Dosya: "Gönüllülük" Gönüllülüğü Müslümanca Yeniden Düşünmek

DOSYA

Birçok insan gönüllü çalışmalarda bulunuyor? Peki bu hizmeti karşılığında ne kazanmış oluyor? Gönüllü çalışmaların toplumun tamamına ne gibi etkileri var?

Ertuğrul Şahin 3 Şubat 2020

Kelime kökeni olarak Almancada gönüllülük (Alm. Ehrenamt) kelimesinin, kişinin kendi isteği ya da görevlendirilmesi sonucunda ortaya koyduğu hizmetin takdir edilmesi manasına gelen resmî bir kaynağı da vardır. Bu anlamda ayrıca, sivil toplum hizmetlerinden de bahsedeceğiz. Daha doğrusu, bahsedeceğimiz konu, kişinin kendisinin yararlanmadığı ancak başkalarının yararlandığı hayır çalışmaları hakkında olacaktır. Bu hayır çalışmaları, herhangi bir üst makam ya da devlet müdahalesi olmadan kişilerin bizzat kendi iradeleri sonucunda yaptıkları hayır hizmetleridir. Aslında, gönüllüğün ya da toplumsal hizmetlerin tam olarak nelerden oluştuğu ya da hangi resmî şartları haiz ve nasıl bir hedefi olması gerektiği gibi tekdüze bir tanımı yoktur. Buna, mesela, bir dinî cemaatin, bir sosyal yardım kuruluşunun insan hakları, gençlik ve  göçmen hizmetleri ile çevre koruma çalışmaları gibi pek çok alanda kurumsallaşmış faaliyetleri dâhil olabileceği gibi, resmî olmayan bir kerelik ya da ara sıra yapılan faaliyetleri de dâhil edebiliriz. Saha araştırmalarında ya da toplumsal tartışmalarda bu son kısım çoğu zaman dikkate alınmamaktadır.

Gönüllü Çalışmaların Kazananı

Peki insan neden böyle bir faaliyete girişir ve bundan kim kârlı çıkar? Sosyal faaliyetlerin gönüllü ya da bu faaliyetlerin doğrudan muhatabı olanlar (“alıcı”, “kullanıcı”) açısından çekiciliği çok çeşitlidir. Aynı şekilde, bunun anlamı ve amacı da çok katmanlı olabilir. Buradaki itici güç, yine farklı kaynaklardan doğabilir. Bu itici güç, insanlık, sosyal adalet, dayanışma veya diğerkâmlık, dinî emirler gibi ahlaki değerlerin yanı sıra, sosyo-politik sürece katılım, kişinin kendi toplumu, ulusu, etnik ya da dinî cemaat içi iş birliğine ilgisi olabilir. Çoğu durumda bunlar iç içe/üst üste geçebilir. Bu fedakârlığın doğrudan “kazançlı” çıkanı ise alıcıları olan, bu hizmetlerin ya da yardımların kendilerine sunulduğu kimselerdir. Bu kimseler ise çoğunlukla ihtiyaç sahipleri, yardıma muhtaç olanlar ve mahrum kalmış kimselerdir. Bu hizmetlerin hedefine göre sayısız doğrudan ya da dolaylı “kullanıcı” düşünülebilir: Canlılar, kuruluşlar ve çevre gibi. Sonuç olarak gönüllü hizmetler toplumun ortak refahı ve toplumsal dayanışma için gerçekten de değerli hizmetlerdir. Zira bu faaliyetler tüm toplumun faydalandığı insani bir domino etkisi oluşturmaktadır. Bu faaliyetlere katılan kişiler açısından meselenin tanımı şu yönden açıklığa kavuşturulamamış ve çelişkili bırakılmıştır: Kişi bu gönüllü hizmeti yaparken kendi çıkarını (saygınlığı, konumu, kendini tanıtması vs.) tamamen devre dışı mı bırakmalıdır? Konunun teorik bir tanımlamasını yapmak bu noktada mümkün değil. Her bir sosyal hizmet çalışmasında “diğerkâmlık” ile “bencillik” arasında bir denge mücadelesi olduğu söylenebilir. İşte tam da bu noktada dinî açıdan bu tehlike, sosyal yardım faaliyetlerinin Müslümanlar açısından ne anlama geldiği konusunda belirleyici olmaktadır.

İslam’da toplumsal yardımlaşmanın merkezî itici gücü inançtır. Kişinin kendisi için fayda sağlamayan ama yoksulların ve ihtiyaç sahiplerinin işlerini gören çalışmalar ibadet olarak tanımlanır. Kur’an’ın birçok ayeti, Hz. Peygamber’in pek çok hadisi ve uygulamaları ahlaki temeli oluşturmakta ve Allah sevgisi, merhamet, Allah’ın razı olduğu bir hayat yaşama gibi dinî teşvikler de bu tür hizmetlerin yerine getirilmesini gerekli kılıyor. Burada, bu faaliyetlerin asıl ve nihai amacının ibadet ve bir bakıma Allah rızasını kazanmak olduğuna özellikle dikkat edilmelidir. İşte bu noktada İslami bir bağlam formüle edilebilir: Ne kadar az kişisel fayda olursa o kadar yüksek bir Allah korkusu, yani takva meydana gelir. Şu hadisle bildirilen temel ilke burada ölçüyü koymaktadır. “Sağ elinin verdiğini sol elin bilmesin.” Bunu ciddiye alan birisi, ince bir buz üzerinde hareket eder. Çünkü, yardım faaliyetlerindeki temel motiflerin birbiriyle örtüşmesi durumunda, kişisel ya da kurumsal ortak faydalar gibi kişisel-dünyevi çıkarların temin edilme arzu ve dürtüsü, bilinçli ya da bilinçsiz olarak temel hareket noktası olabilir. Dinî motivasyon kaynaklı sosyal yardım faaliyetlerinde gözden kaçmaması ve saklanmaması gereken bir nokta da şudur: Bu hizmetleri yaparken, mesela, kendi cemaatinin çıkarları, kendi dünya görüşünün veya organizasyonunun tanıtımı veya dava çalışmalarının icra edil-mesi esnasında sıklıkla “küçük” ek bir çıkar da beraberinde gelmektedir. Ana muhatapları muhtaçlar ve yoksullar olmayan bu ve buna benzer niyetlerle yapılan faaliyetlerin ibadetlerle özdeşleştirilmesi mümkün değildir. Müminler her zaman bu motiflerinin hedef ve amaçlarını sorgulamalıdır.

Dosya: "Gönüllülük"

İslami Açıdan Gönüllülük ve Hayırseverlik

3 Şubat 2020

Müslümanlar Batı Toplumlarında Neden Sosyal Faaliyetlere Katılmalıdır?

Her şeyden önce, Avrupa’da Müslümanların gönüllü hizmetlerinin alan ve yoğunluğunun göç süreci ile bağlantılı olduğu ortadadır. Uyum süreci ilerledikçe de bu sosyal katılımlar hem çok yönlü hem de çok katmanlı hâle gelmiştir. Daha önceleri olduğu gibi bugün de gönüllü hizmetlerin en bilinen ve yaygın olanı cami ve kültür derneklerinde kültürel ve dinî eğilimler etrafında şekillenmiş durumdadır. Bu faaliyetler bir kimlik oluşumuna hizmet etmektedir. Saha araştırmaları, Müslümanların sosyal katılımlarının, yeni bir yurt edinme ve çok katmanlı bir hayat şekli düzenlemeye paralel bir şekilde, cami cemiyetleri ve dinî cemaatlerin ötesinde çok çeşitli bir şekilde yaygınlaştığını göstermektedir. Ancak Müslümanlara özel olmayan gönüllü hizmetlere katılım anlamında bir yetersizlik söz konusudur. İhtiyaçlar ve imkânlar dikkate alındığında bu hizmetlerin yoğunlaştırılması ve yaygınlaştırılması söz konusu olduğunda, bu sosyal faaliyetlerin kime yarar sağlayacağı sorusu belirleyici bir manaya kavuşacaktır. Müslümanların Batı toplumlarında bu şekilde, başka bir inanca sahip olan kimselerin istisna edilmediği, aynen Müslümanlar gibi veya kendi cemaatinin faydalandığı gibi faydalanabilecekleri bir sosyal faaliyetleri olmalı mı? Müslümanların, bütün toplumun yararına hizmetlerde bulunmasının ve kendi toplumlarının dinî alanlarının ötesinde daha etkin ve yoğun bir faaliyete geçmesinin iki ana sebebi bulunm-aktadır: 1) Etkin bir katılım ihtiyacı, 2) Dinin başkalarına merhamet etme emri.

Dosya: "Gönüllülük"

Gönüllü Çalışmalar Aracılığıyla Sosyal Bütünleşme

3 Şubat 2020

1) Sosyal faaliyetlerin yoğunluğu ve toplumsal katılımın genişliği, Müslümanların yerleşikliğini ve ilgili toplumun bir parçası olduklarını ortaya koyan önemli bir göstergedir. Müslümanlar entegrasyon tartışmalarında sürekli kendilerinin sorumlu tutulmasından ve uyum emirlerinden haklı olarak şikâyet ediyorlar. Entegrasyonu tek taraflı ve lekeleyici bir boş laf olarak görüyorlar ve uyumu reddetme suçlamalarını kabul etmiyorlar. Bunun yerine alternatif olarak katılımdan söz etmek mümkün. Ama bu da üzerlerindeki sorumluluğu ortadan kaldırmaya yetmiyor. Tam aksine katılım toplumsal sorumluluğu ve yoğun bir etkileşimi gerekli kılıyor. İşte bu noktada artık herhangi bir izahata gerek kalmıyor: Katılım hukuki ya da siyasal bir tanım değil, ancak çok güçlü bir toplumsal unsurdur. Vatandaşlık katılımı yalnızca alıcı tarafın kamu mallarına erişimini, kabul ve hoşgörü kazanma hakkını değil; aynı zamanda gönüllülerin kendi sorumluluklarını yüklenerek, aidiyetlerini yoğun ve etkin bir biçimde dışa vurmalarını ve nihayetinde toplumsal refahı hep birlikte oluşturmayı içermektedir. Yaygın ve derinlemesine yürütülen sosyal hizmet çalışmaları hem kimlik oluşturma fonksiyonuna sahip olacak hem de Müslümanların özgüvenlerini daha da kuvvetlendirecektir. Bundan da öte, karşılıklı güveni kuvvetlendirirken, ön yargıları da yıkacaktır. Hatta gayrimüslimlere, Müslümanların da buraya ait olduğu hissini verecektir. Yani kısaca sosyal hizmet çalışmaları Müslümanların seküler ve çoğulcu toplumda yerlerini bulmalarına katkı sağlayacak, Avrupalı-Müslüman kimliklerini ve “biz” hissini yerleştirerek, böylece toplumsal uyum ve dayanışmayı kuvvetlendirecektir.

ÖZEL DOSYA

2) Bizzat kendi cemaati için hizmette bulunmak elbette ki sadece bir dinî vazife değil aynı zamanda bir yurttaşlık katılımı eylemidir. Sosyal katılımın dinî anlamda bir meşruiyetinin olması ile aslında mesele burada bitmiyor. Bir başka deyişle: Bütünsel bir sosyal katılım dinî açıdan bir ihtiyaçtır, lakin, hiç bir zaman tek başına yeterli değildir. Öte yandan, Müslümanlara bir yaşam alanı sunan ve vatan hâline gelen bu topluma karşı açık fikirli ve olumlu bir tutumun hem genel ahlak ilkeleri hem de dinî olarak pek çok dayanağı da vardır. Bununla ilgili Kur’an ve sünnetten çok zengin bir delil listesi göstermek mümkündür. Bu arada kelam, felsefe, tefsir, fıkıh, ahlak ve makâsıda dair pek çok erken İslam eseri, İslam’ın evrenselci özünü yansıtan bu tür ahlaki davranış emirlerini nakletmektedir. Burada merhamet, insan onuru, hayırseverlik, misafirperverlik gibi yaratılış ve ahlak teolojisi veya adalet, ortak refah ve dayanışma gibi makâsıdü’ş-şerîanın hukuk felsefesi yaklaşımları ile sosyal ahlak açısından gerekçelendirilebilecek eylemler için davranış ilkeleri bulmak mümkündür. İslam tarafından gerekli kılınan bu ahlaki evrensel prensiplerin takip edilmesi durumunda, başka bir inanca ya da düşünceye mensup olan kişilerin de Müslümanların bu sosyal hizmetlerinden faydalanmaları tabii olarak söz konusu olur. Sosyal hizmetlerin bu şekilde dinî olarak gerekçelendirilmesinde Müslümanların gayrimüslimlere karşı kapsayıcı ve çoğulcu tutumundan söz etmek mümkündür. Ve bu davranış bize Yunus Emre’nin etkileyici bir biçimde formüle ettiği Allah sevgisini hatırlatır: “Yaratılanı severim yaratandan ötürü.” İşte toplumsal yardım faaliyetlerine katılım tam da yeryüzünde merhametin ve Allah sevgisinin insan aracılığıyla hayata geçirilerek canlandırılması anlamına gelir.

HABER BÜLTENİ

Perspektif’in içeriklerinden haberdar olmak için kayıt olun

Hakkımızda

Avrupa’ya işçi göçü yarım asrı ardında bırakırken Müslümanlar da bulundukları ülkelerde kalıcı hâle geldiler. Bu durum “vatan”, “aidiyet”, “İslam” ve “Avrupa” gibi birçok kavramın çift taraflı olarak sorgulanmasına neden oldu. Avrupa’da yerleşik bir Müslüman cemaatin oluşması, hem yerleşik kültür ve siyasi düzen için, hem de Müslümanlar için yeni sorulara da kapı araladı.

YAZININ DEVAMI
Gizlilik Sözleşmesi | Şartlar & Koşullar