Dosya: "Göç ve Sinema" Sinema Tercihleri: Avrupalı Türkler Ne İzliyor?

Yaklaşık 3 milyon Türkiye kökenli vatandaşın yaşadığı Almanya’da vizyona giren Türk filmleri pek çok yerli Alman yapımın ulaşamayacağı rekor düzeyde izleyici kitlesi ile buluşuyor. Almanya’da yaşayan 3 sinema sever ve AF Media sahibi Ali Fidan’la Almanya örneğinde “Avrupalı Türklerin” sinema tercihlerini konuştuk.

Meltem Kural 2 Temmuz 2020

Sinema tercihleri, herkes için birbirinden farklı. Avrupa’daki Türkiye kökenlilerin sinema tercihleri nasıl ve bu tercihlerde nasıl bir değişim söz konusu? Bunun için geçmişe bakmakta fayda var.

Küçük bir çocukken ailesi ile birlikte Almanya’ya göç etmiş olan fotoğraf sanatçısı Mehmet Aydemir, “Almanya’daki Türkler ve Ben” adlı kitabının bir bölümünde 1980’li yılların başlarında Almanya’daki Türk “gurbetçileri” saran video kaset furyasından söz ediyor. Video kaset oynatıcıların, Türk işçilerin evlerine tek tek girmeye başlamasıyla ailecek tüm hafta sonunu Türk filmleri izleyerek geçirmeye başladıklarını aktaran yazar, televizyon başına toplanarak saatlerce Türk filmi izleyen insanların temel motivasyonunu, kitabında “günlük hayattan bir kaçış” [1] olarak özetliyordu.

Dosya: "Göç ve Sinema"

Yasemin Şamdereli: “Öznesi İnsan Olan Bir Hikâyenin Anlatıcılarıyız”

2 Temmuz 2020

Video kasetlerin yerini yavaş yavaş korsan CD’lerin almaya başladığı 90’lı yıllara gelindiğinde Türk sinemasında da farklı bir hareketlilik yaşandı. 1996 yapımı, başrollerini Şener Şen ve Uğur Yücel’in paylaştığı ve yaklaşık 3 milyon kişinin izlediği “Eşkıya” filmiyle Türk sinemasının kazandığı yeni ivme sonrası Avrupa’da yaşayan Türk girişimciler, Türk filmlerini Avrupa sinemalarında da gösterime sokabilmek için ilk çalışmaları başlattı. Böylece, Türk filmlerini sadece video kasetlerden ve korsan CD’lerden izleyen Türkiye kökenli sinema severler, ilk defa Türk yapımlarıyla sinema salonlarında buluştular. 

Türkler En Çok Hangi Tür Filmleri İzliyor?

Avrupa’nın önde gelen, Berlin merkezli film dağıtım şirketi AF Media’nın sahibi Ali Fidan, bugün Avrupa genelinde yılda 25 ila 30 Türk filminin vizyona girdiğini aktarıyor. Avrupalı Türkler arasında en fazla ilgi gören türün komedi, ardından ise dram olduğunu söylüyor.

Genel olarak bakıldığında Avrupalı Türk sinema izleyicisinin ilgi gösterdiği Türk filmlerinin Türkiye’de de gişe rekorları kıran yapımlar olduğu anlaşılıyor. Örneğin Türkiye’de büyük başarı yakalayan Recep İvedik serisinin 5. filmi Almanya’da 550 bin, Avrupa genelinde ise 850 bin izleyici sayısına ulaşarak Avrupa’da tüm zamanların en çok izlenilen Türk filmi olma rekorunu kırdı.

Bununla birlikte Fidan, farklı Avrupa ülkelerinde yaşayan Türkiye kökenlilerin sinema alışkanlıkları ve film tercihleri arasında bariz farklılıklar gözlemlediğini aktarıyor. Avusturya ve Belçikalı Türklerin gülmeyi, dolayısıyla komedi filmlerini çok sevdiklerini; İngiltereli Türklerin ise sanat ve sosyolojik içeriği ağır basan filmlere ilgi gösterdiklerini belirtiyor. Fransa’da yaşayan Türklerin daha çok siyasi ve tarihî olayları konu alan yapımlara rağbet gösterdiklerine, Almanyalı Türk sinema seyircisi nezdinde ise komedinin yanı sıra kaliteli dram türünün de büyük ilgi gördüğüne işaret ediyor.

Fidan, Avrupa’da gösterime girecek filmleri seçerken filmin kadrosunun popüler oyunculardan oluşmasına, içeriğin ise Avrupa’da yaşayan Türklerin ilgisini çekecek türde olmasına dikkat ettiklerini belirtiyor. Büyük çoğunluğunu genç neslin oluşturduğu Avrupalı Türk sinema izleyicisine, arka planı hakkında bilgi sahibi olmadıkları “Örneğin bir 12 Eylül filmini seyrettiremezsiniz.” diyor. 

15-21 yaş arası en genç jenerasyonu, Türk filmleri için sinemaya çekemediklerini de itiraf ediyor Fidan. Avrupa’da doğup büyüyen bu yaş grubunun daha çok yabancı yapımlara ilgi gösterdiğini aktarıyor. 

İkinci Nesil Göç Kökenliler, “Katarsis Hissi Yaşamak İçin Film İzliyor”

Ancak Türk filmlerini tercih etmeme konusunda yaş faktörünün dışında şüphesiz başka etkenler de rol oynuyor. Tıbbi malzeme üretimi yapan bir firmada tekniker olarak çalışan Cemil Erdoğan, 46 yaşında ve Köln’de ikamet ediyor. Sinemayı çocukluğundan beri çok sevdiğini ve sıklıkla gittiğini vurgulayan Cemil Bey, Türk sinemasını fazla takip etmediğini, bu konudaki tek istisnasının ise komedi filmleri olduğunu belirtiyor. Sinemada film izlemeyi entelektüel bir ilgiden ziyade, çocuklarıyla veya arkadaşlarıyla birlikte iyi vakit geçirme aktivitesi olarak gören Cemil Bey, Türk filmlerindeki eksikliklerin yapımlara ayrılan bütçenin yetersizliği ile ilgili olduğunu düşünüyor.

ÖZEL DOSYA

Siyaset bilimi ve sosyoloji öğrencisi Leyla Demir de filmleri ve sinemayı çocukluğundan beri çok sevdiğini ifade ediyor. Ancak Troisdorf’lu 26 yaşındaki Leyla Hanım’ın sinemaya olan ilgisi daha spesifik; bağımsız sinema ve sanat filmlerine ilgi duyuyor. Akademik çevreden pek çok arkadaşının da benzer tercihleri olduğunu söyleyen Leyla Hanım, anne ve babasının sinema deneyimlerinin ise kendisininkinden çok farklı olduğunu ifade ediyor. “Tüm gün çalışıyor ve sinemaya eğlenmek için gidiyorlar. Dolayısıyla bir filmden beklentileri benimkinden farklı. Daha çok komedi, dram ve aksiyon filmlerini tercih ediyorlar. Bir tür ‘katarsis’ hissi yaşamak için film izliyorlar ve bunun gayet anlaşılabilir olduğunu düşünüyorum. Sabahtan akşama kadar çalışan insanların benim gibi 2,5-3 saatlik bir sanat filmi izleyip üzerinde düşünmeye vakitleri yok.” diyor.

Leyla Hanım da Türk filmleriyle arasının çok iyi olmadığını kabul ediyor. “Küçükken anneannemlerde, teyzemlerde izlediğim klasik Yeşilçam filmleriyle büyüdüm. Yeni dönem Türk sinemasında ise daha çok bağımsız filmleri takip etmeye çalışıyorum.” diyor. 

Anaakım Türk sinemasında eksik olan şeyin, eleştirel bakış açısı ve filmlerin konu olarak önceden tahmin edilebilir bir şekilde ilerlemesi olarak özetliyor Leyla Hanım. “Gülmek için komedi, ağlamak için dram filmine giriyorsun ve zaten bu beklenti ile giriyorsun. Öte yandan bağımsız sinema filmleri para kazandırmıyor. Aynı şey Alman filmleri için de geçerli.” diyerek film yapımcılarının ekonomik kaygılarla hareket ettiklerine de işaret ediyor. 

Didaktik Bir Misyon Aracı Olarak Sinema

Hamburglu 31 yaşındaki Recep Yılkın da sinemaya ilgi duyuyor. Bir yayın kuruluşunda redaktörlük yapan Recep Bey, sinemanın didaktik bir misyona sahip olduğu görüşünde. Onun için sinema, hayatı anlama ve ufkunu genişletmenin bir aracı. 

Recep Bey de daha çok Batı sinemasını tercih ettiğini, ancak bunda Türkçe veya yabancı film ayrımından ziyade, kaliteli yapım arayışının etkili olduğunun altını çiziyor. İyi bir filmin izleyiciyi daha iyi bir insan olmaya götüren unsurlar barındırmasının önemli olduğunu, ancak bunun anlatılarla değil olay örgüsü içinde kendiliğinden gerçekleşmesi gerektiğini vurguluyor. “Türk sinemasının komedi alanında Batı sinemasına göre çok daha iyi bir yerde olduğunu düşünüyorum” diyor Recep Bey. Ancak birçok Türkçe komedi filminin çok sık kullanılan argo tabirler nedeniyle ailecek izlenecek türde olmadığını ve içerik olarak izleyiciye hiçbir şey katmadığını düşünüyor.

Uzun yıllardır bu sektörün içinde olan Fidan ise, Türk filmleri konusunda daha özgüvenli bir yaklaşıma sahip. Çok iyi ve kaliteli Türk yapımları olduğunu belirten Fidan, bu filmleri Türk seyircinin yanı sıra yabancılara da izletmenin mümkün olduğunu, ancak bunun için bir takım şartların yerine getirilmesi gerektiğini savunuyor. “Eğer Avrupalılara film izletmek istiyorsanız meseleye Avrupa filmi mantığıyla yaklaşıp dublajından reklamına kadar her şeyini ona uygun olarak yapmanız gerekiyor.” diyor. 

Türk-Alman Yönetmenlerin Filmleri Neden İlgi Görmüyor?

Yüzde yüz Türk yapımı “ithal” filmlerin yanı sıra, Almanya gibi Türklerin çok yoğun bir nüfusa sahip olduğu ve birkaç nesildir varlık gösterdiği Avrupa ülkelerinde yetişen veya üreten Türk kökenli yönetmenler de sinema alanında başarılı yapıtlara imza atıyor.  

Ancak Türkiye kökenli sinema izleyicisinin, Türk-Alman yönetmenlerin filmlerine pek rağbet etmedikleri görülüyor. Buna neden olarak ise söz konusu filmlerin ekseriyetle Almanya’da yaşayan göçmen kökenlilerin deneyimlediği entegrasyon, kuşaklar arası gerilim, kimlik bunalımı, “kültür çatışması” ve benzeri toplumsal ve sosyolojik meseleleri konu ediniyor olması gösteriliyor. Bu içerik Türk sinema seyircisinin büyük çoğunluğunda ilgi uyandırmazken, aldıkları uluslararası ödüller göz önünde bulundurulduğunda,  bu filmlerin daha çok “art house” olarak adlandırılan sanat filmi camiasında karşılık bulduğu anlaşılıyor.

Fidan, Türklerin Türk-Alman yönetmenlerin filmlerine eleştirel yaklaşmalarının ardındaki en önemli nedeni açıklıyor. Ona göre bunun nedeni, bu filmlerde anlatılan göçmen hikâyelerinin “Alman” bakış açısıyla ve tek taraflı verildiği kanaatine sahip olmaları. Dolayısıyla Türkler, kendileri hakkında Alman kamuoyunda var olan ön yargıları onayladığını düşündükleri bu filmleri ve yönetmenlerini benimseyemiyorlar.

Dosya: "Göç ve Sinema"

Sinemada Yeniden Üretilen “Müslüman” Algısı

2 Temmuz 2020

Türk Göçmen Klişeleri Yeniden Üretiliyor

Leyla Hanım da bu konuda benzer düşüncelere sahip. Örnekler bu alanda ilk akla gelen isim olan Fatih Akın’ın filmleri üzerinden veriliyor. Leyla Hanım hayatın Avrupalı Türkler için Akın’ın filmlerinde tasvir edildiği gibi siyah-beyaz olmadığı kanaatinde. Bu filmlere konu olan hayatların muhakkak var olduğunu, ama bu derece ekstrem örneklerin Almanya’da yaşayan Türk toplumunun genelini yansıtmadığını savunuyor. “Kimliğimin zaten sorunsallaştırıldığı bir ortamda aynı şeyi bir de sinema perdesinde izlemek istemiyorum.” diyen Leyla Hanım, genel olarak bu filmlerde “Türk göçmen” klişelerinin yeniden üretildiğini düşünüyor.

Aynı zamanda bu tür konu tekrarlarının Türk-Alman yönetmenlerin sürekli etnik kimlikleriyle ön planda tutulmalarına sebep olduğuna ve bunun da bir süre sonra etnik kimliklerinin yaptıkları işin önüne geçme tehlikesi barındırdığına dikkat çekiyor.  

Recep Bey, Fatih Akın filmlerini sinematografik açıdan çok başarılı bulduğunu, ancak içerik olarak kültürel ve dinî hassasiyetler konusunda ziyadesiyle negatif bir yaklaşıma sahip olduğunu düşünüyor. Bu içeriğin Alman sinema çevrelerinde memnuniyetle karşılandığını fakat Almanya’da yaşayan Türk sinema izleyicisinin ekseriyetinde hiçbir karşılık bulamadığını vurguluyor.

Genç Sinemacılar Yetişiyor (Mu?)

Özellikle dinî hassasiyetlere sahip olan kesimde genç sinemacıların yetişip yetişmediği ise ayrı bir soru. İsviçre’de 2009 yılından bu yana İsviçre İslam Toplumu (SIG) tarafından düzenlenen “Altın Hilal Film Festivali” bu alanda genç yetenekleri açığa çıkarmayı hedefliyor. Festival Sorumlusu Berkant Yumurtacı, festivalin amacının gençleri kısa film yapımına özendirmek, onların sinema sektörü ile bütünleşmelerini sağlamak ve yeni sinemacıları desteklemek olduğunu söylüyor. 

Her sene jüri üyelerini Türkiye’den davet ettiklerini belirten Yumurtacı, festivali TRT’den gelen yönetmenler, yayın yönetmenleri ve meşhur dizi oyuncularının katılımıyla gerçekleştirdiklerini belirtiyor. 

“Gayemiz, bizim değerlerimizi taşıyan yönetmen, oyuncu ve sanatçıların yetişmesi.” diyen Yumurtacı, mütedeyyin kesimin sinema ve genel anlamda görsel sanatlarla ilgilenmediği özeleştirisinde bulunuyor. Sinemanın eskiden beri belirli dünya görüşlerinin ve yaşam tarzlarının yansıma alanı olduğunu belirterek, “Müslümanlar olarak dünyaya bir şey söyleyebileceğimiz bir sanat alanını boş bırakmamamız gerektiğini düşünüyorum.” diyor. 

Avrupa’daki Türkiye kökenli sinema izleyicisinin büyük çoğunluğu, sinemayı günün yorgunluğunu atıp, zihnini boşaltabileceği eğlendirici bir alternatif olarak değerlendiriyor. Fakat diğer yandan, eğitimli ve Avrupa’da yetişmiş genç neslin sinemaya yaklaşımının anaakım Türk sinema izleyicisine nazaran daha entelektüel bir seviyede seyrettiği bir gerçek. 

Mevcut durumda Türkiye kökenlilerin, bilhassa mütedeyyin kesimin, bir sanat dalı olarak sinemaya ilgisinin zayıf olduğu görüşü öne çıkarken, Avrupa’da bu gidişatı değiştirecek sinemaya ilgi duyan gençlere büyük işler düşüyor. Ama her şeyden önce bu gençlerin elinden tutacak ve yol gösterecek inisiyatiflere büyük ihtiyaç var.

[1] Aydemir, M. (2017) Almanya’daki Türkler ve Ben. Books on Demand, 4. Baskı, S. 80.

Meltem Kural

Londra Üniversitesi SOAS’ta (School of Oriental and African Studies) yüksek lisans eğitimini tamamlayan Kural Perspektif dergisi yayın kurulunda yer almaktadır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar