DOSYA: "Etnopluralizm Yeni Sağın Entelektüel Kılıfı" Fransız Sağı ve Etnik Çoğulculuk Üzerine

DOSYA

Fransa ve Avrupa Yeni Sağı uzmanı olan Dr. Tamir Bar-On, Meksika’da bulunan Tecnológico de Monterrey Üniversitesi’nde öğretim üyesi. Dr. Bar-On ile Fransız Yeni Sağı ve etnik çoğulculuk ideolojisi üzerine konuştuk.

Yasemin Yıldız 31 Ocak 2019

Bildiğimiz üzere Nouvelle Droite (ND) ya da diğer adıyla Yeni Sağ hareketi ve bu akımın etnik çoğulculuk (İng. “etnopluralism”) fikirleri 1960’ların sonlarına doğru ortaya çıktı. Söz konusu ideolojinin ve buna bağlı fikirlerin o zamanlarda ortaya çıkmasına zemin hazırlayan temel faktörler nelerdi?

Nouvelle Droite’nin (ND) ana düşünce kuruluşu (olan GRECE (Groupement de recherche et d’études pour la civilisation européenne) resmî olarak 1969’da açıldı. Ancak, ND, bundan bir yıl önce, yani 1968 yılında, önde gelen ND entelektüellerinin bir araya gelmesiyle kurulmuştu. ND’nin, etnik çoğulculuk anlayışına yönelmesine iki önemli olay yardımcı oldu: 1) Fransız Cezayir’indeki sömürgeleştirme projesinin başarısız olması; 2) 1968 Mayıs’ındaki büyük öğrenci ve işçi ayaklanmaları. Bu iki olay, sağcı bir anti-liberal ve anti-kapitalist devrimin şiddet kullanılmadan mümkün olduğu konusunda ND’yi  ikna etti. 

Gramsci’den etkilenen ND savunucuları, “düşünce laboratuvarlarını” ele geçirdikleri takdirde, bunun sonucunda iktidarı liberal-soldan alabileceklerine inanıyordu. “Sağın Gramsci düşüncesi”ndin bir parçası olarak ND, kolonyalizme verdiği desteği kesti. Yeni Sağ, “Beyaz adamın yükü” söyleminden ve açık ırkçılıktan vazgeçip karizmatik liderlik prensibine karşı çıktığı gibi, aşırı sağcıların şiddetli sokak taktiklerini ve terörünü reddetti. 

 Alain de Benoist liderliğindeki ND, “anti-emperyal” bir dönemde yaşadığımızı kabul etti. Bu kabulün sonucu da “Kimse kimseye hükmedemez.” şeklindeydi. Bu kabul, Cezayir’in 1962’de Fransa’dan bağımsızlığını kazanmasının ortaya koyduğu bir dersti. Yaşanılan o dönemde, biyolojik ırkçılık da “ırk bilimi” ve (Nazilerin Yahudilere karşı uyguladığı) Nihaî Çözüm (Alm. “Endlösung”) dehşeti sonucu cazibesini kaybetmişti. 1970’lerde hareketin kurucu lideri Benoist, beyaz, siyah ve sarı gücü eşit ölçüde değerlendirmeye başladı. Yeni Sağ’a göre, halklar ve kültürlerin “farklı olma hakları” vardı. Diğer bir deyişle kapitalizmin asimilasyoncu mantığı, devletin halkları tektipleştirmesi, Amerikanlaştırma ya da yeni ortaya çıkmakta olan AB projesi karşısında halkların ve kültürlerin kendi kültürel farklılıklarını muhafaza etme hakkı vardı. Buna göre, insanlar doğdukları yerlere aitlerdi. Göç ve çokkültürlülük, “farklı olma hakkı”nı yok eden projelerdi. ND bu nedenle, tüm halkların ve kültürlerin (hatta yerlilerin) “farklı olma hakkını” savunuyordu. Buna karşın, ırkların karışmasından korkuyordu ve kültürleri hava geçirmeyen mühürlü evrenler olarak görüyordu. 

De Benoist, geçmişte sömürgeciliği ve “beyaz adamın” erdemlerini övebiliyorken, şimdilerde bu ideallere “farklı olma hakkı” ve küresel ölçekte kültürel çeşitliliğe zararlı görerek saldırıyordu. Bununla birlikte ND’nin şimdi hem “göçmenler” hem de “yerliler” için kültürel bir kayıp anlamına geldiği gerekçesiyle göçmenliği eleştirmesi büyük bir ironi oluşturuyor. Göçmenlik ve çokkültürlülüğe yönelik bu sert eleştirinin kolonyal projenin başarısız kalmasından sonra gelmesi ise manidardır. 

Etnik Çoğulculuk

Etnik Çoğulculuktan Yerliciliğe: Radikal Sağı Anlamak

31 Ocak 2019

Siz, etnik çoğulculuk fikrinin, liberal siyasi ve hukuki birliğe bir tepki olarak etnik-bölgesel bir Avrupa çerçevesinde ortaya çıktığına neden inanıyorsunuz?

 Biraz evvel de belirttiğim gibi, etnik çoğulculuk aşırı sağcılar için aslen 1968 Mayıs olaylarına ve Fransız Cezayir’inin kaybedilişine tepki olarak ortaya çıkıyor. Avrupa Birliği’ne giden bir sürecin ortaya çıkmasıyla ND, asimilasyoncu tehdidin daha da büyüdüğünü gördü. ND’ye göre kapitalizm, devlet ve merkezîleşme eğilimleri ve Amerikanlaşma dünya kültürlerinin çeşitlilik ve zenginliğini tehdit etmekteydi. Yine onlara göre, tektipleştirme ve asimilasyon eğilimleri liberal sol ve liberal sol elitleri tarafından teşvik ediliyordu. ND’ye göre AB yöneticileri ve devlet politikacıları liberal çokkültürlülük mantığında sıkışıp kalmıştı. Bu çerçeve kültürel farklılıkları tektipleştirmekteydi ve nihayetinde farklı Avrupalı etnisitelerin yok oluşuna yol açacaktı. 

 ND bu nedenle, bir yandan ulusal parlamentoları ve kültürleri savunurken, öte yandan göçmenliği ve çokkültürlülüğü yasaklayan bir Pan-Avrupa (Tr. “Avrupa Ülkü Birliği”) arayışına girdi. Yani devrimci, fakat ne liberal ne de kapitalist olan bir Avrupa hedefliyordu. Yerli Avrupa etnisitelerini kayıran politikalar geliştiren bir Avrupa. ND, “Yüz Bayraklı Avrupa” fikrini ya da devletlerin ve AB’nin asimilasyoncu güçlerince engellenmekte olan daha fazla devletlerin oluşturulmasını savunuyordu. Bu devletlerin, iç yapı itibarıyla homojen olması öngörülürken, diğer taraftan heterojen ve çeşitliliği fazla olan bir dünya fikrini teşvik etmesi bekleniyordu.

Sizce etnik çoğulculuk yalnızca fikirsel bir kurgu mu yoksa etnik çoğulculuğun politika olarak uygulanması mümkün mü?

Elbette bu etnik çoğulculuk fikirsel bir kurgu. Ancak ND, hegemonya karşıtı fikirlerin bir gün hâkim ideoloji olabileceğini öngören Gramsci kuralına göre hareket ediyor. Emperyalizmin ve sömürgeciliğin günümüzde yerliciliğin, ultra milliyetçiliğin ve hoşgörüsüzlüğün küresel çapta yükselişiyle birlikte itibarını kaybetmiş olması gerçeğinden hareketle, artık bun karşlık, etnik çoğulculuk giderek daha kabul edilebilir bir fikir hâline geliyor. 

Şurası açık ki, Macaristan ve Slovakya gibi ülkelerde etnik çoğulculuğu uygulamak, mesela Fransa ya da Birleşik Krallık gibi yerlerde uygulamaktan daha kolaydır. Bu ülkeler (Fransa, İngiltere gibi) bünyesinde daha çeşitli kültürleri ve etnisiteleri barındırıyor. Ancak Macaristan ve Slovakya gibi ülkelerde daha az göçmen ve mülteci bulunuyor. Sonuç olarak, her dört devlette de etnik olarak çoğunluktaki grupların lehine çığırtkanlık yapılabiliyor. Diğer taraftan Orta ve Doğu Avrupa şartlarında ulus fikrinin daha çok etnik kavramlardan oluşması ve bu ülkelerin yakın otoritercilik geçmişleri nedeniyle bu bölgelerde etnik çoğulculuğu uygulamak daha kolay. 

Öte yandan, Fransa gibi ülkelerde etnik çoğulculukla ilgili uygulama sorunları da bulunuyor. Örneğin de Benoist, kız öğrencilerin devlet okullarında başörtüsü takma haklarını savunmuştu. Buna göre tüm halklar, liberal cumhuriyetçi devletin tektipleştirici baskısı karşısında kendi kültürel farklılıklarını muhafaza etme hakkına sahipti. 

Bununla birlikte, 1999’da kaleme alınan ND manifestosunda Alain de Benoist ve Charles Champetier asimilasyoncu eğilimleri nedeniyle hem göçmenliğe hem de emperyalizme saldırıyorlardı. Guillaume Faye gibi bazı kimseler ise Benoist’i bu naif tutumu nedeniyle de eleştirerek – aşırı sağcı partilerin birçoğunun yaptığı gibi – Müslüman karşıtı görüşlerini dile getirdi. Bu nedenle belki de başörtüsüne yönelik tutumları yalnızca “Fransa Fransızlarını” utandırmaya yönelikti ve âdeta onlara şunu söylüyordu: Kuzey Afrika Müslümanları, vatanlarından çok uzak olsalar bile kendi kültürlerini muhafaza etme hakkına sahiptir; siz “Fransa Fransızları” ise kendi kültürünüzü kapitalizm, çokkültürlülük ve Amerikan kültürü gibi kötülük 3’lüsüne karşı kaybettiniz.    

Bazı açılardan bakıldığında etnik çoğulculuğun uygulandığını söylemek mümkün. Kolonyalizm dünyanın büyük kesiminde yenildi. Siyasi başarıya ulaşmak isteyenler de artık açık bir şekilde ırkçılık yapamıyor. Göçmenlik uygulamaları da aşırı sağ partilerin baskısı altında daha da sertleştirildi. Çokkültürlülük birçok önde gelen Avrupa lideri tarafından sorgulanıyor. Bu yüzden ND, göçmenlik, çokkültürlülük ve AB ile ilgili yapılacak olan referandumların Avrupa’yı etnik çoğulculuk paradigmasına daha da itekleyeceğine inanmaktadır. 

Etnik Çoğulculuk

Etnik Çoğulculuk ve Avrupa’daki Radikal Sağ İdeolojisi

31 Ocak 2019

Etnik çoğulculuk düşüncesinin Avrupa’daki aşırı sağcı popülist partilerin başarısına etkisi hakkında ne düşünüyorsunuz? 

Fransa Yeni Sağı, aşırı sağcı (İng. “Radical Right”, RR) partilerin strateji ve söylemlerini şekillendirdi. Where Have All The Fascists Gone?* (Tr. “Eski Faşistler Nereye Kayboldular”) ve Rethinking the French New Right: Alternatives to Modernity* (Tr. “Fransa Yeni Solunu Yeniden Düşünmek: Moderniteye Alternatifler”) kitaplarında öne sürdüğüm fikir şu: Aşırı Sağ (RR) ciddi bir biçimde evrim geçirdi; yani entelektüel olarak çok ileri seviyede ve artık şiddet yanlısı kaba kuvvet milliyetçiliğinin bir parçası değil. 

Aşırı sağcı partilerin ND’den ödünç aldığı üç ana husus var. Bunlar: 1) Liberal sola yönelik şiddetten ziyade sivil toplum ve kitle iletişim araçları tarafından yürütülen “kültürler savaşının” merkeze alınması; 2) Devlet, kapitalizm, AB ya da liberal çokkültürlülük gibi homojenleştirme güçlerine karşı radikal etnik çoğulculuğu ya da halkların ve ulusların “farklı olma haklarını” savunmak; 3) Liberal demokrasinin gerçek manada olmasa da taktiksel olarak kabulü. Böylece etnik çoğulculuk ideali, sağın daha az ırkçı olarak görülmesi, dünyayı daha çeşitli kılan kültürel farklılıkların destekçisi,kolonyalizm ve modernitenin asimilasyoncu zihniyetinin reddi anlamına gelir oldu. 

Aşırı sağcı partileri başarılı kılan şeyin etnik çoğulculuk politikası olduğundan şüpheliyim. Alberto Spektorowski gibi bazı kimseler, ND’nin “sağın çokkültürlülük” fikrini “kültürel ırkçılığa” kılıf olarak ve göçmenlerden, sığınmacılardan ve diğer azınlık gruplarından temizlenmiş bir Avrupa için bir parola sözcüğü olarak kullandığını çok isabetli bir şekilde tespit etmişlerdir. 

  Aşırı sağın, yabancı düşmanlığının ve liberalizm karşıtlığının dünyada yükselişi birden fazla nedene dayalıdır. Bunlar arasında, diğer sebeplerin yanı sıra şunları sayabiliriz: Göçmen karşıtı formülleri kullanan aşırı sağcı partilerin başarıları, aşırı sağ kanat partilerinin birbirlerine bakarak öğrenme kabiliyetleri (Steve Bannon-Ulusal Cephe Partisi veya Brezilya devlet başkanı Bolsonaro-Donald Trump örneklerindeki gibi), solun ve elitlerin genel başarısızlığı, giderek daha fazla neo-liberalleşen dünyada ideolojik seçeneklerin kapanması. Aslında, etnik çoğulculuk anlayışı, aşırı sağın tutumu ve imajını yalnızca yumuşatıyor, böylelikle daha fazla alıcısı oluyor. 

Günümüzde Avrupa’daki aşırı sağcı partiler, Avrupa Yeni Sağı’nın uzantısı olarak görülebilir mi? Yoksa farklı dinamiklere mi sahipler?

Radikal sağ partiler aslında ND ya da Avrupa Yeni Sağı’nın (İng. “European New Right”, ENR) uzantısı değildir. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde, radikal ve aşırı sağ üç farklı yaklaşım benimsemiştir: 1) Siyasi partilerin oluşturulması; 2) Parlamento dışı şiddet ve terörizm; 3) Siyaset-üstü (soyut siyaset) yaklaşımı. ND üçüncü yaklaşıma sadık kalırken, aşırı sağ partiler birinci yaklaşım sahasına giriyor. 

Ayrıca aşırı sağ siyasi partilerde farklı eğilim ve hizipler bulunuyor. ND, Fransız Ulusal Cephe içinde bir hizipti. Katolik muhafazakârlar, radikal popülistler, açıktan ırkçılık yapanlar, neo-lieraller vb. diğer eğilimlerle rekabet ettiler. Tom McCulloch, ND’nin Ulusal Cephe içinde önemli bir hizip olduğunu ve fikirlerini parti içine yaydığını belirtmişti. Bununla birlikte, 1990’ların başında de Benoist verdiği bir röportajda Katolik bütünlüğünü, ahlakçılığı, günah keçisi mantığını ve ND’nin neo-liberalizmini reddediyordu. 

ND daha sonraları kendi duruşuna daha uygun olan neo-liberalizm karşıtı bir duruşu benimsedi. ND’nin de Benoist’i ile Ulusal Cephe arasındaki görünürdeki düşmanlığa rağmen, bu siyasi akım ile partinin her ikisi de eşitlik karşıtı ve göçmen karşıtı görüşlere destek verirken, çokkültürlülüğü her ikisi de reddediyor. ND’nin Ulusal Cephe’den ayrıldığı tek nokta şudur: ND “yeni sağ”ı oluşturmak için şunları kabullendi: 1) Siyasi şiddet mutlaka reddedilmeli; 2) Irkçılığa ve Yahudi düşmanlığına verilen aleni destekten kaçınılmalı ve 3) Göçmen karşıtı gündemi, “ötekileri” alenen günah keçisi ilan ederek değil; “farklı olma hakkı” düşüncesi vasıtasıyla ve dünya genelinde etnik çoğulculuk fikriyle kabul ettirilmeli.

Kısacası, ND ve radikal sağ partiler uyguladıkları taktikler bağlamında birbirinden ayırt edilebilirler. Zira aşırı sağ hemen iktidarı ele geçirmekle ilgilenirken, ND düşünce kalıplarının uzun vadede değiştirilmesini öngörüyor. Bununla birlikte ND ve aşırı sağ, liberal çokkültürlü modeli reddederek birbirlerini tamamlıyorlar. 

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar