Fransa’da Polis Şiddeti  “Sorun Üniformasının Hakkını Vermeyen Birkaç Polisten Daha Fazlası”

Fransa’da polis şiddeti endişe verici boyutta. Ülkede koronavirüs salgını nedeniyle yaşanan sağlık krizi yanında işçi sınıfı mahallelerinde çoğalan polis mevcudiyeti, daha derin bir sorunun göstergesi.

Hassına Mechaï 1 Haziran 2020

Fransa’da 23 Mart’ta ilan edilen sokağa çıkma yasağı sonradan kademeli olarak gevşetilse de bu süreçte ülkede hâkim olan olağanüstü hâl kontrolleri ve polis şiddeti artış gösterdi.

Fransa’da polis zorbalığına sahne olan muhitlerden biri Paris’in 18. bölgesindeki işçi sınıfı mahallesi Goutte d’Or. Karantina döneminin başlarında bu mahallede güvenlik güçleri ağırlıklarını sergilercesine metro boyunca yaklaşık yirmi polis aracını yan yana diziyordu. Mayıs ayının sonunda bazı günler bu araçlar yerini mahallede devriye gezen ekiplere bıraktılar. 

Goutte d’Or’da hareket hâlinde ve akıcı bir polis varlığı söz konusu. Polis araçları çıt çıkmayan Barbès bulvarını yavaşça çıkıyor, Montmartre bölgesini sembolik olarak ayıran Clignancourt sokağına gelince Goutte d’Or’a tekrar dönüyor. Polis araçlarının çok büyük bir kısmı turistik ve refah düzeyi yüksek Montmartre taraflarına uğramaya tenezzül bile etmiyorlar.

Dosya: Kovid-19 ve Risk Toplumları

Risk Toplumu, Artan Güvensizlik ve Kozmopolitan Çıkış

1 Nisan 2020

Goutte d’Or sakinleri karantina döneminde sıkı polis kontrolüne maruz kalsa da mahallenin sokakları, alışveriş için hızlı adımlarla koşturan kadınlar dışında bomboş. Az ilerideki Montmartre muhitiyle oluşan zıtlık oldukça dikkat çekici. Montmartre’da çiftler Sacré Cœur bazilikasının gölgesinde yürürken, kimileri de rahatça koşu yapıyor. Montmartre’de ortalıkta polis yok. Fransa’da bir yandan işçi sınıfı mahalleleri polis tarafından sıkı denetim altına alınmışken, diğer yandan Montmartre sakinlerinin Dalida’nın şarkılarıyla dans ettiği görüntüler sosyal medyada gündem oluyor.

“Polis Şiddeti Daha Da Görünür Hâle Geldi”

Montmartre’dan birkaç yüz metre ötede Afrikalıların yoğun olarak yaşadığı Château Rouge muhiti var. Afrika ürünleri satan dükkânların eksik olmadığı bu mahalle de polisten nasibini aldı. Emniyet Müdürlüğü’nün ilettiğine göre tezgahların kaldırımları işgal etmesi ve hijyen önlemlerine uyulmaması nedeniyle mahalledeki dükkanlar için kısıtlamalar yapıldı. Esnafın çalışma saatleri 8-10 ve 14-16 olarak değiştirildi. Karantina önlemlerinin uygulanmasına dikkat ediliyor, dışarı çıkmak için gerekli olan belgeler sıkı bir şekilde kontrol ediliyor ve belgesi olmayanlar 135 avroluk cezaya çarptırılıyor. Bunların yanı sıra bu muhitte de yoğun bir polis varlığı söz konusu. Güvenlik güçleri megafondan duyurular yaparak sosyal mesafe kurallarını uygulatmaya çalışıyor.

Yıllardır polis şiddeti üzerinde çalışan aktivist ve gazeteci Sihame Assbague Perspektif’e verdiği demeçte olan bitenin yeni bir şey olmadığını açıklıyor: “Sokağa çıkma yasağıyla birlikte her gün maruz kalınan polis zorbalığı daha görünür hâle geldi. İnsanlar pencere ve balkonlarından polis şiddetini izler oldu. Bu yüzden karantinadan önce polis şiddetiyle birlikte daha çok sözlü tanıklıklara rastlarken, karantinayla birlikte çok daha fazla video kaydı aldık. İşçi sınıfı mahallelerindeki insanlar, polis zorbalığı ve kontrolünün her zamanki kadar olduğunu, ancak polisin kendi dokunulmazlığını daha fazla hissettirdiğini söylüyor. Aslında şiddet, işçi sınıfı mahalle sakinlerinin tanıdığı polisler tarafından uygulanıyor. Ancak bu memurlar koronavirüs ile birlikte oluşan sağlık ‘savaşı’ kapsamında zorbalıklarını dayandıracak ek bir mazeret bulmuş gibiler. Şiddet uygulayan polislerin artık kamuoyu tarafından meşru görülen bir gerekçeleri var. Sağlık alanındaki olağanüstü hâl ile birlikte karantina kurallarına uymayanlara içerideki düşmanlar gibi bakılıyor. Polis şiddetinin daha açık ve daha ciddi şekilde radikalleştiğini görüyoruz.” 

Sağlık Alanındaki Olağanüstü Hal Şiddeti Körüklüyor

Fransa’da sağlık alanındaki kriz derinleştikçe polisin göç kökenlilere yönelik şiddeti de arttı. Veya bu şiddette bir değişme olmazken, sosyal ağlar aracılığıyla olaylar herkesin dikkatine sunulduğu için bu durum daha da görünür oldu. Bu süreçte şaşırtıcı olaylar da yaşanıyor. Bunlardan biri de, polisi görünce kaçıp kendini Seine nehrine atan bir Mısırlının polis tarafından nehirden çıkarıldığı olaydı. Bu olay anında bir polisin kaçan kişiyi kastederek, “Bunun gibi ‘bicot’lar yüzme bilmez” dediği anlar kayıtlara geçti. Kişiyi aşağılamak için kullanılan “bicot” terimi, Fransa’da Kuzey Afrika ve daha genel olarak Arapları küçümseyerek tanımlamak için kullanılıyor. Açıklama yapan Fransa İçişleri Bakanı Christophe Castaner, olaydaki memurlara yönelik iç soruşturma başlatıldığını ifade ettikten sonra polisin aslında kaçan şahsa sudan çıkması için yardım ettiğini de belirtti. Kaçan kişi ise daha sonra yaptığı açıklamada, polisin yardımı olmadan nehrin akıntısı nedeniyle kıyıya sürüklendiğini söyledi. İnsan Hakları Ligi (LDH), kamu güvenliğinden sorumlu polislerin ırkçı şiddet eyleminde bulunduğuna dair şikayette bulundu.

Sokağa çıkma yasağıyla birlikte her gün maruz kalınan polis zorbalığı daha görünür hâle geldi. İnsanlar pencere ve balkonlarından polis şiddetini izler oldu. 

Yaşanan süreçte gerginliklerin çoğaldığı kesin. Karantina kurallarına uymayanlara kesilen cezalar artsa da baskı ve şiddet içeren eylemler belirgin bir şekilde işçi sınıfı mahallelerinde yoğunlaşıyor. Yakın zamanda Marsilya kuzeyindeki işçi sınıfı bölgelerinde 16 yaşındaki bir çocuğu dövdükleri için 2 polis memuru 4 yıl hapis cezası almış olsa da, ceza alan çok az sayıda polis var. Marsilya polisi o hafta içinde iki kez hapis cezası almıştı. Nitekim 7 Mayıs’ta iki polis, Afgan bir mülteciyi yasadışı olarak tutukladıkları için 4 yıl ve 18 ay hapis cezasına çarptırıldı. Söz konusu olaya karışan polisler kaçırma, alıkoyma ve kasıtlı şiddet nedeniyle hapsedildiler. Bu tutumla çelişir şekilde Sarı Yelekliler gösterilerinde yoğun polis şiddeti oluşmasına rağmen polisleri deneyleyen Genel Ulusal Polis Denetimi (IGPN) isimli kurum tarafından yapılan 313 soruşturmadan sadece iki polis memuru yargılandı.

“Polis Şiddeti Devletin Baskı Mantığını Gösteriyor”

Sihame Assbague’ye göre Marsilya’daki bu cezalandırmalar yeni değil. Öncesinde de hapis cezası alan polis memurları olmuştu. Fakat önceki dosyalarda polisler meslektaşlarına tanıklık ederek dayanışma sergiliyor ve polis şiddetine yönelik cezalar çok yüksek olmuyordu. Genç Afgan dosyasını yakından takip eden Sihame Assbague’nin ifadelerine göre durumun bu raddeye gelmesinde güvenlik kameralarının kaydettiği videolar büyük rol oynadı.

Assbague konuyu daha geniş anlamda şöyle yorumluyor: “Baskıcı bir sistemin işlevini yerine getirmesi için bazen fedakârlık yapması gerekir. Bununla sistemin işlediği ve adil olduğu gösterilir. Gittikçe daha fazla insan şikâyette bulunuyorken kurumu kurtarmak için bireysel olarak şahıslar feda edilir. Bu cezalandırmaların polisin hâkimiyeti üzerinde hiçbir etkisi yok. Çelişkili olarak bu aslında polisleri koruyor, çünkü birkaç polisin ceza alması bu sistemin dokunulmaz olmadığını göstermeyi sağlıyor. Ancak polis şiddetinin çokluğu yanında bu cezalar oldukça cüzi kalıyor. Polisin uyguladığı şiddet aslında devletin baskı mantığını gösteriyor. Biz de aslında tam da bu noktaya işaret etmeliyiz. Çünkü bu şiddet sistem içindeki münferit sorun veya üniformasının hakkını vermeyen birkaç polis meselesi değil. Asıl sorun, sorgulanmayan baskıcı bir sınıf ve ırk düzeninin kurulmuş olmasıdır.”

Bununla birlikte sivil toplum kuruluşları ve insan hakları birliğinin ikaz ve raporları birbiri ardına geliyor. Uluslararası Af Örgütü endişe verici raporunda, Fransız güvenlik güçlerinin bazı üyelerinin karantina sırasında yasadışı güç kullandığı konusunda uyarıyor. Rapor karantina sırasında Fransa’da gözlemlenen ırkçı hakaretleri ve yasadışı güç kullanımını gözler önüne seriyor. Sihame Assbague bu durumu kendisine gelen tanıklıklarla doğruluyor: “Sağlık alanındaki olağanüstü hâl ile yeni bir durum gözlemliyorum. Yıllardır ilk kez Kuzey Afrika kökenli mağdurlar oldukça çok sayıda. Daha öncesinde siyahi ve Kuzey Afrikalı mağdurlar vardı, evet. Fakat bugün toplam sayıyla karşılaştırdığımızda Arap ve Müslümanları hedef alan ırkçı ifade sayısında belirgin bir artışla birlikte mağdurların yüzde 90’ının Kuzey Afrika kökenli olduğunu görüyoruz. Bu şiddet olayları ülkenin farklı bölgelerinde tekrarlanıyor ve analiz edilen vakaların çoğunda uluslararası hukuka aykırı olarak şiddetin cezalandırıcı bir önlem olarak kullanıldığı görülüyor.”

Fransa

Fransa Kendi Polis Şiddetini Fark Etmeye Mi Başlıyor?

30 Nisan 2019

Fransa’da Örtük Kurumsal Şiddet

Fransa’da polis şiddeti sıklıkla gündeme gelmesine rağmen bu konuya gereken önem gösterilmiyor. Genelde Fransa’da kendi polisimizin uyguladığı şiddeti sorgulamaktan ziyade siyahi Amerikalılara üzülmeyi tercih ediyoruz. Yıllık mağdur sayısı ne kadar olursa olsun, şiddetin varlığı bile sorun olarak görülmüyor. Bağımsız bir araştırmaya göre, Fransa’da 1977’den Aralık 2019’a kadar polis müdahalesi nedeniyle 676 kişi öldü. Uzun süredir polis şiddetiyle ilgili resmî bir istatistik bulunmazken, polise yönelik olan şiddet rakamları sürekli güncelleniyor. Fransa’da polis şiddeti üzerine kurumsal bir veri akışı ancak 2017 yılında oluşturulabildi.

Uzun süre inkâr edildikten sonra, Fransa’da polis zorbalığı yarım ağızla kabul edilmeye başlandı. Bu değişiklik şüphesiz Ekim 2005’te Ziyed Benna (15) ve Bouna Traoré’nin (17) maç çıkışı iftara giderken polis devriyesinden kaçmak için elektrik direğine çarpılıp hayatlarını kaybetmeleri üzerine gerçekleşen gösterilerden sonra oldu. Daha önce Fransa İçişleri Bakanı olan Nicolas Sarkozy cumhurbaşkanlığı döneminde polise neredeyse mutlak destek sağlamış olsa da, sonraki dönem Cumhurbaşkanı François Hollande polis şiddetini, görünüşe ve ırka göre yapılan kontrolleri sorgulamaya başlamıştı. Ancak o da geri vitese taktı ve olaylar ve ölümler birbiri ardına geldi. Bunlardan en dikkat çekenleri, polis karakolunda boğularak öldürülen 24 yaşındaki genç Fransız Adama Traoré ve 42 yaşında kuryelik yapan bir aile babası Cédric Chouviat’ın ölümü oldu. İkisi de polisin etkisiz hâle getirmeye çalışırken uyguladığı teknik nedeniyle canından oldu. 

Bu vakalar Fransa’da polis şiddetinin sadece işçi sınıfı mahallelerini veya ırklarından dolayı ayrımcılığa maruz kalan grupları değil, potansiyel olarak herkesi etkileyebileceğini gösteriyor.

Sihame Assbague’ye göre sorun çok derin: “Polisler Fransa’da resmen dokunulmazlığın tadını çıkarıyor. Bu dokunulmazlık hukuki destek alıyor; çünkü şiddet uygulayan polisler nadiren ceza alıyor ve çok nadiren ağır cezaya çarptırılıyorlar. Siyaseten dokunulmazlıkları da var; çünkü siyasi söylem her zaman onlara gerekçe ve meşruiyet buluyor. Hem Fransız devleti hem de medya tarafından korunuyorlar. Her seferinde mağdur cezalandırılıyor ve objektif olmaya çalışılmadan resmî versiyon yayınlanıyor.”

Hassına Mechaï

Cezayir kökenli Fransız gazeteci Mechaï, hukuk yüksek lisansı yapmış ve uluslararası ilişkiler ile Afrika ve Orta Doğu ilişkileri konusunda uzmanlaşmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar