Dosya: "Gönüllülük" Almanya’daki “Misafir” Kahramanlar

DOSYA

Yarım asırdan uzun bir süredir Almanya’da varlık gösteren Türkiye kökenliler yaşadıkları toplumda çoğu zaman sadece “misafir işçiler” olarak görülseler de bunun aksini ispat edercesine her geçen gün daha “kalıcı” olma yolunda ilerliyorlar.

Kübra Layık 3 Şubat 2020

Almanya’nın belki de şu ana kadar gördüğü en büyük özveriyi gösteren büyükanne ve büyükbabalarımız yaklaşık 60 yıldır Almanya’da yaşıyor. “Almanya bizi çağırdı, biz de geldik.” diye anlatıyor anneannem. O zamanlar 20’lerinin başında olan genç bir kadın, genç bir adam ve iki yaşında bir kız çocuğundan oluşan aile Türkiye’nin Hatay şehrinden Aşağı Saksonya’ya, artık hayatlarını orada geçirmek üzere Goslar şehrine göçmüş. Çalışma maratonları şehir dışında, birçok ailenin barındığı ve sadece bir tuvaletin olduğu dairelerde başlamış. Her gün 14 saat dikiş fabrikasında çalışmışlar. Küçük kızlarını ise bu sürede çok da iyi tanımadıkları komşularına emanet etmek ya da evde tek başına bırakmak zorunda kalıyorlarmış. Başka bir seçenekleri olmadığını ve çalışmaları gerektiğini söyleyen dedem, “Sadece kısa bir süre için böyle olacaktı.” diye anlatıyor. Daha sonra dört çocukları daha olmuş dedemlerin. Bu çocuklardan bir tanesi, Yalçın, doğduktan altı hafta sonra vefat etmiş ve Göttingen’de defnedilmiş; memleketten uzağa. Böylece artık onların bir parçası “yabancı” bir ülkede, “yabancı” topraklarda, gurbette kalmış.

Misafir işçilerin birçoğu ilk başlarda aile üyelerini beraberlerinde getirmeden yalnız gelmiş ve konforsuz yatakhanelerde ve barakalarda yaşamışlar. Onların amacı kazançlarının büyük bir kısmını memlekete göndermek veya “memlekette” daha sonra iyi bir yaşam kurabilmek için para biriktirmekmiş. Bu sebeple “kirli” ve fiziksel olarak zorlayıcı işleri Almanlardan daha gönüllü olarak kabul etmişler. Ancak zamanla bu “misafir işçiler”, önce kalıcı işçiler, daha sonra da Alman vatandaşı oldular. Almanya da onların yeni vatanı oldu; çocuklarının ve torunlarının vatanı. Kömür madenlerinde çalışan ilk nesil göçmenlerin çocukları ve torunları artık birer mühendis, doktor veya öğretmendi; birçoğu Alman vatandaşıydı. Onlar kaldılar ve kalmaya devam ediyorlar. Böylece ilk nesil göçmenlerin gösterdikleri özveri biz ikinci ve üçüncü nesil göçmen kökenlilere miras kaldı.

Dosya: "Gönüllülük"

Genç Kuşağın Gönüllülük Çalışmaları

3 Şubat 2020

Yeni Bir Dünya

Farklı ülkelerden gelen ve dolayısıyla farklı kültürlere ve dinlere mensup insanların bir arada yaşaması büyük bir zenginlik. Ancak Türkiye kökenli Alman vatandaşları Almanya’daki onlarca yıllık ortak yaşam geleneğine rağmen kamusal yaşamın birçok alanında hâlen tam anlamıyla kabul görmüyor. Solingen’de 1993’te Türkiye kökenli bir aileye yönelik gerçekleştirilen kundaklama saldırısı ve NSU cinayet serisi bu kabul etmeyişin korkunç boyutunu gözler önüne seriyor. Tüm bunlara rağmen Almanya’daki Alman-Türk ortak yaşamı gelişerek büyümeye devam ediyor. Yıllar içerisinde inşa edilen camiler ve kurulan çeşitli dernekler vasıtasıyla Türk sanatı ve kültürü gittikçe daha görünür hâle geldi. Bu sayede ilk neslin kapalı kapılar arkasında yaşadığı şey, artık karma kültürün kamusal alanlarına aktarılarak herkes için erişebilir hâle gelmiş, arka bahçelerdeki camilerin yerini tipik cami yapıları almış, küçük topluluklar dernekleşerek işlevsellik kazanmıştı.

Türkiye kökenli Alman vatandaşlarının mesleki başarı ve sosyal katılımında da olumlu gelişmeler yaşandı. Ülke ekonomisi için büyük anlam ifade eden ve geniş istihdam imkânı sunan neredeyse 300 bin şirket buna örnek olarak gösterilebilir. Ancak bu gelişme de Alman toplumu tarafından hak ettiği şekilde fark edilmedi. Almanya’daki Türkiye kökenlilerin sosyal hayatında din de büyük yer tutuyor. Camiler göç eden ilk nesil için ağırlıklı olarak bir buluşma, sohbet etme ve diğer Türkiye kökenlilerle iletişime geçme mekânı olarak kullanılıyordu ve böylece bir topluluk duygusunun geliştirilmesine hizmet etti. Aynı zamanda bu mekânlar ailesinden ve memleketinden uzaklarda bir azınlık olarak yaşayan göçmenler için sığınacak bir liman olarak görüldü. Almanya’da yaşayan göçmen kökenlilerin kültürel ve sosyal yaşamının da önemli bir parçası olan camiler sadece ibadethane değil aynı zamanda istihdam alanları hâline geldi. Bununla birlikte Alman toplumuna kültürel anlamda zenginlik katan göçmen kökenlilere dair tek unsur camiler de değil. Çeşitli eğitim, kültür ve sanat faaliyetlerinin gerçekleştirildiği veya teşvik edildiği dernekler, müzik okulları, sanat akademileri, eğitim kurumları, sosyal katılım ve gönüllü çalışmaların yürütüldüğü etkinlik alanları bu sahadaki diğer çalışmalar olarak gösterilebilir. Tüm bunlardan anlaşıldığı üzere “misafir işçilerin” attıkları temeller üzerine onların çocukları ve torunları bugün yeni binalar inşa etmeye devam ediyor. Hem de büyük bir başarıyla.

Dosya: "Gönüllülük"

Gönüllü Gönüller

2 Şubat 2020

Sizin Özveriniz Bizim Mirasımız

“Yerli” Almanlar ile göçmen kökenli Almanların düşünce yapıları arasında farklar mevcut. Fakat bu hususta edinilen deneyimlerin genelleştirilmemesi önem arz ediyor. Bir toplumun kültürel zenginliği, içerisinde yaşattığı farklı kültürlerin ve ulusların zenginliği ile ölçülür. Kültürel çeşitlilik bir toplumdaki üretkenliği, inovasyon becerilerini ve tüketim biçimlerini etkiler ve dolayısıyla iş gücü piyasasının entegrasyon potansiyelini artırır. Farklı kültürel, dinî ve etnik kökenlerden gelen insanların oluşturduğu bir toplumda çok sayıda farklı değer ve fikir mevcuttur. Münferit toplum grupları arasında açık bir iletişim olduğu takdirde yeni düşünce biçimleri ve fikirler geliştirilebilir.

Geçmişte Türkiye’den Almanya’ya biraz para kazanmak ve burada biriktirdiği parayla vatanında kendine yeni bir hayat kurmak amacıyla gelenlerin neredeyse hiçbiri bir ömür boyu Almanya’da kalacağını hayal bile edemezdi. Günümüzde bu kişilerin birçoğu emeklilik yaşına gelmiş bulunuyor. Bazıları yaşamlarının bir kısmını burada, bir kısmını Türkiye’de geçirmek suretiyle “eski” ve “yeni” memleketleri arasında gidip geliyorlar. Bazıları çifte vatandaş, kimi sadece Türk vatandaşı; yılın birkaç ayını Türkiye’de geçiriyor ve daha sonra dönerek burada çocukları ve torunları ile birlikte yaşıyorlar. Bazıları ise vefat etmiş ve “yeni vatanlarında” metfun bulunuyorlar. Peki daha başka neler yapılabilir? Göçmenlerin siyasi ve toplumsal katılım gösterebilmesi oldukça önemli. Bu konuda sadece siyasi partilere değil aynı zamanda yerel derneklere de önemli görevler düşüyor. Örneğin spor kulüplerinde birçok Türkiye kökenli Alman aktif bir şekilde spor yapıyor, buna rağmen pek çok bakımdan eşit muamele görmüyorlar. Oysaki bu spor kulüplerinde çeşitli kesimlerden farklı inanç sahipleri bir araya gelir ve toplumsal bir alış-veriş gerçekleşir. Bu sebeple tüm kulüpler mevcut eşitsizliklerle mücadele hususunda belirgin bir açılım göstermeli, hatta bu çalışmaya dinî cemaatler de aktif olarak katkıda bulunmalı ve farkındalık oluşturmalıdır.

ÖZEL DOSYA

Yeni Almanya

2015 yılında yoğun olarak mülteci göçü başlamadan önce de bir göç ülkesi olan ancak bunu idrak etmek istemeyen Almanya’nın artık birlikte yaşama dair engin tecrübelerini hayata geçirme zamanı geldi. Bu anlamda birçok şey deneyimlemiş ve çalışma yürütmüş bir toplum olarak Alman toplumu farklı kültürlerle yaşama geleneğine sahip bir ülke olarak işe sıfırdan başlamıyor. Büyükannem ve büyükbabam göç ettikleri ilk yıllara dair hikâyelerini hatırlayıp anlatırken gözleri yaşarıyor. Anneannem: “Hiç yaranamadık Almanlara kızım…” şeklinde dile getiriyor hislerini. Onlar tüm hayatları boyunca çalıştılar ve aldıkları parayı hak etmek için büyük bir emek sarf ettiler. Artık onların torunları da çocuk sahibi oldu. Almanya’da dört nesil yetiştirdiler; çok şey yaşadılar ve bunların birçoğunu bize aktardılar. Dedem: “Ayrılık acısı kızım…” diye özetliyor Almanya’daki yaşama dair hislerini. Ait olamama duygusu ise hiç geçmiyor. Ve ait olamamak demek hep arayış içinde olmak demek. Bu onlara acı veriyor. Zira onlar hep “sadece” misafir işçiler olarak kaldılar.

Kübra Layık

Düsseldorf Üniversitesi’nde öğrenimini sürdüren Layık, online haber ve tartışma dergisi İslamiQ redaktörlerindendir.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar