Irkçılık Tartışması Fransa: Suların Durulmadığı Cumhuriyet

Fransa’da neler oluyor? Ülke her ne kadar toplumsal gerilimlere alışkın olsa da, George Floyd’un öldürülmesinden bu yana dünyada yaşanan ırkçılık tartışmaları, ülkede var olan ve kimi kemikleşmiş bazı sorunların tekrar su yüzüne çıkmasına neden oldu.

Hassına Mechaï 10 Temmuz 2020

Son zamanlarda Fransa’da yaşanan üç sahne, Fransa toplumunun psikolojik durumunu resmediyor diyebiliriz. Bu sahnelerden ilki 2 Haziran’da Paris Adliye Binası önünde gerçekleştirilen büyük gösteri. Güvenlik güçlerine göre 20 bin, gösteriyi düzenleyenlere göre ise yaklaşık 80 bin kişi Adama Traoré için adalet istedi. Adama, 19 Temmuz 2016’da Paris banliyölerindeki bir polis karakolunda boğularak öldürülmüştü. Kalabalık arasında Adama Traoré’nin 4 polis tarafından yere yatırılmışken söylediği sözler yankılanıyordu: “Nefes alamıyorum” (Fr. “je ne peux pas respirer”). Adama’nın son sözleri George Floyd’un son sözleriyle aynıydı. Adama’nın kız kardeşi Assa başta olmak üzere Traoré ailesi, 4 yıldır Adama Traoré’yi öldüren polislerin adalet karşısına çıkarılması ve sorgulanması için çabalıyor. Fransa’da gösteri düzenlenmesi yasak olmasına rağmen bu, karantinadan sonra gerçekleştirilen ilk eylem oldu.

“Ben Suçlu Değilim, Sağlıkçıyım”

İlgi çeken ikinci sahne ise polis memurlarının sembolik olarak kelepçelerini atma sahnesiydi. Bu protesto İçişleri Bakanı Christophe Castaner’in polislerin zanlılara uyguladığı tekniklerden “boğma tekniği”ne son verilmesi ve kanıtlanmış ırkçılık şüphesi durumunda ilgili polis memurunun açığa alınması kararına dair açıklamalarına bir tepki olarak gerçekleştirildi. Castaner’in açıklaması sonrası birçok polis sendikası, kendilerini Bakan tarafından yarı yolda bırakılmış hissettiklerini belirterek öfkelerini açıkça dile getirdi. Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un 14 Haziran’da yaptığı, polis ve jandarmaların devletin desteğini ve milletin minnettarlığını hak ettiğini belirten açıklamasına rağmen Fransa genelinde kelepçe atma gösterileri yapıldı. Sendikacılarla görüşen Christophe Castaner ise kendini yanlış ifade ettiğini söyleyerek hata yaptığını belirtti.

ALMANYA

Irkçılıkla İlgili Kavram Karmaşası: Irkçılık Nedir, Ne Değildir?

7 Temmuz 2020

Son olarak üçüncü sahne ise dalgalanan bir ülkenin çırpınışlarını açığa çıkarıyor. Salgın sürecinde zor koşullarda çalışan sağlıkçılar, Fransız sağlık sisteminin ölüme terk edildiğini hatırlatmak için 16 Haziran’da sokaklara çıktı. 52 yaşındaki hemşire Farida C., kolluk kuvvetleri tarafından tutuklandı. Bu gösterilerde, beyaz bluzlu bir kadının astım hastası olduğunu belirterek astım spreyini talep etmesine rağmen saçlarından tutularak polisler tarafından diz çöktürülme sahnesi hafızalara kazındı.

Mediapart sitesi ile yaptığı bir röportajda hemşire Farida şunları söylüyordu: “Bize madalya, maaş artışı, çalışma koşullarımızın iyileştirileceği sözü verildi ve biz de buna inandık. Çünkü bunların sözünü bize Cumhurbaşkanı vermişti. Ancak bu vaatleri hatırlatmak için sokağa çıktığımda, yere yatırıldım ve yüzüm çamura batırıldı. Ben suçlu değilim, sağlıkçıyım. Sadece yorgun olduğumu ve artık bu koşullar altında çalışmak istemediğimi anlatmak için ordaydım.” 

Irkçılığını Görmeyi Reddeden Bir Toplum: Fransa

Elbette Fransa, ABD değil. Ancak Fransa, süreklilik arz eden ve ateşi artık sınırları aşan ırkçılık hastalığının pençesinden kurtulamıyor. Fransa’da yayılan ve patlama raddesine gelen bu ırkçılık hastalığını sorgulamak gerekiyor.

İstatistiklere göre Fransa’da siyahi ya da Arap olarak algılanan erkeklerin polis kontrollerine maruz kalma olasılığı normalden 20 kat daha fazla. Sürekli ırkçılıkla suçlanan polislerin “Ulusal Birleşme” (eski adıyla “Ulusal Cephe”) lehine oy verme oranları ise her şeyi açıklıyor. Yapılan bir araştırmaya göre Fransa’daki 250 bin polis ve jandarmadan ankete katılan polislerin yüzde 54’ü 2017’de Cumhurbaşkanlığı Seçimlerinin ilk turunda aşırı sağcı Marine Le Pen’e oy verdi. Aşırı sağcı partinin ülke genelinde aldığı oy oranı ise yüzde 16’ydı.

Öte yandan Fransa’nın Normandiya bölgesinde bulunan Rouen şehrinin polis memurları arasındaki ırkçı WhatsApp grubu yazışmaları da basına sızdı. Kullanılan ırkçı sözler basit bir “bar muhabbeti” değil. Aksine bu yazışmalar, kurgulanan ideolojik bir çerçeveye oturtulmuş endişe verici bir ırkçılık teorisine işaret ediyor. Polislerin sohbet grubunda “kesişimsellik” (İng. “intersectionality”) teorisinden, beyaz ırkın yeniden dirilmesinden ve iç savaş kisvesi altında kasıtlı bir ırk savaşı stratejisinden bahsediliyor. Bu polis memurlarına göre silahlar çekilmeden önce kültürel savaş körüklenecek.

Fransa ve İmhacı Sömürgecilik Anlayışı

Renaud Camus’un “Büyük Yer Değiştirme” (Fr. “Le Grand Remplacement”) adını taşıyan ve Fransız halkının kendi ülkelerinde entegre olmayan devasa bir göçmen topluluğuyla yer değiştireceğini öne süren teorisi, bu polislere göre zaten var olan bir gerçek. Günlük, sıradan memuriyet görevlerini, oluşum aşamasında olduğuna inandıkları bu teoriyle yerine getiriyorlar.

GÜNDEM

Fransa'da Polise Yönelik Soruşturmalarda Artış

9 Haziran 2020

Amerikalılar soykırım ve kölelik dolu tarihlerine takıldılar. Fransızlar ise sömürgecilik ve imparatorluğun kaybından derinden etkilendi. ABD, yerel halkları soykırıma tabi tutan sömürgecilik faaliyetleri üzerine inşa edildi. Daha sonra toplumu renk kodlarına göre sınıflandıran kölelik düzeni ile geliştiler. Sonuç olarak bugün Amerikan toplumu katliam korkusuyla yaşıyor.

Fransa ise dünya imparatorluğunu, egemenliğini kurmak için yöntem olarak imha etmeyi seçen bir sömürgecilik anlayışıyla inşa etti. İmha etme olayı her ne kadar şiddetli ve geniş çaplı olsa da tümden soykırım amacını taşımıyordu, çünkü iş gücü olarak yararlanmak için önemli sayıda yerliyi hayatta tutmak gerekiyordu. Onlar için önemli olan sadece bir grubun egemen olmasıydı. Bu paradigma özellikle Cezayir’de yoğunlaştı: Kanla fethedildi, kanla boyun eğdirildi, kanla ve terle hâkim olundu. Ta ki ülkede bağımsızlık ilan edilip, Cezayirlilerin ülkenin başına geçmesine ve Fransızların acıklı bir şekilde ülkeyi terk etmesine kadar. Acaba bu yüzden mi Fransız toplumundaki bazı insanlar başka bir “büyük yer değiştirme” varsayımından bu derece endişeli görünüyor? Dedelerine izin verilmese de, ebeveynlerinin Fransa’ya göç etmesi ile Fransızlaşan Cezayirli neslin gerçekleştireceği bir “yer değiştirme” olasılığından mı korkuluyor?

Ekonomi Kötüye Gidiyor, Toplumsal Sorunlar Devam Ediyor

Bu karmaşık ortamda ekonomik ve dolayısıyla toplumsal sorunlar yine varlığını sürdürecek gibi görünüyor. Fransız ekonomisi küresel salgının oluşturduğu ekonomik tahribat nedeniyle yüksek bir bedel ödeme riskiyle karşı karşıya.

Fransa Bankası’na göre nisan ayının ilk aylarında gayri safi yurtiçi hasıla yüzde 6 oranında düştü. Bu, İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana görülmemiş bir durum. Ekonomik durgunluk eli kulağında görünüyor. İşsizlik oranında nisan ayında yüzde 22’lik bir ilk artıştan sonra, kısa vadede bir sıçrama bekleniyor. Sadece nisan ayında Fransa’da 843 binden fazla kişinin iş aradığı kaydedildi. Bu, istatistiklerin kaydedilmeye başlandığı 1996 yılından bu yana görülen en büyük artış. Başbakan Édouard Philippe, nüfusun bir kısmının yoksullaştığını açıkladı.

İflas ve durgunluk zincirindeki diğer sorunları dengelemek için gelecek yıl sunulacak Fransa bütçesine, “teşvik” bütçesi adı verildi. Fakat işsiz kalan yüz binlerce insan nasıl tekrar istihdam edilecek sorusu henüz cevaplanmış değil.

Cumhurbaşkanı Macron yaptığı açıklamada krizle ilgili harcamaları finanse etmek için vergileri arttırmayacaklarını ifade etti: “Krizin üstesinden gelmek için 500 milyar avro harcandı ve bu masraflar vergiler artırılarak finanse edilmeyecek. Krize yönelik verebileceğimiz tek cevap, sürdürülebilir ve güçlü bir ekonomik model oluşturmak, başkalarına bağımlı kalmamak için daha fazla çalışmak ve üretmek olacaktır.” Başka bir deyişle Macron, Fransız ekonomisini canlandırmak için talep değil, arz politikasına güveniyor. Yani aslında ekonomik çizgisinde hiçbir değişiklik yok diyebiliriz, çünkü seçim vaatleri arasında özellikle kemer sıkma ve vergileri yükseltmeme üzerine dayalı bir politika ön plandaydı.

Fransa

Fransa’da Irkçı İfadeler Kullanan Polisler Açığa Alındı

28 Nisan 2020

Emmanuel Macron 2022’ye Hazırlanıyor

Mevcut durumda Emmanuel Macron yaptığı manevralarla seçim taktikleri ve stratejilerini devreye sokmuş görünüyor. Bu taktiklerden biri, devletin eyalet başkanlarına yaptığı maddi desteği, Mart 2021 için planlanan eyalet seçimlerinin 2022 sonrasına ertelenmesine destek vermeleri şartına bağlamasıdır. Böylece Cumhurbaşkanlığı Seçimlerine bir yıl kala bölgesel seçimlerde yaşanabilecek bir mağlubiyet engellenmiş oluyor. Siyasi uzmanlara göre bu taktik, her şeyden önce Cumhurbaşkanlığı Seçimleri için muhalif bir figürün veya herhangi bir rakibin ortaya çıkmasını önlemenin bir yolu.

Macron bu şekilde 2022 için karşısında Marine Le Pen dışında hiçbir rakibin olmayacağı bir yakıp yıkma politikası yürütüyor. Böylelikle, seçilmesini sağlayan “cumhuriyetçi barikat” taktiğini tekrarlamış olacak. Zira, seçmenlerinin çoğu şahsı ve vaatlerinden çok Marine Le Pen’in iktidara gelmesini önlemek için ona oy vermişti. 

Ancak Macron’un rakibi aslında en yakın çevresinde bulunan Başbakan Édouard Philippe olabilir. Başbakanın popülerliği Kovid-19 salgın krizinden bu yana yüzde 50 oranında artarken, Macron’un popülerliği ise yüzde 38’e geriledi. Ankete katılanlar, Philippe’nin cesaretini ve açık sözlülüğünü takdir ettiklerini belirtiyor.

Kriz döneminde Cumhurbaşkanı Macron’un ilgisiz, kararsız, açık ve net olmayan hâllerinin aksine, Édouard Philippe siperde ve etkili bir başbakan olarak ortaya çıktı. Başbakanın görüntüsü de, ağaran sakalı ve bariz kilo kaybıyla Fransız halkının derdiyle dertlendiğini gösterirken, Emmanuel Macron bronzlaşmış teni ve üç parçadan oluşan takım elbiseleri içindeki iki dirhem bir çekirdek görüntüsüyle konuşmalar yapıyordu.

Fransa’da kabine değişikliği, belediye seçimlerinden kısa bir süre sonra gerçekleşti. Le Havre’de belediye başkanlığını kazanan Édouard Philippe’nin Macron’un en büyük rakibi olabileceği konuşuluyor. Fransa’da suların ne zaman durulacağını ise zaman gösterecek.

Hassına Mechaï

Cezayir kökenli Fransız gazeteci Mechaï, hukuk yüksek lisansı yapmış ve uluslararası ilişkiler ile Afrika ve Orta Doğu ilişkileri konusunda uzmanlaşmıştır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

    0 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar