Dosya: İslam Toplumlarında Gayrimüslim Azınlıklar Azınlık Olan, Diğer Azınlıklara Nasıl Bakar?

Kendisini başka birisinin yerine koyabilme becerisi olarak tanımlanan “empati”, yokluğunda derin toplumsal çatışmaların oluşmasına da zemin hazırlayan bir kavram. Peki azınlıklara dair bakış, kişinin “çoğunluk” bağlamından “azınlık” bağlamına geçişiyle değişir mi? Bu soruyu Almanya’da bir Türk ve Pakistanlı ile konuştuk.

admin 4 Mart 2020

Kuzey Ren-Vestfalya, Almanya’da Türklerin en yoğun yaşadığı eyalet. Duisburg şehri eyalette 35.000’lik Türk nüfusuyla eyaletin en kalabalık Türk topluluğunu bünyesinde barındırıyor. 30 yaşındaki Kübra, 8 yaşından beri bu şehirde yaşıyor.

Türkiye’ye çok sık gitmese de akıcı bir Türkçe ile konuşan Kübra, Türkiye’den Almanya’ya, Almanya’dan da Türkiye’ye çapraz bir bakışa sahip. Bu bakışın ana konularından biri de her iki ülkede de bulunan ve “çoğunluk” toplumunun inancından ayrışan farklı din mensupları. 

Kübra’ya göre Türkiye’deki azınlıkların kendi dillerini öğrenmeleri oldukça doğal: “Almanya’daki aileler çocuklarının Türkçe öğrenmelerine özen gösteriyor. Biz Almanya’da kendi kültürümüzü kaybetmeme konusunda çaba sarf ediyorsak, Türkiye’deki azınlıklar için de aynı desteğin olması gerek.”

Kendin Almanya’da sürekli ayrımcılık ya da dışlamayla mücadele ettiğin için, Türkiye’de dışlanan insanla daha iyi empati kurabiliyorsun.

Bu “çapraz bakış” Kübra’nın daha objektif bir tutuma sahip olmasını sağlamış. Şöyle devam ediyor: “Kendin Almanya’da sürekli ayrımcılık ya da dışlamayla mücadele ettiğin için, Türkiye’de dışlanan insanla daha iyi empati kurabiliyorsun. Türkiye’de yaşayanların ise böyle bir tecrübeleri yok, empati kurmaları daha zor.” Yaz tatillerinde Türkiye’ye gittiğinde Suriyelilere yönelik olumsuz ifadelerle karşılaştığında oldukça şaşırmış: “Biz zaten ırkçılıktan mustarip bir şekilde Türkiye’ye gitmişiz. Gidince Türkiye’de bir de Suriyeliler ya da başka gruplar hakkındaki olumsuz söylemi benimsememiz bekleniyor. Bizim dedelerimiz de dil bilmemek ne demek tecrübe ettiği için, bu konularda daha anlayışlı olabiliyoruz. Ama bunu Türkiye’deki akrabalarımız çoğu zaman anlayamıyorlar.”

Kübra, Türkiye’de doğmuş olsaydı, “öteki” gruba empati duymak konusunda yine dikkatli olacağını, ama belki de bu kadar sağduyulu olamayabileceğini söyleyip ekliyor: “Türkiye’de azınlıklar söz konusu olduğunda ‘Herkes Türkiye’ye karşı. Her şey Yahudilerin, Ermenilerin oyunu’ gibi komplo teorileri kullanılıyor. Almanya’da doğup büyümüş bir genç olarak ben, örneğin İsrail devletinin hukuksuzluklarına karşı olan Yahudilerin olduğunu da biliyorum. Bu, benim genellemeci düşünmemi engelliyor.”

ÖZEL DOSYA

İslam Toplumlarında Gayrimüslim Azınlıklar

DOSYA YAZILARI İÇİN TIKLAYIN

Türkiye’de hakkında en çok nefret söylemi kullanılan gruplardan biri de Suriyeli sığınmacılar. Kübra, anavatanında ırkçı ön yargılar konusunda yaygın bir hassasiyetin olmadığı görüşünde. “Türkiye’de Suriyelilerle ilgili sorunlar olabilir. Ama bunun topyekûn bir nefrete dönüşmesini anlayamıyorum. Dünya üzerinde hiçbir ‘ırk’, belirgin davranış kalıplarını üretmekte tek sorumlu değil. Buradaki Türkler hakkında da senelerce ‘gerici, eğitimsiz’ gibi ibareler kullanıldı. Neticede ‘Türk olmak’ da başlı başına insanların davranışları için yön verici değil.”

Kübra’ya göre bu çapraz bakışta bazı tutarsızlıklar da var. Bir arkadaşıyla olan konuşmasını şöyle anlatıyor Kübra: “Bir arkadaşım Suriyelileri kastederek, onların ülkelerinde savaşmaktan kaçtığını söyledi. ‘Ben ülkemi savaşta asla terk etmezdim.’ dedi. Ama ben biliyorum ki, bu arkadaşımın erkek kardeşi askerliğini dövizle yapıyor. Çoğu zaman kendimizin göstermediği duruşu, başkasından bekleyebiliyoruz.”

“Hristiyanların ‘Öteki’ Olduğunu Almanya’ya Gelince Öğrendim”

Pakistan, Hristiyan, Budist ve Sih nüfusuyla oldukça karma yapıya sahip bir ülke. Pakistan’da doğan 51 yaşındaki Tasnem*, 1979’dan beri Almanya’da yaşıyor. Tasnem Pakistan’da Hristiyanlara yönelik saldırıların yalnızca nefretten kaynaklanmadığını, bunların sosyal ya da siyasi sorunlara dayandığını ifade ediyor. “Pakistan’da Hristiyanların yüz yüze kaldığı sorunlarla Müslümanlar da karşılaşıyor. Orada ayrımcılık günlük hayatın bir parçası. Sadece farklı düşünenler ya da farklı dinlerin mensupları için değil; düşük sosyal statüye sahip olanlar için de ayrımcılık ciddi bir sorun. Alt tabakadan insanlar dışlamayı daha yoğun yaşıyorlar. Bir de buna farklı dindarlara yönelik nefret ekleniyor.” 

Yine de Tasnem’e göre büyük resmin içerisinde bir de bireysel hikayeler var. Tasnem’in çocukluğunu geçirdiği mahalle, gayrimüslimlere yönelik ön yargıların çok da yaygın olmadığı bir yermiş. “Mesela benim çocukluğumda mahallelerde örnek bir yaşam vardı.” diyen Tasnem, mahallelerinde bir kilise olduğundan, Hristiyanlarla Müslümanların sorunsuz bir şekilde yaşadığından bahsediyor: “Ben ancak Almanya’ya geldiğim zaman birlikte yaşadığımız insanların ‘Hristiyan’ olduğunu fark ettim. Almanya’ya gelene kadar birlikte yaşadıklarımıza hiç ‘yabancı’ diye bakmamıştım. Onlar benim için bizimle aynı olan, sadece başka bir şeye inanan insanlardı.”

Babaannem, kızın her işi yapabileceğini, fakat mutfağa asla giremeyeceğini söyledi. Sebebi ise, kızın Hristiyan olduğu için ‘temiz’ olmamasıydı.

Pakistan’da önceleri mahallelerde yaşlıların başkanlığını yaptığı danışma meclisleri olurmuş. Bu meclislerde mahkemeler aracılığıyla çözülmeyecek toplumsal sorunlar, saygın yaşlıların kararıyla çözüme bağlanırmış. Tasnem, dedesinin de bulunduğu bu meclislerde bir Sinti hakkında aşağılayıcı konuşan bir gencin ceza aldığını, bir kez de Hristiyanlara hakaret eden bir çocuğun uyarıldığını anlatıyor. 

Tasnem olumsuz örneklerden de bahsediyor: “Babam bankalarda çalışırdı, biz de babamın mesleği sebebiyle sürekli şehir değiştirirdik. Evimizde her zaman bir hizmetli olurdu. Yeni bir şehre taşındığımızda bize, ‘Hizmetli olarak Hristiyan bir kız alın, onlar güvenilirdir’ denildi. Annem de bir Hristiyan kıza evde iş verdi. Babaannem, kızın her işi yapabileceğini, fakat mutfağa asla giremeyeceğini söyledi. Sebebi ise, kızın Hristiyan olduğu için ‘temiz’ olmamasıydı. Bu kızın yemeğimize dokunması yasaktı. Annem Almanya’ya geldiğinde bu durumun vahametinin farkına vardı. Hâlâ sıkça anlatır ve der ki, ‘Biz şimdi Hristiyanların arasında yaşıyoruz. Onlar yemeğine dokunmamızı istemeseler bu ne kadar incitici olur! O zamanlar ne kadar da yanlış yapmışız!’”

Tasnem’e göre İslam toplumlarında gayrimüslimlere yönelik ayrımcılığın kökeninde, bazı Müslümanların gerekli dinî birikime sahip olmaması yatıyor: “Kendi dindarlığına saygı duymayan insan başkasının dinini de saygı duymaz.”

* İsim redaksiyon tarafından değiştirilmiştir

admin

Lisans eğitimini Münster Üniversitesinde Sosyoloji ve Siyaset Bilimi bölümlerinde çift anadal olarak tamamlayan Kandemir, Duisburg-Essen Üniversitesinde sosyoloji yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir. Ağırlıklı çalışma alanları göç sosyolojisi ve ulusaşırı Türk toplulukları olan Kandemir Perspektif dergisi editörüdür.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar