluşturulabileceğini açıkça ifade ediyor. BM Bağımsız Araştırma Misyonu’nun önerdiği bir diğer seçenek, benzer devletlerin iş birliğine dayalı bir anlaşma ile yeni bir mahkeme kurmalarıydı. Kanada ya da Avustralya gibi bir orta güç, bu seçeneğin üzerinde durmalıdır. Burada Malezya ya da Endonezya gibi devletlerin rolü çok mühim. Türkiye de çok önemli bir rol oynayabilir. Ayrıca ülkeler mahkemelerinde evrensel yargı yetkisini kullanmaya hazır olduklarını da ifade etmeliler.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar