Dosya: "Çevre Krizi" Küresel Isınmanın Sonlandırdığı Saadet Zinciri

Finansal piyasaya akan muazzam kaynaklar ve durmadan tüketimi teşvik eden reklam piyasası... Küresel ısınma tartışılırken ekonomik dengesizlik ve sona eren saadet zinciri görmezden geliniyor.

Esat Arslan 1 Aralık 2020

Kur’an’dan ve Hazret-i Muhammed’in dostlarına öğretmeye çalıştığı değerlerden öğrendiğim kadarıyla İslam’ın amacı insan olarak temel maddi ihtiyaçlarımızı bir kez hakkıyla karşıladıktan sonra, hümanist Erasmus’un da hatırlattığı gibi para, servet, hedonizm, prestij gibi aşağı hedefler etrafında koşturmaktansa, insanı insan yapan manevi nitelikleri kemale erdirmeye çalışan kaliteli bir yaşam kurmak etrafında çabalamaktır. Bu manevi hedefler de insanın kendini dünya yaşamından sıyırıp bir manastıra çekilerek tefekküre dalması değil; felsefe, sanat, bilim, dostluk, aşk, spor gibi zevklerde Tanrı’yla dostluk kurma yeteneğini kazanmakla ilgilidir. Bu ideal liberalizmin münşilerinden John Stuart Mill’in de bayraktarlığını yaptığı bir idealdir. “Zevk içinde yüzen bir domuz olmaktansa manevi değerler uğruna ıstırap çeken bir Sokrates olmayı yeğlerim.” sözü Mill’e aittir.

Dosya: "Çevre Krizi"

“Dinî Değerler İnsanın Doğa İle Duygusal Bağını Güçlendiriyor”

1 Aralık 2020

Fakat kapitalizm bu manevi zevkleri önceleyen bir hayat kurmamıza izin vermiyor. Ve küresel medya sektörü aracılığıyla bizi sürekli daha fazla tüketime yönelten hedonist bir yaşamı hedeflemeye zorluyor. Medyanın tüketim pompalaması siyasetinin arkasında iki temel sebep saptamak mümkün:

Birincisi; sanayi şirketlerinin muazzam ve sürekli genişleyen bir üretim potansiyeli var. Bu potansiyeli kâra dönüştürme çabası şirketlerin sürekli büyümesi için elzem. Bu üretim potansiyelinin tüketici bulabilmesi ise insanlara sürekli yeni maddi ihtiyaçlar aşılayabilmekle mümkün. Reklam sektörü bu işlevi görüyor. Ve ne yazık ki reklam sektörünün pompaladığı tüketim ahlakı pek çok insanın yukarıda saydığım manevi zevklerin değerini hiç öğrenemeden yaşam sürmesine sebep oluyor.

Muazzam Eşitsizlikler Yerine Şahsi Gelecek Planlarına Odaklanmak

İkincisi; küresel kapitalist sistem Fransız İhtilali öncesi aristokrat ve saray toplumlarında çok daha büyük maddi eşitsizlikler yaratan bir toplum. Ve doğal hiyerarşiye inanan eski çağların aksine Fransız İhtilali sonrasında insanların eşit saygıya layık olduğuna inanıyoruz. Bu kadar ciddi maddi eşitsizliğin olduğu bir toplumda insanların hâlâ eşit saygıya layık olduğuna inanabilmeleri için bu maddi eşitsizliklerin göze batmaması gerekiyor. Zira ünlü diplomat Richard Haass’ın Yeni Amerikaadlı kitabında vurguladığı gibi, eğer bu eşitsiz durum göze batarsa, ciddi toplumsal çalkantılar ortaya çıkar ve müesses nizam yıkılır. Bu sebeple kapitalizme yön tayin eden güçler sokaktaki insanın gözlerinin bu eşitsizliğe değil de, kendi küçük dünyasındaki maddi hedeflerine dikilmesini istiyor. Yani insanlar her geçen yıl tüketim seviyelerini artırabildikçe yaşamda dikkatlerini çeken şey bu muazzam eşitsizlikler değil de, kendi şahsi gelecek planları olacak.

Dosya: "Çevre Krizi"

Prof. Seyyid Hüseyin Nasr: “Çevre Krizi, Manevi Düzendeki Krizin İşareti”

1 Aralık 2020

İşte bu sebeple sürekli büyümeye dayalı bir ekonominin kurulması ve insanların sürekli daha fazla tüketmeye odaklanması gerekiyor. Yani sokaktaki insan olarak beni meşgul eden şey zenginlerin göz kamaştıran zenginliği değil de, eskimiş arabamın yerine gelecek yıl almayı hedeflediğim lüks araba olduğu ve bu lüks arabayı alma fırsatım gerçekçi bir hayal olduğu sürece, yani ben bireysel olarak zenginleşebildiğim ve hâliyle ekonomi bir bütün olarak büyüdüğü sürece kapitalist hiyerarşi gözlerden ırak kalıyor ve müesses nizam kendini böylece sürdürebiliyor. İnsanı manevi kalkınmaya değil de maddi zenginleşmeye kilitleyen küresel reklam sektörünün çalışma mantıklarından ikincisi bu.

Tüketimi Azaltan Bir Ekonomi

Küresel reklam sektörü manevi değerlere önem vermiyor mu? İzlediğimiz her reklamda bu manevi değerlere referans verildiğini görebiliyoruz, fakat bu referans bizim somut hayatlarımızda asla gerçeğe dönüşemiyor. Zira reklamın sunduğu malı tükettiğimizde bu manevi değere de sahip olduğumuz kuruntusuna kapılmamız amacıyla bu manevi değerler sömürülüyor aslında küresel reklam sektörü tarafından. Yani reklamlarda bu değerlere referans yapılması aslında maneviyatın maddi tüketimin bir kamuflajı olarak sunulmasından başka bir anlama gelmiyor.

Küresel ısınma tehdidinin bir gerçeğe dönüşmesiyle beraber bu saadet zincirinin sonuna geldik. Yani ekonominin sürekli büyüdüğü, insanların sürekli daha fazla mal tüketebildiği ve küresel zengin-fakir hiyerarşisinin gözlerden ırak tutulabildiği bu mutluluk resmi küresel ısınma tehdidiyle artık parçalanıyor.

Eğer küresel ısınma tehdidi insanlığı yok etmeyecekse, durağan bir ekonomiye geçmemiz elzem. Yeni ve doğaya zarar vermeyen bir enerji kaynağı keşfedilemediği sürece bu tehdidin durağan bir ekonomiye geçişten başka bir kurtuluş reçetesi yok. Yani Sergei Latouche’un Kanaatkar Bolluk Toplumuna Doğru’da zikrettiği gibi manevi zevkleri öne çıkaran ve maddi tüketimi azaltan bir ekonomiye geçmediğimiz sürece bu tehditten bir çıkış yok.

ÖZEL DOSYA

  

İnsanı İnsan Yapan Manevi Değerler

Bu teklif başta insana fantastik gelebilir. “Nasıl yani hem daha az tüketeceğiz hem de daha mutlu olacağız. Bu çılgınlık değil mi?” Latouche böylesi bir itiraza inandırıcı bir yanıt veriyor: “1960’larda refah kapitalizmi döneminde yaşayan atalarımız henüz bizim gibi tüketim çılgınlığına kapılmamış oldukları hâlde ve manevi yaşamları henüz bizim kadar fakirleşmemiş oldukları için bizden çok daha mutlulardı. Bu bugün neden olmasın?”

Sokaktaki insan olarak bizlerin bu durağan ekonomi modelini “arzulayabilmemiz için” kapitalist ekonominin baştan yapılanması gerekiyor. Sürekli kâr artışına dayalı bir ekonomi modeliyle ve zengin ve fakirin arasında bu kadar ciddi bir uçurum varken sokaktaki insanı durağan bir ekonomiye razı etmek mümkün değil.

Dosya: "Çevre Krizi"

Aydınlanma, Modern Özyıkım, Ekolojik Kriz ve Kalbin Sesi

1 Aralık 2020

Bu sebeple İslam’ın zekat emri, yani zenginin servetinden fakire sürekli aktarım yaparak iktisadi adaleti sağlama emri bu hiyerarşinin kırılmasında hayli etkin olabilir. Zira küresel ısınmaya yol açan şey büyük oranda bizim temel gerçek gereksinimlerimiz değil, lüks ihtiyaçlar. Zekat emri bugünün koşullarında lüks harcamaları hayli kısan bir işlev görebilir. Dünyaca ünlü Messi ya da Ronaldo da olsanız, aynı 1950’lerin Pele’si gibi mütevazi bir hayat sürmek zorunda olduğunuz aşikârsa; sokaktaki gençlerin ve gençlere örnek teşkil eden Messi ve Ronaldo’nun hayattan ve mutlu yaşamdan beklentileri değişir. Maddi zevkleri maksimize etmektense, insanı insan yapan manevi değerler etrafında yaşam hikâyeleri yazmak oldukça çekici hâle gelir.

Finansa Akan Muazzam Kaynaklar

İslam’ın faiz yasağı da bugünün koşullarına adapte edilebilirse küresel ısınma tehdidi karşısında geleceğe ümitli bakmamızı sağlayabilir. Zira finansal piyasalarda gezen tasarrufların çok büyük bir oranı dev sanayi şirketlerinin reel üretimden kazanıp da tekrar reel üretime döndüremedikleri finansal kaynaklardan oluşuyor. Dev sanayi şirketleri bu kazançları finansal piyasalara yatırıyor. Finansal piyasalara akan bu muazzam paralar herkesi borçlanmaya teşvik ve mecbur ediyor. Sürekli borç çevirmeye mahkum olan firmalar ve tüketiciler sürekli daha fazla para kazanmaya, yani küresel olarak ekonomiyi sürekli büyütmeye mecbur kalıyor. Finansa akan bu muazzam kaynaklar nihayetinde tüm değerleri şişirerek balonlar yaratıyor ve bu balonlar eninde sonunda patlıyor. Hepimiz altında kalıyoruz.

Oysa finansa akan bu paralar aslında küresel ekonominin ve insanoğlunun gerçek maddi ihtiyaçları söz konusu olduğunda neredeyse tamamen atıl ve hatta zararlı. 1945 sonrası refah kapitalizminin teorisyeni John Maynard Keynes’in dediği gibi finans, reel ekonomi denen okyanusun üzerinde bir köpük kadar ince olursa bundan herkes kazanır. Fakat eğer finans bir okyanusa dönüşmüş ve reel ekonomi bu okyanusun bir köpüğüne dönüşmüşse bu herkes için felakettir. 2008 dünya ekonomik krizinden beri bu felaketi yaşıyoruz. 

Dosya: "Çevre Krizi"

Avrupa Camilerinde Sürdürülebilirlik İçin Ekolojik Yaklaşımlar

1 Aralık 2020

Finansa akan ve zengini daha da zenginleştiren, dolayısıyla lüks tüketimi daha da özendiren bu kârlar, finansa akacağına İslam’daki zekat ve karşılıksız borç (karz-ı hasen) kurumları gibi kurumlar vasıtasıyla fakir ulusların ve fakir sınıfların temel ve gerçek maddi ihtiyaçlarına ayrılabilse, küresel ısınma tehdidine karşı tek gerçek yanıt olan “durağan ekonomi modeli”ne geçebilmek için, gerek küresel kurumların, gerekse de biz sokaktaki insanların arzularının yeniden teşkil edilmesi noktasında oldukça ciddi katkısı olur.

Mütevazi Yaşayıp Hayattan Zevk Almak

Hz. Ali ve Hz. Ayşe gibi öncü insanlara baktığımızda bu insanların oldukça düşük maddi tüketim düzeyleri olduğunu görüyoruz. Her ikisi de toplumun önderleri olarak oldukça mütevazi koşullarda yaşıyorlardı. Fakat her iki insanın da ortak özelliği manevi ve insani nitelikler konusunda oldukça gelişkin olmalarıydı. Her ikisi de sadece dinî ilimlerde birer üstat olarak kabul edilmiyordu. Dinî ilimler yanında Erasmus’un insani bilimler dediği sahada, yani tarih, şiir ve belagat sahasında da söz sahibi ve bu alanlardan zevk alabilen insanlardı. Ve yine her ikisi de kendi çağının doğa bilimlerine, matematik, biyoloji ve tıp gibi bilimlere ilgi duyan, kendi çağlarının koşullarında bilimsel araştırma yapmaktan zevk alan insanlardı.  Her ikisi de İslam’ı Şii-Sünni diye ikiye bölen trajediye kadar, aynı Diyojen gibi, “mizah” duygusuna, “sense of humour”a sahip olmakla tanınırlardı. Yani her iki önder de madden oldukça mütevazi koşullarda yaşasalar da hayattan keyif almayı bilen insanlardı.

Dosya: "Çevre Krizi"

“Her Caminin Dikkate Alması Gereken Farklı Koşullar Var”

1 Aralık 2020

Eğer küresel ısınma tehdidine rağmen insanoğlu olarak bir geleceğimiz olacaksa, kazandığı bütün serveti insanlığın manevi tekamülüne adayan Keynes’in şu sözlerini yeniden hatırlamamamız gerekiyor: “Manevi zevkler bir tarafta dururken, para, servet, hedonizm, prestij gibi maddi menfaatler etrafında örgütlenmiş bir yaşam oldukça sefil bir yaşamdır.” Ve elbette Hazret-i Muhammed’in eğittiği Ali ve Ayşe gibi insanları da herek Doğulular gerekse de Batılılar olarak yeniden tanımamız elzem. Hem küresel ısınma tehdidine karşı, hem de Batılılar ve Doğulular olarak bizi boğan İslamofobi-Oryantalizm kavgasından sıyrılabilmek için elzemdir Hazret-i Muhammed’i, mesajını ve onun yetiştirdiği dostlarının yaşam felsefesini yeniden tanımak.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar