Dosya: "Avrupa'da Yoksulluk"

Almanya’da Geçim Sıkıntısı ve Güvencesizlik

Almanya’da yoksulluk riskiyle zengin ve fakir arasındaki uçurum da artıyor. Yoksulluk riskiyle karşı karşıya olan ve farklı nedenlerle Almanya’ya sonradan yerleşmiş 3 kişiyle geçim sıkıntılarını konuştuk.

Fotoğraf: Shutterstock.com | Değişiklikler: Perspektif

Almanya’da Ekim 2022 itibarıyla 13 milyon 800 bin insanın yoksul olduğu ya da yoksulluk riski altında olduğu açıklandı. Uzmanlar, kişi başına düşen gelirin yaklaşık 50 bin dolar olduğu, dünyanın en büyük 4. ekonomisine sahip ve aynı zamanda kendini sosyal devlet olarak tanımlayan Almanya’da gelir adaletsizliğinin arttığını ve yoksulluğun nüfus genelinde yaygınlaştığını belirtiyor.

Daha iyi bir yaşam arayan insanlar için popüler bir durak ve yoğun göç alan bir ülke olarak Almanya göç ülkesi olduğunu uzun süre reddetmiş olsa da nihayet bu gerçeği kabul etti. Bu durum göç ve uyum politikalarında reformların da önünü açtı. Yine de göçmenler ve mülteciler, genel nüfusa kıyasla daha yüksek yoksulluk oranlarına sahip ve nüfusun geri kalanına kıyasla ekononomik sorunlarını aşmada daha fazla engelle karşı karşıya.

Almanya’da yoksulluğu bizzat tecrübe eden veya yoksulluk riskiyle karşı karşıya olan, Türkiye’den Almanya’ya göç etmiş üç kişiyle1 konuştuk. Onların tecrübeleri ve bakış açıları Almanya’daki geçim sıkıntıları ve güvencesizliğe de ışık tutuyor.

Almanya’da Öğrenci Olarak Geçinmek

28 yaşındaki Dilşad, 4 sene önce yüksek lisans eğitimi amacıyla önce Mannheim’a gelmiş ve şu anda Berlin’de doktora çalışmalarına devam ediyor. Almanya’ya gelmeden önceki ekonomik durumuyla şu anki hâlini kıyaslamasını istediğimizde Dilşad, Türkiye’de iş hayatına başlamadan ailesiyle birlikte yaşadığı için bunu değerlendiremeyeceğini söylüyor. Uluslararası bir akademik eğitim almak ve hayatın daha cazip olduğu düşüncesiyle Almanya’ya gelen Dilşad, hâlâ bu fikrini gerçekleştirme uğraşında. 

Dilşad sosyal bilimci olarak Almanya’daki rekabetçilik seviyesi yüksek akademik ortamda pozisyon sahibi olmanın zor bir süreç olduğunu düşünüyor ve gelecek kaygısına sahip. Yaklaşık 2 yıldır bir öğrenci vakfından aldığı doktora bursu ile geçinen Dilşad, şu anki durumunu eskisine göre rahat olarak tanımlasa da Almanya’ya ilk geldiği yıllarda uluslararası öğrenci olarak çektiği zorluklara değiniyor. İlk olarak geldiği Mannheim’da kendi branşına ait bir öğrenci işi bulmakta zorlanmış ve geçimini sağlamak için depo görevlisi olarak bir kargo merkezinde çalışmış. Bedensel bir işte çalışırken yüksek lisans programına devam etmekte ve doktoraya hazırlanmakta zorlanan Dilşad, kaldığı öğrenci yurdundan ufak da olsa bir burs almaya başlayınca gelir kaybına yol açsa da bu işinden ayrılmış. Alacağı gıdanın “her seferinde en ucuz olan” çeşidini alma mecburiyetinde bir öğrencilik geçirdiğini aktaran Dilşad, benzer bir öğrencilik hayatını başka bir ülkede de yaşayacağını düşünüyor. Yine de artan enerji maliyetleri, gıda fiyatları ve Berlin’de yükselen kiralar nedeniyle şu anki doktora bursunun sona erdiği zaman yaşayacağı zorluklardan korkuyor. Dilşad, bursu bittikten sonra bir akademik pozisyon ya da alanıyla ilgili iş bulana kadar kendini sadece kısa süreli finanse edebileceğini ve öğrenci vizesi nedeniyle sosyal yardımlara başvuramayacağını aktarıyor.

“Çok Kötü Bir Dönemde İşten Çıkarıldım”

Yaşadıklarını bizimle paylaşan bir diğer kişi ise Umur, 32 yaşında. Expat olarak gelen ve 2 yılı aşkın bir süredir Berlin’de yaşayan Umur’un asıl motivasyonu yurt dışına çıkmakmış. Uluslararası bir firmada sahip olduğu iş tecrübesinin (dış satış) görece altında bir pozisyonda (ofis müdürü) iş bulup Almanya’ya gelen Umur şu anda işsiz. Yaklaşık 6 ay önce çalıştığı birimin artan ekonomik maliyetler nedeniyle kapatılmasıyla işine son verilmiş. Şu anda işsizlik maaşı alan Umur, iş arayışında ve yine kendi alanı dışında bir pozisyon bakıyor. İş bulma kurumunun masraflarını karşıladığı bir yazılım eğitimi almış. 

Umur çok kötü bir döneme denk geldiği görüşünde: Kiracı olarak oturduğu evin enerji maliyetlerine gelen zamlar ve yıllık enflasyona göre artan aylık kira bedelinin onu zorladığını belirtiyor. Şu sıralar aylık kira yardımına başvurmaya hakkı olup olmadığını ve prosedürü araştırdığını söylüyor. Umur’u zorlayan bir başka gider ise, iş sahibiyken çektiği ihtiyaç kredisinin aylık ödemeleri. Bu kredi işten çıkartılmaya karşı bir sigorta primini içerse de, sigorta firması ödemeyi onaylamış değil ve başvurusu aylardır beklemede. Eylül ayından beri yanıt alamadığını aktaran Umur dava açmayı planlıyor ancak ödemesi gereken mahkeme masraflarından tereddüt ediyor. Almanya’nın nizami ve işler bir ülke imajına tezat bir problem yaşadığı belirten Umur, hiç beklemediği bir mağduriyet yaşadığı görüşünde. Türkiye’den ayrılıp yurt dışına gitmenin doğrudan daha iyi bir hayat garantisi anlamına gelmediğini bilerek Almanya’ya geldiğini söyleyen Umur, şu anda kendini daha bunaltıcı bir durumda bulduğunu ifade ediyor: “Ben süreli oturum sahibiyim. İşsizlik maaşı almaya hakkımın olduğu sürede yeni bir iş bulmam lazım. Bildiğim kadarıyla bu sürenin ardından oturumumu uzatamıyorum. İş bulmanın zorlaştığı, çok kötü bir dönemde işten çıkarıldım.”

Geçtiğimiz yaz kendisiyle beraber yazılım eğitimi alan 15 kişilik sınıfından 3 kişinin iş bulduğunu aktaran Umur, iş başvuruları yapmaya devam ediyor. 

Sosyal Yardım ve Anlayış İhtiyacı

Kuzey Ren Vestfalya’daki küçük bir şehirde yaşayan 50 yaşındaki Zehra ise evli ve 4 çocuk annesi. Almanya’da büyümüş eşiyle evlendikten sonra 22 yaşında Türkiye’den ayrılıp gelmiş. 1 çocuğu hâla okul çağında olan ve diğer 3 çocuğu çalışan Zehra, uzun yıllardır geçim sıkıntısı yaşadıklarını bizimle paylaşıyor. Almanya’ya gelmeden önce de geçim sıkıntısı olan bir ailede doğup büyüdüğünü aktaran Zehra, kendisini geçim sıkıntısından daha üzen durumun kısıtlı imkânlarla ailesinin geçimini sağlamaya çalışırken kendisi gibi Türkiye kökenli bazı yakınlarının duyarsızlığı olduğunu anlatıyor. 

Hartz IV temel gelir yardımı alan Zehra, bazı yakınlarının sosyal yardım alanları çalışanların haklarını yemekle ve tembellikle suçlamasından şikayetçi. Karşılaştığı bu yaftalayıcı tavır, sosyal köken ve ekonomik durum temelli bir ayrımcılık olarak tarif edilebilir. Bu ayrımcı bakış, insanların içinde bulunduğu kötü ekonomik koşulları, kökenleri ve kimlikleriyle ilişkilendiren, yaşadıkları sıkıntıları yalnızca onların sorumluluğu olarak gören olumsuz görüşleri içeriyor. Almanya’da sosyal yardım alanları hor gören bir tutum hâkim ve bu tutumu zaman zaman siyasi partiler arasındaki polemikler de tetikliyor. 

Hartz IV yardımına ek olarak çalışmaya devam eden Zehra, sağlık problemleri nedeniyle tam zamanlı olarak çalışamıyor. Sağlık problemleri olan eşi de işsiz olduğu için uzun yıllardır sosyal yardımla geçinen aile, yaşadığı zorlukları şöyle tarif ediyor: “Daha ucuz gıda ürünlerini bulmak için tüm marketleri takip etmek zorundasın. Artık eskisi gibi ucuzlamıyor da. Son olarak kiramıza da zam yapıldı.” 

Zehra’ya göre sosyal yardım sistemi bütün şikâyetlerine rağmen büyük bir destek. “Hartz IV yağmasa da damlıyor, kimsenin eline baktırmıyorlar sonuçta. Bazısı az diyor ama bu kadar olur.” diyen Zehra yardımın çok olmasa da yetinebildiği bir miktar olduğunu ifade ediyor. Yardım alan bazı tanıdıkları Katolik Kilisesinin yardım derneği olan Caritas gibi kurumların sosyal yardımlarından faydalansa da kendi başvurmamış ve işinden kazandığı parayı üzerine eklemiş. Tabii bu sosyal yardım sürecine dair şikayetleri olmadığı anlamına gelmiyor. 

Karmaşık Prosedürler ve Memurların Tavırları

Şikâyetlerden en büyüğü, bürokrasinin ezici süreçlerine dair: “Oturumumu bile uzun süreli alamadım. Sanki ben buraya sığınmacı olarak geldim. Uzun zamandır yardım aldığım için 1 senelik oturum veriyorlar. Ömrümün yarısı burada geçti benim. Zaten sadece yardım almıyorum, tam zamanlı olmasa da çalışıyorum.”

Yaklaşık 28 yıldır Almanya’da yaşayan Zehra’nın son aldığı oturum izni, sosyal yardım aldığı gerekçesiyle kısa süreli verilmiş. Bağlı olduğu göç idaresi kurumu, Zehra’nın durumuyla ilgili bir esneklik göstermemiş. Bunun insanları yardım almaktan caydırmak için yapılan kasıtlı bir caydırma olduğunu düşünüyor. 

Hartz IV prosedürü için, “Zora koşuyorlar tabii, koşmazlar mı?” diyen Zehra, özellikle gelir durumunun 3 ya da 6 aylık dilimlerle sık sık kontrol edildiğini ve gerekli belgeleri hazırlamanın uğraştırıcı olduğunu söylüyor. Zehra, kendi dosyalarını yaklaşık 10 yıldır aynı memurun takip ettiğini ve bilhassa kendisine karşı anlayış gösterdiğini belirtiyor. Bu memur, emekliliği yaklaştığı için ileride dosyayı devralacak memurun, sağlık durumunu bilmediği için Zehra’yı tam zamanlı iş bulması için zorlayabileceğini belirtmiş ve bu nedenle durumunu belgeleyen bir sağlık raporu almasını tavsiye etmiş. Yardım alanların her zaman anlayışlı memurlara denk gelmediğini belirten Zehra, yardım şartlarıyla ilgili bir sorun yaşamadıklarını ve haksız bir ceza veya yardım kesintisi yaşamadığını aktarıyor. 

Dilşad, Umur ve Zehra’nın tecrübeleri, zengin ve müreffeh bir ülke olarak görülen Almanya’da geçim sıkıntısının farklı düzeylerdeki benzer etkisini gösteriyor. Farklı amaçlarla ve süreçlerle geldikleri Almanya’da üçünün çektiği geçim sıkıntıları, yabancı olmaları nedeniyle üçünün de oturum izinlerine temas ediyor. Böylece hâlihazırdaki ekonomik güvencesizliğe Almanya’da sahip oldukları bütün hakları yitirme riski ekleniyor. Bu üç farklı yaşanmışlık, Almanya’da yoksulluk probleminin özellikle Avrupa Birliği dışında pasaporta sahip olanlara yönelik ortaya çıkardığı gerilimi anlatıyor. Ülkenin reforma ihtiyaç duyan göç politikası ve refah dağılımını bu açıdan yeniden düşünmek gerekiyor.

Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi#0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler