Anatomi Serisi Asimilasyon Nedir?

Bir topluluğun içinde yaşayan başka bir topluluğun dil, din, kültür gibi kimlik unsurlarını değiştirip kendine benzetmesi şeklinde gerçekleşen asimilasyon, özellikle göç alan toplumlarda büyük bir tartışma konusu. Perspektif Anatomi Serisi, bu kez büyük tartışmaların odağı olan asimilasyon kavramını ele alıyor.

Ahmet Aslan 19 Temmuz 2020

Asimilasyon, toplumsal grupların etkileşime geçmesiyle ortaya çıkan sosyo-külkültürel bir karşılaşmadır. Böyle bir etkileşimde bir kültürel sistemin başka bir kültürel sistemi ya da sistemleri zamanla kendine benzetmesi ve etkisi altına alması sonucunda asimilasyon gerçekleşmektedir. Latince “benzer yapmak” (assimilare) anlamına gelen bir köke sahip asimilasyon, böyle bir durumda karşımıza çıkan bir kavram ve görece yavaş, kuşaklar boyu süren uzun bir süreç. Bu süreçte başat kültür, etki altına aldığı kültürün kendine özgü özelliklerini bozup, bu kültürel sistemin ideallerini ve bu ideallere ulaşmak için kullandığı araçları ortadan kaldırıyor. Baskın kültür, tâbi kültürün zanaat, teknik gibi maddî; dil, tarih, gelenek, görenek gibi manevî tüm karakteristik özelliklerini çoğunlukla belli bir oranda “güç” kullanıp dönüştürerek kendi bünyesine katıyor. Nihayetinde edilgen kültür başat kültürün içinde eriyor.

Geçmişten günümüze kadar olan tarihsel sürece baktığımızda göç alan devletlerin farklı kültürel toplumlardan gelen göçmenlerin kendi toplumlarına uyum sağla(ya)madıkları durumda toplumsal sorunlar çıkacağı endişesine kapıldıklarını görüyoruz. Bu doğrultuda devletler, çeşitli teori ve stratejilere yönelmişler. Birden çok kültürel topluluğun bir arada yaşadığı bir toplumda toplumsal barışı sağlamak için genelde iki eğilim ortaya çıkmış: Ya azınlık kültürleri asimile etme ve “tek bir kültürde bütünleşme” ya da kültürel farklılıkları hoşgörüyle karşılayarak birlikte yaşama kültürü geliştirme. Modern dönemde barış içinde birlikte yaşama amacıyla geliştirilen ilk çözüm önerisi asimilasyon olmuş. Bir grubun kolektif belleği ve kimliğinin imhasını hedefleyen asimilasyoncu sistemler, insan davranış ve ilişkilerini önceden belirlemeyi kendi görevleri olarak görmekteler. Bunun en açık örneklerinden birini ABD’deki geleneksel “eritme potası” politikası teşkil ediyor.

Asimilasyon, ilgili kaynaklarda genelde -yerli kültürler arasındaki asimilasyon süreçlerini açıklamamakla birlikte- Amerika, Almanya, Güney Afrika gibi örnekler bağlamında göçen ve göç kabul eden kültürler arasında gelişen bir süreç olarak görülüyor. Bu durum, göçmenin / edilgen grubun egemen toplumla hiçbir ayırt edici özelliği kalmaksızın bütünleşmesi olarak tanımlanıyor. Bu anlamıyla asimilasyon “kültürlenme, kültürleşme” (İng. “acculturation”) ile eş anlamlı bir kavram. Irk ilişkilerine dair Amerika’daki ilk incelemelerde kavram; “uyma”, “rekabet”, “yok etme” ve “dışlama” gibi süreçlerle ilişkilendiriliyor (Marshall, 1999:42). Kısacası asimilasyon, bireyin veya grubun kendi kültürel kimliğinden, kültürel geçmişinden, yaşam tarzından sıyrılarak, başka bir kültürü özümsemesi süreci olarak tanımlanabilir. Bu süreçte yaşanan değişim ise sadece davranışlarda değil aynı zamanda zihniyette gerçekleşiyor (Bilgin, 1994:75).

Dosya: "Entegrasyon"

Bir Kavramın Anatomisi: Entegrasyon

4 Ocak 2018

Asimilasyon Teorileri

1960’lara kadar Amerika’da İngilizliğe uygunluk (İng. “Anglo-conformity”) ve erime potası (İng. “melting pot”) şeklinde iki asimilasyon aşaması gündeme geldi. Bu yaklaşımla ülkeye gelenlerin önce İngilizceye ve İngiliz kültürüne uyum sağlamaları, zamanla da tamamen Amerikalı olmaları beklendi (Yalçın, 2004:57-58). 20. yüzyılın ilk yarısında Robert E. Park, Ernetst W. Burges ve Brewton Berry gibi asimilasyon teorisyenleri; aynı toplum içinde yaşayan çeşitli kültürel toplulukların dayanışma ve ortak yaşamla zamanlar benzeşip bütünleşeceği, farklı kültürel mirasların eriyip birbirine karışacağı beklentisi içinde oldular. Bu süreci zorlayıcı olmayan bir kültürleşme ile eş değer gördüler (Gordon, 1964: 62- 65).

Başlıca asimilasyon teorilerinden olan Gordon’ın “Asimilasyon Süreci Teorisi”, Robert E. Park ve Ernest Burgess’ın “Irk İlişkileri Döngüsü Teorisi” ve Ron Taft’ın “Asimilasyonun Yüzleri Teorisi” gibi ayrıntılı teorilerin her birinde, asimilasyonun evreleri farklı terimlerle açıklanıyor. Bu teorilerin dikkat çeken ortak yönü, hemen hepsinde asimilasyonun; kültürleşme, entegrasyon gibi süreçlerin en son aşaması olarak nitelenmesi (Yalçın, 2004:58-63). Bununla birlikte asimilasyon, bütünüyle tek yönlü bir süreç değil. Bu ilişkide bir taraf öbürüne göre daha fazla etkilense de karşılıklı bit ilişki var (Gordon, 1964: 65). Diğer taraftan “çizgisel asimilasyon” yaklaşımına göre ise göç kökenli her yeni kuşak, yeni bir uyum aşaması yaşıyor (Alba & Nee, 1997: 832).

Bazı teorisyenler asimilasyonun kültürel ve sosyal boyutlarını birbirinden ayırarak birincisini kültürleşme, ikincisini de bütünleşme olarak nitelendiriyor. Buna göre kültürleşme, farklı kültürel kökenden gelen kimselerin zamanla eylem, norm, dil ve giyim-kuşam gibi kategorilerde benzeşmeleri olarak anlaşılabilecekken bütünleşme ise farklı sosyal yapılardaki bireylerin ortak kurumsal bir yaşamda erimeleri anlamına geliyor (Wilfrid ve Zanden (1983: 274–275).

Kültürel çeşitliliğe sahip toplumlarda farklı kültürel gruplar arasında zaman zaman açığa çıkan iktidar mücadelesi, çoğunluk toplumunun azınlık grupları asimile etme çabasına dönüşüyor. Devletler böyle bir çabayla göçmenlerden kendi dillerini, sosyo-kültürel niteliklerini bırakmalarını bekleyebiliyor. Bu amaçlara ulaşmanın yolu da yeni kuşakların eğitiminden geçtiğinden devletler, göçmen çocuklarını hâkim dili öğrenmeye ve etnik açıdan karma okullarda okumaya teşvik ediyor (Castles ve Miller, 2008:362).

Asimilasyonun uygulama açısından yumuşak ve zorunlu olmak üzere iki zıt ucundan bahsedilebilir. Yumuşak asimilasyon sürecinde bağımlı kültür, egemen kültürle doğal bir süreç içinde birleşiyor. Zorunlu asimilasyon sürecinde ise azınlığın, bağımlı kültürünün varlığı inkâr ediliyor. Bu durumda kültürel azınlıklardan farklı kültürel özelliklerini terk etmeleri bekleniyor ve hatta farklı kültürel aidiyeti yaşatanlar öldürülüyor veya hapsediliyor. Bu iki kutup arasında zorla değil, eğitim yoluyla gerçekleştirilen başka asimilasyon biçimleri de bulunuyor (Poulton,1993: 251).

Dosya: "Göçmen Kökenlilik ve Göçmeyen Göçmenler"

Göçmen Kökenlilik ve Göçmeyen Göçmenler

2 Aralık 2019

Asimilasyonun Boyutları

İnsan davranışının biçimlenmesinde etkin olan değerlerin, fikirlerin ve diğer anlam sistemlerinin ürünü olan her şey, kültürü oluşturmaktadır. Bireyler ve topluluklar arasındaki etkileşimler sistemi ise insanın sosyal yanını oluşturmaktadır (Kroeber ve Parsons, 1958: 583). Dolayısıyla başat kültür tarafından edilgen kültürün asimilasyonunun da iki boyutu bulunuyor: Kültürel ve sosyal asimilasyon (O’Flannery, 1961: 196).
Tam bir kültürel asimilasyon, edilgen kültürün değerlerinin egemen kültür değerleri içinde erimesidir. Bu durumda edilgen grup, anadili ve giyim-kuşamından vazgeçmekle kalmayıp; gelenek-görenek, sosyal ve dinî değerlerini de içeren kendine özgü kültüründen de vazgeçerek hâkim kültürü içselleştirmektedir. Bu uzun süreç, genelde üçüncü ve dördüncü kuşakta tamamlanmaktadır (Popenoe, 1995: 246).

Gordon (1964: 71), Amerikan toplumu için geliştirdiği asimilasyon teorisinde asimilasyon tür ya da aşamalarını şu şekilde sıralıyor:
kültürel kalıpların başat toplumun kalıplarına doğru değişmesi (kültürel ya da davranışsal asimilasyon),
birincil grupların, başat toplumun küçük gruplarına, kulüplerine ve kurumlarına geniş çaplı katılımı (yapısal asimilasyon),
geniş çapta karışık evlilikler (evlilik asimilasyonu),
tamamen başat topluma ait olma bilincinin/hissinin gelişmesi (kimlik asimilasyonu),
gruplar arası ön yargının yok oluşu (tutum kabulü asimilasyonu),
gruplar arası ayrımcılığın yok oluşu (davranış kabulü asimilasyonu)
gruplar arası değer ve iktidar çatışmasının yok oluşu (yurttaş asimilasyonu).
Gordon’un bu çalışması, sonraki dönemlerde ülkede hâlen süren yapısal ırkçılığı ele almaması, deterministik ve tek yönlü bir evrim mantığı taşıması gibi sebeplerle eleştirilmiştir (Ray, 2006:24).

Zorunlu ya da İsteyerek Uyum

Asimilasyon, toplumdaki çeşitli azınlık grupların kültürel açıdan zamanla çoğunluğa benzemesi ve devlet politikalarıyla bu yönde zorlanması. Bu açıdan zorunlu bir süreç (Somersan, 2004: 87). Çoğu siyasetçi ve sosyal bilimci asimilasyonun bu zorunluluk boyutuna yeterince vurgu yapmamamakta. Bu zorunluluk vurgusu asimilasyonu entegrasyondan ayırabilmek için şart. Zaten uzunca bir süre göçmen kökenliler en azından Avrupa bağlamında asimilasyonun bu zorlama tarafına karşın entegrasyon söylemini tercih eder göründüler. Ancak zamanla birçok politikacının entegrasyon deyip asimilasyonu kastetmesiyle entegrasyon söylemleri de parıltısını kaybetti.

Aşırı sağ, nefret söylemi, İslamofobi, ırkçılık gibi sıkça kullanılan kavramları Anatomi Serisi’nde açıklıyoruz. Diğer Anatomi yazılarına buradan ulaşabilirsiniz.
TIKLA

Göç sonrası toplumlarda kültürel farklılıklar tüm taraflardan kaynaklansa da bu farklılıklardan doğan sorunların tek müsebbi azınlıklar olarak görülüyor. Böyle bir asimilasyon politikasının arkasında kültürel homojen toplum ideali yatıyor. Bu ideal, kültürel farklılıkların çatışmaya ve kurumsal bölünmelere yol açacağı endişesi ve hâkim kültürün üstün, eşsiz kültür olduğu iddiası gibi temel iki dayanağa sahip.

Asimilasyon her zaman baskı ve zorlamayla gerçekleşmiyor. Göçmen kökenliler ya da azınlık kültürün müntesipleri, kültürlerarası evlilik gibi farklı tercihlerle birkaç kuşağı içeren uzun bir süreçte kendi kültürel geçmişlerine yabancılaşıp hâkim toplumun tüm kültür özelliklerine uyum sağlayarak kendiliğinden asimile olabiliyor. Ancak süreç sonunda asimilasyonun ne derece gerçekleştiği açıkça belirlenemeyebiliyor. Çünkü asimile edildiği düşünülen birey, herhangi bir olay karşısında öz kimliğine sarılabiliyor (Aslan, 2018).

Birey veya grubun kendi kültürel geçmişini tamamen unutup yerine yeni bir kültürel aidiyet benimsemesi anlamında tam bir asimilasyon, zor ve uzun zaman alan bir süreç. Kültürel özelliklerin bireylere derinden işleyen olgular olması sebebiyle göçmenlerin kültür bagajlarını terk etmeleri ve geldikleri ülkelerle tüm bağlarını koparmaları, teorilerde ön görüldüğü gibi kolay değil. Bilakis göçmenler yeni toplumlarına kendi kültürlerinden bir şeyler katarken, anayurtlarına da yeni geldikleri toplumdan kültürel değerler taşıyor (Faist, 2003:347).

Göç ya da başka sebeplerle kültürel çoğul bir yapıya kavuşmuş toplumlarda birlikte yaşam için üretilecek teori, politika ya da söylemlerin temel açmazı, insanın sosyo-kültürel yönlerini, inanç ve değer boyutlarını göz ardı ederek onu işçiye, göçmene, mülteciye, azınlığa vs. indirgemesi ve genellikle “ötekileştirmesi”dir. Bu temel yanlışı görmek için birazcık empatiye sahip olmak yeterli.

Kaynaklar:
Alba, R. & Nee, V. (1997). “Rethinking Assimilation Theory for a New Era of Immigration,” International Migration Review. Vol. 31, No. 4, Special Issue: Immigrant Adaptation and Native-Born Responses in the Making of Americans, pp. 826–874. Published by: The Center for Migration Studies of New York, Inc. URL: http://www.jstor.org/stable/2547416 (18.06.2020).
Aslan, A. (2018). Çokkültürlülük ve Entegrasyon tartışmaları Bağlamında Üçüncü Kuşağın Kimlik Algısı ve Din: Köln Örneği. (Yayımlanmamış doktora tezi). Ondokuz Mayıs Üniversitesi Sos. Bil. Ens., Samsun.
Bilgin, N. (1994). Sosyal Bilimlerin Kavşağında Kimlik Sorunu, İzmir: Ege Yayınları.
Castles, S. ve Miller, M. J. (2008). Göçler Çağı: Modern Dünyada Uluslararası Göç Hareketleri, Çev. B. U. Bal, İ. Akbulut, İstanbul: İstanbul Bilgi Üniv. Yayınları.
Faist, T. (2003). Uluslararası Göç ve Ulusaşırı Toplumsal Alanlar, İstanbul: Bağlam Yayıncılık.
Popenoe, D. (1995). Sociology, 10. Baskı, Prentice Hall, Englewood Cliffs, N.J.
Gordon, M. (1964). Assimilation in American Life: The Role of Race, Religion and National Origins. New York: Oxford University Press.
Kroeber, A. L. & Parsons, T. (1958). “The Concepts of Culture and Social System,” American Sociological Review. XXIII.
Marshall, G. (1999). Sosyoloji Sözlüğü. Çev. Osman Akınhay & Derya Kömürcü. Ankara: Bilim ve Sanat Yayınları.
O’Flannery, E. (1961). “Social and Cultural Assimilation,” The American Catholic Sociological Review. Vol. 22, No. 3, pp. 195-206, Published by: Association for the Sociology of Religion, Inc., URL: http://www.jstor.org/stable/pdfplus/3709117.pdf (18.06.2020).
Poulton, H. (1993). Balkanlar: Çatışan Azınlıklar, Çatışan Devletler. Çev. Y. Alogan. İstanbul: Sarmal Kitabevi.
Ray, L. (2006). The Cambridge Dictionary of Sociology. Ed. Bryan S. Turner. Cambridge: Cambridge University Press.
Yalçın, C. (2004). Göç Sosyolojisi, Ankara: Anı Yayıncılık.
Zanden, V. & Wilfrid, J. (1983). American Minority Relations. 4. Baskı. New York: Alfred A. Knopf.
Ahmet Aslan

Bir dönem Almanya’da ikamet etmiş olan Ahmet Aslan, Din Sosyolojisi alanında doktorasını tamamlamış olup gençlik, değerler ve göç sosyolojisi alanlarında araştırmalarını sürdürmektedir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar