Almanya KRM Sözcüsü Kesici: “Müslümanlarla Devletin Birlikte Çalışmayı Öğrenmesi Gerek”

Almanya Müslümanları Koordinasyon Konseyi (KRM) dönem sözcüsü ve İslam Konseyi Başkanı Burhan Kesici ülkedeki Müslümanların devletle müzakeresi ve KRM'nin geleceği hakkındaki sorularımızı yanıtladı.

Elif Zehra Kandemir 8 Haziran 2020

Almanya’da Müslüman temsil kurumlarının eyaletlerde devletle yürüttüğü müzakere süreçleri hakkında bir genel değerlendirme yapabilir misiniz?  

Şu an Almanya’da eyaletlerde, bilhassa okullardaki İslam din dersleri ile ilgili görüşmeler var. Kuzey Ren-Vestfalya eyaletinde İslam din dersleri ile ilgili yeni bir yapılanmaya gidiliyor. Orada “Danışma Kurulu” modeli yerine bir komisyon oluşturulacak ve yakın zamanda bu konuyla ilgili bir çözüm oluşacak. Bunun dışında Münster Üniversitesinde uzun senelerdir, Paderborn Üniversitesinde ise kurulma aşamasında olan İslam ilahiyatlarında Danışma Kurulları var. Bu kurullarda da Almanya Müslümanları Koordinasyon Konseyi’ne (KRM) üye olan kuruluşlar yoğun bir şekilde çalışıyor.

Hamburg ve Bremen gibi bilhassa devlet anlaşmalarının bulunduğu eyaletlerde devletle diyalog daha farklı bir seyirde ilerliyor.

Rheinland-Pfalz’ta devlet anlaşmasına giden yolda bir hedef anlaşması imzalandı biliyorsunuz. Bu aslında yeni bir çözüm. Okullardaki İslam din dersleriyle ilgili süreç kolay değil; bazı sorunların çözülmesi gerektiğini her iki taraf da görüyor. Bu anlamda 1,5 yıl boyunca problemlerin çözümü, birlikte çalışma imkânı gibi konuların değerlendirilmesi için “hedef anlaşması” yapılması aslında isabetli bir fikir. Çünkü bazen eyaletlerde devletle Müslüman cemaatler arasındaki anlaşmalar çok hızlı yapılıyor ve sonrasında seneler süren krizler ortaya çıkabiliyor. Bunun en açık örneklerinden biri Aşağı Saksonya’daki devlet anlaşması müzakereleri. İyi hazırlanmadan devletle bir anlaşma yaptığınızda, hükümet değişikliğiyle beraber ya da siyasi konjonktüre göre kararlar hemen değişebiliyor. Rheinland-Pfalz’taki süreç bu anlamda daha yavaş, ama emin adımlarla ilerleyen bir süreç olarak değerlendirilebilir.

“Özel Haklar Değil, Eşitlik İstiyoruz”

Almanya’da eyaletlerle Müslüman cemaat arasındaki müzakerelerde bundan 10 sene önceye kıyasla nasıl bir değişim gözlemliyorsunuz?

Almanya’da eyalet idareleriyle Müslüman cemaatlerin aslında birlikte çalışmayı yeni yeni öğrendiği bir süreçle karşı karşıya olduğumuzu söyleyebiliriz. Bununla birlikte Müslümanların devletle ortaklaşa çalışmalarının genelde güncel siyasi gelişmelerden çok çabuk etkilendiği, bu yönüyle çok kırılgan bir yapıda olduğunu da eklemek gerek. Yine de bundan 10 sene önceye kıyasla, Almanya’daki Müslüman toplumun gerçekliğinin çok da farkında olmayan siyasi karar yapılarından, bugün diyaloğun –bütün sorunlara rağmen- sürdürüldüğü bir zemindeyiz. Müslüman cemaatlerle eyaletlerin birlikte çalışmayı öğrenmesi gerekiyor; çünkü söz konusu olan burada yaşayan Müslümanların temel hakları.

Almanya İslam Konseyi Başkanı Burhan Kesici

Almanya’daki Müslümanların eyaletlerdeki temel beklentileri neler?

Almanya’daki Müslüman cemaatin temel beklentisi, ülkedeki Kiliseler veya Yahudi cemaatler gibi öteki cemaatlere verilen hakların aynısının Müslümanlara da verilmesi. Bu basit bir “biz de haklarımızı istiyoruz” talebi değil. Bu aynı zamanda Müslümanların bu ülkenin eşit vatandaşları olduğunun, onların dinî kimliğinin Almanya’da bir tehdit ya da rahatsızlık faktörü değil; doğal bir toplumsal unsur olduğunu siyaseten ifade etmek demek.

Mevcut bir örneğe bakalım: Almanya’da korona pandemisinden dolayı kiliselerde çan çalınıyor. Bununla insanlara manevi destek ve teselli vermek isteniyor. Müslümanlar da ezan okumak istediğinde bazı şehirlerde çok çabuk izinlerin verildiğini, bazılarında ise bu hakkın teslimi konusunda sıkıntılarla karşılaşıldığını görüyoruz. Buradaki hakkın eşit bir şekilde uygulanması bir gereklilik.

Ezan dışında başka konular da var. Hastaneler ve askeriyede manevi rehberlik konusu, cami ve Müslümanlara ait diğer kurumlara izinlerde Müslümanların durumu… Bu konular eşitlik konusunda kat edecek yolumuz olduğunu gösteriyor. Öte yandan Müslümanların da beklentilerini gözden geçirmesi gerek. Burada devletle iletişimde “özel haklar” gibi bir beklenti de olamaz.

“KRM’ye İhtiyaç Büyük”

Bahsettiğiniz konular bir “mücadele” ve uzun süren müzakereler gerektiriyor. Müslüman tabanın bu uzun soluklu gayreti göstermek için isteği var mı peki?

Ben 20 senedir Müslüman cemaatin kurumsal haklarını elde etmesi konusundaki mücadelenin içerisindeyim. Bu mücadele elbette belirli bir alan bilgisi gerektiriyor. Almanya’nın Anayasal Din Hukuku’nun gereklilikleri ya da İslam’ı bir yana bırakalım, genel olarak “din”in yerinin Alman toplumunda yaşadığı değişim ve bunun getirdiği tartışmaları anlayabilmek için, çok ciddi bir arka plan bilgisinin, güçlü okumaların yapılması şart.

Ben Müslüman cemaati bu konuda biraz yorgun görüyorum. Seneler süren bir “eklemlenme” çabası var. İnsanlar okullarda İslam din derslerinin Anayasa’ya uygun olarak sunulması konusunda temelden bir tartışmayı onlarca yıl boyunca yürütmek konusunda bıkkınlık hissedebiliyorlar. Fakat Müslüman cemaatin temsilcileri olarak cemaatimizin bu konudaki hassasiyetlerini anlayıp; tam da bu nedenle, bu ülkede Müslümanların hakları, seneler süren “yorgunluklara” kurban edilmesin diye bir mücadele ve müzakere sürecini gerçekleştirmeye devam ediyoruz.

KRM’ye katılan iki yeni kuruluş için düzenlenen imza töreni

Almanya’da KRM’nin fonksiyonu çok tartışmalı. KRM, Almanya’da uzun yıllar “ortak temsil” beklentisinin neticesinde doğduğunda bir heyecan oluşturmuştu. Fakat süreç içerisinde çok da güçlü bir kamuoyu varlığı ortaya koyamadı. KRM’nin pozisyonunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Biraz önceki örneklerin de gösterdiği gibi, Almanya’da Müslümanları ilgilendiren temel müzakere meseleleri eyalet düzeyinde takip ediliyor. Dolayısıyla burada esas iş, Müslüman eyalet derneklerinin ve temsil kurumlarının omuzlarında. Fakat öte yandan özellikle son dönem, KRM’ye ihtiyacın çok büyük olduğunu gösterdi. Almanya’daki Müslüman cemaat olarak birçok meselenin farklı kurumlar arasında koordineli bir şekilde yapılması gerektiğini görüyoruz. Eyaletlerde her Müslüman cemaatin kendi başına, diğer kurumların temsil ettiği kitleyi dikkate almaksızın harekete geçmesi mantıklı değil. Özellikle Kuzey Ren-Vestfalya’da Müslüman cemaatlerle ortaklaşa çalışırken gördük ki, İslam din dersleri konusunda ya da üniversitelerdeki İslam ilahiyatları konularında birlikte çalışmak hem kolay, hem de bizi güçlendiriyor.

Korona krizinde de bunu gördük. Cuma namazı kılınacak mı kılınmayacak mı kararını birlikte vermek çok önemli. KRM’nin Almanya’da bilhassa önümüzdeki süreçte çok daha önemli bir rol oynayacağını düşünüyorum. Son dönemde iki yeni üye almamız, Almanya İslam Arnavut Merkezleri Birliği (UIAZD) ve Almanya Faslılar Merkez Konseyinin (ZRMD) KRM’ye üye olarak katılması da bu ihtiyacı ortaya koyuyor.

“KRM Bir İstişare Platformu”

Şunu da belirtmek gerek: Müslümanlar arasındaki istişare süreci her zaman çok kolay değil. Almanya’da İslami kuruluşların çalışma alanları durmadan gelişiyor; yapıları gelişip değişiyor. Herkesin kendi mutat işleyişi içerisinde bir de KRM bünyesinde bir araya gelmek zor olabiliyor. Kurumların kendi karakterlerini değiştirmeden birlikte çalışmayı öğrenmeleri gerek. Fakat ben mevcut durumda KRM içinde elhamdülillah güzel bir birlikte çalışma pratiğimizin olduğunu gözlemliyorum.

İyiye gidişten bahsediyorsunuz ama diğer yanda KRM’nin fonksiyonsuz olduğuyla ilgili eleştiriler de var. Çok hantal bir yapı olduğu, üye kuruluşların mutabakatının uzun sürdüğüne dair eleştiriler var.

Burada KRM’nin tarihine ve ortaya çıkış gerekçesine bakmak lazım. KRM’nin en baştan beri fonksiyonu, İslami teşkilatların bir araya gelip istişare etmeleriydi. KRM’ye üye kuruluşların hepsinin farklı düşünceleri, çalışma alanları, hedefleri var. Bunların hepsini bir araya getirmek kolay değil. KRM bizim bildiğimiz anlamda İslam Konseyi, ZMD, DİTİB gibi bir çatı kuruluşu değil; bir istişare platformu. Bu kadar büyük teşkilatların bir araya gelip her alanda aynı fikirde olması mümkün değil. Ayrıca İslam’daki fikrî çeşitliliği göz önüne aldığımızda daima ve katı tek tip bir fikrî mutabakat hem arzu edilen bir şey değil, hem de zenginleştirici değil.

Ben KRM’nin kurulduğu 2007 yılından bu yana, her türlü soruna ve farklılığa, konjonktürdeki köklü değişimlere rağmen istişareye devam edilmesini bir kazanç olarak görüyorum. Önümüzdeki süreçte KRM’nin istişare mekanizmasını güçlendirip, çalışma alanlarını yoğunlaştıracağını düşünüyorum. Almanya’daki Müslüman cemaat olarak bu birlikteliğe ihtiyacımız var.

Elif Zehra Kandemir

Lisans eğitimini Münster Üniversitesinde Sosyoloji ve Siyaset Bilimi bölümlerinde çift anadal olarak tamamlayan Kandemir, Duisburg-Essen Üniversitesinde sosyoloji yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir. Ağırlıklı çalışma alanları göç sosyolojisi ve ulusaşırı Türk toplulukları olan Kandemir Perspektif dergisi editörüdür.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar