Kültür Perspektifi Ayşe Akova: “Karikatürlerimi Kültürel Diyalog ve Espriler Şekillendiriyor”

Almanya’nın Köln şehrinde yaşayan Ayşe Akova, “Ayşe in Almanland” başlıklı karikatürleriyle Müslüman kadınların gündelik yaşamına esprili bir dille ışık tutuyor. Kültür Perspektifi Serisi'nin ilk söyleşisinde Ayşe ile Müslüman kadın olmanın eğlenceli ve zor yanlarını konuştuk.

bgucin 21 Eylül 2022

Almanya’nın Köln şehrinde yaşayan Ayşe Akova medya tasarımı eğitimi aldı. Akova “Ayşe in Almanland” karikatürleriyle Almanya’daki Müslüman kadınların yaşamına esprili bir bakış sunuyor. Instagram: instagram.com/ayse.in.almanland

Aslen görsel tasarımlarla ilgilenen bir film yapımcısısın. “Ayşe in Almanland” başlıklı karikatür serisi nasıl ortaya çıktı?

Kültürler arasındaki gidiş-gelişlere mizahla aracılık etmek ve Almanya’daki göçmenlerin, daha doğrusu Müslümanların günlük hikâyelerindeki engelleri ve zorlukları anlatmak istiyordum. “Ayşe in Almanland” da aslında bu istekten ortaya çıktı.

Bu karikatürlerle öncelikle insanları kısa süreliğine de olsa güldürmeyi arzuluyorum. Bu da insanların kendilerini karikatürdeki figürlerle özdeşleştirmeleri ve hikâyelerde kendilerini bulmalarıyla mümkün. 

“Müslümanlar Sıklıkla Anlaşılmadıklarını Hissediyor”

View this post on Instagram

 

A post shared by @ayse.in.almanland

“Ayşe in Almanland” karikatürlerindeki “Ayşe”, topluma dâhil olmak istiyor. Hukuk okuyor ve hayalleri var. Aynı zamanda ailesinin ve dinî inancının beklentilerini karşılamaya çalışıyor. Bu durum onu günlük hayatta üstesinden gelmesi gereken anlaşmazlıklara ve engellere sevk ediyor. Bu aynı zamanda Almanya’daki birçok genç Müslüman’ın da gerçeği. Bu insanlar günlük yaşamları, okulları, üniversiteleri, işleri, aileleri, gelenekleri, toplumları ve dinî çevreleri arasında anlaşmazlık durumları yaşayabiliyorlar. Çoğunlukla da bu durumun üstesinden gelemiyor, vicdani huzursuzluklar yaşıyorlar. Buna günlük yaşamda maruz kaldıkları ayrımcılık, aile anlaşmazlıkları, duyguları ve kişisel gelişim problemleri de ekleniyor. 

Ana akım medyada bu çatışmaların çok az ya da çokça saptırılarak sunuluyor olması, genç Müslümanların sıklıkla anlaşılmadıklarını hissetmelerine sebep oluyor. Karikatürlerde bu durumları mizahi bir üslupla ele alıyorum. Bu sorunları ele aldığım ve genç Müslümanların anlaşıldıklarını hissettikleri bir platform bu. Bunu yorumlarda da görüyorum. Müslümanlara ait problemlerin ve konuların kendi çevreleri tarafından ele alınması ile onlarla gerçek bir ilişkisi olmayan yabancılar tarafından ele alınması arasında büyük bir fark var. Gençler gerçeği yansıtıp yansıtmadığınızı, özeleştiri yapıp yapmadığınızı veya birisinin kendileriyle alay edip etmediğini hemen fark ediyorlar. Karikatürlerde daha fazla müsamaha ve empati var. Öyle sanıyorum ki bu hicvin doğasında bulunuyor. Kısa ve eğlenceli hikâyelerle kültürler ve inançlar arasında daha fazla anlayış ve uzlaşma sağlamayı ve bütün toplumsal kesimlere ulaşabilmeyi umuyorum.

Peki senin kendi kültürel ve dinî aidiyetin bu karikatürleri üretirken nasıl bir rol oynuyor?

Anlattığım hikâyeler kendi kültürel ve dinî aidiyetimi temel alıyor. İçeriklerimin özü bu. Kültürel diyaloglar ve espriler karikatürlere şekil veriyor. Esasen karikatürlerde sunduğum espriler dinî, daha doğrusu kültürel bir bağlantısı olmayan kişiler tarafından anlaşılamaz da. Kişinin bu konularla bir bağlantısı, daha ziyade bir ilgisi olması önemli. 

“Sosyal Platformlardan Müslümanlar Yararlanmalı”

Sosyal medyada dinî kimlikle görünür olmak bazen farklı tepki ve eleştirilere de yol açabiliyor. Senin şimdiye dek bu yönde bir tecrüben oldu mu?

View this post on Instagram

 

A post shared by @ayse.in.almanland

Çok şükür ki hayır. Çünkü kendi kimliğimle mevcut değilim. Ben karikatürleri sadece sosyal medyada paylaşıyorum ve bundan dolayı şahsi bir saldırı söz konusu olmuyor. Ara sıra hem aşırı sağ görüşlü hem de dinî aşırıcılardan olumsuz yorumlar alıyorum. Fakat bu iki grubun ortak yönleri var: Mizah anlayışları yok, her şeyi çok kişisel algılıyorlar ve kılı kırk yarıyorlar. Elbette herkesle aynı fikirde olmak mümkün değil. 

Sana göre sanat gerçekten özgür mü? 

Dış etkilerden tamamen bağımsız bir sanatın hiçbir zaman olamayacağını düşünüyorum. Fakat dijitalleşme çağında sanata erişim daha kolay. Sosyal platformlar, salt sanat icra edenler ve yeni katılımcılara bir ses ve büyüme imkânı sunuyor. Büyük medya kuruluşları etkilerini giderek kaybediyor ve farklı konsept ve içerikler geliştirmeye çalışıyorlar. Bence bu Müslümanların da yararlanması gereken bir fırsat. Başkalarının sanatı hakkında şikâyetçi olmanın ve kurban rolüne girmenin bir faydası yok. Günümüzde çok az kaynakla çok fazla etki oluşturmak mümkün. 

bgucin

Galatasaray Üniversitesi’nde Sosyoloji programından mezun olan Burak Gücin, sonrasında Heidelberg Üniversitesi’nde Kültürel Çalışmalar alanında yüksek lisansını tamamlamıştır. Ağırlıklı olarak ideoloji, kültür ve göç üzerine çalışan Gücin, Perspektif redaksiyon ekibinin üyesidir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
Perspektif’te yayınlanan içeriklerden anında haberdar olmak için ücretsiz e-bültenimize abone olabilirsiniz
ETİKETLER:

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

DİĞER KÜLTÜR PERSPEKTİFİ YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar |