Fransa'da İslam “Millî Görüş Fransa İslam Konfederasyonu, Devlet Müdahalelerinden Bağımsız Bir Dinî Cemaat”

Fransa’da İslami cemaatlerle görüşen Cumhurbaşkanı Macron’un basına yansıyan ifadeleriyle CIMG’nin bildirisi çokça tartışıldı. CIMG Genel Sekreteri Fatih Sarıkır’la satır aralarını konuştuk.

admin 22 Kasım 2020

Birkaç gün önce Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile Millî Görüş Fransa İslam Konfederasyonu (CIMG) olarak diğer Müslüman temsilcilerin de katıldığı bir görüşme gerçekleştirdiniz. Görüşmeden bahseder misiniz?

Fransa İslam Konseyi (CFCM) bünyesindeki 9 federasyon başkanıyla sayın Macron ile iki saatlik bir görüşmemiz oldu. Bu toplantının öncesinde UMF (Fransa Camiler Birliği), GMP (Paris Büyük Camisi) ve CCMTF (Fransa’daki Türk Müslüman Dernekleri Koordinasyon Komitesi) ile hazırlık toplantıları yapıldı. Özetle olumlu ve yapıcı bir atmosferde geçen bu konuşmada Sayın Macron, Fransa’da Müslümanların “ılımlı, muhafazakâr, katı” gibi sınıflandırmalarına katılmadığını, dinini yaşayan herkese saygı duyduğunu ifade etti. Ayrıca başörtüsünün dinî ve dindarları ilgilendiren bir konu olduğunu ve insanların inandıkları gibi yaşamasına saygı duyacağını da vurguladı.

Macron, böyle bir ortamda İslami cemaatlerle konuşurken aslında siyaseten bir risk de almış oldu, zira Fransa’da Müslümanlara yönelik ciddi bir ön yargı atmosferi yaşıyoruz. Özellikle terör saldırılarından sonra Müslümanlar için atmosfer hiç de kolaylaşmadı. Macron, Müslüman cemaatlerle buluşarak, aslında bu tartışmanın Müslüman temsilciler olmadan gerçekleşemeyeceğini ortaya koymuş oldu. Özellikle CIMG’ye yönelik son üç aydır mesnetsiz suçlamalarla karşı karşıyayız. Bu suçlamaların karşısında ortak bir iletişim zeminini nasıl kurabileceğimizin de denemesini yapmış olduk.

“Müslümanlara Yönelik Şüphe Okları Daha Da Sivrildi”

Görüşmeden sonra Ulusal İmamlar Konseyinin kurulacağı açıklandı. Bu konsey hakkında bilgi verir misiniz?

Ulusal İmamlar Konseyi (CNI), Fransa İslam Konseyinin (CFCM) bünyesindeki 9 federasyon ve bunların seçeceği 9 imamdan oluşan bir kuruluş olacak. 18 kişilik yönetimiyle bu konsey, ülkede şimdiye dek faaliyet gösteren imamlara görevlerine devam edebilmeleri için onay verecek. Bundan sonra imamlık yapacak olan adaylara da akreditasyon verilecek. Bunun için konseyde 4/5’lik bir uzlaşının olması ve adayların belli kriterleri yerine getirmesi gerekecek ve gerektiği durumlarda da imamlık izni alınabilecek. Bu kriterler üzerinde şu anda çalışmaktayız. Farklı Müslüman kurumların birbirinden farklı imamlık anlayışları olabilir. Bu konudaki çalışmamız sürüyor. CFCM bünyesinde bu proje uzun süredir vardı, şimdi bu hayata geçirilmiş olacak.

Fransa

Fransa İslamofobi ile Mücadele Kolektifine Fesih Bildirisi Gönderdi

20 Kasım 2020

Görüşmeden sonra Macron’un basına yansıyan demeçlerinde, “CIMG ve UOIF’i cumhuriyetçi vizyona sahip olmamakla suçladığı” şeklinde ifadeler yer aldı. Görüşme ile basına yansıyan demeçler arasında bir uyumsuzluk mu söz konusu?

Bu çelişkili durum nedeniyle biz de şaşkınız. Bazı gazetelerde Macron’un görüşmede CIMG ve UOIF’i (şimdiki ismiyle MF) uyardığı, tabiri caizse bu kurumlara “haddini bildirdiği” gibi ifadeleri hayretle okuduk. Bunun muhtemel bir nedeni, görüşmeye katılan diğer federasyonlardan basına yanlış aktarmaların yapılması. Diğer bir ihtimal de aşırı sağcı partilere mesaj vermek için basına bu şekilde demeç verilmesi. Bu manşetler tamamen yanlış. Oldukça olumlu ve yapıcı bir görüşme gerçekleştirdiğimizi söyleyebilirim.

Görüşmenin sonunda CIMG, “İmamlar Konseyine Evet!” başlıklı bir bildiri yayınladı. Bildirideki ifadeler de bu “had bildirme” düşüncesini doğrulamış olabilir. Bildiride “Fransız ve Müslüman olarak Cumhuriyetçi değerlere bağlıyız. Hümanist ve açık bir İslam’ı destekliyoruz.” şeklinde bir ifade yer alıyor. Fransa’da yaşayan Müslümanların, toplumsal barışı destekleyen pozisyonlarının olduğunu ayrıca vurgulamak, bir şüpheye suçluluk duygusuyla cevap vermek anlamına gelmiyor mu?

Fransa’da şu anda Türkiye, Fas ve Cezayir gibi Müslüman kurumlar üzerinde siyasi bir araçsallaştırma yaptığından şüphelenilen ülkelerle bağın kesilmesi gündemde. Biz CIMG olarak senelerdir şunu vurguluyoruz: Biz Avrupa çapında sivil bir örgütlenmeyiz. Bu sivil alanın dışında idari anlamda hiçbir ülkenin resmî kuruluşuyla emir-komuta zinciri içerisinde değiliz. Herhangi bir devletin etkisi altında değiliz. Görüşmemizde de bunu yeniden vurguladık. İslam Toplumu Millî Görüş Teşkilatları, kendi dinî çalışmalarını kendi kaynaklarıyla finanse ve idare eden, Müslümanların haklarını temsil ederken de devletlerin yönlendirmelerinden bağımsız olarak hareket eden sivil bir kuruluş. Bizim açımızdan senelerdir bu gerçek hiç değişmedi.

Fransa’da Samuel Paty’ye yönelik vahşi cinayet ve sonrasında kilisedeki terör saldırısı, ne yazık ki Müslümanlara yönelik şüphe oklarını daha da sivriltti. Sayın Cumhurbaşkanı ile görüşmemizin ardından, kamuoyunun kriz zamanlarında unuttuğu bazı hakikatleri bir bildiriyle yeniden hatırlatmak istedik. Bu hakikatler de bizim yaşadığımız ülkenin hukukuna tabi olan bir dinî cemaat olduğumuz ve insana, insan onuruna ve yaşamın dokunulmazlığına dair vurgumuzdu. Bildiride bu vurguları yeniden yapmamız, mevcut durumda Fransa’daki atmosferin bu vurguyu gerekli kılması ile ilgili. 

“Türk İslam’ı, Arap İslam’ı, Fransız İslam’ı Gibi Yakıştırmalar Doğru Değil”

Bildirideki “hümanist ve açık bir İslam” ifadeleri de oldukça tartışmalı. Müslümanların terörizm ve şiddetle aralarındaki mesafeyi vurgulamak için bu ifadeleri kullanmak isabetli mi sizce? Ya da siz bu kavramların içini nasıl dolduruyorsunuz?

İslam, insanı merkeze oturtmuş bir din. Bu ifadelerle kastımız da, Rabbimizin insana bahşettiği değere atıfta bulunmaktı. Fransa’daki Müslüman cemaatler, gizli ajandaları olan, içe kapalı kurumlar değiller. Tam tersine topluma söyleyecek sözü olan, temel insanlık değerlerini yeniden hatırlatma gibi sorumluluğa sahip kurumlar. Dediğim gibi, İslam’ı kendi şiddet amaçları için suiistimal eden teröristlerin bizim dinimizle ilişkilendirildiği bir bağlamda, bu hatırlatmayı yapmayı gerekli gördük.

Sosyal medyada bazı kimselerin “açık bir İslam” ifadesiyle sanki “değişime açık bir İslam” gibi bir zorlama bir anlam çıkarttıklarını üzülerek gördüm. Bizim bildirimizde “açık bir İslam” ile kastettiğimiz şey, kucaklayıcı, herkese açık ve şeffaf bir kurumsallaşmadır. O ibareye “değişime açık” ifadesini ekleyenler kasıtlı bir şekilde ifadelerimizi çarpıtmış olur. Yoksa bizim ifadelerimizde İslam’ın “reforme edilmesi, değiştirilmesi” gibi bir anlam asla yok! İslam dinine liberal, seküler, Türk İslam’ı, Arap İslam’ı, Fransız İslam’ı gibi ideolojik veya milliyet üzerinden yakıştırmaları doğru bulmuyoruz.

Fransa'da İslam

Fransa’nın “Ayrılıkçılık” Takıntısı ve İhlal Edilen Dinî Tarafsızlık

12 Kasım 2020

Bildiri şöyle cümlelerle devam ediyor: “Hedefimiz, Fransa’da yabancı ülkelerden tamamen bağımsız bir Müslüman topluluğun olmasıdır. (İmamlar Konseyi), İslam’ın siyasallaşmasının ve her türlü yabancı müdahalenin reddidir. İslam’ın sapmasına karşı mücadelemiz devam ediyor.” Bu ifadeler, çok da sivil bir itirazı barındırıyor gibi görünmüyor. Bunlar yerine Müslümanların ısrarla bu savunma çerçevesine sıkıştırılmasına karşı çıkmak gerekmez miydi?

Fransa kamuoyunda (ki Avrupa’nın diğer ülkelerinde de durum farklı değil) bizim teşkilatımız, Türkiye’deki iktidarların ve siyasi partilerin bir uzantısı, sözcüsü, kurumu ya da temsilcisi olmak gibi garip iftiralarla karşı karşıya. Burada kendi sivillik vurgumuzu yeniden yapmak bizim açımızdan bir zorunluluk. Bilhassa aşırı sağcıların bizim üzerimizden Müslüman topluma yönelik “gizli siyasal hedeflere sahip olmak” gibi bir şüphe atmosferi oluşturmasını kabul edemeyiz. Biz, herhangi bir devletin yönlendirmesine tâbi olmadığımız gibi, içinde yaşadığımız ülkelerin hukuk devletinin haricinde siyasi-konjonktürel baskılarına da tabi değiliz. Bizim teşkilatımız, “dinî cemaat olarak siyasi müdahaleleri reddetmek” konusundaki tavrını Almanya’da da aynı şekilde sergiliyor. Almanya’da teşkilatımızın “devlet müdahalesi” konusunda bir reddi olduğunda bu reddi Fransa’da iki kat daha güçlü sergilememiz gerekir; çünkü Fransa’nın devlet yapısında bu müdahalesizlik esası daha katıdır! Siyaset kendi işine bakacak, sivil toplum da kendi sorumluluğunu icra edecek. Sivil bir kuruluş olmak, bu iki sınırın silikleştiği zamanlarda bu hatırlatmayı yapmayı gerekli kılıyor.

“Biz Kendimizi Hiçbir Zaman Siyasal İslam Tanımı İçinde Görmedik”

“Siyasal İslam” kavramsallaştırmasına gelecek olursak… Fransa’da “siyasal İslam” ifadesi ile şu iddia ediliyor: “Müslüman kuruluşlar, dinî faaliyetlerden daha öncelikli olarak demokratik hukuk devleti temelli sistemi değiştirmek gibi siyasi amaçlara sahip!” Bu iddia bir yanıyla elbette gülünç, diğer yanıyla da toplumda önyargılara dayalı korkuları körüklüyor ve tek bir kavramla bütün Müslümanlara dair bir şüphe atmosferi oluşturuyor. Biz, “siyasal İslam” gibi kavramlarla Müslümanların yaftalanmasına karşıyız. Öte yandan eğer “siyasal İslam” denilen kavram, dinî alanın dışına çıkıp, demokratik hukuk devletine karşı bir mücadele alanı oluşturmak, düzeni yıkmak gibi bir anlama geliyorsa, o hâlde bu “siyasal İslam”a da karşıyız. Biz kendimizi hiçbir zaman “siyasal İslam/İslamcılık” tanımı içerisinde görmedik. Az önce de ifade ettiğimiz gibi İslam hiçbir izafe kabul etmez, İslam İslam’dır.

Burada tartışmanın çok zehirleyici bir zeminde sürdüğünü de eklemem gerek. Biz başörtüsünün Müslüman kadınlar için dinî bir vecibe olduğunu, başörtü takmayan kadınların tefrika edilemeyeceği gibi, başörtülü kadınların da iş ve eğitim sahasından dışlanmaması gerektiğini savunduğumuzda hakkımızda “İslamcılar başörtüsü propagandası yapıyor” gibi başlıklar atılıyor. Biz bir yandan Fransa’da Müslüman cemaatin kendi dinî değerlerini özgürce yaşaması için mücadele ettiğimiz gibi, diğer yanda da İslam’ı kullanıp devlet düzenini yıkmayı, terör estirmeyi, fitne çıkartmayı hedefleyen ideolojilerle de mücadele ediyoruz.

Biz siyasi katılımı teşvik ediyor, siyasi katılım çevresinde her vatandaşın olduğu gibi Müslümanların da ilgilerinin siyasi mekanizmalara taşınmasını teşvik ediyoruz; fakat bunların parlamenter katılımla sistemde gizli amaçlar uğruna bir gedik açmak niyetiyle yapılmasına karşı çıkıyoruz. “Siyasal İslam” ithamına karşı çıkmamızın en büyük nedeni bu. 

Öte yandan bizim kırmızı çizgilerimiz var. Her ne olursa olsun, demokratik hukuk devletinin ön gördüğü çerçeve içinde İslam’ın temel değerlerini yaşamaya ve yaşatmaya devam edeceğiz. 

“Dışlanmalara Daha Fazla Katılımla Cevap Karşılık Vereceğiz”

Fransa’daki Müslümanlar büyük bir cendereye sıkışmış gibiler. CCIF’in kapatılmasından, okullarda Müslüman öğrencilere ifade özgürlüğü konusundaki baskıcı tartışmalara kadar son zamanlarda hâkim atmosferin çok da yapıcı olduğu söylenemez. Bu durumdan çıkış adına sizin çözüm reçeteniz nedir?

Fransa'da İslam

İslamofobinin Gölgesinde: Fransa’da Müslümanların Uzun Yolu

1 Kasım 2020

Kurumsallaşmamızı güçlendireceğiz. Ulusal İmamlar Konseyinin kuruluşu, bu kurumsallaşmanın bir ayağıydı. Bu kurumlarda daha aktif olarak Fransa’daki dindar Müslüman toplumun yaşamını kolaylaştıracak yapıların şekillendirilmesinde etkili olacağız.

İkinci olarak, Müslüman cemaate sağduyu tavsiyesinde bulunuyoruz. Fransa’nın hukuk sistemi her türlü haksızlığa çözüm arayışımız için uygun zemin sunuyor. Haksızlığa uğradığını düşünen Müslümanları ilgili mercilere başvurmak ve hukuki süreci işletmek konusunda cesur olması için teşvik ediyoruz.

Bir haksızlığa uğradığında hukuki mücadeleden vazgeçmek, kendi içine kapanmak ve kişinin kendi ülkesine tabiri caizse küsmesi, çok tehlikeli bir kimlik sürecini beraberinde getiriyor. Fransa bizim ülkemiz. O ülkedeki bir haksızlık, sadece bize yöneltildiği için değil; ülkemize zarar verdiği için de mücadele etmeye değer. O nedenle biz, teşkilat olarak haksızlığa uğradığını düşünenlerin haklarını savunmakta onlara yardımcı olacak hukuk komisyonumuzu güçlendiriyoruz. Bize gelen telefon ve müracaatlardan hareketle danışmanlık sunacak, avukatlara ihtiyaç duyanları destekleyecek mekanizmalarımızı kuruyoruz. Bu şekilde dışlanmalara karşı daha fazla katılım ile, haksızlığa karşı hukuki mücadeleyle karşılık vereceğiz.

Fransa’da Müslümanlara yönelik hâkim söylemin, siyasi başarısızlıkları örtmek adına konforlu bir manevra alanı olduğu şeklinde yorumlar var. Son zamanlarda camilerin kapatılması, sınır dışı etmelerin tartışılması, çocukların sorgulanması gibi hususlar dikkate alındığında bu değerlendirmeyi nasıl yorumlarsınız?

Her şeyden önce Fransa’da çok vahşi bir cinayetin sokak ortasında işlendiğini, bu cinayetin ülke olarak hepimizi sarstığını anlamak lazım. Ondan öncesinde ve sonrasındaki terör saldırıları da, tartışmaları güvenlikçi bir bağlama hapsetti. Terörün söz konusu olduğu bir ortamda rasyonel çözümleri konuşabilmek genel olarak zordur. Fransa’da çok duygusal ve hassas bir atmosfer hâkim şu anda. Biz Müslümanlar olarak bu terör saldırılarından Fransa’daki herkes gibi aynı oranda etkileniyor, fakat buna ek olarak sonrasındaki tartışmaların yükünü de taşımak zorunda kalıyoruz.  

Fakat her şeye rağmen diğer birçok ülkede olduğu gibi siyasetin olumsuz ön yargılarına çabuk kapıldığını da gözlemliyoruz. Küresel pandeminin yönetilmesi, ekonomik sıkıntılar ve terör saldırılarına ek olarak, Müslüman toplumdan çıkmamış teröristlerin tüm sorumluluğunun Müslüman kurumlara yüklendiği bir zemin bu. CIMG başta olmak üzere Müslüman kurumlar şu an mevcut her türlü hoşnutsuzluktan sorumlu görülüyor, bir tehdit merkezi olarak adres gösteriliyorlar. Bu sadece kurum olarak bizi hedef aldığı için kötü değil; toplumsal barışı zehirlediği için bunu hepimizin eleştirmesi gerek.  

Örneğin Ulusal İmamlar Konseyinin (CNI) kurulması bizim çok uzun süredir gündemimizdeydi. Fakat bu konunun şimdi gündeme alınması, sanki terör saldırılarında imamların bir dahli olabilirmiş gibi bir imaya dayanıyor ne yazık ki. Oysa teröristlerin hiçbiri Müslüman camia içinde ve Fransa’da yetişmemiş, Müslüman tabanın içerisinde sosyalleşmemiş.  Fakat buna rağmen Müslüman derneklerle terör dolaylı olarak ilişkilendiriliyor. Bu oldukça tehlikeli bir seyir.

admin

Lisans eğitimini Münster Üniversitesinde Sosyoloji ve Siyaset Bilimi bölümlerinde çift anadal olarak tamamlayan Kandemir, Duisburg-Essen Üniversitesinde sosyoloji yüksek lisans eğitimini sürdürmektedir. Ağırlıklı çalışma alanları göç sosyolojisi ve ulusaşırı Türk toplulukları olan Kandemir Perspektif dergisi editörüdür.

YAZARIN DİĞER YAZILARI
ETİKETLER:
    • Bedrettin Tutkun
      2020-11-22 20:41:09

      Bildirideki “hümanist ve açık bir İslam” ifadeleri yine de bu karışık ortamda sarf edilmemeli idi, belki cumhurbaşkanı ile yapılan görüşme olumlu geçmiş olabilir, ama yapılan açıklama ve ülke politikasına karşı uyanık olmalısınız yani şimşekleri üzerimize çekmemeli idik

    1 Adet Yorum Var

    Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.

    • *Tüm alanları doldurunuz

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar