Futbol

Dünya Kupası’nda Kim Daha Başarılı? Demokrasiler mi, Otokrasiler mi?

Futbol sık sık “en demokratik spor” olarak anılsa da Dünya Kupası’nın tarihi, otoriter rejimlerin propaganda hamleleriyle iç içe geçti. Buna rağmen geçmiş turnuvalara ilişkin veriler, son kırk yılda kupada demokratik ülkelerin belirgin biçimde öne çıktığını ortaya koyuyor.

Dünya Kupası’nda Kim Daha Başarılı? Demokrasiler mi, Otokrasiler mi?
Suudi Arabistan Milli Takımı'nın eski teknik direktörü Roberto Mancini ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın yer aldığı bir duvar resmi. 2030 Dünya Kupası'na ev sahipliği yapacak olan Suudi Arabistan, son yıllarda futbola yaptığı büyük yatırımlarla sporun siyasi imaj inşasında kullanımına ilişkin tartışmaların merkezinde yer alıyor. | Fotoğraf: Delbo Andrea/Shutterstock.com

FIFA Başkanı Gianni Infantino ve daha birçok kişi, futbolun “en demokratik spor” olduğunu sıkça dile getiriyor. Bu düşüncenin temelinde, büyük ölçüde futbolun küresel cazibesi ile sınıf ve ırk sınırlarını aşan köklü popülaritesi yatıyor. Fakat bu kuralın dört yılda bir düzenlenen Dünya Kupası için geçerli olup olmadığı tamamen ayrı bir tartışma konusu.

Dünya Kupası’nın Siyasi Tarihi

Geçmişte otoriter hükümetler, Dünya Kupası turnuvasını zaman zaman kendi rejimlerini güçlendirmek için kullandı. Örneğin, İtalyan faşist lider Benito Mussolini, İtalya’nın ev sahipliği yaptığı 1934 Dünya Kupası’nda hakemleri bizzat seçip maçları manipüle ederek ev sahibi takımın şansını artırmış, İtalya da finalde demokratik Çekoslovakya’yı yenmişti. Benzer şekilde 1978’de Arjantin diktatörlüğü, askerî cuntanın iktidarı ele geçirdiği o kanlı baskı dönemini sporla aklamak (İng. sportswashing) için hem turnuvaya ev sahipliği yapma fırsatını hem de milli takımın şampiyonluğunu birer araç olarak kullanmıştı.

Tarihe geçen bu iki örnekte de turnuvayı otoriter ülkelerin takımları kazandı. Fakat bir siyaset bilimci ve futbol tutkunu olarak, demokratik ülkelerin otoriter rejimlere kıyasla Dünya Kupası’nda tarih boyunca nasıl bir performans sergilediğini merak ettim. Bu yüzden, bu yılki turnuva öncesinde geçmiş 22 Dünya Kupası’nın istatistiklerine daldım; ayrıca 2026’da boy gösterecek olan 48 ülkeyi de inceledim.

1930 ile 2018 yılları arasındaki Dünya Kupaları için, siyasi sistemlerde gücün nasıl yoğunlaştığını ölçen Polity verilerini kullandım. Eksi 10 ile artı 10 arasındaki bu ölçekte; puanı artı 6 ile artı 10 arasında olan ülkeler demokrasi, eksi 6 ile eksi 10 arasındakiler otokrasi, eksi 5 ile artı 5 arasındakiler ise “kısmen özgür” anlamına gelen anokrasi olarak sınıflandırılıyor.

Pek çok akademisyen, rejim türlerini incelerken birden fazla veri seti kullanılmasını öneriyor. Ben de 1974’ten 2026’ya kadarki turnuvalar için, dünyadaki tüm ülkelerde sivil ve siyasi hakların durumunu ölçen yıllık endeksler hazırlayan sivil toplum kuruluşu Freedom House‘un sıralamalarından faydalandım. Bu kurum ülkeleri; özgür, kısmen özgür ve özgür olmayan şeklinde üç kategoriye ayırıyor.

Veriler Sportif Başarı Açısından Neler Söylüyor?

İlk Dünya Kupası turnuvalarında özgür ülkeler pek parlak bir performans sergileyemedi. 1930-1962 yılları arasında kupayı iki otoriter ülke (1934 ve 1938’de İtalya), üç anokratik ülke (1930 ve 1950’de Uruguay, 1962’de Brezilya) ve yalnızca iki demokratik ülke (1954’te Batı Almanya ile diktatörlük öncesi dönemde 1958’de Brezilya) kazandı. Final maçlarına baktığımızda ise ilk 32 yılda altı otoriter ve dört anokratik ülkeye karşılık yalnızca dört demokratik ülke final oynama başarısı gösterdi.

Arjantin Dünya Kupası Askeri Junta Diktatörlük demokrasi futbol ve demokrasi futbol ve siyaset

Arjantin’in askeri diktatörü Jorge Rafael Videla, ev sahibi oldukları 1978 Dünya Kupası öncesinde millî takım oyuncularıyla bir araya gelirken. Arjantin’in şampiyonluğuyla sonuçlanan bu turnuva, askerî cunta tarafından o dönemdeki ağır baskı rejimini ve insan hakları ihlallerini örtbas etmek amacıyla bir propaganda aracı olarak kullanılmıştı. | Fotoğraf: El Gráfico dergisi, sayı 3060/Wikimedia Commons

Fakat İngiltere’nin Batı Almanya’yı yendiği ve iki demokrasi arasındaki ilk Dünya Kupası finali olan 1966’dan bu yana yalnızca iki otoriter takım kupayı kaldırabildi: 1970’te Brezilya ve turnuvayı kazanan son otokratik ülke olan 1978’de Arjantin.

1982 ile 2018 yılları arasında şampiyon olan 10 ülkenin tamamı demokrasilerden oluşuyordu. Üstelik 1962’den bu yana finale çıkıp ikinci olan tüm ülkeler de yine demokratik yönetimlere sahipti.

1930-2018 döneminin geneline bakıldığında Polity verileri, final maçına çıkan takımların %71,4’ünün demokratik ülkeler olduğunu gösteriyor. Otokratik ülkelerin oranı %20’nin altında kalırken, anokrasiler %9,5 pay aldı.

Freedom House endeksine göre ise 1974’ten bu yana oynanan 26 finalin 23’ünde (yani %88’inde) özgür devletler mücadele etti ve kupayı 11 kez özgür devletler havaya kaldırdı. Bu süreçte sadece bir kez kısmen özgür (1994’te Brezilya) ve bir kez de özgür olmayan (1978’de Arjantin) bir ülke şampiyonluk sevinci yaşadı.

Peki bu tablo, dünyadaki rejim türlerinin zaman içindeki dağılımıyla ne ölçüde uyuşuyor? FIFA’nın ilk turnuvayı düzenlediği 1930’da Polity verilerine göre dünyadaki ülkelerin yalnızca %21,7’si demokratik sistemlerle yönetilirken, %44,6’sı otoriter ve %33,7’si anokratik (yarı demokratik rejim) sayılıyordu. 1966’ya gelindiğinde demokrasiler %20,8’e gerilerken otoriter ülkelerin oranı %40,8’e çıktı. Ancak 2018 Dünya Kupası sırasında Polity verilerine göre dünyada demokratik kabul edilen ülkelerin oranı %60’a yaklaşırken, otoriter devletler %12’ye kadar geriledi. Geri kalanlar ise ya anokratik ya da “geçiş sürecindeki” ülkelerden oluşuyordu.

Demokrasi Futbolda Kazandıran Formül mü?

Peki 2026 Dünya Kupası katılımcıları için durum nasıl? Freedom House’a göre turnuvada temsil edilecek 48 ülkenin %43,1’i “özgür” ülkelerden oluşuyor. “Özgür olmayan” ülkelerin oranı ise %26,7. Bu tablo, Freedom House verilerinin mevcut olduğu ilk Dünya Kupası yılı olan 1974’ün neredeyse tam tersi bir manzara sunuyor. O dönemde özgür uluslar dünyadaki ülkelerin %27’sini, özgür olmayanlar ise %41,4’ünü oluşturuyordu.

Üstelik veriler 2026’da demokrasilerin başarıya daha yakın olduğuna işaret ediyor. FIFA sıralamasındaki en iyi 11 ülkenin tamamı “özgür” statüsünde. İlk 19 ülkeye baktığımızda, Fas ve Ekvador dışındaki tüm ülkelerin özgür olduğunu görüyoruz; ki bu iki ülke de Freedom House tarafından “kısmen özgür” kabul ediliyor. Turnuvada en alt sıralarda yer alan 11 ülkenin ise yarısından fazlası özgür değil.

Sporla Aklamaya Karşı Koymak

Veriler, demokrasilerin Dünya Kupası’nda hem sayıca daha fazla temsil edildiğini hem de otoriter ülkelere kıyasla daha başarılı olma eğiliminde olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Peki, bu durum gerçekten bir anlam ifade ediyor mu? Bence “evet”.

Otokratik ülkelerin sporu bir propaganda aracı olarak kullandığı ve FIFA’nın ev sahibi ülkelerin insan hakları ihlallerine adeta göz yumduğu bir dönemde, yeşil sahada genellikle demokrasilerin galip gelmesi özgür uluslar adına gerçek bir zafer anlamı taşıyor.

NOT: Bu yazının İngilizce aslı, 26 Haziran’da The Conversation tarafından yayımlanmıştır. Orijinal içerik Creative Commons Attribution 4.0 International (CC BY 4.0) lisansı altında tercüme edilmiştir.

Prof. Dr. John A. Tures

John A. Tures, ABD’deki LaGrange College’da siyaset bilimi profesörüdür.

Yazarın diğer yazıları
Bu yazıyla ilgili yorumunuzu paylaşabilirsiniz. Bunu yaparken Yorum Kurallarımızı dikkate alın lütfen.
Yorum adedi #0

*Tüm alanları doldurunuz

Son Yüklenenler