Dosya: İslam Toplumlarında Gayrimüslim Azınlıklar Türkiye’de Azınlık Olmak

Birçok kültürün iç içe geçtiği bir coğrafyaya sahip olan Türkiye, birçok farklı etnisite ve dinden insana ev sahipliği yapıyor. Peki Türkiye’de azınlık olarak yaşam nasıl? Bu soruyu İstanbul’da yaşayan dinî azınlık mensuplarına sorduk.

Yasemin Yıldız 4 Mart 2020

Tarihin tozlu sayfalarını karıştırdığımızda Türkiye’nin üzerinde bulunduğu toprak parçasının asırlar boyu birçok farklı medeniyet, kültür, din ve etnisiteye ev sahipliği yaptığını görürüz. Her bir köşesinde yaşanmışlık barındıran bu topraklar tüm bu çeşitlilik unsurlarıyla şekillenmiş; aynı zamanda bu unsurları şekillendirmiştir. Özellikle Asya ve Avrupa’yı bağlayan İstanbul’a baktığımızda tüm bu geçmişin izlerini görmek işten bile değil. Her ne kadar 19. yüzyılda ortaya çıkan milliyetçilik hareketiyle var olan bu çeşitlilik çokça etkilense de, farklılıklar bu topraklarda hâlâ aslî unsurlar olarak kendilerini koruyorlar. 

Dosya: İslam Toplumlarında Gayrimüslim Azınlıklar

Azınlık Olan, Diğer Azınlıklara Nasıl Bakar?

4 Mart 2020

Peki günümüzde Türkiye’de yaşayan azınlıkların yaşam deneyimleri nasıl? Çoğunluğu Müslüman olan bir toplumda yaşamak onları nasıl etkiliyor? İbadetlerini rahatlıkla yerine getirebiliyorlar mı? Mensubu oldukları dinin görünür olması buradaki hayatlarını zorlaştırıyor mu? Tüm bu soruların yanıtlarını bulmak için İstanbul’da yaşayan dinî azınlık mensuplarıyla konuştuk. 

“Babam Türk Gibi Türkçe Konuşurdu”

Slav Makedon kökenine sahip olan Dobrinka Hanım, Ortodoks Hristiyan. Köken olarak çokça derine inilmediği takdirde bağlı bulunduğu topluluğun İstanbul’da Bulgarlar olarak bilindiğini söylüyor. Cemiyetinin çoğunluğunun İstanbul’da Avrupa yakasında, özellikle Şişli dolaylarında yaşadığını ifade eden Dobrinka Hanım, cemiyetinin aksine Anadolu yakasında Moda’da yaşıyor. Ortodoks Hristiyanların büyük çoğunluğunun Şişli dolaylarında yaşaması bu topluluğa ait kilise, okul, hastane gibi kurumların daha çok bu bölgede yoğunlaşmasına yol açmış. 

Dobrinka Hanım Moda’daki yaşamın kendi hayatını şekillendirdiğinden bahsediyor. “1974’e kadar köprü yoktu karşı yakaya. O yüzden karşı tarafla irtibatımız çok zayıftı. Babam bu sebeple Şişli’deki Bulgar Okuluna gitmemiş, Moda İlkokulu’na gitmiş. Ben de oraya gittim. Hâliyle ben Şişli’deki kilisenin kabul salonunda yapılan toplantılara da girmedim, okuluna da gitmedim. O yüzden ben hiçbir zaman o azınlık içinde asimile olmadım. Benim asimilasyonum daha Türk-Türk olan insanlarla birlikteydi.” şeklinde ifade ediyor bu durumu. 

ÖZEL DOSYA

İslam Toplumlarında Gayrimüslim Azınlıklar

DOSYA YAZILARI İÇİN TIKLAYIN

Asya ve Avrupa yakaları arasında bu dönemdeki zor gidiş gelişin evde konuşulan dile de etki ettiğini belirtiyor Dobrinka Hanım. “Annem evlenene kadar Avrupa yakasında yaşadığı için Bulgar Okuluna gitmiş. Annemin Türkçe konuşurken aksanı vardır. Kelime bilgisi daha zayıftır. Ama babam Türk okullarına gittiği için, babamın aksanı yoktu. Türk gibi Türkçe konuşurdu. Babam o yüzden Bulgarca da bilmezdi, Makedonca bilirdi. Bunlar çok örtüşen diller; ama bazı deyimler farklı. Yine biz de Türk okullarına gittiğimiz için evde Türkçe konuşurduk genelde.”

Köken itibariyle Sefarad Musevisi olan Deniz Hanım ise evde üç dille yetiştiğini söylüyor. Fransızca, İspanyolca ve Türkçe konuşulan bir evde büyüdüğünü anlatan Deniz Hanım, zamanla İspanyolcanın bir kolu olan Judeo-İspanyolcanın artık konuşulmadığını belirtiyor. “Farklı dil kullanmak şivelerde bozukluğa yol açtığı için ve yine aynı zamanda bir dönem çıkan ‘Vatandaş, Türkçe konuş!’ kampanyasının da etkisiyle bu dili konuşma biraz ayıp karşılanmış ya da ikinci sınıf vatandaş hissi uyandırmış. Bu yüzden ailelerimiz bu dili çocuklarıyla konuşmamaya karar vermişler. O yüzden ben anlarım bu dili; ama çocuklarım bilmez.”

Anatomi Serisi

Azınlık Nedir?

12 Nisan 2020

“Ben 3000 Senedir Buradayım, Asıl Siz Ne Zaman Geldiniz?”

Kimi yalnızca 3 yıldır kimi ise 3000 yıldır kökleri bu topraklara dayananların hemen hepsi kendilerini bu topraklara ait hissediyorlar. 3 yıl önce Amerika’dan gelip İstanbul’a yerleşen Gaby Hanım da onlardan biri. 

Böyle sorularla sürekli muhatap olduğunda kendi aksanından rahatsızlık hissediyorsun.

İlk olarak 2014 yılında eğitim için bir yıllığına İstanbul’a gelen Gaby Hanım, Amerika’da mezuniyetinden sonra bir süre orada çalışmış, 3 yıl önce tekrar Türkiye’ye gelmiş. Burada Müslüman bir Türk’le evlenen Gaby Hanım, dindar bir Protestan. Türkiye’ye duyduğu aidiyeti şu sözlerle belirtiyor Gaby Hanım: “Ben Venezuela’da doğdum. Daha sonra Amerika’da yaşadım. Her ne kadar bir Amerikalı olsam da sanırım arkadaşlarımınki kadar güçlü bir Amerikan kimliğim yok. Bu yüzden buraya yerleşmem de daha kolay oldu. Kendimi buraya ait hissediyorum. Burada yaşamamın nedeni de bu galiba. Tabii bazı günler kendimi buraya ait hissetmediğim ya da çevremden tamamen farklı hissettiğim zamanlar olmuyor değil…”  

Ortodoks Hristiyan olan ve Ermeni kökenine sahip olan Talin Hanım ise kendini İstanbullu olarak tanımlıyor. Zaman zaman “Nerelisiniz, nereden geldiniz” gibi sorularla karşılaştığında çok sinirlendiğini ifade eden Talin Hanım anlatıyor: “Çalıştığım dönemde telefonda konuşurken bir kadın bana ‘Ne zaman geldiniz siz bu ülkeye?’ diye sordu. Ben de ‘Ben 3000 senedir buradayım, asıl siz ne zaman geldiniz?’ diye sordum kendisine. Bazı günler hiç tahammülüm olmuyor gerçekten. Böyle sorularla sürekli muhatap olduğunda kendi aksanından rahatsızlık hissediyorsun. Farklı hissediyorsun. Kendini yabancılaşmış hissediyorsun. Ve bu insanların cehaleti karşısında da sinirlerin bozuluyor. Daha doğrusu duygusal cehaletleri karşısında…” 

Dosya: "Etnosentrizm"

“İnsanı İçinde Yaşadığı Kültür Oluşturur, Genetik Özelliği Değil”

1 Mart 2014

Diğer taraftan yine de herkesi yargılamamak gerektirdiğini ifade ediyor Talin Hanım. “İsmim hem genelden farklı, hem de konuşmamda hafif aksanım var. Bu şartlar altında baktığında çok yargılamamak gerekiyor. İnsanın aklına gelebilir, merak edebilir. Ama bazen insanların bu sorusu sadece meraktan olmuyor.” diye ekliyor Talin Hanım. 

Deniz Hanım ve Dobrinka Hanım da zaman zaman benzeri sorularla karşılaştıklarını belirtiyorlar. “Ben kendimi her zaman Türk bildim, başka da bir şey bilmedim.” diyen Deniz Hanım, bu sorunun kendisini çok fazla rahatsız etmediğini belirtiyor. 

Aynı şekilde kendini bir Türk olarak hissettiğini belirten Dobrinka Hanım da zaman zaman insanların bunu algılayamadığını belirtiyor. “Ben her zaman kendimi Türk gördüm. Hep ‘Ben Türküm’ derim. Ben, dini İslam olmayan bir Türküm. Kendimi öyle tanımlamışımdır. Adımın Dobrinka olup kendimi Türk hissetmem insanlara garip geliyor. ‘Rus musunuz?’, diyorlar. Slav kökenli bir isme sahip olduğunuzda insanların dağarcığında Rus ya da Ukraynalı olup buraya yerleşmek var.” diye açıklıyor bu durumu. 

Bir Azınlık Olarak İstanbul’da Yaşam

Peki burada azınlık olarak yaşam dil ve aidiyet konularının ötesinde nasıl şekilleniyor? Dobrinka Hanım, bu durumun zaman içinde değiştiği kanaatinde. “Sanki ben küçükken insanlar azınlıkla yaşama fikrine daha açıktı. Şimdi daha kapalılar. O isimler onlara daha az tanıdık geliyor. Daha çok ilgilerini çekiyor.” Bu durumun zaman zaman gündelik yaşamı yorucu kıldığını belirten Dobrinka Hanım, bir strateji geliştirmiş.  “Artık gerekmedikçe Dobrinka ismini kullanmıyorum. Ayşegül ismini kullanıyorum. Dobrinka dediğimde her seferinde insanlar anlamıyor, ‘Ne?!’ gibi ifadelerde bulunuyorlar. Bu sefer hadi harfleri söyle tek tek falan.. Yorucu gerçekten.” 

Tüm bunların yıllar içinde değiştiğini ifade ediyor Dobrinka Hanım. “İnsanların azınlıkla yaşayış bilinci azalmış gibi geliyor bana. Bunun haricinde, ayrımcılık ve ‘sen bizden değilsin’ bakışlarını eskiden de görüyordum hâlâ da görüyorum. Özellikle resmî işlerde.” diye belirtiyor. 

Türkiye’de dindar insanlar bana inançsız bir kimseye gösterdiklerinden daha fazla yakınlık gösterdiler.

Deniz Hanım ise gündelik yaşamda herhangi bir sorunla karşılaşmadığını belirtiyor. Diğer taraftan bunun aynı zamanda İstanbul’da yaşamakla da ilgili olabileceğini ekliyor. İstanbul’un kozmopolit bir şehir olmasının rolünün yadsınamayacağını belirtiyor. 

Gaby Hanım da buradaki yaşamından memnun olanlardan. “İstanbul’a ilk geldiğimde arkadaşlarım genelde seküler insanlardı. Ama ev arkadaşlarım dindar kişilerdi. Doğruyu söylemek gerekirse ev arkadaşlarımı kendime daha yakın hissettim. Birbirimizi daha iyi anlıyorduk. Hem yaşam tarzlarımız daha benzerdi, hem de birbirimizin dinî hayatına daha saygılıydık. Türkiye’de dindar insanlar bana inançsız bir kimseye gösterdiklerinden daha fazla yakınlık gösterdiler. Bu yüzden kendimi burada hiç dışlanmış hissetmedim; aksine kabul edilmiş hissettim. Bu durum sadece inanan bir insan olduğum için değildi. Aynı zamanda sahip olduğum din de kabullenildi. Burada dinî pratiklerimi de rahatça yerine getirebiliyorum.” 

Pazar sabahları kalkıp tek başına kiliseye gitmenin zor olduğunu ifade eden Gaby Hanım, eşinin bu konuda onu desteklediğini belirtiyor. “Benim kiliseye gitmemi desteklemek için eşim de pazarları benimle birlikte kiliseye geliyor. Pazar günü sabah kalkıp tek başına kiliseye gitmek zor. Eşimin benimle gelip bana destek olması çok hoş. Benim kimliğimin bir parçası olan bir şeyin devamlılığını sağlamaya çalışması benim için gerçekten büyük anlam ifade ediyor.” Eşinin desteğinin yanı sıra, patronunun da inancı konusunda hoşgörülü olduğunu ve desteklediğini şu sözlerle ifade ediyor Gaby Hanım: “Patronum her Noel’de bana tatil veriyor. Bu da beni çok mutlu ediyor. Amerika’da kimseye Ramazan’da izin verilmiyor.”

Dosya: İslam Toplumlarında Gayrimüslim Azınlıklar

Orta Doğu’da Dinî Çeşitlilik Mirasının Yeniden Kazanımı

3 Mart 2020

Diğer taraftan yaşadığı semtte kilise olmadığı için en yakın kiliseye bir buçuk saatte giden Gaby Hanım bunun zorluk oluşturduğunu söylüyor. “Çok fazla kilise yok maalesef. Amerika’da birçok kilise ve birçok farklı cemaat var hâliyle. Burada sadece bir tane kendimi rahat hissedebildiğim kilise buldum. O da Kadıköy’de, bana biraz uzak. Sanırım benim için en zor olanı bu.” diye ifade ediyor yaşadığı zorluğu. 

Türkiye’deki azınlıkların yaşam deneyimlerinin hem geçmişle hem de günümüzle şekillendiği açık. Gündelik yaşamı doğrudan zorlaştıran ciddi problemler olmasa da asırlardır burada yaşayan insanların hâlâ “nerelisiniz, nerden geldiniz” gibi sorulara muhatap olması da insanların kendi memleketlerinde yabancı hissetmelerine neden olabiliyor. Bunların da ötesinde toplumsal hafızalar, geçmiş deneyimler, siyasi yaşamın gündelik hayata yansıması gibi durumlar, buradaki yaşam deneyimlerini etkileyen unsurlardan olmaya devam ediyor.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar